3.BÖLÜM

3178 Words
OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE OY VERMEYİ UNUTMAYIN..❤️ Keyifli okumalar...? .... Hayatımızı kendi kararlarımıza göre şekillendirdiğimiz bazı evreler vardır. Bu evreler gerçekleşirken kimi zaman doğru ve yerinde bir sonuç verirken kimi zaman da hiç beklenmedik sonuçlarla karşı karşıya bırakır. Hatta bazen öylesine büyük kararlardan doğan önemli sonuçlar alırız ki bu bir nevi bizim aldığımız bir ders olarak çıkar karşımıza. Ben zamanında aldığım en büyük kararı hatırlamıyordum. Hayatımda alıpta hiç unutmayacağım bir ders var mı onu bile bilmiyordum. Tek başıma ve kimsenin yardımı olmadan aldığım büyük kararı gerçekleştirmek üzere, bir yolun başında bekliyordum. Bana bu yolun doğru ya da yanlış olduğunu söyleyecek kimsem yoktu kendimden başka. Bu yüzden arkasına sığındığım bu kararı gerçekleştirmek için harekete geçmek zorundaydım. Sonunda kutlamanın gerçekleşeceği saatin geldiğini gördüğümde bulunduğum odadan ayrılmak üzere ayaklandım. Kapının kilidini açar açmaz ilk bir kaç saniye etrafımı inceledim. Tahmin ettiğim gibi herkes kutlama alanındaydı. Tek tük bir kaç korumanın dışında etrafta kimse yoktu. Oldukça dikkatli ve dikkat çekmemeye özen gösterdiğim adımlarımla bu saçma yerden çıkmak için doğru kapıyı aramaya koyuldum. Etrafta öylesine çok kapı vardı ki hangisinin çıkış olduğuna dair oldukça güçlü tahminler yapmam gerekiyordu. Hemen üzerimdeki kabarık elbise yüzünden adımlarım her an biraz daha yavaşlatırken artık büyük bir risk alıp buradan çıkmamın gerektiğini hatırladım. Bu yüzden gözüme çarpan ilk tahta kapıya doğru ilerlemeye başladım. Kolunu kavradığım kapıyı açmak için hazırdım ki birden duyduğum sesle olduğum yerde donakalmış bir şekilde durdum. Gözlerimi sıkıca kapatıp yakalanmamın verdiği utançla derin nefesler almaya çalıştım. "Yolunu şaşırdın galiba şifacı. Kutlama o kapının arkasında değil. Orası depoya açılan kiler odası." Sesinde ki ima dolu tınıyla asıl almam gereken cevabı veren sesin sahibine döndüğümde karşımda gördüğüm yüze hafiften çatılan kaşlarımla baktım. Dün yeterince aklımı karıştırdığı yetmezmiş gibi şimdide benimle oyun mu oynadığını düşünüyordu? "Siz burada ne arıyorsunuz Arel Bey? Kutlama da olduğunuzu düşünüyordum."dedim düz bir sesle. Sözlerimle beraber başını evet anlamında sallayan genç adam yüzündeki arsız gülümsemeyle konuşmaya devam etti. "Ben zaten kutlamadan geliyorum sayın şifacı. Sorun şu ki şehrin saygı değer bilgeleri başta olmak üzere diğer misafirlerimiz şifacıyla tanışmak için sizi bekliyor. Onları bekletmezsiniz diye düşünüyorum." Yaptığı açıklamasıyla doğru yolu göstererek, bana yol veren yüzüne belli etmemeye çalıştığım öfkemle baktığımda işaret ettiği tarafa doğru yürümeye başladım. Aklı sıra yoluma taş koyduğunu düşünse de kutlama henüz bitmemiş ve ben hala kararımdan dönmemiştim. Ve evet dönmeye de hiç niyetim yoktu. Her ikimizde kutlama alanına doğru ilerlerken arada yüzüne kaydırdığım bakışlarımda her seferinde beni incelediğini fark ettim. Bu durum iyice sinirlerimi bozmaya başladığında kutlama alanına varmadan hemen önce kısa bir süreliğine duraksayıp hemen yanımdaki bedene doğru döndüm. "Yanlış anlamazsınız bir şey söylemek istiyorum."dedim. Sesimde oldukça cüretkar bir ton vardı. Başıyla söyle der gibi onayladığında gözlerini gözlerime odaklamıştı. "Neredeyse gözlerinizi açtığınızdan beri sürekli iğneleyici sözlerle beraber tuhaf tuhaf bakıyorsunuz. Söylemek istediğiniz bir şey varsa bunu-"devamını getirmeme izin vermeden sözümü kestiğinde yüz ifadesi oldukça ciddiydi. "Kendini çok akıllı sanıyorsun öyle değil mi şifacı?"diye sordu tehditkar bir sesle. Sorduğu soru üzerine hafifçe geri çekilip elini ensesine attı. "Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Aklı sıra buradan kurtulmaya çalışıyorsun. Fakat bilmiyorsun ki bu şehre adım atan kimsenin kurtuluşu yok." Sesli bir nefes alıp az önce açtığı mesafeyi kapattığında yüzünü yüzüme yaklaştırarak karamel gözlerini gözlerime sabitledi. "Bak şifacı kız,"dedi umsrsamaz bir sesle. "Ben bir kez birinin gözlerine baktığımda niyetini tam o anda çok iyi anlarım. Sana tuhaf tuhaf bakmamın tek sebebi senin deyiminle bu yüzden. Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Seni dünde üstü kapalı uyarmama rağmen beni dinlemedin." Damarlarıma kadar hissettiğim öfkeyi daha fazla bastıramadan bu defa konuşmaya ben devam ettim. Madem gerçek niyetinin ne olduğunu itiraf etmişti o zaman bende geri çekilmeden kendi niyetimi belli edecektim. "Madem beni anladığınızı söylüyorsunuz o zaman ha bire yoluma taş koymayın."dedim bastıra bastıra. "Benim kimsenin uyarılarına ihtiyacım yok, bunu dünde söyledim. Hayatımla ilgili aldığım kararları da kimse için değiştiremem. Lütfen daha fazla karşıma çıkmayın." Geride bıraktığım yüzüne son kez baktığımda kaşlarını çattığını gördüm. Ne yüzündeki ifadesinin ne de sözlerinin beni zerre etkilemesine izin vermeden kutlamanın olduğu alana giriş yaptığımda doğruca Bilge Haresin yanındaki yerimi aldım. Benden hemen bir kaç dakika sonra kutlama alanına giriş yapan Arel denen adam bir kez olsun olduğum tarafa bakmadan, yüzündeki normal ifadeyle kendi kalabalığına dönmüştü. Bu işaretin benim tarafımdan olumlu olduğunu bildiğimden dolayı az da olsa içimin rahat ettiğini hissetmiştim. Önümdeki son engeli de yok ettiğime göre, önüme taş koyacak kimse yoktu artık. * Kutlamanın neredeyse bir saatini geride bırakmıştık. Hemen hemen saraydaki her bilgeyle tanışmıştım. Gelen misafirlerin çoğuna tanıştırılmış, şehirdeki şifacı ünümü duymayan kimse kalmamıştı. Tüm bunlar gerçekleşirken gözlerim ara ara karamel gözlerin sahibine dönerken onun odak noktası hiç benim olduğum tarafa dönmemişti. Aksine bulunduğu kalabalığın içindeki ortama kendini kaptırmıştı. Bunu kendi açımdan kullanmanın zamanı geldiğini hissettiğimde son kez Harla Hanım ve onun korumalarını yoklayıp kutlamadan ayrılmak üzerine harekete geçtim. İlk birkaç adımda hiç bir sorun yaşamazken, ansızın karşıma çıkan farklı bir bedenle duraksamak zorunda kaldım. "Sanırım biz henüz tanışmadık şifacı hanım. Ben bu şehrin sayılı saygıdeğer aile fertlerinden olan Hanah Beyin oğluyum. Adım Baral." Memnun olmuş ifadeyle başımı sallayarak "Müsaadenizle."deyip hızla kutlama alanından çıktım. Bu defa hiç bir aksiliğin çıkmayacağına kendimi inandırdığımda gözüme çarpan ilk korumanın yanına gittim. "Biraz hava almak istiyorum. Bana çıkışa kadar eşlik eder misiniz?"diye sordum. Hemen karşımda yüzündeki maskesinin ardından görebildiğim kadarıyla gördüğüm yüz başını olumlu anlamda salladığında onu takip ederek çıkışa doğru yöneldim. Aslında baştan beri yapmam gerekenin bu olduğunu anladığımda bu gerçeği bir süreliğine unutup beni dış kapının önüne çıkaran korumaya teşekkür ederek, yağan karı görmezden gelmeye çalıştım. Ardından ise var gücümle koşup bu saraydan uzaklaştım.  Attığım her adımı daha da hızlandırıp yürümeye hatta ara ara koşmaya devam ettim. Sonunda saraydan tamamen uzaklaştığımı anladığımda soluklanmak adına gördüğüm ilk ağacın altında oturdum. Bedenimde hissettiğim soğuğa rağmen bir süre yalnızca etrafı izledim. Her tarafın beyazla kaplı olduğu bu manzara hoşuma gitmişti. Kim bilir bunun gibi hatırlamadığım kaç manzaraya daha şahit olmuştum? Şimdi bunları düşünmenin sırası olmadığını hatırladığım da yeniden ayaklanıp soğuktan uyuşmaya başladığını hissettiğim bedenimle yürümeye ve bu ormanlık alandan kurtulup şehrin diğer ucuna varmak üzere yeniden harekete geçtim. Umarım bu soğuk havaya yenilip planımda herhangi bir olumsuzlukla karışılaşmazdım. Aksi takdirde tüm planım başarısız olup bir daha aynı fırsatı elde etme şansım olmayabilirdi. * Hava tamamen kararıp, etraf siyah rengine büründüğünde hala şehrin diğer tarafına varamamış, olduğum ormanlık alandan öteye gidememiştim. Gücümü yavaş yavaş kaybettiğimi, soğuktan titreyen bedenimi daha fazla ayakta tutamayacağımında farkındaydım. Fakat tüm bu hissettiklerime rağmen pes etmemem gerekiyordu. Bu yola tüm korkularımı arkamda bırakarak çıkmıştım. Geriye dönemezdim, hoş geriye dönmek istesem bunu yapabilir miydim ondan da pek emin değildim. Yoluma devam etmek için kısa bir ara verdiğimde yolumu aydınlatacak hiç bir alet yoktu yanımda. Tamamen hazırlıksız yakalandığım bu planda, gerekli önlemlerimi almayı unutmuştum. En önemli ihtiyaçlarımdan biri olacak aydınlatıcı herhangi bir alet almak bile gelmemişti aklıma. Bu ihmalsizliğime daha sonra öfkelenmem gerektiğini aklımın bir köşesine yazıp olduğum yerden kalkmak istediğimde, kendimde o gücü bulamadım. Hissettiğim yoğun soğuk hava tüm bedenimi ele geçirmiş neredeyse tüm gücümü benden almış gibiydi. Ellerim artık hissedemeyecek kadar donmuş, tüm bedenim bir uyuşturucu misali uyuşmuştu. Öyle ki bilincimin hala kapanmaması bir mucize sayılırdı. Yeniden ayağa kalkmak üzere bir hamle yaptığımda tutunduğum ağacın gövdesinden güç alarak ayağa kalktım, tam o anda birden dönen başım ve hemen baş ucumda gördüğüm parlak cisimle kendimi kaybedip olduğum yere çöktüm. Bilincimin yavaş yavaş kapandığını hissettiğim o anda dakikalar sonra duyduğum sesle gözlerimi açık tutmaya gayret gösterdim. "Bu şehirde hata yapmak gibi bir olanağının olmadığını söylemiştim şifacı kız." Sözleriyle beraber sesin sahibinin de kime ait olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Çünkü böylesine bir cümlenin kim tarafından kurulduğunu tahmin etmem hiç zor değildi. Açık tutmakta zorlandığım aralık gözlerimle baktım bana doğru eğilmiş bedene. Ardından oldukça güç çıkan sesimle "Sen.."diyebildim. "Burada ne arıyorsun?" Önce bir kaç saniyeliğine sessiz kaldı soruma. Ardından hemen kollarımdan tutarak ayakta tutmaya çalıştı beni. "Ödeşmemiz gerekiyordu şifacı kız. Bana verdiğin bir canın borcu altında kalamazdım."dedi. Ardından sağ kolumu onun boynuna dolayarak ona tutunmamı sağladı. Boşta kalan diğer eliyle belimden kavrarken hala titriyordum. "Ben yanlış bir şey yapmadım."dedim sonunda. "Aldığım karardan pişman değilim." Sözlerim ardından karamel gözlerini hemen bir kaç saniye uzağımda gördüğümde etraftaki karanlığa rağmen gözleri bir ışık kadar parlak bakıyordu. "Emin misin pişman olmadığına?"diye sordu. Ardından ekledi. "Sen tahmin ettiğimdende inatçı bir şifacısın." "Öyle biri değilim..Ama sen burada olduğuna göre öyle birisin. İnatçı biri." Verdiğim cevapla dudaklarının kenarında bir hareketlilik sezdim belli belirsiz. "Beni tanımıyorsun."diye karışıklık verdi sözlerime. "Kim olduğumu, bilmiyorsun." Durdum. Zar zor araladığım gözlerimi karamel gözlerine odakladım ve ilk kez hiç çekinmeden uzun uzun baktım parlak irislerine. Ardından aklımdaki her sorunun bütünü olarak merak ettiğim o soruyu sordum. "Peki sen kimsin..?" Sorduğum soru üzerine daha fazla açık tutmaya zorlayamadığım gözlerim kendiliğinden kapandı. Ve ben bir kez daha duymayı deli gibi merak ettiğim cevabı alamadım. * Bedenimdeki titremenin durduğunu hissettiğimde yorgun göz kapaklarımı aralayıp etrafıma göz attım. Hemen yanı başımda yanan ateş, her hücreme sıcaklığını yayarken hemen üzerimde ki yumuşak yorgana iyice sindim. Etraf karanlıktı fakat şöminede yanan ateşten yayılan ışık etrafı aydınlatmaya yetiyordu. Beynim nerede olduğunu çözümlemeye çalışırken hemen karşımda yine aynı yüzü gördüm. Karamel irislerini bana odaklamış, her zaman ki sabit bakışlarıyla beni inceliyordu. "Hayat ne garip öyle değil mi şifacı kız."dedi oldukça sakin bir sesle. "Daha düne kadar yattığın o yerde sen benim hayatımı kurtarırken, bugün ben senin hayatını kurtarıyorum." Sözleriyle beraber hafifçe doğrulduğum yatağından karşımdaki bedenine döndüm. "Hayat kesinlikle çok garip."dedim sözlerini onaylayarak. "Daha iki gün önce kim bilir nasıl bir hayatın içindeyken, şu an beni bekleyen nasıl bir hayatın içindeyim. Hayat gerçekten garip." İmalı sözlerimle ne demek istediğimi anlayan gözleri saniyelerce gözlerimde gezdi. Yüzü her zaman ki gibi ifadesizdi. "Konuyu nereye çektiğinin farkındayım şifacı. Ama konumuz senin önceki hayatın değil. Şu ana bağlı hayatın. Ve sen artık geçmişinden ibaret biri değilsin. Bu yüzden geçmişi çok kurcalamamanı öneririm." Sesindeki kendini bilmişlik ve yüzündeki umursamaz ifadesi birden bire tüm sinir damarlarımı kabartmıştı. "Siz benim geçmişimi aldınız benden farkında mısınız? Hayatımı, kimliğimi çaldınız. Şimdi nasıl geçmişimi kurcalamam gerektiğini söyleyebilirsin? Bunlar çok bu basit geliyor kulağına? Bir insanın hayatı ve kimliğinin yok olması çok mu basit?" Öfkeden tüm hücrelerimin harekete geçtiğini hissettiğimde hızla ayaklandım, bu ani hareketim her ne kadar kısa bir süre için başımı döndürse de bunu umursamadım. "Buraya nasıl geldiğim hakkında hiç bir fikrim yok. Bu saçma sapan güce nasıl sahip olduğumu bilmiyorum. Adımı, soy adımı, ailemi, sevdiğim insanları kısaca kendime ait özel olan her şeyi unuttum. Bunu bana siz yaptınız, zihnimdeki bu boşluğu siz yarattınız. Buradan kaçmak istemeyipte ne yapacaktım? Beni istediğiniz gibi kullanabilmenize izin mi verecektim? Ben kimsenin ihtiyacı olduğunda kullanacağı bir oyuncak değilim anlıyor musun?" Sesim sonlara doğru haddinden de yüksek çıkmış olacak ki karşımda öfkeli gözleriyle bana bakan Arel ismindeki genç adam hiç beklemediğim bir anda ellerini dudaklarıma kapatıp daha fazla konuşmamı engelledi. Ardından çatık kaşlarıyla beraber öfkeyle kıstığı gözleriyle bana baktı. "Kimsenin senin hayatını, kimliğini çaldığı falan yok. Buraya gelmeyi sen seçtin. Muhtemelen hiç olmaman gereken bir saatte yine hiç girmemen gereken o yola saptın. Buraya gelmek senin seçimindi, her ne kadar sonucunu bilmeyerek gelsen bile buraya seni kimse zorla getirmedi. Şimdi eğer buradaysan burada ki kurallara göre hareket etmek zorundasın. Yoksa sonuçlarını bugünden daha ağır bir şekilde ödemek zorunda kalırsın. Anlatabildim mi şifacı kız?" Yaptığı açıklama sonrası dudaklarımda ki ellerini çektiğimde karamel gözlerine hissettiğim yoğun bir öfkeyle baktım. "Bu söylediklerine inanmamı mı bekliyorsun gerçekten?"diye sordum. "İnan bu umrumda dahi değil."dedi ve yüzündeki umursamaz ifadeyle geri çekildi. "Bugün ödediğim borçtan sonra seninle artık bir işim kalmadı şifacı. Sen bana bir hayat verdin ve bende bunun karşılığında kendi canını ilk ve son kez olmak üzere sana bağışladım." Durdu. Gözlerini uzun uzun gözlerime dikti. "Yalnızca şunu unutma."dedi. "Bir dahaki sefere yapacağın hata için seni uyaracak ya da sana engel olacak kimse olmayacak. Bu yolda artık yalnızsın." Söyleyecek onca şey varken, konuşmama fırsat bile tanımadan odadan ayrıldığında içimdeki tüm hislerin baskınlığı içime karıştı. Ve ben bu şehirde ilk göz yaşımı, tam bu an akıttım. * Sabahın ilk ışıklarında bulunduğum odadan ayrılmak üzere harekete geçtim. Dün yaşananlardan sonra bu odada değil kalmak önünden geçmek bile istemiyordum. Söylediklerinin yeniden aklımı bulandırmasını istemiyordum. Tek isteğim buradan bir an önce ayrılmaktı, kendimi burada her an tehlikenin tam ortasındaymışım gibi hissediyordum. Olduğum geniş yataktan ayrılıp odanın kapısına doğru adımlarımı attığımda, kapı benden önce arka taraftan açıldı. Ardından karşımda yine o belirdi. Karamel gözlerin sahibi, Arel. "Hala burada mısın?"diye sordu. Sesinde hiç bir duygu tınısı yoktu. "Çıkmak üzereydim." Verdiğim cevapla hemen yanından geçip odadan çıkmayı düşünüyordum ki son anda duraksayıp dün gece içimde kalan ve söylemeyi çok istediğim o cümleyi kurdum. "Ben hiç bir zaman bu şehrin bir parçası olmayacağım. En kısa zamanda buradan kurtulacağım." Sesim oldukça kendinden emin ve net çıkmıştı. Ona ve bu şehrin saçma kurallarına boyun eğeceğimi düşünsün istemiyordum. "Dün dediğim gibi bu yolda artık yalnızsın şifacı, istediğini yapmakta özgürsün. Bana bir açıklama yapmak zorunda değilsin." Aldığım yanıt beklemediğim türden bir yanıt olduğunda yüzümde hafif bir şaşkınlık belirtisi oluştu. "Bir daha karşıma çıkmayacak ve beni engellemeyeceksin öyle mi?"diye sordum emin olmak ister gibi. Sorum üzerine içli bir nefes aldı. "Sen gerçekten seni takip edeceğimi düşünüyorsun?"diye sordu buna kendi bile inanamazmış gibi. "Ben bu şehrin savaşçısıyım, tek hedefim ve mücadelem bu şehir için olacak. Senin düşündüğün gibi hayatımda böyle saçma şeylere ayıracak zamanım yok. Bu fikre dün sana yardım ettiğim için kapıldıysan üzgünüm bu bir daha tekrarlanmayacak." Sesi ucu keskin bir ok kadar sert ve net çıkarken sözlerinin bir kısmında haklıydı. Beni neden takip etmek istesin ki? Hem dün de söylediğine göre bana sadece ona verdiğim canın altında kalmamak için yardım etmişti. Öyleyse ben neden böylesine bir fikre kapılmıştım ki? "Haklı olabilirsin ama-"devamını getirmeme izin vermeden aniden sözümü kesti. "Haklıyım." Hafiften göz devirerek baktığım karamelleri oldukça keskin bakıyordu hala. "Şimdi artık odamdan çıkarsan halletmem gereken işlerim var şifacı." Son sözleriyle gitmem için bana yol veren genç adama son kez gözlerimi hafiften kısarak baktığımda öfkeden sıktığım dişlerimle odasından ayrıldım. Adımlarımı kendi odama yöneltirken karşımda beliren Bilge Haresle durasadım. Elinde tuttuğu kitaba odaklandığı için beni henüz görmemişti. "Bilge Hares."diye söylendim ismini. Duyduğu sesimle anında bana baktı. "Günaydın kızım,"diyerek aramızdaki mesafeyi kapattı. Ardından merak ve endişe dolu sesiyle "Dün kutlamada nereye kayboldun?"diye sordu. Anlaşılan yokluğumu fark eden tek kişi Arel değildi. "Biraz hava almaya çıktım, o yüzden yoktum."diye cevap verdim. "Tek başına mı?" "Hayır." Verdiğim cevapla başını anladım dercesine salladı Bilge. Ardından tekrardan konuşmaya devam etti. "Seninle konuşamadık, bana bu şehirle ilgili sormak istediğin bazı şeyler vardı." Başımı evet anlamında salladığımda etrafa kısa bir göz gezdirip "Odanızda konuşabilir miyiz bu konuyu?"diye sordum. Sözlerim ardından kısa bir süre sonra Bilgenin odasına geçtik. Bilge her ikimize de sandalye çekerken çok uzatmadan konuya girdim. "Bu şehir nasıl bir şehir?"diye sordum öncelikle. Ardından dün gece o ormanda gözlerim kapanmak üzereyken gördüğüm beyaz parlak cismi hatırladım. "Dün hava almaya çıkarken gördüğüm parlak cisim...Bana her şeyi anlatır mısınız?" Bilge son sözlerimden sonra dehşete düşmüş gibi gözlerini devirdi. "Onlardan biriyle karşılaştın mı? Sana bir zarar verdiler mi?"diye sordu endişeyle. "Hayır hayır kimse bir zarar vermedi, bahsettiğiniz şeyi de tam olarak göremedim. O parlak cisimde neydi?" Bilge sözlerim sonrası derin bir nefes verip başını öne eğdi. "Onlar bu şehrin yıllar öncesine ait ölmüş cesetlerin ruhuydu kızım. Gecenin belirli saatlerinde ortaya çıkarlar ve onlar ortaya çıkarken yakalanırsan sana kalıcı bir zarar verirler." Beynim Bilgenin sözlerini idrak etmeye çalışırken neredeyse yutkunamamıştım. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? "Eğer onlardan birini tam olarak göremesen de karşına çıkıp sana zarar vermemesi mümkün değil." Aklım bilgenin bu sözleriyle dün geceye gittiğinde anında bu anı hatırlamaya çalıştım. Aralık gözlerim ardından gördüğüm o parlak cisimden saniyeler sonra onu görmüştüm. Arel'i. Belki de bunu o engellemiştir. O ruhun bana zarar vermesini bilincim yarı kapalı bir şekildeyken o önlemişti. "O anı iyi hatırlamanı istiyorum kızım. Ruhun sana zarar vermesini nasıl engelledin? Bunun önüne bir tek bu şehirde yaşam süren kişiler geçebilir. Ki bunu bile yalnızca sayılı kişiler bilir. Sen... nasıl kurtuldun?" Bilgenin yaptığı son açıklamadan sonra tüm parçalar yerine oturmuştu zihnimde. Kendi kendimi kurtaramayacağıma göre o gece beni o ruhtan Arel kurtarmıştı. Fakat o bu konuyla ilgili hiç bir şey söylememişti. Bir nevi benden bunu saklamıştı. Ama neden? Bunu ona sormak zorundaydım. Bilge hala benden bir cevap bekleyen gözlerle bakarken hafifçe boğazımı temizleyip konuşmaya başladım. "Bilmiyorum Bilge, hatırlamıyorum."diyerek bu konunun bir an önce kapanmasını sağladım. Ardından ekledim. "Ben odama geçsem iyi olacak." Apar topar Bilgenin odasından çıkıp soluğu sonunda kendi odamda aldım. Aklım yeni bir döngünün içinde kaybolup giderken tüm bu olanlara bir anlam vermeye çalıştım. Bu şehir benim sınavım mıydı? Yoksa hiç bitmeyecek kabusum muydu bilmiyorum ama her iki seçenekte beni bu şehrin içinde biraz daha boğmaya devam ediyordu...Şimdi tek kurtuluş yolumun ne olduğunu bile bilemeyecek kadar çaresizdim. * Bu şehirde geçen üçüncü günüm de havanın kararmasıyla kendini yavaş yavaş akşamına bırakırken aklımda hala dün geceye ait cevaplanmamış sorular vardı. Ve bana tüm bu sorularımın cevabını verecek kişi de yüz yüze dahi gelmek istemediğim o adamdı. Belki de onunla son kez konuşup bu konuyu tamamen kapatmalıydım. Evet evet daha fazla uzatmadan bu konuyu bu gece kapatmalıydım. Duvar saatine takılan gözlerim saatin henüz sekiz olduğunu gösterirken bu saatte odasına gitmem çok ta dikkat çekmezdi. Odamdan çıkar çıkmaz etrafıma kısa bir göz gezdirip adımlarımı hiç istemediğim o odaya doğru attım. Dakikalar sonra vardığım oda kapısı önünde bekleyip hafifçe kapısını tıklattım. Saniyeler sonra kapıyı açmaya yeltendiğimde kapı benden önce açıldı. Karşısında beni görmeyi bekler gibi bakan karamel gözleri bir süre yüzümü incelirken "Sen,"dedi düz bir sesle. "Niye geldin şifacı?" Usulca yutkunurken verdim cevabımı. "Şey..ben konuşmak için-" "Her şeyi konuştuğumuzu düşünüyordum." "Yanılmışsın."diyerek karşılık verdiğim sözlerinin ardından derin bir nefes aldım. "Konuşabilir miyiz?"diye sordum ardından. Cevap vermeksizin içeri girmek için yolu açtığında çok beklemeden içeri girdim. Benim hemen arkamdan o da kapıyı kapatarak karşıma geçti. "Evet şifacı, seni dinliyorum. Ne konuşmak istiyorsun?" İfadesiz yüzüyle sorduğu sorunun cevabını geciktirmedim. "Dün geceyle ilgili konuşmak istiyorum." Verdiğim yanıt sonrası sabır diler gibi nefes verdiğinde elini ensesine attı. "Daha kaç kez açıklamalıyım anlaman için? Sen bana bir can verdin ve bende bunun altında kalmayıp bir kereliğine hayatını sana bağışladım." "Dün gece gördüğüm o ruh, onu sen mi yok ettin? Bana zarar vermesini sen mi engelledin?"diye sordum. Sorumla beraber hafif bir şaşkınlıkla bana baktı. "Güzel,"dedi konudan bağımsız. "Ruhların zarar verici bir yeteneğe sahip olduğunu öğrenmişsin. Bundan sonra daha dikkatli olursun." "Yani bunun önüne geçen sendin."diyerek sözlerini doğrulamaya çalıştım. "Bunun ne önemi var? Zaten sana ödemem gereken bir canın karşılığıydı bu. Hem sen bunu sormak için mi geldin buraya? Konuşmak istediğin konu bu muydu?" Sözlerine karşılık başımı olumlu anlamda salladığımda konuşmasına devam etti. "Bak sana ne önereceğim şifacı kız. Kendi iyiliğin için bu konuyu daha fazla düşünmeye çalışıp kimseyle paylaşma. Yoksa bundan sen zararlı çıkarsın." Sesindeki emin ve keskin ton yüzümde belli belirsiz bir merak uyandırdı. "Neden ben zararlı çıkacakmışım?"diye sordum. "Çünkü,"dedi. "Çünkü şifacı-"devamı gelmedi sözcüklerinin. Araya giren kapının sesiyle durdu. Tıklatılan kapının ardındaki kişiye içeri girmesini söyledi. Kısa bir süre sonra içeri giren iki koruma hemen yanımızda durdu. "Biz şifacı kızı almak için geldik Arel Bey."diye söylendi benden iki kat daha uzun olan adam. "Beni mi? Nereye, neden alacaksınız?"diye sordum şaşkın ve biraz da endişe dolu çıkan sesimle. Soruma karşı gelen yanıt uzun sürmedi. "Dün gece şehrin kurallarını ihlal edip hiç olmamanız gereken bir saatte hiç bulunmamanız gereken bir ormana giriş yaptığınız için şehrimizin yargıçları tarafından yargılanacaksınız." Korumanın sözleri bitimi ardından bakışlarım karamel gözlere kaydığında konuşmak için dudaklarını araladığını gördüm. "Çünkü şifacı kız,"dedi sözlerine kaldığı yerden devam ederek. "Bahsettiğim tam olarak buydu. Sen bu şehrin ve onun kurallarının sana ne kadar pahalıya patlayacağını bilmiyorsun." BÖLÜM SONU...? Diğer bölümde görüşmek üzere.?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD