Ela Arslan;
Kendime geldiğimde başım çok ağrıyordu. Nerede olduğumu neler yaşadığımı bir an unutmuştum. Dün getirilen odadan farklı bir odadaydım. Nerede olduğumu tahmin etmeme gerek yoktu. Her yere dolan kokusunu alabiliyordum.
Köşedeki koltukta hafif bir karaltı görünce korkudan sıçradım. Karanlıklar prensini karanlıkta görmeyi beklemekte benden beklenen bir saflıktı zaten. Elinde tuttuğu bardaktan viski içtiği belliydi. Nefret ederdim kokusundan. Ama ne diyebilirdimki midem mi bulanıyor.
"Zehirlemiş seni?"
"Her zaman yaptığı bir şey endişelenecek bir durum yok." dedim kısaca. Henüz bilmesin istiyordum. Düğün olana kadar. Çünkü eğer ortalık karışır ise gene hepsi benim suçum olacaktı. İlk idam fermanı çıkarılan da ben. Gerçi boynumdaki ferman hala yerini koruyordu sanırım ya.
"Bir dahaki sefere evcil hayvanım olduğunu söyle suka. Söyleki sana zarar veremesin."
"Tamam."
"Artık burada kalacaksın. Yarın imam nikahı kıyılacak." hah dedim içimden. Aslında ona saydırmak istedim ama uyuyan canavarı uyandırmamak şimdilik en iyisiydi.
Katillerin evlenmek için dini nikah kıyması ne kadar komikti değil mi? Türlü günahlar işleyip sonra da hiçbir şey yokmuş gibi dine uygun davranmak. Ne sanıyorlardıki Allah'ı kaldırabileceklerini mi?
"Anastasia'ya haber verdim. Yakında burada olur. Eğitimine onunla devam edeceksin. Senden ne kadar olursa artık."
"Tamam." senden olmuş ya canavar, pislik demek istedim gene diyemedim.
Anastasia Burak'ın dayısının eşiydi. Yani Viktorianin kardeşi Michael Vetrofun. Yeni Rus Mafya liderlerinden birisiydi. Onlarda devir teslimi daha geç yapılırdı.
Anastasia benim erkek tarafı eğitmenimdi. Küçüklüğümden beri arada gelir bana Rusça öğretmeni yanında Rus mafya ailesi ile ilgili bilmem gereken her şeyi de öğretirdi. Bir nevi akıl hocam da diyebilirdiniz. Sofra adabından, dansa ve müziğe hatta klasik rus yazarlara kadar ilmek ilmek işlemişti beni. Anastasia ve Michael bizden 15 yaş falan büyüktü. Son çocuk olarak doğmuştu.
"Çünkü ben aynı zamanda Burak bir varis Rus varis olmasa bile Rus prensesin geliniydim. Yapacağım herhangi bir hata aileyi küçük düşürebilirdi. Dediğim gibi hayatımı her zaman başkaları yönlendirmişti.
"Sürekli tamam demen canımı sıkıyor. Sanki bir şey planlıyorsun gibi." diye düşüncelerimden sıyırdı Burak beni.
"Başka bir onay kelimesi bilmiyorum." Anında yerinden kalktı. Yatakta üzerime doğru eğilip yatağa düşmeme sebep oldu .
"Ama asıl canımı sıkan ne biliyor musun? Ağzından çıkan onay kelimelerine rağmen gözlerinin bana meydan okuması."
"Öyle bir şey yok. Sen ne dersen o."
Viski kokan nefesi nefesime karışıyordu. Babam ve Kutay abim çok içerdi viski. Onlarda kokusunu alabileceğim kadar yakınımda olurlardı. Her zaman midem ağzıma gelir kusma isteğimle savaşırdım. O nedenle nefret ederdim viski kokusundan.
Ama Burağın bergamota çalan kokusu ile birleşince güzel geldi. Kalbim ağzımda atarken gözlerim dudaklarına kaydı. Şekilli ve güzel dudakları vardı.
Aniden dudaklarını dudaklarıma kapadı. Tadını severdim. İlk öpüşmemiz değildi bu. Üç yıl önce kaçmadan birkaç kez beni gafil avlayıp öpmüştü. Tadını seviyordum. Oldum olası sevmiştim. Ama onlar basit küçük öpücüklerdi. Kaçtığım geceki hariç.
Bu ise tamamen farklıydı vahşi, sahiplenen, aç. Karşılık vermiyordum. Karşılık vermemem daha fazla ısrar etmesine neden oluyordu. Ufakça araladığım dudaklarımı ısırdı.
Sonra aklıma gelen şeyle hemen ittirdim. Nefretle gözlerini kısıp bana baktı.
"Ne o hala benden tiksiniyor musun?"
"H-hayir ben.." senden hiç tiksinmedimki diyemedim. Gerçekten böyle mi düşünüyordu. Ondan tiksindiğim için kaçtığımı falan mı?
"Zehir." diyebildim sadece.
"Ağzımda kalmış olabilir."
"Öyle olsun bakalım." diyip kalktı. Anın büyüsü bozulmuştu.
Ceketini alıp çıkarken hiçbir şey demedi. Zaten neredeyse sabah olmuştu. Bu saatten sonra istesem de uyuyazmazdım. Kalkıp biraz dolandım.
Oda geniş bir suit daire şeklindeydi aslında. Yatak odası büyüktü. İçinde tuvalet banyo ve gömme dolaptan oluşan koca bir oda daha vardı. Dolap neredeyse oda kadar büyüktü. Gerçi benimki de tespit! Sürekli adam öldürüp elleri üstü başı kan olan birisi için bu dolap az bileydi.
Burak'ın acımasız yönüne sadece iki kez şahit olmuştum. Birisi beni kurtardığında hiç düşünmeden adamların boğazını kesmesiydi. O zaman daha 15 yaşındaydı. Bense 13. Ama beni kurtardığı için canavar olarak görmemiştim onu.
İlk kez canavar olarak görmem 17 yaşımda olmuştu. 18' ime girmeme birkaç ay vardı. Lisede inek bir arkadaşım vardı. Mecbur kalmadıkça kimseyle konuşmazdım. Heleki erkeklerle.
Kuzey zararsızdı benim gözümde. Ama bir gün yapmaması gereken bir şey yapıp bana dokundu hatta öpmeye kalktı. Bunu yapmaması gerektiğini biliyordu. Herkes bilirdi. Benim zaten ayarlanmış bir nişanlım vardı. Nasıl olduğunu ya da kimin söylediğini bilmiyorum.
Tek bildiğim en son gördüğümde Kuzeyin yüzü tanınmayacak haldeydi ve Burak bizzat bağırsaklarını deştiğini göstermiş beni izlemeye mecbur bırakmıştı. İlk kez o zaman korkmuştum ondan. İnsan olamayacak kadar canice hareket ediyordu. Ben bir ceza almamıştım. Ama gördüklerim ömrümün sonuna yetecek kadar bir ceza olmuştu benim için.
Biraz daha dolandım. Kapıdan hemen dışarı çıkılmıyor aksine salona açılıyordu. Küçük bir yemek masası üçlü bir koltuk televizyon ve duvardan duvara komple bir kitaplık. Kitap okumam mecburiydi ama aynı zamanda severim. Rusça orjinal kitaplar bile vardı. Sanırım Burakta seviyordu.
Kapının çalınması ile keşfim yarım kaldı. Odaya gelen dünkü kadın aynıydı. Yine zorla kahvaltımı yaptım. Sonra banyomu. Verdikleri şeyleri sorgusuz sualsiz yiyordum. Öldürmek istemedikleri belliydi. Akşam üzerine doğru bir elbise getirip hazırlanmama yardım etti. Bir de tülbent vardı.
Beni salona doğru götürdü. Zaman zaman bu malikanede bulunmuştum. O nedenle nerede ne var biliyordum. Salona girdiğimde herkes bana baktı. Benimse tek bir odak noktam vardı. Burak'ın üzerindeki Arzu sürtüğünün elleri. Anında gerildim. Ama belli etmemeye çalışıyordum.
Bir kadın bir kadından ne kadar nefret edebilirse ondan o kadar nefret ediyordum. Amcamın yosma kızı. Çocukluğumdan beri benle ne alıp veremediği vardı bilmiyorum.
Ama sanırım babam lider diyeydi. Sırf benimle nişanlı diye sürekli Burağın altına yatmaya çalışırdı. Belki de yatmıştı bilmiyorum. Burak beni kurtarmasaydı az kalsın onun yüzünden tecavüze uğrayacaktım. Kimse bana inanmadı ama biliyordumki bunu o sürtük ayarlamıştı.
Ben doğmadan önce amcam kızını hemen Bora amcaya sunmuş ama Bora amca önceliğin babamda olduğunu iki lider çocuklarının evlenmesinin daha doğru olduğunu söylemiş. O günden beridir bu kaltak sanki her şey benim suçummuş gibi yapmadığı eziyet kalmamıştı. Allahtan dedem, babam lider olunca amcam bir şey yapmasın diye başka şehire göndermişti onları da biraz nefes almıştım.
Beni görünce gene pis sinsi gülümsemesini takındı. Duruşumu dikleştirdim. Ne olursa olsun ben iki liderin torunu bir liderin ve bir prensesin kızıydım. Her halükarda ondan daha üstün ve rütbeliydim. Şimdi de Karanlıklar prensesi ünvanını alacaktım.
Evet normal dünyada bu söylediklerim size saçma gelebilir. Ancak bizim dünyamızda harem kanunları gibi kanunlarda vardı. Yani Valide sultan, haseki sultan, gözde, cariyenin bir nevi karşılığı vardı. Sanırım bunlardan yola çıkarak yapılmışlardı.
Yani kadınlar arasında Viktoria Vetroftan sonra en rütbeli kadın bendim ya da evlendikten sonra olacaktım. Benim bu unvanı isteyip istemediğimin ya da buna uygun olup olmadığımın bir önemi yoktu. Nasıl haremin kaideleri varsa bizim de kurallarımız vardı. Soy, her şey demekti ve ben en önemli iki soyun birleşimiydim. Şimdi de üçüncü soyla birleşmenin yegâne anahtarı bendim.
Bana diğerlerinin yanında saygısızlık yapamazdı ancak benimle ilgili bir şeyler planladığını anlayacak kadar onu tanıyordum. Sinsi yılanın tekiydi.
Burak omzundaki elini ittirerek ayaklandı. Onun yanında kölesi, suka diye belirttiği evcil dişi köpeği ya da orospusu olabilirdim. Ama başkalarının yanında beni küçük düşüremezdi. Şu an odada iki konsey üyesi vardı. Burak yanıma geldiğinde beni yönlendirdi.
"Sorgulamanı düğünden önce yapacağız zaten. Ama dini nikahtan önce söylemek istediğin bir şey var mı?" dedi kel kafalı tombul bir adam.
"Yok efendim."
"Evliliğe razı mısın?"
"Evet efendim."
"Şimdilik bu cevaplar yeterli."
"Ama kızım..." diyecek oldu amcam. Cesarete bak.
"Seni fikrini soran olmadı Ersin. Kızın sadece Prenses öldüyse yerini alabilecekti. Şu an kanlı canlı önümüzde olduğuna göre kızına gerek yok." dedi elini kaldırarak.
"En kısa zamanda uygun bir adayla evlendirilecek merak etme. Bunca zaman niye aday bulunmadığını merak ettim doğrusu." yanındaki kızıl sakallı adam sorunca amcam kıpkırmızı kesildi.
Babamın ve benim ölmemi bekleyip kendisini lider ilan edip kızınıda Buraka yamamaya çalışacaktı diyemedim.
Nikah için ikimiz ayrı bir odaya geçtik. iki konsey üyesi de şahitlik için geldiler.
"Bora oğlu Burak'ı eş olarak kabul ettin mi kızım?"
"Ettim." tam üç kez tekrarladıktan sonra
"Zevcen olarak kabul ettin mi?" diye Burağa sordu.
"Ettim." diye üç kez tekrarladı o da.
Mehir olarak ben bir şey istemem desemde bir sürü mal mülk saydı Burak. Hiçbiri önemli değildi benim için.
Odaya geri döndüğümüzde Arzunun kıskanç bakışları beni öldürmeye çalışıyordu. Hayatımda ilk defa birisine kibirle gülümsedim.