Ela Arslan:
Ben Ela. Ela Arslan. Arslan hanedanlığının gözden çıkarılmış prensesi. Prenses mi kimi kandırıyordumki olsam olsam kül kedisinden hallice olurdum. Eminim kül kendisinin yaşadığı hayat benimkinden daha iyidir.
Dışarıdan bakan gözlere göre tüm zenginliğe sahip ülkenin en varlıklı ailelerinden birisinin kızıyım. Gerçekte mi?
Daha doğmadan annem bize hamileyken biz ölelim diye öz dedem tarafından zehirlenmiş, erken doğumla birlikte annemi ve ikizimi o gün kaybeden şanssız yaratığın tekiyim. Şanssızım çünkü eğer şanslı olsaydım ikizim gibi ben de ölürdüm.
Zira daha doğmadan abilerim yaşasın diye düşman ailenin oğluna peşkeş çekilmişim.
Bir bebek ne kadar günahkâr olabilirdi değil mi? Ama ben masum olmama rağmen hep günahkâr ilan edildim. Tek nedeni mi Arslan olarak doğmak.
Öleceğim diye babam olacak adam isim koymaya bile zahmet etmeyip gözlerime bakıp Ela demiş.
Savaşarak zafer kazanacağımı düşünen ben ne aptalım. Kaçtım, tam üç yıl boyunca kaçtım. Onlara benzememek için. Beni peşkeş çektikleri adamla evlenmemek için.
Her şeyimi kurmuş kendi adımı bile unutmuştum. Ne kadar aptalım peşimdeki canavarlardan kaçabileceğimi düşünmüştüm. Taki canavar beni yakalayana kadar.
Evimdeki canavarları unutmuşken asıl unutmamam gereken canavarı unutmuştum. Burak Karan.
Derlerdiki Karanlıktan gelir soyadları. Karanlıkların veliaht prensi. Buz mavisi gözleri sizi kandırmasın içinde uyuyan canavar hala orada.
Ben mi gözlerim ve ellerim bağlı insafina kalmış bir şekilde önünde diz çöktürülmüştüm. Savaşarak özgürlüğüme kavuşacağımı düşündüğüm bu yerde karanlıklar prensinin kölesi olmuştum.