Aşk Bir Hastalıktır

2033 Words
Eve doğru arabamı sürmeye başladım. Peşimden gelen Sultan'ın aracını görsem de hiçbir şekilde durmak ya da yavaşlamak istemiyordum. Kimseyle konuşmak için hazır değildim. Ne konuşabilirdim ki? Nasıl yeniden paramparça olduğumdan mı bahsedecektim. Nasıl artık ayağa kalkacak halimin olmadığından mı? Hiçbir şey söylemek ve bir süre kimseyi görmek de istemiyordum. Sultan’ın hiçbir suçun olmadığının ve hatta onun şuan üstündeki baskının ne kadar büyük olduğunun farkındaydım ama nedense içten içe ona da kızıyor buna engel olamıyordum. Bugün çok farklı olmasını beklerken, şu an bu arabadaki dikiz aynasından baktığım da gördüğüm kendime ve halime inanamıyorum. Evime giden yola girdiğimde biliyordum ki Sultan beni asla yalnız bırakmayacaktı ancak şuan ondan tüm kızgınlığımı çıkarabilirdim , bu isteyeceğim son şeydi. Biraz daha ilerlediğimde evimi gördüm. Ama son bir manevrayla vazgeçip hızımı arttırıp iki bina yanda ki ince dar sokaktan hızla aşağıya indim. Neyse ki Sultan’ın aracı buradan geçemeyecek kadar büyüktü. Hemen sahil yoluna doğru arabamı sürmeye başladım. Yine de bir süre arkamdan baktım Sultan yetişir mi diye ama sanırım zaten o dar mahalleyi gördüğünde çoktan vazgeçip bana kızmakla uğraşmaya başlamıştır bile. Telefonum çalıyordu. İşte beklenen telefon ‘’ ANNEM’’ .   Yıllarca gelin-kaynana denkleminde ki gelin olan annem ömrünü bizim ve babam için her türlü iğnelemeler, sözlü şiddetler ve hakaretlere göğüs germişti. Eski resimlerine baktığımda maddi yaşadıkları zorluklara rağmen gözlerinin içindeki gülümseme öyle sıcak ki mutlulukları her yerden anlaşılıyordu. Ta ki o güne kadar. Annemin ben banyoda yaşadığım şoku kaldırmaya çalışırken yüzüme çarptığım suların arasında sesini duymuştum.   ‘’Bir kadına her şeyi yapabilirsiniz ama evladıyla sınayamazsınız! Kızımdan kızlarımdan uzak durun. Onları kendi mutsuzluğunuza çekmenize asla izin vermeyeceğim! ‘’ benim yüzümden ne kadar zorlanmış bir daha öyle gülmemişti gözleri. Benim gözlerim gülmeden de gülmeyeceğini biliyordum. Her ne kadar aileme güçlü ve mutlu olduğum rolünü oynasam da onlar beni tanıyorlar ve inanmıyorlardı.   Telefon ısrarla çalıyor ancak açamıyordum. Bir yürekten annemin de oh demesini istiyordum ama şimdi onun içinde bir yıkım olacak ve bunları üst üste kaldıracak halim kalmamıştı. Sultan ne de olsa anneme uğrayacaktı birbirimizi ağlarken görmememiz daha iyi olur düşüncesiyle telefonu arka koltuğa fırlattım. Artık sahile geldiğimde her bunaldığımda oturduğum banka baktım neyse ki boştu. Hemen arabayı park edip banktaki yerimi aldım. İleriden sesi gelen çaycı beni görünce bana doğru gelmeye başladı.    ‘’ O Başak abla sen mi geldin? Hangi rüzgar attı seni yine buraya?’’ her zaman abla diye hitap ederdi Fikri abi. Belki birçok kez söylesem de o asla bundan vazgeçmezdi. Biz öyle görmemişiz ya ablaya yenge deriz aksi bir söz ya da isimle hitap etmek bize yakışmaz demişti bir gün utanarak. Yaşadığı yer kültür büyüme biçimi bu kadar etkiliyordu insanları. Biliyordu sorularımın cevabını bulamadığım günlerde geldiğim bu yer benim kaçamağım, sığınağımdı. İçtiğim çay da bazı akşamlar bana eşlik eder sohbet ederdik. Gerçekten yüzündeki saf ve temizlik kalbinin aynasıydı. Onun da bir kızı vardı. Okutmak için sabahları bir şirkettin temizlik işlerini yükleniyor geceleri ve hafta sonları ise işte böyle çay satıyordu. Sorusuna cevap veremedim.   ‘’Bugün erkencisin Fikri abi’’   ‘’Sorma abla ya kriz varmış öyle dedi patron. Ne yapsınlar gariban Fikri’yi beni de işten çıkardılar.’’ dedi boynunu büküp yere bakarak.   ‘’Ah deme çok üzüldüm. Hemen birkaç arkadaşımla konuşacağım inşallah senin için güzel bir iş bulacağız.’’   ‘’Çok sağ ol Başak abla. Hiç zahmet etme ben bir yol bulmaya çalışırım.’’   ‘’Senin gibi güvenilir birini arayan bir sürü yer var bırak da bu kadar yardımım dokunsun sana abi. '' bir kaç kez kızının okulu için destek olmak istediysem de asla kabul etmedi.   ‘’Bugün hem çok güzel ama hem de çok üzgün görünüyorsun. Sen iyi misin Başak abla ?’’ dedi. İyi miyim? işte bu sorunun cevabı maalesef bende de hala yoktu. Kötü olduğumu biliyor ama kötüyüm de diyemiyordum. ‘’Başak abla ağlıyorsun sen!’’ öyle endişeyle bakıyordu ki ağladığımı bile fark etmeyecek kadar dolmuştum. Bir süre öylece ağladım Fikri abi ise endişe dolu gözlerle benim sakinleşmemi bekledi. Sonra bir peçete uzattı ve omzuma sanki bir çocuğu sakinleştirir gibi korkarak piş pişler gibi vurmaya başladı.   ‘’Her ne olduysa sen güçlüsün abla üstünden gelirsin. Yıllardır ne bu içindeki doluluk bilmiyorum ama seni ilk kez böyle görüyorum. ‘’   ‘’Bugün kaybettim. Bugün tüm umutlarımı, geleceğimi en önemlisi çocukluğumu kaybettim. Şimdi nasıl yeniden toparlarım bilmiyorum. Zaten yüzleşmek bu kadar zorken neden böyle bir şeye kalkıştım. Neden yıllar sonra karşı karşıya geldim. Her şeyimi yoluna koymuşken niye kendime bunu yaptım. Kimseye ihtiyacım bile yokken niye niye! ‘’ içimden söylediklerimi bir anda dışımdan söyleyiverdim. Fikri abinin gözündeki endişe büyümüştü.   ‘’Bırak abla ya seni hangi erkek üzdüyse yıllarca beklettiyse o kaybetsin.’’   ‘’Erkek mi? Ah be abi. Aşık olmak için öncelikle aşka inanmak aşkın hastalık duygusuna kapılacak kadar aptal olmam lazım. Baksana bir çevreye hangi aşık olan mutlu. Başımda binlerce dert varken bir de böylesi hastalıklı bir duygu benden uzak olsun. Sonra biri geliyor aşık oluyorsun tüm gözün kör oluyor. Sonra ne oluyor en yakınlarına bile zarar veriyorsun. ‘’   ‘’Özür dilerim. Ben seni yıllardır kavuşamadığın bir sevdan var o yüzden burada böyle onu bekliyorsun sanıyordum.’’ dedi. Bu cevabı beni öyle şaşırtmıştı ki insanların aklına asla gelmeyecek bir şey doğru ya. Kaç insanın başına gelebilirdi ki akrabalarından böylesine büyük bir iftiraya uğramak.  ‘’Özür dileme abi. Hiç aşık olmadım ben hatta nasıl bir şey hiç bilmiyorum. Sen eşinle nasıl evlendin. Senin de gözlerin kör oldu mu? ‘’ sorum karşısında bir çocuk gibi gülümsedi koskoca adam. İşte aşık olmuştu. Yüzü gözünün önüne gelmiş sanki tüm kederini unutmuştu. ‘’Aslında biz hanımla görücü usulü evlendik. Bize kimse sormadı bile. Bu senin karın dediler ve tamam dedik. İnan düğün gününe kadar görmedim ben eşimi. Ama Allah ya huyu , suyu öyle güzel ki beni çok geçmeden aşık etti kendine. Sonra evlat istedik tam bir aileyiz ama değiliz gibiydik. Olmadı. Çok çabaladık yıllarca. Günden güne eridi gözümün önünde hep kendini suçladı. Sana çocuk veremiyorum veremiyorum diye. Meğer annemler diyormuş bu garibanda inanıp kendini suçluyormuş. Büyükşehirde tüp bebek varmış. Anne-baba yapıyorlarmış diye söylediğimde ilk anlamayıp bu fikirden korktu. İstemedi. Sonra bir gece hadi gel gidelim dedi ve inanır mısın biz gece 3’de yer bilmez iz bilmez indik otobüsten İstanbul’a. Sonra güzel kızım dünyaya geldi. Yavaş yavaş oturtturmaya çalıştık her şeyi. Çok zorlandık. Başka kadın olsa yapamazdı bu kadar idare edemezdi ama yaptı. Sana şimdi niye böylece anlattım. Aşk kötü bir şey değil Başak ablam. Seven sevdiğine aşık olunca iyileşir, güçlenir. Zorluklardan el ele atlamak kolay gelir. Mutsuzken sıcak omzu iyi hissettirir. Derdini bilemem ama dermanın elbet gelecektir.’’ Omzumu yine sıvazlayıp çay malzemelerini alıp bana da bir sıcak çay bırakıp yine seslene seslene uzaklaşmaya başlamıştı. Dermanım. Hiç kimse benim açık yaramı kapatamazdı. Hem bu öyle bir şey değildi ki. Çayımı yudumlarken baya sakinleşmiş hissediyordum. Gerçekten bazen konuşmak iyi geliyor dinlemek kadar. Annem ne çok merak etmiştir diyerek elimi cebime attığımda telefonum yoktu. Sonra telefonu arabanın arka koltuğuna fırlattığım aklıma geldi. Ilıyan çayı hızla kafama dikip kalkıp eve gitmek için yola koyuldum. Mahallemizin köşesinde ki yeni açılan eklerciden her çeşidinden aldım. Annemlerin binasının önünde derin bir nefes alıp verdikten sonra yüzüme yine maskem olan gülüşümü takıp merdivenleri çıkmaya başladım.   Kapıyı acelem varmış gibi peş peşe tıklatıyordum. Annem kapıyı açtığında gözlerinin ağlamaktan kıpkırmızı olduğunu görmezden geldim.   ‘’Bak bize ne aldım. Haydi çay koyda yiyelim.’’ Dedim sanki çok komik bir şey varmış gibi kahkaha atarak içeri girdim. Tam karşımda Sultan ve hem öfkeli hem de onunda ağlayınca kızaran burun ucuyla bana bakıyordu. Sanki ben delirmişim gibi ikisi de gözleirni bana dikmişlerdi. Çay koymak için hamle yapmayan annemin yanından geçip mutfağa girdim. İkisi de peşimden mutfağa geldiler. Bense onları görmezden gelerek çayı demleyip eşyaları hazırlayıp yetmez gibi birde şarkı mırıldanıyordum.   ''Ne bakıyorsunuz bana öyle. Çay istedim yapmadınız bende hazırlıyorum bunda şaşıracak bu kadar ne var anlamıyorum. ''  ''Yok yok kesin delirdi. Kesin.'' dedi annem.  ''Bence de. Yoksa Başak şuan bu çayı demlemek yerine çay yaptık desek duvara atardı demliği'' diye annemi destekleyen Sultan da devam etti.  ''Ne delirdim ne de delirmedim. Sadece bugünü bıraksak geride sizle olmanın keyfini çıkarsam konuşmasak olanları olmaz mı? Hem konuşmak bir şeyi değiştirecek mi değiştirmeyecek. Sadece yine üzecek. Onun yerine bu muhteşem eklerleri yiyip tadını çıkaralım.’’ Dedim ağzıma masaya koyduğum eklerden birini atarak. Gerçekten delirdiğimi düşündüklerine eminim çünkü bende şuan sırf onlar için aklı başında olmanın rolündeyim. Gerçekten delirmiş olabilirim. Ama şuan bu hiçbir işe yaramayacaktı.  Uzun uzun sohbet ettik. İtalya’daki anılarımızı anlattık anneme. Sultan’ın şıpsevdi sevdalarına bol bol kahkahalarla eşlik ettik. Çay bitti kahve ile sohbetimiz gittikçe derinleşti. Annem babamla olan romantik anılarını yine anlatmaya başladı. Sultan annemi masal anlatıyor gibi merakla dinlerken bense boş gözlerle bakıyordum. Annem hemen fark etti.   ‘’Bak sen böyle bana boş boş. Kızım senin yaşındakiler çoktan evlendi de çocuk yaptı. Sense hala bana bir adam getirip anne bak bu sevgilim bile demedin.’’   ‘’Hiç olmadı ki.’’ dedi Sultan bir anda. Ayağına vurmak istesem de aramızdaki sehpa engel oldu.   ‘’Nasıl hiç olmadı? Bir tane bile erkek arkadaşın olmadı mı senin Başak. Eee bana bahsettiğin o romantik yemekler, sinemalar neydi? ‘’   ‘’Anne ‘’   ‘’Sus bana anne deme sakın. Sen annene yalan söyledin.’’   ‘’ Anne o kadar baskı yapıyordun ki başka çare bırakmadın bana. Aşık olmak is-te-mi-yo-rum.’’  ‘’Kızım önündeki kötü örnekleri referans almak yerine bizler gibi iyi örnekleri niçin almıyorsun. Hay Allah’ım akıl fikir ver sen bu deli kıza!’’ dedi annem. Neyse ki titreyen telefonum bu sohbeti kısa kesmem için beni kurtarmıştı.  ‘’Alo buyrun Tuna bey. Evet yarın geleceğim ofise sabah bir şantiyeye uğrayıp geçmeyi düşünüyordum.Anladım peki direk gelirim. Oldu görüşürüz yarın. Hoşçakalın.’’ Diyerek kapattım ancak anlyamadığım kadar patronumun sesi gergindi. Gamsızlığı ile meşhur olan bu adamın böylesi gerilmesine akıl erdirememiştim. Merakla bakıyorlardı yine bana ne olduğunu anlatmam için.   ‘’Yarın ofis toplantısı varmış. Sabah beni oraya çağırıyor sanırım önemli bir konu. Bakalım yarın öğreneceğim.’’dedim. Hava artık kararmış Sultan babamla da görüştükten sonra evden ayrılmıştı.   ‘’Anne yarın toplantı varmış bende eve geçeyim sabah hazırlanmam daha kolay olur.’’ Diyerek bende hem şu rolden çıkmak hem de evimin rahatlığına kavuşmak için çıkmıştım yola. Neyse ki aramızda çok yol yoktu . Babamla buğün göz göze bile gelmemiştik. Onun için daha zor bir gündü bir yanda annesi , kardeşi bir yanda evladı. Bugünün böyle kısa kesilmesi daha doğruydu. Evin anahtarını her zamanki gibi çantanın içinde aramaya başladım. Bulduğumda sanırım çantamdan düşen eşyaların sesine binada ki pek çok kişiyi uyandırmıştım.  ‘’Evim evim güzel evim ‘’ diyerek salondaki kanepeye attığım gibi kısa bir süre sonra uyuyakalmıştım. Sabah olduğunda tutulan belim, üşümüş bedenimle tam bir bitik haldeydim ve o da ne geç kalmıştım. Öyle hızlı hazırlanmaya başladım ki bir de toplantı günü hay aksi!  Topuklu ayakkabılarımı elime alıp hızla asansörü bile beklemeden merdivenlerden koşarak otoparka inmiştim. Arabayı çalıştırıp ofise doğru gidiyordum. Bir yandan da duran trafikte makyajımı yapmaya çalışıyordum. Yandan geçen arabaların şoförlerinin meraklı gözlerle bana baktıklarını hissedebiliyordum ancak şuan hiç kimseye ‘’İşinize bakın.’’ Diyecek zamanda değildim.   Ofisin kapısına geldiğimde vale kapımı açtı. Beni böyle görmeye alışkın olmadığını biliyordum. Ayakkabılarımı giyip indim. Eteğimi düzeltip son bir kez arka camdan kendime bakıp anahtarı teslim ettim. Kart okuyucuyla güvenlikten geçip toplantı odası için asansöre bindim. Cam bölücülerden toplantıya herkesin geldiğini görebiliyordum.   ‘’Çok özür dilerim. Trafik.’’ Deyip benim için ayrılan yere geçtim. Tuna bey bunu göz ardı ederdi çünkü ben asla geç kalmazdım. Ancak bugün pek telore edecek gibi bakmıyordu. Yanımdaki mühendis arkadaşa eğilip neler olduğunu sordum ancak onunda birşeyden haberi yoktu.   ‘’Evet arkadaşlar, maalesef dünyadaki kriz bizim sektörü de ciddi oranda etkiledi. Biz de bu süreci personel azaltarak gitmeyi düşündük ancak son anda şirketimize çok iyi bir proje geldi. Bu proje özellikle Başak senin tecrübelerinle harika bir gelir sağlayacak şirketimize. İtalya’da mevcut bir hukuk şirketinin tamamı yenilenirken , İstanbul’da da arazilerinin üzerine bizden Türkiye şubelerini tasarlamamızı istiyorlar. Bu şirket İtalya’da prestijli bir hukuk şirketi bizler içinde yurtdışı kolumuzu güçlendirecek bir referans. Başak hem İtalya hem de Türkiye’nin Proje Müdürü sensin. Ekibini kur ve hazırlıklarına toplantı sonrası başlarsın.’’   ‘’Peki proje detayları için kiminle iletişime geçeceğim.’’ dedim kabul etmeli ki bende bu teklife heyecanlanmıştım. Hem kimsenin bu krizde çıkarılmayacağına sevinip hem de yeni bir projeyle kafamı daha rahat dağıtabilecektim.   ‘’Şimdiye gelmiş olması gerekirdi. Ah işte geldi.’’ Diyerek kapıya baktığında başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Bu oydu. İnanamıyorum. Tuna bey’in elini sıkıp ‘’ Geç kaldım kusura bakmayın ‘’ dedi . O ses naifliğiyle yine aynı ses. Masaya doğru döndüğü an hemen diğer tarafa başımı sakladım. Olamaz! Olamaz!   ‘’Merhaba arkadaşlar, Ben Barlas Yağızefe.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD