1. Bölüm
Asırlar boyu konuşulmuştur insanoğlunun zalimliği. Zulme abad bir gelenektir kurban etmek. Adaletsizliğin hükümdar olduğu noksan akıllı güçlüler ve o noksan yoklukla kurban edilen körpeler. Eşitsizlik, ayrımcılık noksan akıllarının ve sakat yüreklerinin nişanesiydi kurban ettiklerinin bir ömür ruhlarında damga damga silinemeyecek azap izleri. Bir ömür koca bir ukte olarak çengellerde asılı kalır hayallerde. Yaşayabilmeyi ulaşılmaz raflara kaldırırlarken uzaktan bakmakla yetinir kurbanlık seçilenler hayatlarına.
Olmayan öfke kontrolü ile sıkıyordu elindeki silahın kabzasını. Parmağının altındaki tetiği çekmek için bir saniye bile düşünmeyecekti.
"Galip yapma! " diyen ses ona o an engel oldu. Öfkeli bakışlarını çevirdiği ses küçük dayısına aitti. "Gözünü seveyim bak sakın! " dayısı korkuyla bakıyor, nasıl engel olabileceğini bulamıyordu. Öfke problemi olan yeğeninin uğradığı ihanetin faillerini asla affetmeyeceğini biliyordu. Uzunca yıllar kan davasından çok canı yanmış biri olarak bir daha aynı şeyin tekerrür etmesine asla izin vermezdi. "Sakın! Sakın yanlış bir şey yapma! "
"Benim yapacağım yanlış değil! " Bir kere daha döndü kin, nefret dolu bakışları, ağzını, yüzünü kan içinde bıraktığı, namlusunun ucunda titreyen ortağına. "Bak aslanım başka şekilde de halledebiliriz. "
"Başka şekil falan yok! Bu şerefsiz ölecek! " Sıktığı dişleri her saniye biraz daha birbirine geçiyordu. "Tamam yaptığı şerefsizlik, haysiyetsizlik! Evet yaşamayı da haketmiyor ama; bu beş para etmez şerefsiz için değer mi ailemizi cehenneme sürüklemeye? " sözleri yeğenine etki etmiyordu.
"Bunun yaptığı şerefsizliği savunan herkesi öldürürüm onun gibi! Arkasından intikam güden olursa onlarıda öldürürüm kimsesi kalmaz! " Bağırdığı sesi yeri, göğü inletirken tetiğe bastı. Dayısının son anda elini yana çelmesiyle yapmak istediği şeyde başarılı olamamıştı. Silah sesiyle birlikte korkuyla titreyen, ona ihanet eden nişanlısının sesi doldurdu her bir yeri. Birlikte kaçtığı nişanlısının ortağı ölümden kıl payı kurtulmuştu. Ölesiye korktuğu ve buna rağmen ihanet ettiği nişanlısının onu asla bağışlamayacağını biliyordu.
Galip bir kere daha silahını Hakan'ın kafasına dayayacakken öldürmek için dayısı araya girerek kendini silahın önüne siper etti.
"Bu şerefsizleri mi koruyorsun dayı?! Bana ihanet eden haysiyetsizleri mi koruyacaksın? Adımızı dillere düşüren, şerefimizi, haysiyetimizi ayaklar altına alan, bizi milletin ağzına sakız eden bu iki kanı bozuğa mı siper ediyorsun kendini?! " öfkesi tek başına ikisini boğmaya yeterdi.
"Benim kendimi siper ettiğim onlar değil sensin. Elini kana bulamana izin vermem! Hele yeni bir kavganın başlamasına asla izin vermem! Onları öldüreceksen önce benden başla. "
"Dayı çekil! "
"Vallahi de, billahi de çekilmem! Benden başla o zaman. " Galip öfkeyle derin ve kısa nefesler soluyordu. Sıktığı dişleriyle gözü seğeriyordu. Uğradığı ihanet yüzünden öfkesinde alabora olan aklı bu kez tamamen boğulmuştu. Dayısı kararlılıkla karşısına dikilmiş bir adım dahi gerilemiyordu. Dayısı silahın ucundan tutarak,
"Ya benden başlayarak hepimizi öldür, ya da bırak. " dedi. Biliyordu ki Galip'i durduracak tek şey buydu. Galip yaşadığı öfke patlamasıyla sinirden titrerken dayısı elindeki silahı çekip aldı. Silahı elinden alan dayısına bir parça öfke, bir parça da hayal kırıklığı ile baktı.
"Bunu hiç unutmayacağım dayı... Hiç! " Sırtını dönüp arabasına doğru yürüdü büyük öfkesiyle. Yanına ulaştığı arabanın kaputuna iki eliyle olağanca gücüyle vurdu. Hızla bindiği arabasıyla gazlayıp giderken dayısı arkasından derin bir nefes aldı.
Galip'in gidişinden sonra dayısı Hakan'ın amcasını aramış, gelip yeğenini almasını istemişti. Bizzat kendisi başlarında beklemişti amcası gelene kadar.
Hakan'ın amcası geldiğinde, Hakan'ı tanınmaz bir hâlde bulmuştu. Galip onu öyle bir hâle getirmişti ki ayakta durmak bir yana dursun konuşamıyordu bile.
"İnsan Allah'tan korkar! Nasıl bu hâle getirdiniz bu çocuğu? " diye çıkıştı Hakan'ın amcası. Galip'in dayısı Haşmet tek eliyle yakasından tutarak kendine doğru çekti karşısındaki adamı.
"Senin yeğenin ortağının namusuna göz dikmeye Allah'tan korkmuyor da ölmediğine mi şükretmiyorsun! Sen dua et onu tek parça yeğenimin elinden alabildim! Allah'a and olsun ki Galip hiçbirinizi yaşatmaz. Başta bu haysiyetsiz yeğenin olmak üzere ailenizde tek erkek kalmaz! O yüzden elini çabuk tut ağzı iyi laf yapan üç beş kişi bul, makul tekliflerle gelsinler abimle, eniştemin karşısına yediğiniz haltı bir şekilde halletsinler. " diyerek adamı geriye doğru itti. Gözünü sinirle diktiği adamdan ayırarak arabasına doğru yürüdü. Bindiği arabayı çalıştırarak uzaklaştı.
Galip'ten haber alamadıkları yirmi dört saat boyunca babası bütün Eskişehir'i aramış oğlunu; camı, kapısı, içindeki eşyaların bir çoğunun kırık olduğu bir evde bulmuştu. Uzandığı koltukta uyuyan oğluna içinde koca bir cehennemle baktı. Kırıp döktüklerinden yaralanan eli epey kanamış, zeminde yer yer göl olmuş kan kurumuştu. Kıyafetlerinde kan lekeleri vardı. Evi harabeye çevirmişti.
O yıkım öfkesinin ruhunda bıraktığı yıkımın yansıması gibiydi. Kırıp döktükleri arasında onlarca sigara izmariti vardı ve kenarda duran küllük ağzına kadar doluydu. Daha aylar önce yaşadığı büyük travmaları atlatamamışken bu yaşadığı ihanet aylardır gördüğü tedaviyi alt üst etmişti. Babası yaklaşarak kesikler içinde kalmış eline baktı. Elindeki yaraların üzerindeki kan kurumuştu ve yaralar oldukça derindi.
Evin içinde göz gezdirdi. Banyoyu bulmak için bakındı sağa, sola. Bulduğu banyodan ilk yardım malzemelerini alarak oğlunun yanına döndü. Biraz ses yapmıştı istemedende olsa. Galip seslere gözlerini aralarken karşısında gördüğü babasıyla hemen doğrulup oturdu.
"Baba... " dedi şaşkınca. Ayağa kalkacağı sırada babası omuzuna elini koyarak ayağa kalkmasına izin vermeden yanına oturdu. İyi olup olmadığını sormayacaktı. Çünkü iyi olmadığını biliyordu. Oğlunun yaralı elini tutarak alkollü suyla temizlemeye başladı.
Galip,
"Ben yaparım. " dedi. Onun her hâlini bilen tek kişiydi babası. Yaptığı tüm yanlışlarına rağmen ondan vazgeçmeyen en kıymetli hazinesiydi babası.
"Kendine verdiğin her zararın acısının yüreğimde koca bir cehennem olduğunu baba olmadan anlayamayacağın için ne söylesem eksik kalacak. " acı dolu gözlerini oğluna çevirdi. Galip daha fazla babasının yüzüne bakamazken başını önüne eğdi. Hayatı boyunca babasının en çok yandığı dert olmuştu. Yaptığı onlarca hataya rağmen bir kere bile oğlundan vazgeçmeyi düşünmemişti babası. Oğlunun yaralı elini temizleyerek sardı.
"Kalk üstünü başını değiştir eve gidiyoruz. Annen perişan oldu senden haber alamayınca. Öğleden sonra onlardan birkaç kişi gelecek, dayının otelinde toplanacak herkes. Söylemek istediğin bir şey var mı? "
"Tek şartım ikisi de ölecek! Ya onlar yapar, ya da ben! Başka yolu yok. "
"Kaç gündür kan dökülmesin diye uğraşıyoruz. Sonuç ne olur bilemem ama ne başkasının ocağına ateş düşürürüm nede ocağıma ateş düşmesine izin veririm. Yıllarca uğraşıp dedenlerle aramızdaki kan davasını bitirdik. Senin doğmanla yüz elli yıllık düşmanlık bitti. Şimdi kan diye diretmek sana yakışmaz. Ne denli zor bir durum olduğunun farkındayım ama biraz da aklı selim davranmak gerek. "
"Baba, ihanete uğrayan benim o yüzden ne hissettiğimi anlayamazsınız. "
"Bu ihanet yalnızca sana değil hepimize yapıldı. Yapılabilecek en haysiyetsiz şeyi yaptı ikisi. Hiç kimse senin yüzüne söyleyemeyeceği şeyi arkandan da söyleyemez, çünkü bunun adı ihanet. "
"Baba, ben o şerefsize güvendim. İşimi, ailemi, namusumu emanet ettim. Beş parasızken işime ortak ettim. Ona emanet diye bıraktığım kadına başka bir gözle bakmış olması ölmesi için yeterli değil mi? "
"İkisi ölünce bitecek mi oğlum? Bir kere seni kaybetme korkusu yaşadım, bir daha asla ne seni kaybetme ihtimalini göze alırım ne de hapislerde çürümene izin veririm! Daha aylar önce cehennemden sağ çıkıp geldin, benim seni bir kere daha kaybedecek gücüm yok. Ölüm hariç ne der, ne istersen söke söke alırım onlardan ama babanın hatrı için bundan vazgeç! "
"Neden bana bunu yapıyorsunuz baba?! Neden beni hep olmaması gereken şeylere mecbur bırakıyorsunuz?! "
"Şu an öfkeden neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemiyorsun. Öfken soğuduğu zaman pişman olacağın şeyler yaşansın istemediğimiz için. "
"En kötü daha ne olabilir ki? "
"Her şeyin beteri muhakkak vardır. Gerekirse ölürüm ama yinede ne katil olmana ne de sana bir şey olmasına izin vermem. Baban olarak yalvarıyorum sana birazcık olsun hatrımın kıymeti varsa yanında ölüm diye diretmekten vazgeç." Galip sinirle ayaklandı.
"Ne istiyorsanız onu yapın! " diyerek montunu ve arabanın anahtarlarını alarak evden çıktı. Arkasından çarptığı kapıyla babası derin bir nefes aldı.