Bu tesadüften çok daha fazlasıydı. Şimdi ne yapacaktım ben. Tek kafamı dağıttığım yer kendimi en iyi hissettiğim yerde yine bu adam vardı. Sanki benim hayatımı mahvetmeye yemin etmiş gibi orada patronumun yanında duruyordu. Onun olduğu tarafa bakmaktan kaçınırcasına saklanmak için kafamı masanın diğer ucuna döndürmüştüm. Ne kadar saklanabilirdim bilmiyorum ama şuan burada olmak istemediğimi ve onu görmek istemediğimi kesinlikle biliyordum.
‘’Merhaba arkadaşlar, Ben Barlas Yağızefe. İtalya’daki aile hukuk şirketimin 4 yıldır yöneticisi ve sahibiyim. Şirketimizin değişen şartlara uyum sağlaması ve yeni bir yüz oluşturması için sizlerden desteklerinizi bekliyorum. Tasarımıza bağlı olarak Türkiye- İstanbul’da da şubemizin aynısından kendi arazimiz üzerine kurulmasını bekliyorum. Şimdiden güzel bir iş birliğimiz olması için elimden geleni yapacağım sizlerin de yapacağınıza eminim. Teşekkürler. ‘’
Herkes özellikle tüm kadınların ağızları açık büyülenmiş bir şekilde dinlemeleri daha da beni çılgına çeviriyordu. Bu adam adaleti adaletsizleri savunarak yapan masumların kaybetmeleriyle para kazanan bir adamdı. Evet kabul etmeliyim ki gerçekten çok yakışıklıydı. Gözleri çok derin ve gizemli bakıyordu. Kokusu unutulmayacak kadar hafıza da kalıcıydı. Sesi ise tüm ömrünce dinlemek isteyeceğin bir tonda ve güzellikteydi. Ah ne diyorum ben! Kendine gel Başak bu adam senin düşmanın dostu yani senin düşmanın.
‘’Barlas bey öncelikle motivasyon verici konuşmanız için tüm çalışma arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Eminim özveri ile sizlerinin hayallerinizin üstünde bir tasarım sunacağız ve sizlerde hukuk alanındaki başarılarınızı bu güzel yenilenmiş ortamınızda imzalıyor olacaksınız.’’ Dedi Tuna bey . Evet Tuna evet beni mahvedişlerini benim onlara tasarladığım ofis ellerimle yerleştirdiğim masada atacaklar. Gerçekten çok haklısın. Patronum aslında en iyi anlaştığım insanlardandı ama şuan itibariyle ona da öfkelenmekten kendimi alamıyordum.
‘’Bu arada Barlas Bey size projenizin koordinatörü Başak Yıldırım’ı tanıştırmadım. Kendisi de İtalya’da uzun yıllar kaldı. Ülkemize döndüğünde gerçekten çalışmaktan ilk günden beri mutluluk duyduğumuz kreatif mimarlarımızdandır. Başak Hanım, Başak Hanım , Başak…’’ dedi ben ısrarla dönmeyince gelip beni dürttü. ‘’Başak ‘’dedi yeniden. Artık bu kadardı saklanamayacaktım. Tuna’ya bakmak için döndüğümde Tuna’dan önce Barlas ile göz göze gelmiştik bile. Bana bakıyor ve saklanan halimin muhtemelen çocuksuluğuna gülümsüyordu. Gerçekten güldüğünde insanın içini ısıtan bir gülüştü bu. Ah Tuna Ah! Niye önceden söylemezsin ki. Şimdi ne yapacağım ben. Hadi Başak kalk ayağa ve profesyonel ol. Bu senin işin. Bu sefer sen değil o senin işin için geldi.
‘’Merhaba Barlas Bey, tanıştığıma memnun oldum. Ben Başak Yıldırım.’’ Acaba anlamış mıydı? İlk karşılaştığımızda bu özgüvenli el uzatmayı o yapmıştı bana şimdi ise benim yerimdesin sinyalimi anlamış mıydı? En iyisi onu hiç tanımıyormuş gibi yapmak. Aksi taktirde herkes yaşadığım herşeyi öğrenebilirdi ve bu adama hiç güvenmiyordum.
‘’Başak hanım sizi bir yerden tanıyor olabilir miyim?’’ dedi . Evet savaş istiyordu. Ben onun oyununa gelmeyecektim. Yoksa bilerek mi gelmişti bu ofise. İstanbul’da pek çok mimarlık ofisi varken bu kadarı gerçekten tesadüf olamazdı.
‘’Belki İtalya’da karşılaşmışızdır.’’ Gerçekten amacı neydi? Benimle neden uğraşıyordu anlamıyorum.
‘’Belki de diyelim o halde. Sizin zamanınız yoktur yoğun çalıştığınızı düşünürsek. Hemen proje detaylarınızı konuşalım sonra ben size tasarımları mail atarım.’’ Amacım burada herşeyi konuşup bir daha görmeyecek şekilde projesinin sürecini planlamaktı. Ama onun buna izin vermeyeceğini biliyordum ve tamda tahmin ettiğim gibi oldu.
‘’Nasıl yani böyle mi ilerliyorsunuz Tuna bey. Ben sanmıştım ki ofisi görürüz orada planlar üzerinde bölüm bölüm konuşuruz. Çünkü bu bir odalık bir proje değil. Şirketimizde toplamda 120 personel bulunuyor. Bu yüzden hepsinin çalışma ortamlarını onların talepleri ve ihtiyaçlarına göre planlanmasını isterim.’’ Tam bir şey söylemek için konuşacakken Tuna hemen kendisine yönelen konuşmayı cevapladı.
‘’Tabi ki Barlas bey , Başak hanım bu hafta ki toplantılarınız ve süreçlerinizi planlayın bana söyleyin lütfen. Ekibinizi de kurup İtalya için size bilet alalım. Hem özlemişsinizdir.’’diyerek gülümsedi. Evet korkuyordu bu proje onun için çok önemli ve tüm tavizleri vereceği belliydi. Ancak ben taviz vermek istemiyordum. İtalya’yı özlemiştim ama bu adamla İtalya fikri hiç özlem planlarım içerisinde yoktu. Hatta İtalya’dan soğutmaya bile şuan yetiyordu. Benim kaçıp sıgındığım ülkede bu adamında yaşamış olması bile yeterince sinirlerimi bozmuştu.
‘’Peki Tuna bey yarın size diğer projeler için vekil arkadaşları ve bu proje için ekibimi sunuyor olacağım. Sonrasında seyehati planlarız. Şimdi bir şey yoksa ben şantiyeye geçmek zorundayım. Sizinle tanıştığıma sevindim görüşmek üzere Barlas Bey ‘’direk yeniden elimi uzattım. Bu sefer biraz daha sıkarak karşılık verdi. Güçümü görüyor oda karşılık veriyordu.
‘’Görüşmek üzere.’’ Dedi sadece ve kapıdan çıkıp asansörlere doğru koşarcasına gittim. Ah arızalı. Şansım gerçekten bugün benden yana değildi. Merdivenlerden inmeye başladım. Topuklular ile bu kadar kat inmek gerçekten zor olacaktı. Etrafıma baktım kimse yoktu hemen ayakkabımı değiştirmek için çantamdaki poşetten babetlerimi çıkardım. Merdivene oturdum ve ayakkabıyı çıkarırken aşağı inen ayak sesini duydum arkama istem dışı döndüğümde Barlas yine yine yine karşımdaydı. Hiç bir şey demeden tam karşıma geçti ve çömelip bana baktı. Bir ayağımda ayakkabı vardı diğerinde yok yerde babetler duruyordu. Bir kadının asla görünmek istemeyeceği bir haldeydim. Bu merdivenleri kimse kullanmazdı herkes misafir merdiveni tarafını kullanırdı. Muhtemelen beni takip etmişti.
‘’Topallıyordun ama bunun farkında bile değilsin değil mi? Bak.’’ Eliyle bir anda ayağımı tuttu. İrkilip hemen çekmek istesem de izin vermedi. Gerçekten şişmişti. Bu ne zaman oldu ki hiç farkında değildim. Sanırım toplantıya yetişmek için aceleyle evden çıkarken burkmuştum o sırada olmuştu. Oturduğumda da üstüne basmadığım için hissetmemiştim. Gerçekten çok şişti. Görene kadar ağrısını hissetmiyordum.
‘’Ben hallederim. Teşekkürler’’ diyerek yeniden ayağımı kurtarmaya çalıştım ancak bırakmadı.
‘’Çocukluk yapma. Şuan kim olsa bu yardımı yapardım. Bu ayağın üstüne basmamalısın ve çok merdiven var. Destek almak zorundasın. Bırak da yardım edeyim. Arabada ilk yardım çantam var.’’
‘’Senin yardımını alacağıma ayağımı kırarım daha iyi.’’ Dedim. Gözlerimden ateş çıktığını hissettim. Diger ayağımdaki topuklu ayakkabımı da alıp hızla ayağımı çekip kurtardım. Ayağa kalktığımda gerçekten çok ağrıyordu. Ancak şuan bunu belli etmektense ölmeyi tercih ederdim.
Merdiven korkuluklarından tutup hızla inmeye çalıştıkça acım daha da artıyordu. Barlas ise arkamdan beni takip ediyordu. Gitse şurada biraz dinlenerek inebilirdim ama peşimde olduğu için ona hiçbir zayıflığımı göstermek gibi bir niyetim yoktu. Son bir kat kalmıştı ki artık ayağım beni yarı yolda bırakmaya karar vermişti. Bir anda giren acıyla istemsizce dudaklarımdan inleme çıktı.
‘’Ne inatçı kadınsın sen. İnat etme artık böyle yaparak daha da kötü hale getirdin ayağını ‘’ derken benden cevap bile beklemeden bir anda kendimi kucağında bulmuştum.
‘’S-Sen ne yaptığını sanıyorsun indir beni çabuk aşağıya.’’
‘’Sadece bir kat çırpınmayı bırak da bana yardımcı ol yoksa ikimizde kendimizi yerde bulacağız. Ben senin amacını anladım. Kendini sakatlayıp projeden kaçmaya çalışıyorsun. Toplantıda ki saklanmandan bunu anlamam gerekirdi ’’ dedi ve merdivenlerden kontrollü bir şekilde inmeye devam etti. Sanki bir kuş tüyümüşüm gibi nazikçe tutuyordu beni.
‘’Biri görecek şimdi indir beni dedim sana.’’
‘’Yani söylediklerim doğru ki sen sadece insanların bizi görmesinden çekiniyorsun.’’ dedi ve indirdi beni yere. Sonra cebinden anahtarı çıkarıp arabanın bağajını açtı. Bağajdan ilk yardım setini çıkardı . Jeep’inin bağaj yerine oturup anlamsız bir şekil de yaptıklarına itaat ediyordum. Ayağıma ağrı kesici olduğunu düşündüğüm bir krem sürdü. Sürerken hiçbir tepki vermeme şaşırmış olmalı ki yüzüme baktı. Nazikçe bandajı bileğimin etrafında doladı. Babeti ayağıma giydirdi.
‘’ Doktora uğramayı unutma.’’ Dedi.
‘’Teşekkürler.’’ Başka hiç bir şey söylemeden arabama doğru yavaş yavaş gittim. Arkama dönüp bakmak isteyen bedenimi durdurarak hemen buradan gitmek istedim. Sonra arabasının çalışma sesini duydum ve arkama baktığımda çoktan otoparktan çıkmıştı bile. Hala az önce yaşadığım olayın şokunda içimde sanki elektrik çarpmış gibi hala titremesi sürüyordu. Eve geldiğimde ayakkabıyı çıkarırken bandaja baktım istemeden. Bu adam gerçekten insanın aklını karıştırıyordu.
‘’Feyzacığım , bugün şantiyeye geçemeyeceğim ayağımı burktum. Yok canım endişe edilecek bir şey değil ama sen geçebilir misin benim yerime ? Oldu çok teşekkür ederim canım. Öpüyorum görüşürüz.’’ Aklımdan şantiye bile çıkmıştı neyse ki her zamanki gibi ofisteki ‘’acil durum butonum’’ dediğim Feyza vardı.
Kendime yemek hazırlamak yerine yine bir filtre kahveyle geçiştiriyordum bugünü de. Hazırladığım kahveyi elime alıp dökmemek için yavaş yavaş topallayarak balkona doğru ilerledim. Ayağımı karşı sandalyeye uzatıp insanların gün sonu evlerine koşuşturmalarını izledim. Aklımı yaşadığımı şoku düşünmeden geçirmeye çalışıyor bunun için çabalıyordum.
Kahvemi yudumlarken gözüme gelen Barlas’ın beni kucağına aldığı görüntüyü kafamdan silmeye çalışıyordum. Nasılda bir anda almıştı hiç zorlanmadan beni kucağına. Demek ki göründüğünden daha da güçlü. Spor mu yapıyor acaba. Dengesiz adam! Neyse ne. Bana neyse. Benim asıl ondan ve projesinden kurtulmam gerekiyordu ve bunu ben değil onun yapması lazımdı. Yoksa korkup kaçtı diyecekti. Zaten öyle değil miydi? Korkup kaçmıyor muydum ? Telefonum çalıyordu. Oflaya puflaya salondaki koltuğun üzerine attığım telefonumu aldım. Arayan tabi ki Sultan’dı.
‘’Canım nasılsın?’’ dedi Sultan. Her zaman böyle enerjik olmayı nasıl başarıyordu.
‘’İyiyim Sultan. Aslında değilim işin yoksa bana gelsene. Konuşmam lazım seninle.’’
‘’Beni korkutma.’’ Dedi endişeyle.
‘’Yok canım merak etme .Gel hadi bekliyorum.’’ diyerek kapattım telefonu. Yarım saat sonra elinde büyük bir pizza paketiyle içeri girmişti bile Sultan. Pizzanın kokusuyla aç olan karnımın sesini duyabiliyordum. Ayağımı görünce doktora gitmek için fazlasıyla ısrar etmesiyle pizza yeterince soğumuştu ama gitmemek için onu ikna etmiştim bile.
‘’Eeee.. Bugün neden çağırmış seni Tuna. Senle ilgili bir şey mi ?’’ diye başlamıştı yine soru yağmuruna. Ona nasıl anlatmalıydım bugünü bilmiyordum. Aslında tam Sultanlık bir gün ama yanlış adamlaydı.
‘’Çok iyi bir proje yakalamış. Hem İtalya hem de İstanbul’da. Haftaya kısa süreliğine İtalya’ya uçacağım. ‘’ sevincini ve İtalya ‘yı duyunca yüzünde beliren mutluluğu görmüştüm. Orası Sultan ve ben doluydu. ‘’Dur hemen sevinme peki bu proje kimin biliyor musun? ‘’
‘’ Avukat Barlas Yağızefe’nin. ‘’
‘’Sen ne dediğini duyuyor musun Başak ? Senin şirketin bu adamın projesini aldı ve bunun tesadüf olduğuna inanmamız mı gerekiyor?'' dedi oda benim gibi bunun bilinçli bir karşılaşma olduğunu düşünerek.
‘’Şimdi asıl söyleyeceğime inanamayacaksın. Beni kucağına aldı. Merdivenlerden otoparka getirdi. Ayağıma krem sürdü ve işte bu bandajı o bağladı.’’ Dedim kızgın bir şekilde ayağımı uzatıp bandajı göstererek. ‘’Hayır tavırlarını görseydin toplantıda beni zor duruma sokmak için her şeyi yaptı. Sonra beni merdivenlerde yakalayıp ayağımın şişliğini o gösterdi. Sonra da dediğim gibi beni kucağına aldı. ‘’
‘’Başak bu adam senden ne istiyor. Kesinlikle bu proje işi hiç hoşuma gitmedi bilmeni isterim.’’
‘’Ah bir bilsem ! İnan benimde hiç içim ısınmıyor ama korkup kaçtı diyecek. Onun benimle çalışmamasını sağlamam lazım. Bu yüzden İtalya’yı onun burnundan getireceğim. Savaş istiyorsa savaşacağım.’’