'Kötü bir şey olduğundan mı şüpheleniyorlar peki?'
'Bilmiyorum ama' diyerek Buğlem derin bir nefes aldığında Vuslat karısına dönüp dikkatle bakmıştı.
'Ama Ece ile son konuştuğumda başka bir yerde daha kapsamlı test yaptırdığını söyledi. Problemin kendinde olduğunu düşünüyor ve eğer gerçekten onda ise Aras'la olayı değiştirip kavga ederek ayrılacağını söyledi.'
'Niye? Aras'da ise terk mi edecekmiş?'
'Aras'da ise tedavisinde yanında olurum ama benim yüzümden onun belki de yıllarca çocuk hasreti çekmesini istemiyorum dedi.'
'Anladım.' Vuslat başını sallayarak bakışlarını ikisine çevirdiğinde kalbini sıkıştıran şey ile onları izliyordu. Kardeşlerinin bu acıyı tek başlarına yüklenmesine asla göz yummayacaktı en azından hayatta olduğu sürece.
'Bana gittikleri iki hastanenin ismini bulur musun?'
'Biliyorum ki zaten. Benim çalıştığım hastaneye beraber gidiyorlar. Ece'nin ayrı gittiği doktor var, o yazıhane. Polat Candaş doktoru.'
'Tamam güzelim. Tibet'e bakıyım bir' diyerek Vuslat ayaklanıp adımlarını çalışma odasına yönlendirmişti. Yavaşça odaya girip kapıyı kilitlediğinde açık bilgisayardan ilk önce Ece'nin doktorunun numarasını buldu. İki çalıştan sonra telefonun yanıtlanması ile derin bir nefes aldı.
'Alo?'
'İyi günler Polat bey mi?'
'Buyurun benim'
'Ben hastalarınızdan Ece hanımın abisiyim. Vuslat Kasırga. Bilginiz ne öğrenmek istedim.'
'Vuslat bey üzgünüm ama bilgi veremem. Ece hanım özellikle rica etti.'
'O zaman ben de şiddetle rica ediyorum ya bilgiyi ver ya da yarın sabaha yazıhanende tartışalım.'
'Tehdit mi ediyorsunuz Vuslat bey'
'Evet Polat bey. Siz sanırım algılayamadınız ama ben Kasırgayım ve her türlü istediğime ulaşırım.' adamın sessizliği ile Vuslat derin bir nefes almıştı.
'Şimdi sorumun cevabını alabilir miyim?'
'Vuslat bey, bu bilgiyi verdiğim aramızda kalsın lütfen.'
'Tamam sen anlat.'
'Ece hanımda tedavisi mümkün olmayan bir şey yok. Yani sadece bir kutu hap ile çözülecek bir problem. Bu yüzden eşi Aras beyin raporlarını hastanedeki arkadaşımdan rica ettim. Açıkçası sonuç pek iyi değil. Darp sonucu oluşmuş ve tahmini beş yıl öncesine dayalı bir problem var. Tabi Aras beyin bu konuda henüz bir bilgisi yok.'
'Yanlışınız var, Aras tedavi oldu.'
'Bana gönderilen dosyada bu bilgi var ama tedavi olumsuz sonuçlanmış'
'Mümkün değil, Aras tedavinin bittiğini kendi söyledi.'
'Raporlar şuan elimde Vuslat bey. Aras bey yaklaşık dört buçuk yıl önce bir tedaviye başlamış. Tedavi süreci boyunca her hangi bir değişim görülmemiş ve devam etmesi gereken kontrollere gitmemiş.'
'Kesin bir tedavi yöntemi var mı?'
'Şu anın teknolojisi ile tabi ki var ancak Amerika'da.'
'Bakın, o tedavi için ne gerekiyorsa bana bildirmenizi rica edeceğim.'
'Tedavi için gereken dosyası hazırladık Vuslat bey, ancak Ece hanım eşine bildiremediği için dosya şuan bende.'
'Adresinizi bu numaraya mesaj atın. Yarım saat sonra dosya için gelecekler.' diyerek Vuslat telefonu kapatıp donmuş gözlerle pencereden dışarı bakmıştı. Aras'ın neden böyle bir şeyi sakladığını bilmiyordu ama içine hiçte iyi şeyler doğmadığı bir gerçekti. Kapının kilidini açıp merdivenlerin başına geldiğinde derin bir nefes aldı.
'Aras'
'Buyur abi'
'Yavuz'u al çalışma odasına gel'
'Geliyorum abi' Aras'ın sesinden bir iki dakika sonra kapının açılıp kapanma sesi gelmiş ardından iki adamda merdivenleri çıkmıştı.
'Sen çalışma odasına geç Aras' adam başını sallayarak odaya ilerlediğinde Vuslat'da Yavuz'a döndü. Gelen mesajı Yavuz'un telefonuna gönderip derin bir nefes daha aldı.
'Tek başına mesajdaki adresten dosyayı al Yavuz. Deniz bile dahil hiç kimsenin haberi olmayacak'
'Peki abi' diyerek Yavuz merdivenleri indiğinde Vuslat'da sıkıntılıca çalışma odasına dönmüş ardından kapıyı kapatarak kardeşi dediği adamın karşısındaki koltuğa oturmuştu.
'Aras, sana bir soru soracağım'
'Sor abi'
'Bana bu gün hastaneden telefon geldi. Senin ve Ece'nin hastaneye uğrayışınız hakkında.'
'Hasta gizliliği yok ki anasını satayım.'
'Hasta gizliliğini sikerim Aras. Bana dört yıl önce tedavinin devamını bırakıp bırakmadığını söyle' Aras'ın bakışlarının bir anda donması ile Vuslat baş ve işaret parmağı ile şakalarını sıkmıştı.
'Kontrole gitmedin demi?'
'Git-medim'
'İyi halt yedin!' Vuslat'ın ani çıkışı ile Aras gözlerini kapatsa da salondakiler şaşkınlıkla merdivenlere bakmışlardı.
'Hayatının içine sıçmaya meraklı mısın lan sen' adam sesinin yükselmemesi için dişlerinin arasından tıslar gibi konuşsa da Aras'ın aklına yeni yeni geliyordu bütün bunlar.
'Aras ne yaptın oğlum sen kendine.'
'Abi tedavi bitti diye gitmedim, ne bileyim ben böyle olacağını'
'Koskoca adamsın, evlisin o yüzden sakin kalmaya çalışıyorum. Her an yola çıkacakmış gibi hazırlanın. Ece de sende. Birazdan bana gelecek dosyaya göre Amerika'ya gitme olasılığınız var.'
'Abi iş' Vuslat hırsla adamın gözlerinin içine bakmıştı. Az kalmıştı çıldırmasına, bu durumda bile iş mi diyordu cidden.
'Sokarım işine! Bana ağzımı açtırma lan! Abine olanı biteni anlatsaydın aylar önce tedavini olup gelmiş olacaktın belki de!' Vuslat'ın bağrışı sürerken Buğlem koşarak merdivenleri çıkıp çalışma odasının kapısını açmıştı.
'Buğlem çık dışarı'
'Hayatım sakin ol'
'Sakin makin olamam! Çık dışarı! Sinirliyim!'
'Abi çocuklar uyuyor bağırma' Aras'ın sesi ile Vuslat kaşlarını çatıp burnundan solumaya başlamıştı.
'Sen sus Aras! Sen sus! Lan! Lan konuşturma beni sus!' Vuslat bağrışını tekrarlayarak elini sakallarında gezdirmişti. Buğlem ise içeri girip kapıyı kapattı.
'Hayatım sakin olup ne olduğunu anlatır mısın?' Buğlem'in bile sesini duymayacak hale gelmişti Vuslat. Beş yıl öncesine gidiyor beyninin kaynamasını sağlıyordu.
'Ölüyordun lan! Ölüyordun ve yarım bıraktın! Ne için lan ne için!'
'Vuslat' Buğlem Aras'a yürüyen adamın önünü kestiğinde onun alevler saçan gözlerini de şükür ki kendine çekebilmişti.
'Buğlem bu adam ölüyordu. Aylarca hastanede bekledim ben. Lan defalarca ameliyata girdin ben öldüm öldüm dirildim. Hiç mi hatırı yoktu da bitirmedin bütün tedaviyi. Neydi yarım bıraktıran. Yav on dakika, on dakika kontrol için harcayacağın zaman. Neydi oğlum? Söyle Allah aşkına söyle. Deki abi şu şu oldu gidemedim. Abi şu işim çıktı, şunu yaptım. Yav söyle, bana geçerli bir halt sun. Sun ki eyvallah deyipde ciğerimi yakmayım'
'Gitmedim abi işte, yapma bana bunu kurban olayım'
'Lan, lan sana o raporları uzatırken ben vardım yanında. Olmaz öyle şey deyip doktorla tartışmadım mı?' diyerek Vuslat dudağını ısırmış ardından fısıltıyla konuşmaya başlamıştı. 'Olacak dedim, düzelecek Aras, evladın olacak, yeğenimi seveceğim ben dedim. Sen de abi olacak ne gerekiyorsa yapacağım demedin mi? Yarım mı bırakacağım dedin yoksa, ben mi yanlış anladım?'
'Bilmiyordum abi böyle olacağını. Bitti tedavi deyince gitmedim işte. Kontrol sonuçta, dikiş atılsa kontrole gel diyorlar. Ne bileyim, bir şey olmaz sandım işe daldım.'
'Bak iki yıl oldu. Sen evleneli iki yıl. Şuan çocuğun Tibet'le Doğa ile aynı yaşta olabilirdi demi? Abim, kardeşim, niye yaptın bunu kendine be' diyerek Vuslat, Aras'ın yanındaki koltuğa oturup adamın omuzunu sıkmıştı. Dolu gözleri kendini gösteriyordu ki bir anda boşluğa düşüp kendini abisi gibi gördüğü adamın omuzuna göz yaşı dökerken buldu.
'Bilemedim be abi. Lanet olsun ya, olmuyor işte, olamıyorum. Baba bile olamıyorum' Vuslat omuzunda hem konuşup hem göz yaşı döken adamı kendinden uzaklaştırıp derin bir nefes almıştı.
'Olacaksın. Hazırlanın, düzelecek.'
'Düzelir mi?'
'Düzelecek her şey, biz olmazı oldurduk bu zamana kadar. Evladın da olacak, o istediğin aileyi de kuracaksın. Sana bunu yapan herkesin hesabını kestim bu da olacak ve mesele tamamen kapanacak. Yoksa yakarım Aras. Rabbim şahit ki eğer bu yüzden evladın olmazsa o geberttiğim heriflerin evlerini içinde aileleri ile diri diri yakarım.' Buğlem şaşkınca adamları izlerken çalışma odasının kapısı çalmış Yavuz elinde dosya ile içeri girmişti. Vuslat ise bir dakika kaybetmeden aldığı dosyaya göz atıp mail adreslerini çıkarmıştı. Masadaki laptopu aldığı gibi mail kutusunu açarak derin bir nefes aldı.
'Yavuz okut hepsini' diyerek adama da dosyaları verdiğinde cebindeki telefonu da çıkararak mailin altındaki numarayı tuşladı.
'Konuşur musun ben mi anlatayım?'
'Konuşurum abi' Vuslat başını sallayarak telefonu Aras'a verdiği gibi terası göstermiş ardından tek tek dosyaları bilgisayarına kaydederek beklemeye başlamıştı. Aras elinde telefonla içeri tekrar girdiğinde derin bir nefes aldı.
'Ne dedi?'
'Bana para puldan bahsediyor, tövbe tövbe. Maliyet sorun değil dedim, geldiğiniz an başlarız, raporları mail adresime gönderin dedi.' Vuslat başını sallayıp hazırda beklettiği e-postayı göndermiş ardından da üç gün sonrası için biletleri alıp çıktısını Aras'a vermişti.
'Ne kadar süreceğini söyledi mi?'
'Duruma göre 1 hafta ile 1 yıl arasında değiştiğini ancak daha önceden tedavi olduğum için üç hafta muhtemel süre olduğunu söyledi.'
'Gidin dinlenin, ama Aras, bu kez tam olarak bitmeden gelme, öldürürüm seni.' Aras usulca başını salladığında Vuslat adama sıkıca sarılmış, ardından dördü de çalışma odasından çıkmışlardı.
İnsan hayatı belki değerliydi ama en ufak şey bile büyük yaralara neden olabilirdi. Tıpkı Aras'ın ufak bir geçiştirmesinin iki insanı hatta Vuslat'ın üzülmesine kadar uzandığı gibi. Yorgunluk bambaşka bir duyguydu da insanın bu kez bittim demesi tarihe defalarca altın harflerle geçebilirdi. Vuslat canı gibi sevdiği dostlarından birinin daha acı çekmesine şahitlik etmişti. Adama bağırıp çağırmıştı ama kendine göre haklı nedenleri vardı. Yüreği el vermiyordu kardeşinin dalıp gitmesine, boşluğa düşmesine.
Aile fertlerini birer birer gönderdikten sonra Vuslat'ın bağrışı ile ağlama krizine giren Tibet, bu kez Vuslat'ın omuzu ile huzuru bulmuştu. Saatler süren ağlama sonucu ateşinin çıkması da ayrı dertti tabi. Vuslat omuzundaki ufaklığı yavaşça beşiğine bıraktığında omuzuna yerleşen elle gülümsemişti. Hatırlıyordu da Tibet'i bu odaya ilk aldıkları gün kare tam tersiydi. O zaman Buğlem Tibet'i beşiğe yatırmış, Vuslat ise elini karısının omuzuna destek verircesine yerleştirmişti.
'Uyumuş'
'Çok tedirgin ettim onu, ama elimde değildi. Çıldırdım.'
'Olur arada, hem senden korkup sende huzur bulan ilk canlı o' Vuslat gülümseyerek karısına yüzünü döndüğünde onu sıkıca kolları arasına alıp başına öpücük bırakmıştı.
'Sende o hem korkup hem huzur bulan değil misin?'
'Ben senden korkmuyorum, sadece huzur buluyorum.'
'Korkmadığına emin misin?'
'Eğer kastının içine kaybetme korkusu giriyorsa o var tabi' ikisinin fısıltılı konuşması devam ederken Tibet'in kıpırdaması ile gülümsemelerini büyütüp sessizce odadan çıkmışlardı. Kendi odalarına girip kapıyı örttüklerinde ise Vuslat derin bir nefes alarak karısını tekrar sarıp sarmaladı. Hayatında tattığı nadir ama güzel duygulardan birisi de buydu. Normalde alışık olunan görüntü erkeğinin göğsüne sinmiş kadın iken Buğlem ve Vuslat'ın yatak odasında bu bambaşkaydı. Vuslat sımsıkı sarıldığı karısının boynuna siner ve sabahları onun bacağı üzerinde iken uyanırdı. Bu Tibet doğduğundan beri çok çeşitli haller alsa da genelde böyleydi. Vuslat yine sevdiğinin boynuna burnunu gömerken derin bir nefes almayı da ihmal etmemişti.
'Hatırlıyor musun?'