...
Zamanın gidererek her şeyi daha da kötüleştirdiği tam bu anlarda hemen karşımdaki zamandan da acımasız orta yaşlı kadın gözlerindeki ateş kırmızısı öfkesiyle yüzümü inceliyordu.
Bu öfkesiyle ilk kez tanışmıyordum belki ama bu öfkesinden daha farklı bir şey vardı. Büyük bir nefret ve kin gibi.
"Sen kim olduğunu sanıyorsun ha?" Harla Hanımın kurduğu ilk cümle bu olduğunda üzerime doğru yürümeye başladı. "Benden izinsiz ve habersiz elini kolunu sallayarak dışarı çıkabilme hakkını sana kim verdi? Üstelik benim oğlumla..senin seviyenle asla aynı değerde olmayacak kadar değerli oğlumla." Usulca yutkunup duruşumu dikleştirdim.
"Sandığınız gibi bir şey yok aramızda."
"Olamaz da!"diyerek sert bir yanıt verdiğinde derin bir nefes verdim.
"Ne düşündüğünüzü tam olarak bilmesem de çok büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu biliyorum. Buraya oğlunuzu iyileştirmek adına getirildim ve bunu layığıyla yaptım. Sizden izinsiz ve habersiz dışarı çıktığım konusuna gelirsek ben esir ya da tutsak değilim. Buraya nasıl geldiğimi ve getirildiğimi bilmesem de buraya ait olmadığını biliyorum. Burada olmak benim tercihim değildi."
Kendimi ifade ettiğim cümlelerim sonrası yüzümdeki ifadeyi de değiştirdiğimde karşımda gözleriyle ateş saçan kadın üzerime doğru yürümeye devam etti.
"Bu özgüvenin takdiri şayan şifacı kız. Kim olduğunu ve kendi adını dahi bilmediğin içi boş bir zihinle göstermiş olduğun bu lüzumsuz özgüven gerçekten etkileyici." Son sözleri içime keskin bir ok gibi saplandığında güçlü durmak için direndim.
"Bu sana ilk ve son uyarım şifacı. Bu sarayda benden izinsiz tek bir adım dahi atmayacaksın. Ne olacaksa benim iznim ve emrimde olacak anladın mı?"
Cevap vermedim. Çünkü vereceğim cevap onu tatmin etmeyecekti biliyordum. "Bu sessizliğini evet olarak kabul edip gidiyorum. Söylediklerimi beynine iyice kazdın umarım."
Sessizliğimi sürdürüp Harla Hanım odayı terk edene kadar hiç sesimi çıkarmadım, tamamen odadan ayrıldığı sırada ise hala ince sızısını hissettiğim bileğimi zorlayıp odadan ayrıldım.
Bugün ne olursa olsun Bilgeyle konuşacaktım. Bu sarayda kalmak istemiyordum, beni onun kaldığı ikinci hanedan sarayına almasını isteyecektim. Burada bir tutsak misali kalmaktansa, ölmek bile en afiili kurtuluş sayılırdı. Artık burada, bu sarayda kalamazdım. Ne pahasına olursa olsun bugün bu sarayda daha fazla durmayacaktım. Adımlarım sarayın dış kapısına doğru ilerlerken duydum bana seslenen o farklı tınıyı.
"Lavinya."
Bana seslenen isimle beraber sesin geldiği yöne doğru dönen bakışlarım onunla karşılaştı.
Baral. Arel'in en yakın arkadaşı.
Tam o anda buradan çıkabilmem için doğru fırsatı bulduğumu anladım. Belki o bugün beni Bilgenin yanına götürebilirdi? Henüz tam olarak tanımasam da şu an başka çarem yoktu. Bu sarayda tanıdığım bir tek Bilge ve her ne kadar tanımamayı istesem de Arel vardı. Bunu Arelden isteyemeyeceğime göre şu an bana yardımcı olabilecek tek bir kişi vardı.
O da Arel'in en yakın dostu Baraldı.
Baral adımlarını bana doğru atarken bir yandan da konuşmayı ihmal etmiyordu.
"Sen iyi misin? Sanki yürürken sendeler gibiydin."dedi. Saniyeler sonra hemen yanıma vardığında ise mavi gözlerini gözlerime odakladı.
"Bir sorun yok ya da aslında var."diyerek lafı çevirdiğimde meraklı bakışlarını üzerimden hiç çekmedi.
"Senden bir şey rica edebilir miyim?"
"Tabi, ne istersen."
Derin bir nefes verdim. "Eğer zahmet olmayacaksa beni ikinci hanedan sarayına götürür müsün?"diye sordum.
"Elbette, götürürüm. Ama bunun için biraz geç bir saat değil mi?"
"Evet ama önemli bir durum olmasa istemezdim."diyerek gerekli cevabı verdiğimde yüzündeki tebessümüyle konuşmasına devam etti.
"Yanlış anlama benim için saatin bir önemi yok sen burada yeni olduğun için söyledim. Yoksa benim için hiç bir sakıncası yok hemen şimdi gidebiliriz."diyerek ricamı kabul ettiğinde ister istemez bende tebessüm etmiştim.
"Çok teşekkür ederim."
Baralın yüzündeki tebessüm de genişlediğinde "O zaman gidelim."dedi. Başımı tamam anlamında sallayarak onu onayladığımda hemen önünden yürüyerek adımlarımı sarayın dışına doğru attım. Arada zorladığım adımlarım canımı acıtsa da bunu bozuntuya vermeden yürümeye ve bir an önce bu saraydan uzaklaşmaya çalıştım.
"Sen yürümekte zorluk mu çekiyorsun? Lavinya gerçekten iyi misin?"
Baralın duyduğum sesiyle bakışlarımı ona çevirdim. "Bir sorun yok iyiyim."dedim. "Ayak bileğimi incitmiştim dün, o biraz zorladı sadece."
"Daha dikkatli olmalısın özellikle böyle bir şehirde. Neyse arabaya varana kadar koluma girebilirsin, hem böyle fazla zorlanmaz bileğin." Verdiği yanıt karşısında gülümseyerek başımla teşekkür ettim.
"Gerek yok gerçekten iyiyim."dedim. "Tek isteğim bir an önce Bilgeyle yüz yüze gelmek."
Gülümseyerek başıyla onayladığında sarayın dış kapısından nihayet çıkmıştık. "Bu arada Harla Hanımın sarayında mı kalıyorsun sen?" Baralın anı sorusuyla başımı evet anlamında salladım.
"Evet orada kalıyorum."
"Peki... eğer çok özel değilse burada kalmayı sen mi tercih ettin?"diye sordu.
Bu sorusu karşısında hafifçe yutkundum. "Aslında tam öyle sayılmaz."dedim. Ardından yeniden önüme dönüp yürümeye devam ettim.
"Bak hala zorlanarak yürüyorsun, ısrar etme de gir koluma. Bildiğim kadarıyla insan yemiyorum."dediğinde hemen sağ tarafıma geçip kolunu öne uzattı. Derin bir nefes verip bu ısrarını daha fazla göz ardı edemeyip uzattığı koluna girdim.
"Peki son bir soru daha sorabilir miyim bir sakıncası yoksa?"diyerek kulağıma doğru eğildiğinde rahatsız olduğum bu yakınlığından dolayı hızla geri çekildim. Tam o sırada sorduğu soruya bir cevap vermek için hazırdım ki hemen karşıdan bize doğru yürüyen Arel'i görmemle tüm dikkatim dağıldı.
Aramızdaki mesafeye rağmen parlayan karamellerini çok net görebilmiştim. Saniyeler sonra yanımıza vardığında derin bir nefes verip bakışlarını kaçırdı.
"Ooo Arel Bey nereden dönüyorsunuz öyle?"diye sordu Baral. Onun da dikkatinin dağılmasıyla girdiğim kolundan ayrıldım.
"İşim vardı biraz."diye cevap verdi Arel Baralın sorusuna. Bakışlarını bir saniye bile bana çevirmeden.
"İş? Ne işi lan? Neden benim haberim yok?"diyerek inceden sesini yükselten Baralın sesi meraklı çıkmıştı.
"Daha sonra konuşalım. Yorgunum biraz."diyerek yanımızdan ayrıldığında Arel'in bu tavrı dikkatimi çekmişti. Beni görmezden geldiği gibi yüzünde daha farklı bir ifade vardı. Farklıydı.
"Neden böyle yaptı ki şimdi?"diye kendi kendine fısıldanan Baral saniyeler sonra bana döndüğünde "Neyse biz önümüze bakalım."dedi. Geri bir yanıt vermeden yürümeye kaldığımız yerden devam ettiğimizde bir an önce Bilgeyle yüzleşeceğimiz anı düşündüm.
Yanıtlanması gereken o kadar çok sorum vardı ki..bir an önce onunla yüzleşmek istiyordum.
*
Yaklaşık on dakikalık bir yolculuğun ardından nihayet ikinci hanedan sarayının önünde duruyordum. Gözlerimi açar açmaz kendimi ilk bulduğum yerde. Belki de bu saraydan hiç ayrılmasaydım bugün içinde bulunduğum bu bilinmezliğin içinde olmayacaktım. Yine kendimden habersiz, boş bir zihinle yaşamımı sürdürmeye devam edecektim fakat ne Harla Hanım ne de onun oğluyla hiç karşılaşmayacaktım.
Arel'in zihnimde yarattığı karışıklık zihnime bir ağırlık yapmayacaktı. Harla Hanımın gördüğü bir köle olmaktan kurtulacaktım..
"O önemli konu her neyse umarım bir an önce Bilgeyle halledebilirsiniz Lavinya."
Duyduğum sesle hemen sürücü koltuğunda oturan Barala hafif bir tebessümle baktım.
"Teşekkür ederim."dedim. "Her şey için."
"Hiç bir şey yapmadım."
Son kez hafif bir tebessümle yüzüne baktıktan sonra arabadan inerek ikinci hanedan sarayına doğru yürümeye başladım. Bugün bu denli zorladığım bileğimin şiştiğini artık hissedebiliyordum. Verdiği ilacı da sürmeyi tamamen ihmal etmiştim.. Kendi içimde bu söylentilerim dakikalar sonra beni sarayın girişine vardığımı fark ettirdiğinde sarayın hemen önündeki korumaların engeline takıldım.
"Kimsiniz ve bu saatte burada ne arıyorsunuz?"
İlk sorum bu olduğunda usulca yutkundum.
"Ben şifacı, bilgeyle görüşmek için buradayım."dedim. Ardından ekledim. "Adım Lavinya. Lavinya Ekiz." Arel'in benim için oluşturduğu bu kimliği her ne kadar istemesem de kullanmaya mecbur hissetmiştim.
"Gecenin bu saatinde saraya giriş izni yok. Harla Hanımın dün gece oluşturduğu yeni kurallardan biri. Lütfen şimdi gidin."
Aldığım yanıt karşısında şaşkın bir ifadeyle açılan gözlerim duyduklarımın komik bir şakadan olduğunu düşünmek istese de gerçek karşımdaki korumanın net yüzü kadar ciddiydi. Hemen şimdi ne yapacağımı bilmez bir şekilde sarayın çıkışına doğru götüren merdivenlerinden birine oturdum. İşte şimdi gerçekten köşeye sıkışmış gibi hissediyordum.
YAZAR ANLATIMI
Arel uzanmış olduğu çift kişilik geniş yatağı üzerinde hafifçe kıpırdandı. Neredeyse yarım saate yakın kapalı göz kapaklarına rağmen uyuyamıyordu. Her gece çektiği uyku sıkıntısı bugünde vardı fakat bu defa ki daha rahatsız ediciydi.
Sürekli aklını karıştıran bazı düşünceler uyumasına karşı en büyük engeli oluşturuyordu. Bu durum giderek rahatsız edici olduğunda daha fazla dayanamayıp ayaklandı. Kendini hemen sağ köşedeki pencerenin önüne atıp temiz havayı içine çekti. Tam o sırada masanın üzerinde duran telefonunun çaldığını duydu. Başta Baralın aradığını düşünerek pek oralı olmadı. Fakat ısrarla çalmaya devam eden telefonun susmayacağını anladığında sıkıntıyla nefes verip çalan telefonunun yanına doğru ilerledi.
Eline alır almaz gelen aramanın Bilge Haresten olduğunu gören Arel, ilk fırsatta açtı hala çalmaya devam eden telefonu.
"Hah Arel oğlum, uyandırmadım değil mi seni?" Bilgenin ilk sorusu bu olduğunda cevabını geciktirmedi Arel.
"Yok uyumuyordum Bilge."
"Seni senden bir ricada bulunmak için aradım."diyerek asıl konuya giren Bilgeyi can kulağıyla dinlemeye devam etti Arel. "Bugün işlerin yoğunluğundan gelemedim saraya. Haliyle şifacı kızımın ona verdiğim ilaçları kullanıp kullanmadığını kontrol edemedim. İçim hiç rahat değil oğlum.."devamını getirmesine izin vermeden sözünü saniyesinde kesti Arel.
"Tamam Bilge kontrol ederim. Sen içine dert etme."
"Sağ ol oğlum. Çok sağ ol. Biliyorum bu durumdan rahatsızlık duyuyorsun ama bende yaşlandım. Eskisi gibi yetişemiyorum hiç bir şeye." Daha fazla konunun uzamasını istemediği için cevabını geciktirmedi Arel.
"Sorun değil Bilge. Bugüne kadar bana yaptığın yardımların karşılığında bu yaptığımın pek bir önemi yok."
Saniyeler sonra her iki tarafında telefonu kapatması ardından Arel hiç vakit kaybetmeden odasının hemen çaprazında ki korumalardan birine seslendi.
"Buyurun Arel Bey.." Seslenmesine karışılık ilk cevabını alan Arel ifadesiz sesiyle cevap verdi.
"Şifacı kızın yanına git ve Bilgenin bugün için verdiği ilaçları kullanıp kullanmadığını sor. Bunu soranın kim olduğunu merak ederse, ki eminim merak edip soracaktır. Bilgenin ismini ver."
Emri alan koruma duyduklarını başıyla onaylayıp Arel'in yanından ayrıldığında derin bir nefes verip kendi odasına geri döndü genç adam. Yeniden geniş yatağının üzerine oturduğunda aklı bir anlığına şifacı kızla son konuşmasına gitti. Ona bu ismi neden taktığını sormuştu. Israrla bunun nedenini sormaktan vazgeçmemiş, istediği cevabı almadan onu rahat bırakmamıştı.
Arel verdiği cevapta asıl gerçeği söylememişti ona. Bu yeni kimliğini ona neden verdiğinden hiç bahsetmemişti. Hoş asla da bahsetmeyecekti.
Kapının tıklanma sesiyle düşüncelerinden uzaklaşan Arel içeri girme komutunu verdiğinde karşısında az önce emir verdiği korumayı gördü.
"Sonuç ne? Kullanmış mı ilaçlarını?"diyerek sorusunu yineleyen Arel beklediği o cevaptan çok daha uzak bir cevapla karşı karşıya kaldı.
"Üzgünüm Arel Bey, şifacı hanım odasında değildi. Bir saat önce arkadaşınız Baral Beyle saraydan ayrılmış ve geri henüz geri dönmemiş."
*
Sakinleşmek adına derin nefesler alıp biraz önce yerleştiği arabadaki direksiyonu daha sıkı kavradı Arel. Arada Bilge olmasa tüm bunları yapmayacağının farkındaydı. Her şeye sırf o istediği için katlanıyordu. Hatta baştan beri çoğu isteğinde bu yüzden yanında olmuştu şifacının. Bilgeye hayır diyemediği için..
Ama bu şifacıya yapacağı son iyilik diye tekrar etti içinden. Bilge için katlanmak zorunda olduğu son gece.
Yaklaşık on dakikaya yakın bir süre sonra ikinci hanedan sarayının önündeydi Arel. Hızla arabadan inip adımlarını saraya doğru attığında dalgın bakışları hiç beklemediği bir görüntüyle karşılaştı.
Şifacı.. Lavinya. Hemen iki merdiven üstünde başını yasladığı soğuk demire sığınmış titriyordu. Hava soğuktu ve kim bilir ne zamandır dışarıda bu halde çaresizce bekliyordu? Ama neyi bekliyordu? İçeri girmek yerine neden burada bu haldeydi diye düşenmekten kendini alıkoyamamıştı Arel de. Bakışlarını üzerinden çekmeden şifacının yanına yaklaşarak hafifçe ona doğru eğildi.
"Sen.."diye başladı cümlesine. "Burada ne yapıyorsun?"
Arel'in sesiyle beraber bakışlarını sesin geldiği yere doğru çeviren genç kız karşısında beklemediği o yüzü gördüğünde titreyen çenesiyle hayal görüp görmediğini ayırt etmeye çalıştı. Hemen yakınında gözlerini gözlerine dikmiş karameller gerçek miydi? Yoksa soğuktan bedeniyle beraber beyni de buz kesilen zihni ona bir oyun mu oynuyordu?
"İyi misin? Soruma bir cevap ver." Genç adam sorusunu yinelediğinde titreyen her hücresiyle cevap verdi genç kız.
"B-ben..beni içeri almadılar."diyebildi bitkin çıkan sesiyle.
Arel aldığı yanıt sonrası dişlerini öfkeyle sıkıp sarayın önündeki korumaların yanında aldığı soluğu. "Açın kapıyı!"diye çıkıştı sert bir sesle.
"Anneniz. Dün kesin bir kuralla haberi ve izni olmadan saraya kimsenin girmeyeceğini yasakladı. Hatta sizin bile."
Arel tuttuğu öfkesine yenik düşerek ona bu cevabı veren korumanın yakasına yapıştı. "Ben bile giremem ha öyle mi?"diye sordu. "Hemen açın kapıyı! Bu bir emir."
Arel'in öfke dolu cümlesi ve ateş topuna dönüşen gözleri sözlerinde ne kadar ciddi olduğunu kanıtlarken yine de açmadılar ona kapıyı.
"Üzgünüm Arel Bey. Bu kapıyı açamayız. Bunun için önce annenizin onayı gerekiyor."
Arel'in aldığı yanıt öfkesini ikiye katladığında kapıyı açmayacaklarını anladı. Bu meseleyle yarın bizzat ilgileneceğini ve korumalara gereken cezayı vereceğini kendine söz edinip yanlarından ayrıldı. Soluğu yeniden şifacının yanında aldığında bir saniye bile tereddüt etmeden titreyen bedenini kucaklayıp hızla arabasına doğru ilerledi.
Bu gecenin hesabını başta o korumalar olmak üzere annesine de bizzat soracaktı. Düştüğü bu durumun hesabını sormadan içi de öfkesi de dinmeyecekti, biliyordu...
*
Saraya nasıl vardığını dahi anlamamıştı Arel. İçinde biriken öfke tüm dengesini bozmuştu. Önce annesine olan öfkesi ardından o korumaların ilk kez kendisine yaptıkları itaatsizlikleri oldukça rahatsız etmişti. Öyle ki tüm bunlarla daha sonra ilgileneceğini kendine söz vererek, hemen yan koltuğundaki bilinci yarı kapalı şifacıya döndü.
Kucağında bilinci kapalı fakat hala titremeye devam eden şifacıyı odasına götürdü. Hafifçe ve dikkatli bir şekilde onu yatağa yerleştirdi. Ardından hemen kapının önündeki hizmetkarlardan birini çağırdı.
"Sarayda sağlık alanında çalışan, her kim varsa buraya çağır. Burada toplansınlar."diye emir verdi. Emri alan genç adam anında odadan ayrılırken, Arel'in bakışları yüzü ter içinde kalmış ama küçük bedeni soğuktan titreyen genç kıza kaydı. Bu durumda olmasının sebebi annesiydi, biliyordu. Bu saçma emri vermeseydi, bugün böyle bir şey yaşanmayacaktı.
Genç kız hala olduğu yerde titrerken, bir şeyler söylemeye çalıştığını duydu Arel. Ne söylemek istediğini duymak için yanına yaklaştığında, yüzünü genç kızın yüzüne doğru eğdi. O sırada daha yakından şahit olduğu doğal yüzü, ardında oldukça sık dizilen uzun kirpikleri bir kaç saniyeliğine dikkatinin dağılmasına neden oldu. Onu bu denli yakından incelediği ilk andı.
"S-su." Belli belirsiz çıkan sesiyle ne demek istediğini anladığında hemen yan tarafında ki komidinin üzerindeki su bardağını doldurdu. Hemen ardından elini genç kızın ensesine doğru götürerek onu hafifçe yattığı yerden doğrulttu.
Genç kız yarı açık bilinciyle önce onu tutan kişinin yüzünü seçmeye çalıştı fakat gözleri o kadar buğulu ve bulanık görüyordu ki siyah siliütten başka hiç bir şey göremedi.
Arel, genç kızın başını yeniden yastıkla buluştururken içeri karşısında görmeyi beklediği o yüzü gördü.
Annesini..
"Ne oluyor burada?"diye sordu şifacının hemen yanı başında olan oğluna bakarken. "Bu kızın senin odanda ne işi var Arel?"
Arel zaten önceden biriktiği öfkesini içinde bastırmaya çalışırken, annesinin yaptıklarından sonra bu ani çıkışı onu daha da öfkelendirmişti.
"Bunu bana sen söyle anne, senin yaptığın ne demek oluyor?"diye karşı çıktı ayağa kalkarken.
"Ne yapmışım ben?"
"İkinci hanedan sarayına senin iznin olmadan, benim bile giremeyeceğimin emri! Ne hakla benim bu şehirde ki haklarımı kısıtlama getirirsin!" Arel'in oldukça yüksek çıkan sesine karışılık annesinin yüzü iyice gerildi.
"Unuttun galiba oğlum, bu şehrin yönetiminden ben sorumluyum. İstediğim zaman istediğim emri verebilirim." Arel aldığı yanıt karşısında öfkeyle ellerini saçları arasından geçirdi. Sakinleşmek adına derin bir nefes aldı. Ardından annesine gerekli cevabı vermek üzere konuşmak için hazırlanmıştı ki içeri, az önce emir verdiği koruma girdi.
Arel korumaya içeri girmesi adına onay verirken annesine döndü. Oldukça öfke yüklü çıkan sesiyle "Bunu daha sonra konuşacağız seninle."diye fısıldadı. Ardından annesini kapıya kadar yolcu etti.
"Efendim sarayda ki tüm başarılı Bilgeler ve öğrencileri ikinci hanedan sarayına bu sabah laboratuvarda çalışmak üzere gitmiş-" Devamını dinlemeden korumanın sözünü kesen Arel eliyle kapıyı işaret etti.
Ardından öfkesine hakim olamadığı sesiyle "Çık dışarı!"diye komut verdi. Arel'in bu ateş saçan öfkesinden kaçar gibi uzaklaşan koruma ardında hiç bir iz bırakmadı.
En son çare olarak ona yardım edecek tek kişinin yine ona bu sorumluluğu veren Bilge Hares olduğunu anlayan Arel anında cebinde ki telefonu çıkarıp Bilgeyi aradı.
Onun için aldığı bu sorumluluğu yine onun yardımıyla çözmek zorundaydı. Çünkü artık başka çaresi yoktu..
BÖLÜM SONU ?