"Yakalanmış +21"

1351 Words
Bölümde rahatsız edici cinsellik sahneleri vardır. Dikkate alarak okuyunuz.!!! Ela Arslan: Ayağa kalktığını hissettim. Ne kadar lanet etsemde babam denilen adamın eğitimleri sayesinde hafif sesleri bile duyabilirdim. Ayaksesleri kalbimi hızlandırmıştı. Tam üç yıl sonra onu görecektim. Bunca zaman olduğu canavar değişmiş miydi acaba? Gözlerimin bağı çözüldü aniden. Gözlerimi ışığa alıştırmaya çalışırken birkaç kez kırpıştırmıştım. "Çıkın." dedi sert bir sesle. Odadaki tüm adamları çıktı. Bir çeşit yatak odasindaydık sanırım. Kimse kalmamış sadece o ve bendik. Kaçtığım o adama canavar mı demiştim. Yanılmışım. Daha da kötüye gitmişti. Bana saf nefret ile bakıyordu. Aniden çenemi sertçe kavrayıp beni yerden kaldırdı. Ellerim hala bağlı olduğu için dengemi kaybettim sendeledim. "Sen benim prensesim olmak yerine benden kaçtın." çenemi o kadar sert sıkıyorduki canım yanmaya başlamıştı. "Benim prensesim olmayı istemedin o zaman oyuncağım olacaksın. Suka." Suka mı demişti o? Rusça'da evcil dişi köpek demekti çoğunlukla orospu anlamına da gelirdi. Hangisini kastettiği fark etmez ikisi de iğrenç bir tanımlamaydı. Evcil bir hayvan iğrençlik arz etmiyordu tabiki. Ama bu tabir genelde kadınları eğitmek, evde sadık bir köpek gibi beklediklerini betimlemek için kullanılırdı. Ne zaman orospu olmuştum ki. Gerçi onun için bir şey değişmezdi. İtaat edecek evcil bir köpek ya da orospu onun için aynı anlama geliyordu. Ağzıma gelen türlü küfürleri yuttum. Üç yıl önce söylediği gibi onun için sadece oyuncak olacaktım. Belki varisini doğuracak bir damızlık. Benim ne hissettiğimin ya da ne düşündüğümün hiç bir zaman önemi olmamıştı zaten bu hayatta. Kendimi elinden kurtarmaya çalışıyordum. Ama nafile benim narin bedenim onun yanında çok kırılgan kalıyordu. "Seni öyle bir kıracağımki paramparça olacaksın." "Kaçtığın her bir gün için lanet edeceksin." "Sen Arslan kızı asla bir Karan olamayacaksın." "Tek görevin benim sukam olacaksın. "Seni kırdığım parçalardan yeni bir sen yaratacağım. Çok acılı olacak ama bir daha bana karşı gelmemeyi öğreneceksin." Beni yüzüstü yatağa fırlattı. Ne yapacağını anladım. "Burak lütfen yapma." "Sen beni rezil ettin. Hakkım olanı alabilmek için üç yıl beklemek zorunda kaldım." "Eğer başkasıyla yattıysan sen dahil tüm aileni öldürmek için hakkım olacak." Doğruydu bu her bir dediği kelime. Eğer bir kız söz verildiyse hatta benim gibi barış için verildiyse bakire olması gerekiyordu. Yoksa anlaşma bozulur iptal hakkı doğardı. Bizim dünyamızda verilen söz her şey demekti. Aslında sadece kendim için değil onun içinde kaçmıştım. Ama her zaman yüzeysel olan görülürdü değil mi? Onun tahtını alamadığı da doğruydu. Benim yüzümden. Anlaşılan evlilik yapılmadığı için diğer aileler babasından liderliği almasına engel olmuş olmalıydı. Kurallar böyleydi çünkü. Bu hikayenin en masumu benken herkes tarafından nasılda günah keçisi ilan edilmiştim değil mi? Burak her şey için beni suçluyordu. Babam olacak adama sorsanız şeytanın kendisi bendim. Gene de bir şekilde babamın istediği olmuş Burak engellenmişti. Eminim konseyi ikna edenlerin başında geliyordu. Burak üzerime doğru gelmeye başlayıp kravatını çıkarıp attı. Ne yapacağını biliyordum. Doğduğumdan beri bu an için yetiştirilmiş olmam buna hazır olduğum anlamına gelmiyordu ne yazıkki. Şimdiye kadar bunu yapmadığına şaşırmıştım. Başka birisi olsa adamlarını bile kullanırdı. Bizim dünyamız karanlıklar dünyasıydı ve bu dünyada kadınlar sadece kullanılmak için vardı. Ya benim gibi barış için verilirdi ya da birilerine suikast duzenlemek için. Sonrası da malum, sonu ölümdü. Benim cezamda normal şartlarda ölümdü. Çünkü ben yasalara karşı gelmiştim. Yıllarca eziyet görmem kimsenin umrunda bile değildi. Onlara göre tek bir görevim vardı. Eş olmak; çocuk doğurmak, susmak ve kocan ne derse onu yapmak. Aslında bunların hepsi benim karakterimle uyumluydu. Ama katil olmak bunlardan birisi değildi. Ailemdeki herkesin aksine öldürmek benim yapamayacağım bir şeydi. Babam yıllarca beni bir köpek gibi eğitmeye çalışmış asla başarılı olamamıştı. "Burak lütfen yapma."diye yalvardım bir ümit çocukken aşık olduğum adamı görmeyi istedim ama maalesef gözlerinde sadece aynı canavarı gördüm. Ah evet daha masumken bu adamı tanıyordum. Tanımak biraz az olur bizim dünyamızda herkes birbirini tanırdı. Ama onun kim olduğunu bilmeden onu sevmiştim. Gerçi 13 yaşındaki bir kızın sevmeyi bilmesi normal miydi bilmiyorum. Sertçe beni yüzüstü döndürdü. korkum hat safhaya çıkmıştı. Kalbim çıkacak gibi atıyordu. Ellerini sırtımda gezdirirken içimi bir heyecan dalgası kaplamıştı. Bedenim ona her zamanki gibi tepki veriyordu. İki elimde bağlıydı. Sol elini yüzümün kenarına koyunca beni kurtarırken almış olduğu yara izi gözüme çarptı. Baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki bıçak izi. "Yarın baban geliyor ona kanıt sunmamız gerek değil mi? diyip anında beni ona döndürdü. Dudaklarımı vahşice öpmeye başlarken üzerimdeki bluzu yırttı. "Lütfen Burak." "Elâ sınırımı zorlama."diyerek pantolonumu açmaya başladı. İsmimi söylemesine bayılırdım. İsmimden nefret ederdim çünkü bana her zaman ne kadar önemsiz olduğumu hatırlatırdı. Ailemdeki herkes bunu söylemekten çekinmezdi çünkü. Ama Burak söylediğinde kendimi özel hissederdim. Pantolonumu çıkarmış iç çamaşırıma elini sokarak kadınlığımı ovalamaya başlamıştı. Anında ıslanmıştım. Bunu bana ilk kez yapmıyordu. Elinin altında kıvranmaktan nefret ettiğim kadar zevkte alıyordum. "Sana neler kaybettiğini göstermeliyim sanırım." diyip hızlıca çamaşırlarımı da soydu. Kendisi zaten hazırdı. Kaçmaya çalıştım ama bu onu daha da öfkelendirdi. Ellerim bağlı yataktan kalkmak ne kadar da zordu. "Hala ders almıyorsun suka." Beni yakalayıp tekrar yatağa fırlattı. Üzerime cullandı. Fermuarını açıp aletini çıkardı. Bacaklarımı zorla araladı. Onun kuvveti karşısında benim yapabileceğim bir şey yoktu. Kaçınılmaz olanı kabul etmek dışında. "Madem ders almıyorsun acıyla dersini al." diyerek aniden içime girdi. Acıyla bir çığlık attım. Lanet olsun ortadan ikiye ayrılıyordum sanırım. "Sen acıya alışık olmalısın. Eğitimlerini çabuk unutmuşsun." Pis canavar. Lanet olası pislik. Evet bizim dünyamızda kadınlar bile bir noktaya kadar eğitilirdi. Acı eşiği yükseltilirdi. Ama bunda asla iyi olmamıştım. Kutay abim özellikle bana işkence etmekten zevk alır anında bayılmamdan hoşlanırdı. Bana elektrik verip bayılmamı sağlar sonra saatlerce aynı eğlenceyi tekrarlardı. Burak beni nasıl biliyor ya da hayal ediyor bilmiyordum. Ama onun kafasında kurduğu sinsi, düşman aile kızı ya da güçlü biri değildim. Tam aksine oldukça kırılgandım. Bu zamana kadar inat ettiğim tek nokta sanırım hayatta kalmak olmuştu. Hiçbir eğitim bu acıyı hissetmeme engel olamazdı bu bambaşkaydı. Yarısı bile içime girmemişti. Geri çıkıp tekrar zorladı. Tekrar çığlık attım. Sonunda önündeki engeli yırttı ama ben de parçalanmıştım. Sadece bekaretim bozulmamıştı. Kalbim, ruhum acıyla dağlanmıştı. " En azından kendine dokundurtma hatasını yapmamışsın." dedi. Bunun mümkün olmadığını söyleyemedim bile. O ise iyi gözüküyordu. Planım işe yaramış olmalıydı. Benim aşık olduğum o çocuk nereye gitmişti kahramanım beni kurtaran adam. Bir zamanlar o da masumdu. Ama benim aksime o nefretle yoğrulmayı seçti. Ona kızamıyordum bile çünkü o böyle bir canavar olmak için yetiştirilmişti. Aletindeki kana baktı. Sonra tekrar sertçe içime girdi. Tekrar tekrar tekrar. Hiç bir şey yapmadan acının geçmesini bekledim. Gözümden yaşlar akıyordu. Ben onun nefretinden kaçmıştım ama gene ben kurban olmuştum. Sonra beni öpmeye başladı. "Geçti" dedi. Geçen neydi inanın bilmiyordum. Fiziksel acı illaki geçerdi. Peki ya ruhumuzda açılan yaralar? "Rahatla bana zevk vermeyi öğreneceksin." Kadının tek görevi erkeğe zevk vermek mi diyemedim. Söyleyemediğim her şey içimde düğüm oluyordu. Ama cevap vermemem gerektiğini daha çok küçük yaşta babamın tokatları ile anlamıştım. Tek bir tokadı ile yere yapışır kalırdım. Bedenimde ellerini gezdirmeye başladı. Bedenim hep ona tepki verirdi zaten ya aşık olduğum için ya da kahraman olarak onu yarattığım için. Ne kahraman ama!! Yavaş yavaş içimdeki doluluğa alışmaya başlamıştım. Acıya birazda olsa alışık olduğum için mi yoksa yavaşladığı için mi bilmiyordum ama acının yanında zevkte almaya başlamıştım. İçime girip çıkmaları kolaylaşmıştı. Aniden içime boşalmaya başladı. "Sana bu kadar zevk yeter Arslan kızı." diyip çıktı. Ne bekliyordum ki zaten. Sevgi dolu bir bitiş mi? "Sabaha baban burada olur. Eğer benimle evlenmeyi kabul etmez isen ne olacak biliyorsun değil mi?" "Seni tüm adamlarına siktirirecek senden geriye bir şey kalmadığında ise öldürecek." Dediği doğruydu babam beni adamlarına verecek her biri bana tecavüz edecek sonrada öldürüp bir çukura atacaklardı. Hangisi daha beterdi bilmiyorum ama ölmek bugünün konusu değildi benim için. Her ne kadar söz hakkım olmasa da konsey beni sorguya çekecek eğer evliliğe hayır dersem beni babama geri vereceklerdi. "Sen de istediğini alamayacaksın." dedim nefretle gerçekten bir an evlenmemek istedim. "Evlilik yoksa liderlikte olmaz." Şeytanca güldü. "Evlilik olacak. Amcanın kızını peşkeş çektiler senin yerine." O orospu onu öldürecektim. Burakta oldum olası gözü vardı tahmin etmeliydim. "Onunla evlenseydin o zaman." aşağılık pislik demek istedim ama diyemedim. "Olmaz suka seninle eğlenmek varken. Gerçi onu sikmeme dünden razı belki ikinizi bir sikerim." "Canavar canavarın tekisin." diye bağırdım. Ellerim hala bağlıydı ve ben çırılçıplak duruyordum. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştım. Aniden çenemi kavradı. Beş parmağının izinin çıkacağına hiç şüphem yoktu. "Dediklerine dikkat et. Bana saygısızlık yapman senin için hiç iyi olmaz. Canavar mı diyorsun. İnan bana daha hiç bir şey görmedin." dedi giyinip çıkıp gitti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD