4. Bölüm: “Gerçeğin Soğuk Yüzü”

1771 Words
Volkan Ece… Onu tanıdığım ilk günden beri ona hayrandım. Hayata tutunmamın tek sebebi, gri günlerime karışan en parlak renkti o. Sağlık ocağında birlikte çalışmaya başladığımız o ilk zamanlarda, hastalar bizi hep birbirimize yakıştırırdı. Köy yollarında, karlı patikalarda omuz omuza yürür; kapı kapı dolaşarak insanlara şifa olmaya çalışırdık. Bakışlarımızdaki o sessiz uyumu görenler, bizi gerçekten karı koca sanırdı. Bu fısıltılar, bu masum yakıştırmalar sonunda annemin kulağına kadar gitmişti. Bir gün ansızın çıkageldi. Sağlık ocağının kapısından içeri girdiği o anı, zihnime kazınmış bir fotoğraf karesi gibi hatırlıyorum; yüzünde merakla karışık, anne şefkatiyle yoğrulmuş sıcak bir tebessüm vardı. Ece’yle tanıştı. Daha ilk dakikadan, ruhundaki o saf ışığı görmüş ve onu sevmişti. O gün, farketmeden, Ece’yle benim aramda bir köprü kurmak için kendi sessiz mücadelesini başlattı. Ben ise her zaman insanların kararlarını özgür iradeleriyle vermesinden yanaydım. Annemin Ece’ye hissettirmeden yaptığı o ince baskıları gördükçe içim huzursuzlukla doluyordu. Sanki sevdiğim kadını, bir mecburiyetmişim gibi bana yamamaya çalışıyordu. Sonunda bir gün karşısına dikildim. “Yapma anne,” dedim, sesimdeki yorgunluğu gizleyemeyerek. “Eğer bir şey olacaksa zaten zamanla, kendiliğinden olur. Senin yönlendirmenle değil. Tamam, Ece iyi kız, dünya güzeli bir kız… ama bırak da biz birbirimizi tanıyalım. Böyle müdahale edersen büyü bozulur.” Annem sustu. Öyle derin, öyle karanlık bir sustu ki içim ürperdi. Gözlerindeki o muzip parıltı sönmüş, yerini ağır bir hüzne bırakmıştı. Odasına gidip bir süre çıkmadı. Geri döndüğünde elinde bazı dosyalar vardı. Titreyen elleriyle onları bana uzattı. Kendi hasta dosyasıydı. “Oğlum,” dedi, sesi bir fısıltıdan farksızdı. “Sana söylemeyi hiç düşünmüyordum ama vaktim daralıyor. Ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum. Gitmeden önce senin yuvanı kurduğunu, mutlu olduğunu görmek istiyorum. Zaman... Zaman nasıl da avuçlarımızdan kayıp gidiyor, görüyorsun. Her anın kıymetini bil. Madem bu kızı sevdin, artık erteleme. Ona kalbini aç. Zaman elinden gidince, telafisi olmuyor.” Dünya başıma yıkılmıştı. Annemin amansız hastalığına mı yanayım, yoksa son isteğinin benim mutluluğum olmasına mı? O benim bu hayattaki tek sığınağım, her şeyimdi; ben ise onun tek evladı. Maddi durumumuz iyiydi; annem aslında benim doktor olmamı hiçbir zaman istememişti. Belki de bu mesleğin getireceği o ağır sorumluluklardan beni korumak istiyordu. Ama yine de her kararımda arkamda durmuş, “Nasıl istiyorsan öyle yap,” demişti. Şimdi sıra bendeydi. Ece’ye doğrudan bir evlilik teklifi etsem, o gururlu ve ürkek kızın beni reddedeceğini biliyordum. Bu yüzden zihnimde tehlikeli bir plan kurdum. Bir akşam onu yemeğe davet ettim. Yanında Ecrin ve Aslan da vardı. Tek başına gelmeye cesaret edemezdi; babasından ölesiye korkardı. Adamın gölgesi bile üzerlerindeydi; en ufak bir şüphe de görüntülü arar, nerede olduğunu, kiminle nefes aldığını kontrol ederdi. Masadaki sessizliği yırtmak için derin bir nefes aldım ve durumu anlattım. Ben anlattıkça Ece , Ecrin ve Aslan dikkatle dinliyordu beni. Her kelimemi özenle seçmiştim . En sonunda teklifimi dile getirdim. “Aramızda anlaşmalı, sahte bir nikâh yapalım,” dedim. Kelimeler boğazıma diziliyordu. “Annemin gönlü olsun. Son arzusu bu ve ben bir evlat olarak bunu yerine getirmek zorundayım.” Ece’nin yüzündeki o donakalmış ifadeyi asla unutamayacağım. Gözleri şaşkınlık ve korkuyla irileşmişti. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu; reddedecek diye ödüm kopuyordu. Ama içimde gizli, bencil ve bir o kadar da çaresiz bir umut vardı: Ya bu oyun bir gün gerçeğe dönüşürse? Ece ve Ecrin, birbirlerine bakıp düşünmek için zaman istediler. “Benim zamanım var,” dedim çaresizce, bakışlarımı masaya dikerek. “Ama annemin yok. Bu nikâh dördümüz arasında sır olarak kalacak. Sadece annem bilecek.” Ece başını ağır ağır salladı. “Bu küçük yerde hiçbir şey dört kişi arasında kalmaz, Volkan,” dedi sesi titreyerek. Zorlandığını, vicdanı ile korkuları arasında sıkıştığını görüyordum. Yardım etmek istiyordu ama bu imza hayatının geri kalanına kara bir gölge düşürebilirdi. Uzun, sağır edici bir sessizlikten sonra gözlerini kaldırdı ve doğrudan gözlerimin içine baktı. “Madem annenin son arzusu…” dedi yavaşça. “Sahte evlilik diyorsun... Kabul ediyorum. Anneni ben de çok sevdim. Ama bizimkilerden tek bir kişi bile duymayacak. Bu sadece kağıt üzerinde, hiçbir gerçekliği olmayan bir oyun olarak kalacak. Tamam mı?” Hiç düşünmeden kabul ettim. Plan kusursuzdu. Herkes bizi evli bilecekti ama onun ailesi asla öğrenmeyecekti. Ecrin ve Aslan da kutsal bir yeminle söz vermişlerdi. Ecrin, ablasıyla birlikte kalıyordu; ilkokulda yeni göreve başlamıştı ve bu sırrı saklamak onun için de hayatiydi. Anneme gidip müjdeyi verdim: “Tamam anne, Ece’yle evleniyoruz. Ama ailesi şimdilik bilmek istemiyor, yazın büyük bir düğün yapacağız. Şimdilik sadece resmi nikâh olacak. Senin durumun için acele ediyoruz.” Annem hiç itiraz etmedi. Ne “Ailesi nerede?” diye sordu, ne de “Hani örf, hani adet?” dedi. O an bu kabullenişine şaşırmıştım, üzüntüsüne yormuştum. Gerçeğin o soğuk ve keskin yüzüyle çok sonra, Koray Amca evrakları incelediğinde tanıştık. Biz Müslüm’ü, parayla tuttuğumuz sahte bir memur sanıyorduk. Meğer gerçek bir memurmuş. Biz kendimizce sahte belgeler hazırladığımızı, bir tiyatro sahnesinde olduğumuzu düşünürken; annem sessizce tüm o kağıtları gerçekleriyle değiştirmişti. Attığımız o imzalar, bir oyunun parçası değildi. Biz gerçekten, kanun önünde resmen evlenmiştik. Şimdi bu gerçeği Ece’ye nasıl söyleyecektim? Ben bile gerçeğin ağırlığı altında ezilirken, o duyduğunda ne yapardı? Yüzündeki o güven dolu ifade yerini nefretin karanlığına mı bırakacaktı? Gözlerindeki o ışık sonsuza dek sönecek miydi? İşte bunu bilmiyordum ve korku, ilk kez ölümden daha gerçek geliyordu. Volkan Zihnimin labirentlerinde kendi karmaşık düşüncelerimle amansız bir savaş verirken, dış dünyanın gerçekliği Koray beyin sesiyle bir tokat gibi yüzüme çarptı. Yerimden irkildim; düşüncelerim bir cam kırılması gibi dağılıp gitti. Koray bey, gözlerinde sadece bir babanın sahip olabileceği o amansız koruma içgüdüsüyle karşıma dikildi. Aramızdaki hava, kopmaya hazır bir fırtına öncesi sessizliği gibi ağırdı. Koray beyin yumrukları sıkılmış, öfkesi taşma noktasına gelmişti. Tam üzerime atılıp bu sessizliği bozacağı sırada, beklenmedik bir ses ortamı buz kesti. Annem, bir annenin sarsılmaz otoritesiyle araya girdi. Adımları kararlı, bakışları ise hem bir kalkan kadar sert hem de fırtınayı dindirecek kadar derindi. İkimizin arasındaki o ölümcül boşluğa bir duvar gibi örüldü. Annem, Koray Bey’in tam karşısında, sarsılmaz bir kale gibi dikilmişti. O an, ikimizin arasındaki o patlamaya hazır öfkenin önündeki tek engel oydu. “Volkan, dışarı çık evladım,” dedi annem. Sesi pamuk kadar yumuşak ama çelik kadar bükülmezdi. “Anne…” diye itiraz edecek oldum, kelimeler boğazımda düğümlendi. Yüzüme bile bakmadı. Gözleri Koray Bey’in öfke saçan bakışlarına kilitlenmişti. “Dışarı çık. Koray Bey’le baş başa konuşalım. Bir anne ve bir baba olarak birbirimizi en iyi biz anlarız,” dedi. Koray Bey’in kontrolsüz öfkesini biliyordum; annemi kırıp geçmesinden, sesini yükseltmesinden ödüm kopuyordu. Ama annemin sözünün üstüne söz söylemek imkansızdı. Çaresizce, omuzlarım çökmüş bir halde kapıya yöneldim. Koridora çıktığımda hava çekilmiş gibiydi. Gerilim iliklerime kadar işliyor, ellerim istemsizce saçlarımın arasında gidip geliyordu. Bir sandalyeye çöktüm ama kalbim deli gibi atıyor ,göğüs kafesimi zorluyordu. İçeriden ne bir bağırış geliyordu ne de bir cam kırılma sesi… Bu ölüm sessizliği, gürültüden daha korkutucuydu. Zaman ağırlaştı, dakikalar adeta dondu. Duvar saatinin her tıkırtısı beynimde balyoz gibi yankılanıyordu. Yarım saat geçmişti. Bu kadar uzun sürede neyi çözmüş, hangi pazarlığı yapmış olabilirlerdi? Nihayet kapı yavaşça aralandı. Annem eşikte göründü. “Volkan, evladım, gel bakayım içeri.” Boğazım kurumuş bir halde odaya adım attım. Annem, az önceki fırtınanın yerini tuhaf bir sükunete bırakmış olan Koray Bey’i işaret etti: “Öp bakalım kayınpederinin elini. Ufak bir yanlış anlaşılma olmuş, hallettik.” Duyduklarıma inanamıyordum. Bakışlarım ikisi arasında mekik dokudu. Koray Bey dimdik duruyor, ellerini arkasında kenetlemiş, bir heykel gibi beni süzüyordu. Yanına yaklaştım. Elini uzattı ama öptürmedi; sadece sertçe tokalaştık. Elini omzuma koyduğunda, parmaklarındaki baskıdan o gizli tehdidi iliklerime kadar hissettim. “Ece’yi üzersen,” dedi sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskin, “bu sefer seni annen bile kurtaramaz.” Yutkundum. Sadece başımı sallayabildim. Annem hemen araya girip gerginliği dağıtmaya çalıştı: “Hadi, Ece’nin yanına gidelim. Hastaneden çıkar çıkmaz da bize geçiyoruz, size mükemmel bir ziyafet hazırlayacağım.” Birlikte yürümeye başladık ama zihnim o odada kalmıştı. Annem, Koray Bey gibi bir adamı nasıl bu kadar çabuk dizginlemişti? Hangi sırrı fısıldamış, hangi sözle onu ikna etmişti? Orası benim için koyu bir karanlıktı. Ve o karanlık bir gün aydınlandığında… Ece’nin yüzüne nasıl bakacaktım? Göğsümdeki bu ağır yükle, sevdiğim kadının odasına doğru, her adımda biraz daha ezilerek ilerledim. Ece Yanımda annem ve kız kardeşim Selvi vardı ama zihnim kapının ardındaki boşlukta asılı kalmıştı. Tek bir soru beynimin içinde yankılanıp duruyordu: Babam, Volkan’a ne yapacaktı? Annem, o her zamanki şefkatli sesiyle beni teskin etmeye çalışıyordu. Dışarıdan bakıldığında sakin, hatta uysal görünüyordum; oysa içimde ince bir sızı, yerini her an patlamaya hazır bir huzursuzluğa bırakmıştı. Babamı tanıyordum; o kapıdan içeri nasıl bir fırtınayla döneceğini kimse kestiremezdi. Kapı yavaşça açıldı. Sultan Hanım, Volkan ve babam üçlü bir koalisyon gibi içeri girdiklerinde endişem yerini derin bir meraka bıraktı. Babamın yüzünü inceledim. O odadan az önce bir alev topu gibi çıkan adam gitmiş, yerine sanki bahar gelmiş gibi dingin bir adam gelmişti. Başucuma kadar gelip saçlarımı okşadı. “Ah kızım,” dedi iç çekerek. “Ne güzel dostluklar biriktirmişsin burada. Sultan Hanım’la tanıştım; sana kızı gibi sahip çıkmış, seni öve öve bitiremedi. Doğrusu seninle bir kez daha gurur duydum.” Şaşkınlıktan donup kalmıştım. Babam bana iltifat mı ediyordu? Az önceki o öfkeli adamla bu adamın aynı kişi olduğuna inanmak güçtü. Gözlerim hemen Volkan’ı buldu. Bakışlarıyla beni sessizce ama sertçe uyarıyordu: “Sakin ol, sakın bir şey belli etme.” Anladım; babam henüz hiçbir şey öğrenmemişti. Ya da ona bambaşka bir hikaye anlatılmıştı. Sultan Hanım, bir anne sıcaklığıyla yanıma yaklaşıp elimi tuttu. “Çok geçmiş olsun kızım, bizi çok korkuttun,” dedi. “İyileşene kadar benim misafirimsiniz. Babanın içi de rahat etsin; kızlarını kime emanet ettiğini kendi gözleriyle görsün.” İtiraz edecek ne gücüm ne de niyetim vardı. Bakışlarım annem ve babam arasında gidip geldi. Babamın sessiz onayı havada asılıydı. Aslına bakılırsa, yattığım yerden herkesin etrafımda pervane olması fikri hiç de fena gelmiyordu. Kendimi yastığa geri bırakıp hafifçe gülümsedim. “Belki böyle daha çabuk toparlanırım,” dedim. Sultan Hanım neşeli bir kahkaha attı. “Bak şuna! Ne kadar da tembel. Sen yeter ki iyi ol kızım, ben sana ellerimle bakarım. Bir sürü hasta yolunu gözlüyor.” İçim gerçekten ısınmıştı. O anki rahatlıkla, “İki annem de yanımdayken tabii ki çabuk iyileşirim,” deyiverdim. Söz ağzımdan çıkar çıkmaz odadaki hava buz kesti. Babamla göz göze geldik; bakışlarındaki o anlık afallamayı gördüğümde kalbim duracak gibi oldu. “Şey… yani Sultan Hanım’a da anne diyorum artık. Kendini o kadar sevdirdi ki…” diye toparlamaya çalıştım. Annem sadece başını sallamakla yetindi. “Çok teşekkür ederim, Sultan Hanım,” dedi ama sesindeki o belli belirsiz kırgınlık tınısını yakalamıştım. Yine de konuyu uzatmadı. İçimden bir "oh" çektim. Bu badireyi de bir şekilde atlatmıştık. Tek yapmam gereken, eve gittiğimizde yeni potlar kırmamaktı. Eğer o sessiz anlaşmayı bozmazsak, her şey yoluna girecekti. Tabii o "gerçek" bir gün kapıyı çalana kadar... (Yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım. Biraz geçmiş biraz gelecek ile devam edeceğiz .Ece ve Sultan hanım dan daha detaylı okuyacaksınız geçmişi. Başkalarına da tavsiye eder misiniz rica etsem🥰💐❤️)
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD