Ece Volkan’la sağlık ocağına döndüğümüzde bizi bekleyen kalabalık epey birikmişti. Hastalarla ilgilenirken yaşlı bir teyze yanıma yaklaştı ve elime bir poşet tutuşturdu. İçinde bilmediğim ilk defa gördüğüm yeşil otlar vardı . “Bunu kayınvalidene götür kızım. Bizim kız memleketten getirmiş. Dikkat et, çıplak elle dokunma, elini acıtır,” dedi bilgece bir tavırla. “Tamam teyzem, eksik olma,” dedim gülümseyerek. “Kayınvalidene...” Bu kelime, kalbimde daha önce keşfedilmemiş bir odaya dokundu. O an Volkan’ın gözlerindeki ifadeyi yakaladım; sanki bu kelimenin ağırlığı altında ezilmiyor, aksine onu gururla taşıyordu. Bu ‘rol’ dediğimiz oyun, yavaş yavaş derimizin altına işliyor, gerçeğin ta kendisi olmaya başlıyordu. Akşam annem ve babamla konuşmaya kararlıydım; bu fırtınalı hislerin lim

