“Bu ne şimdi?” dedi, parmağıyla kapıdaki adamı işaret ederek. “Kapıma nöbetçi mi dikti o abin?” Hicran mahcup bir gülümsemeyle içeri süzüldü, korumayı dışarıda bıraktı. Tepsiyi masaya koyarken sesi kısık ve temkinliydi. “Abimin emri gülüm… Görüyorsun hâli hâl değil. Çok öfkeli.” “Deli senin bu abin!” Zeyno’nun sesi titredi ama geri adım atmadı. “Beni burada zorla tutabileceğini mi sanıyor?” Hicran iç çekti. “Üzgünüm ama abim bu… Kafasına koyduğunu yapar. Hadi gel, bir şeyler ye. Güçsüz düşme.” Zeyno başını inatla çevirdi. “Yemeyeceğim inşallah açlıktan ölürümde hepsinden,kurtulurum hem Götür o tepsiyi. Abin yesin. Hatta mümkünse o çorbada boğulsun.” Hicran ne söylese fayda etmedi. Çaresizce tepsiyi aldı, kapıya yöneldi. Merdivenlerden inerken, aşağıda Mir’le burun buruna geldi. Mir

