Keyifli okumalar herkese..?
.....
Kimsesiz olmak.
En kötü ya da en iyi gününde kafanı çevirdiğinde kimseyi görememek. Hayatın boyunca hep yalnız olacağını bilmek. Tüm bu gerçeklerle beraber gelen o his çok can yakıcıydı. Kocaman dünyada güvenebileceğim, şüphesiz her şeyi anlatacağım kimsem yoktu.
Mutluluğu, acıyı, korkuyu hiç bir duygumu korkmadan paylaşacağım kimsem yoktu yanımda. En ihtiyacım olduğu bu anda bana yardım eli uzatan kimse yoktu. Yalnızdım. Bu gerçeği bilmek kalbimde bir yerde küçük bir sızıya neden oluyor her hatırladığımda ise canımı yakıyordu.
Arel'in ima dolu sözleri ardından dolan gözlerimi umursamadan "Ben.."dedim hemen iki yanımda duran korumalara dönerek. "Yanlış bir şey yapmadım."
Cevap verme gereksimi bile duymayan korumalar beni odadan çıkarmaya çalışırken ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Çaresiz hissediyordum. Her iki kolumdan kavrayan korumalara karşı çıkacak gücü bulamıyordum kendimde. Belki de ağır bir şok geçiriyordum, bu yüzden şaşkın gözlerle bu durumdan nasıl kurtulacağımı düşünmeye çalışıyordum.
"Kızı bırakın."
Duyduğum bu sesle kolumu kavrayan eller anında gevşedi. Ardından tıpkı hemen yanımdaki iki korumanın yüzümdeki şaşkınlıkla sesin sahibine doğru döndük.
"Ama Arel Bey anneniz-"devamını getirmesine izin vermeden sözünü kestiği korumaya kaşlarını çatarak baktı Arel.
"Bana karşı mı geliyorsun?"diye sordu. Yüzündeki ifade şimdi daha sertti.
"Şifacı dün benimleydi, dün gece yanında bende vardım. Bunu anneme aynen bu şekilde iletin, ne demek istediğimi anlayacak. Şimdi ikinizde odamdan çıkın."
Arel'in son cümlesiyle odayı terk eden korumalar sonrası yüzümde hala silinmemiş o şaşkınlıkla Arele bakmayı sürdürdüm. Bunu neden yapmıştı? Üstelik bana artık bu yolda yalnızsın deyip yardım etmeyeceğini kesin bir şekilde dile getirirken.
"Sende odana geri dön şifacı. Bugün fazlasıyla zamanımı aldın."dedi düz bir sesle.
"Bunu neden yaptın?"
Soruma gerekli yanıtı vermeyip köşedeki çalışma masasına yöneldi. Hemen arkasından bende onu takip ederek çalışma masasının önüne geldim.
"Bana bir daha dün geceye benzer bir yardımın tekrar edilmeyeceğini söylemiştin. Şimdi ne değişti?"
"Hiç bir şey değişmedi."diye sert bir yanıt verdi. "Seni alsalar bile çok geçmeden zaten geri bırakacaklardı. Çünkü dün gece yanında ben vardım, isteseler bile seni yargılama hakları yoktu. Bu yüzden sana yardım etmiş olmuyorum aksine, gereksiz bir uzamanın önüne geçtim sadece."
Verdiği yanıt karşısında onu anlamaya çalışan gözlerle baktım. Aklında ne vardı çözemiyordum.
"Bu kadar mı sadece?"diye sordum. Ona inanmadığımı o da biliyordu. Bana yardım etmenin arkasında başka bir sebep varmış gibi hissediyordum.
"Bu kadar."
"Sana inanmıyorum."
Karamel gözlerini öfke saçan bir ifadeyle gözlerime odakladığında sakin kalmak adına derin bir nefes aldı.
"Bana inanmanı bende istemezdim. Doğru olanı yapıyorsun."dedi ve yeniden önüne döndü.
Yaptığı açıklamayla çekmece tarzı bir raftan iri ve uzun bir silah çıkarıp sırtına attı. Ardından bana son kez baktı. "Benim asıl mücadelem bu,"dedi hemen önümdeki bir dolap dolusu silah ve farklı türde yaralayıcı aletleri gösterirken. "Savaşmak, öldürmek ve kazanmak."
"Her zaman kazanamazsın."
Göz ucuyla kısa bir süre gözlerime baktığında "Kazanamama gibi bir lüksüm yok. Ben kazanamazsam koca bir şehir de benimle beraber kaybeder."dedi ve yüzündeki keskin ve emin ifadeyle odadan çıktı.
*
Sabahın ilk ışıkları gökyüzünü aydınlığıyla parlatırken dün beyazla kaplı yer buzullarından çözülmüştü. Güneş sanki hemen biraz sonra doğacak gibi etrafı hafiften ısıtmaya başlamıştı.
Doğrulduğum tek kişilik yataktan kalkarak hemen köşede ki geniş pencereye doğru ilerledim. Hafif aralıklı perdeyi sonuna kadar açarken tüm oda saniyeler içinde tamamen aydınlandı. Saniyeler sonra pencereyi de açarak temiz havayı içime çekerken duyduğum kapı sesiyle dikkatim anında dağıldı.
İçeri girenin Harla Hanım olduğunu gördüğümde beklemediğim bu ziyareti için şaşkındım. Bu defa yanında korumaları olmadan gelen Harla Hanım kapıyı kapatarak yanıma yaklaştı.
"Sen,"dedi iğneleyici bir tonla. Yüzünde hafif öfkeli bir ifade vardı. "Bu şehirden kaçabileceğini mi düşünüyorsun?"
Sorusuna karşılık duruşumu dikleştirerek ela gözlerine baktım.
"Bu benim kararım. Bu şehre ait olmadığımı biliyorum. Beni burada zorla tutamazsınız."dedim. Orta yaşlı kadının yüz hatları daha da gerilirken sözlerim onu daha da kızdırmıştı.
"Bu ne cesaret! Kime karşı geldiğini biliyor musun?"diye sordu. Bakışları şimdi daha da iğneleyici ve tehditkardı.
"Harla Hanım, bu şehrin bir nevi yöneticisi olmalısınız. Fakat bu benim için hiç bir şeyi değiştirmez. Ne siz ne de oğlunuz burada beni esir tutamayacaksınız." Son cümlemin ardından kaşlarını iyice çatarak, gözlerindeki öfke ateşiyle yüzümü inceledi.
"Sen yeterince haddini aştın şifacı! Dün oğlum sayesinde çiğnediğin yasak yüzünden yargılanmadın ama bugün bana karşı geldiğin için yargılanacaksın! Korumalar!" Harla Hanımın yüksek sesiyle aynı anda içeriye doluşan korumalar soluğu benim yanımda aldı.
"Götürün zindana şifacı kızı." Büyük bir soğukkanlılıkla kurduğu bu cümlesi üzerine yaka paça zindana doğru sürüklendim. Ama bu defa içimde zerre korku yoktu çünkü biliyordum ben yanlış bir şey yapmamıştım. Bu yüzden beni zindana hapseden korumalara karşı çıkmadım. Hoş çıksam da pek bir şey değişmeyecekti.
Onların kuklası olarak yaşamaktansa ömrümün geri kalanını kimseyi görmeden bu zindanda geçirebilirdim.
*
Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalarken olduğum demir parmaklıkların arkasında hiç ses çıkarmaksızın öylece oturmuş bir daha da kalkmamıştım yerimden. Düşüncelerimle beraber karanlığında esiri altında kalan odada düşünmek için çok zamanım olmuştu.
Kendimi, buradaki hayatımı her şeyi sorgulamıştım sırasıyla.
Sorgulamaya ilk olarak kim olduğumdan başladığımda gözlerimi kapattım. Hatırlamak istiyordum. Adımı, ailemi, sevdiğim sevmediğim her şeyi hatırlamak istiyordum. En başta kendimi hatırlamak istiyordum, nasıl biri olduğumu geçmişte yaptığım doğru ve yanlışları her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenmek istiyordum.
Düşüncelerimi yarıda bölen tanıdık bir ses işittiğimde olduğum yerden kalktım. Etraf karanlık olduğu için kimin geldiğini henüz görememiştim.
"Kızım benim Bilge Hares,"
Daha yakından duyduğum bu sesle karanlık etrafa rağmen sesin yakın olduğu yeri takip ettim.
"Buradayım Bilge."diyerek sesine karşılık verdiğimde sesi şimdi çok daha yakındı.
"Olanları duydum, Harla Hanıma karşı çıktığın için buradasın. Ama merak etme seni çıkarmak için geldim. Harla Hanımla konuşacağım."
"Boşuna kendini yorma Bilge, hem ben böyle iyiyim beni düşünme."diye karşılık verdim sözlerine.
"Olur mu öyle şey? Daha iki gün önce en değerlisi oğlunun hayatını kurtardın sen, bu şekilde seni esir etmesi çok yanlış."dedi. Bilgenin bu sözleri yüzümde hafif bir tebessümün oluşmasına neden okurken, etrafın karanlığından dolayı yüzümü görememesi benim için bir fırsattı.
"Ben zaten bu şehirde olduğum süre boyunca hep esir olarak kalacağım Bilge. Şimdi araya dört duvarın girmesi hiç bir şeyi değiştirmedi."dedim. Sesim oldukça kendimden emin ve net çıkmıştı.
"Öyle söyleme kızım, sen bu şehir için önemlisin. Ben bu durumu düzelteceğim. Merak etme."
Bir daha sesini duymadım Bilgenin. Büyük ihtimalle gitmişti. Yeniden tek başıma kaldığım bu an eski yerimi aldığımda yeniden gözlerimi kapattım.
*
Gözlerim duyduğum gürültülü bir sesle yavaş yavaş açılırken içeriye dolan ışık bir kaç dakika gözlerimi yordu. Alıştığım karanlık şimdi kendini en parlak ışığına bırakmıştı.
Yoğun ışıktan dolayı kamaşan gözlerimi açmayı başardığımda karşımda yine onu gördüm.
Hayatımın her kısmından bir şekilde çıkmayı başaran tek kişiyi.
Arel'i.
"Neden buradasın?"diye sordum oldukça soğukkanlı çıkan sesimle. Cevap vermek yerine hemen bir kaç santim uzağımda oturdu.
"Neden burada olduğunu biliyorum. Anneme karşı çıkmışsın."dedi sorduğum soruya karşılık.
"Ben ne söylemem gerekiyorsa onu söyledim annene. Bu yüzden pişman değilim."
"Pişman olmadığını yüzündeki ifadeden de görebiliyorum. Ama evet pişman olmanı beklerdim."dedi. Son cümlesiyle beraber ona doğru dönerken kaşlarım çoktan çatılmıştı.
"Yanılmışsın o zaman, hem sen neden buradasın? Benimle işinin bittiğini düşünüyordum. Ödeşmiştik zaten."
"Seni buradan çıkarmak için gelmedim."dedi düz bir sesle.
"O zaman neden geldin?'
"Bilgeden sana bir haber getirdim. Seni kurtarmak ya da yanına gelmek istediğim için değil."
Beklemediğim cümlesiyle yüz ifadem anında değişti. "Neden o gelip söylemedi? Hem o biraz önce buradaydı neden söylemedi?"diye sordum.
"Senin yanından çıktıktan sonra bana geldi yardım istedi. Bir daha yanına gelmesi imkansızdı çünkü zindana girmiş bir suçluyu ancak hafta da bir kez ziyaret edebilirsin. Bu yüzden ben geldim." Yaptığı açıklamayla derin bir nefes alıp karamel gözlerine baktım.
"Peki neden sana geldi? Sen neden kabul ettin?"
Sorduğum soruya aldığım yanıt hiç beklemediğim türden olmuştu. Çünkü sözlü bir cevap vermek yerine ilk defa tüm içtenliğiyle gülümsemişti Arel. Bu yüzünde rastladığım ilk farklı izlenimdi. Öyle ki bir kaç saniye kendimi gülüşünden alamamış, yalnızca gülümseyen yüzüne odaklanmıştım.
"Sana Bilgeden bir haber getiriyorum ve senin ilk merak ettiğin şey Bilgenin bu isteğini neden kabul ettiğim mi? En son merak edeceğin şey olmalıydı bu şifacı."
Sesiyle kendime gelip hafifçe silkelendim, dikkatimin dağılmasına izin vermemeliydim.
"Tamam o zaman,"dedim içli bir nefes alırken. "Önce Bilgenin haberini daha sonra da bu isteğini neden kabul ettiğini söyle."dedim. Yüzümdeki kararlı ifade sesime de yansımıştı bu defa.
"Şöyle ki şifacı sana iletmemi istediği haber şu; eğer ki annemden özür dilersen buradan kurtulabilirsin. Aksi takdirde elinden başka hiç bir şeyin gelemeyeceğini söyledi."
Usulca yutkundum sözlerine karşılık. Ardından başımı hafifçe öne eğdim. "Ona beni düşündüğü için çok teşekkür ettiğimi fakat bunu yapmayacağımı söylersin o zaman."diye yanıt verdim.
Verdiğim yanıt sonrası kararımı hiç sorgulamaksızın ayağa kalkmak için bir hamlede bulunmuştu ki birden duyumsadığımız gürültülü bir sesle kaşlarını çatarak hızını arttırdı. Hemen ardından bende anında ayaklanırken demir parmaklıklar önüne geldim.
Arel öfkeyle ellerini demir parmaklıklarına vururken "Kahretsin."diye söylendiğini duydum.
Ne olmuştu birden bire bilmiyorum ama yüzündeki ifade oldukça rahatsız ve öfke doluydu.
"Garel!" Duyduğum bu yabancı ismi yüksek bir sesle dile getirdiğinde öfkeyle parmaklıklara hızla vurup sesini duyurmaya çalıştı. Hala ne olduğunu anlamaz bir şekilde ne yaptığını izlerken dayanamayıp sordum.
"Ne oldu kime neye duyurmayı çalışıyorsun sesini?"
Sorduğum soruyla beraber yüzünü bana doğru döndürdü. Kaşları hala çatıktı. "Muhtemelen zindanın kapanma saati geldiği için, buradan sorumlu olan koruma zindanı kilitleyip çıktı."
"Yani..."dedim korktuğum şeyi söylemeye dilim varmazken. "Yani sen-"
"Evet burada seninle beraber hapsoldum şifacı." Duymayı beklediğim cümleyi benden önce dile getirirken yüzümdeki şaşkın ifadeyle ona baktım.
Bunun bir şaka olduğunu söylemesini bekledim bir kaç dakika fakat yüzündeki öfke ve rahatsız olduğunu belli eden ifade her şeyin acı bir gerçekten olduğunu kanıtlıyordu. Son bir kez avuç içleriyle demir parmakları sarstığında pes edip eski yerine oturdu.
Ardından kol saatine kısa bir göz atıp bir küfür fısıldadı. Arel'in hemen arkasından bende eski yerimi aldığımda ikimizde sessizdik. Öyle ki ilk on dakika hiç konuşmamış yalnızca bulunduğumuz durumun içindeki şaşkınlığı atlatmaya çalışmıştık.
Sonunda ikimizde bu durumun içinden çıkamayacağımızı anladığımızda bu sessizliğe bir son verdik. Daha doğrusu Arel verdi.
Bana duyurmamaya çalışan bir sesle "Uzun bir aradan sonra yeniden zindana hapsolduğuma inanamıyorum."diye isyan etti fakat ben yine de duymuştum.
"Daha önce de hapsoldun demek ki,"diye söylendim bedenimi ona doğru döndürürken. "Harla Hanım'ın değerli oğlu daha önce de zindana hapsoldu öyle mi?"diye sordum.
Sorumla beraber bakışları yeniden beni buldu. "Sandığın gibi dokunulmaz değilim şifacı, yıllar önce bir çok kez zindana düştüm. Yasaklara uymadım, kuralları görmezden geldim ve sonucunu da en ağır şekilde ödedim. Bu şehrin yöneticisi annem bile olsa bu hiç bir şeyi değiştirmedi. Değiştiremez de." Sesindeki kararlı ve net ifade yüzündeki ifadeyle birebirdi.
"O zaman burayı çokta garipsememen gerekiyor. Sonuçta daha önce de burada kaldın."
"Haklısın kaldım ama o zaman tek başımaydım. Şimdi yanımda sen varsın. Gözlerimi açtığımdan bu yana hep etrafımdasın. Nereye baksam bir şekilde oradan yine sen çıkıyorsun." Son cümlesiyle usulca yutkundum.
"Bu durum benimde hoşuma gitmiyor."diye ekledim. "Bu şehre hiç gelmemeyi bende çok isterdim."
"Ama geldin."dedi şu anı kast ederek. "Buradasın ve bunu değiştiremezsin şifacı, bu şehre alışmak zorundasın en azından kendin için."
Başımı iki yana salladım olumsuz bir ifadeyle. "Belki de değiştirebilirim."dedim bir umutla. "Beni bu şehre getiren o kaderi değiştirebilirim."
"Değiştiremezsin."diye karşılık verdi sözlerime inatla. "Senin kaderin artık bu şehir, istesen de istemesen de bunu değiştiremezsin. Eğer öyle bir şey olsaydı inan bana ilk kendimi kurtarırdım buradan. İlk kendi kaderimi değiştirirdim şifacı kız." Arel'in sözleri aklımda yeni düşüncelerin oluşmasına sebebiyet verirken bu söylediklerini başka bir gün daha sakin bir kafayla düşüneceğimi aklıma not ettim.
Çünkü biliyordum bu söyledikleri öylesine söylenmiş şeyler değildi.
"Nasıl bu kadar emin olabilirsin bu şehirden çıkamayacağıma?"diye sordum. Sorumla beraber aramızdaki mesafeyi kapatarak gözlerini gözlerime odakladı.
"Eminim çünkü buradan çıkabilmen imkansız. Bu şehrin kapıları yıllar önce sonsuza dek kapandı. Dışarıdan herhangi biri gelebilir belki ama kimse çıkamaz." Gözlerinde rastladığım o ifade doğru gibiydi. Neden bilmiyorum ama Arel'in sözleri ilk defa kulağıma oldukça gerçek geliyordu.
"Neyse.."diye geri çekilerek başını yeniden arkasındaki sert duvara yaslayan Arel derin bir nefes aldı. "Eminim bu söylediklerime inanmayacak ya da seni kandırdığımı düşüneceksin. Kaldı ki bunun pek bir önemi yok. Sana bu yolda yalnız olduğunu zaten söylemiştim."
Son cümlesi hafiften yüzümü güldürdüğünde kendime engel olamadım. "Bu yolda yalnız olduğumu söylerken bile yanımdasın. Hiç olmaman gereken bir yerde benimle beraber bir zindandasın."dedim. Yüzümde ki tebessüm hala aynıydı.
"Merak etme çok uzun süreceğini sanmıyorum."diye cevap verdi Arel. "Kötü bir tesadüftü sadece. Hiç olmaması gereken bir tesadüf."
"Gerçekten sadece bir tesadüf mü?"diye sordum.
Tek kaşını çatarak yüzümü inceledi. "Başka ne olabilir?"diye sordu.
"Bilmem,"diyerek sorduğu soruya kaçamak bir cevap verirken çoktan önüme dönmüştüm. Bu sorunun yanıtı bende de henüz yoktu.
Aradan geçen dakikalar ortaya sessiz bir hava hakimiyeti verirken birden bire tamamen kararan odayla hafifçe yerimden kıpırdandım. Az önce dışarıdan az da olsa yansıyan ışık etrafı az çok aydınlatırken şimdi her yer koyu bir karanlığa bürünmüştü.
"Neden bu kadar karanlık oldu?"diye sordum merakıma dayanamayarak. Gelen yanıt uzun sürmemişti.
"Büyük ihtimalle açık kalan bir pencereden esen rüzgar yanan mumları söndürdü. Böyle havalarda sık sık olur."dedi. Ardından ses tonunu biraz daha yumuşatıp konuşmasına devam etti. "Zindanda özel aydınlatıcı bir sistem olduğunu düşünmedin umarım."
"Hayır beklemiyordum. Ama bu zifiri karanlık-"devamını getirmeme izin vermeden sözümü kesti.
"Korkuyor musun yoksa?"
"Hayır."
"O zaman sorun yok."diye söylendi kendi kendine
"Yok,"
Verdiğim cevap ardından herhangi bir cümle kurmadı. Aksine ortam yeniden sessizliğe bürünürken, başımı hemen arkamdaki soğuk duvarla buluşturup gözlerimi kapattım. Fakat tam o anda kapalı göz kapaklarıma rağmen hissettiğim aydınlıkla gözlerim yeniden açıldı.
Arel elinde ki mum ve yanan ateşle yanıma gelirken gözlerim neredeyse faltaşı gibi açılmıştı. Bunu nasıl yapmıştı? O mum nasıl gelmiş onu nasıl yakmıştı?
"B-bunu nasıl yaptın?"diye sordum şaşkınlıkla. İlk bir kaç saniye yüzümü inceleyip elindeki mumu hemen aramıza koydu. Karamel gözleri şimdi çok daha net görünüyordu.
"Mum zaten şu köşedeydi. Ateşte benim küçük sırrım."dedi. Sesindeki gizem beni daha da meraklandırdı.
"Yoksa sen büyücü falan mısın? Bu yüzden mi bu şehir için çok önemlisin?" Ardı ardına sıraladığım sorular ona sıkkınlıkla derin bir nefes verdirirken gözlerini yeniden gözlerime odakladı. Yüzünü yüzüme hiç beklemediğim bir anda usulca yaklaştırıp kulağıma doğru eğildi.
"Ben tahmin edemeyeceğin kadar farklı bir adamım şifacı."diye fısıldadı. Sesinde oldukça gizemli bir ton vardı. "Öylesine garip güçlerim var ki, hemen şimdi istesem tüm dünyadan izimi kaybettirerek kaybolurum. Hatta peşimden seni bile sürükler, geride bıraktığın tüm izleri tek bir saniyede yok ederim. Benim kimsenin bilmediği olağanüstü güçlerim var. Bu yüzden bu şehrin kahramanı olarak görülüyorum."
Söyledikleri karşısında boğazım düğümlenmiş bir şekilde yüzüne baktığımda geri çekildi. Ardından ellerini kısa bir süre yüzüne kapatarak geri çekti. Ellerinin geri çekilmesiyle dudaklarında gördüğüm gülümseme öfkeyle kaşlarını çatmama neden oldu.
"Gerçekten buna inandın mı?"diye sordu ortamın havasını saniyeler içinde değiştirip beni de kendime getirirken.
"Dalga mı geçiyorsun benimle?"diye sordum önüme dönüp kollarımı göğsümde birleştirirken.
"Aksine hayal gücümün sınırını yokluyordum sadece."diye söylendi. Dudaklarında hala aynı tebessüm vardı.
"Bunu benim üzerimden yoklaman.."Durdum. "Neyse."diyerek devam ettim cümleme. "Bunun için seninle tartışmayacağım."
Cevabım üzerine dudaklarında ki gülümseme yok oldu Arel'in. "Bu şehir sandığın kadar büyülü değil şifacı kız."diye karışılık verdi sözlerime. Ardından ekledi. "Hem sen her zaman böyle çok soru soracak mısın? Kimseye neyi nasıl yaptığımın hesabını vermem şifacı."
Kendine has tepkisi ve cümlesiyle sorduğum sorudan kaçarken mumu nasıl yaktığına anlam vermeye çalıştım. Belki de cebinde yakıcı bir eşya vardı, kibrit ya da çakmak. Belki de ben bu meseleyi bu kadar çok büyütüyordum. Aklım iyice karışırken şimdi daha da aydınlık olan etraf sayesinde Arel'i daha iyi görebiliyordum. O da tıpkı şu an benim gibi arkasındaki duvara yaslanmıştı. Gözleri bu defa kapalı değildi fakat bana da bakmıyordu. Aksine tüm odağını karşısındaki boş duvara vermişti.
Büyük ihtimalle bir şeyler düşünüyordu.
"Bu şehirden çıkamayacağımı söylüyorsun peki ya geçmişim? Onu hiç bir zaman hatırlayamayacak mıyım? En azından adımı..."Durdum, gözlerim istemsizce çoktan dolmuştu.
"Geçmişini bu kadar da önemsememelisin belki de şifacı."diye cevap verdi soruma Arel. "Geçmiş her zaman acılarla doludur. Bir çok pişmanlık ve kırgınlıklarla..."
"Senin geçmişin öyle mi peki?'
"Belki de."dedi kaçırdığı bakışlarıyla. Verdiği belli belirsiz yanıt aslında almam gereken yanıtın ne olduğununu öğrenmemi sağlamıştı.
"Ben ne olursa olsun geçmişi bilmek istiyorum. Bu mümkün mü? Sonucunda başıma gelecek her şeye razıyım."dedim. Sesimdeki netlik yüzüme de yansımıştı.
"Geçmişim uğruna geleceğimi yakabilirim diyorsun öyle mi?"diye sordu. Başımı evet anlamında salladım şüphe etmeksizin.
"Bu iyiliği sana neden yapayım? Ki ben bunun iyilik olduğundan da şüpheliyim."diye cevap verdi. Cevabına karışıklık başımı hafifçe öne eğdim. Ondan yardım medet ummak bile oldukça komikti.
"Yardım isteyeceğim en son kişi olduğunu unuttum bir anlığına, kusura bakma."
"Sorun değil."diye karşılık verdi sözlerime alay eder gibi. "Zaten istediğin şey mümkünü olmayan bir şeydi."
Bakışlarım kısa bir anlığına yüzüne kaydığında bana bakıyordu. Karamel gözlerini yalnızca bana odaklamıştı. "İstediğin şeyi istesem bile yapamazdım şifacı."diye açıkladı. Ardından ekledi. "Bunun için ödeyeceğim bedeli ya da senin ödeyeceğin bedel, tahmin edeceğinden de çok büyük. Sana önerim geçmiş konusunu bir daha hiç açmaman."
"Ne demek istiyorsun?"diye sordum yutkunurken. "Açık açık konuş her şeyi."
Yüzüme odakladığı bakışlarını kaçırarak eski konumuna geri dönerek başını yeniden arkasındaki duvarla buluşturup gözlerini kapattı. Ve bu gece için son bir cümle daha kurarak uykuya daldı.
"Geçmiş bazen sadece geçmişte kalmalı şifacı kız. Çünkü biliyorsun ne yaparsan yap onu asla değiştiremeyeceksin. O günleri hatırlamakta pişmanlıktan başka hiç bir şey hissettirmeyecek sana. En azından bu her zaman böyledir."
Bir daha da sesini duymadım Arel'in. Kapattığı gözleriyle bu defa gerçekten derin bir uykuya çekildi. Öyle ki ona seslendiğim sesimi bile duymadı. Hoş duysaydı bile diyecek tek bir kelimem bile kalmamıştı artık.
*
Yoğun bir aydınlığın rahatsız ettiği gözlerim ve duyduğum rahatsız edici gürültü dolu bir sesle araladım gözlerimi.
Araladığım gözlerim yoğun bir ışığa maruz kalırken, hafif kıpırdanışımla boynumda hissettiğim ufak sızıyla başımı yasladığım yere baktım. Dün gece hemen arkamdaki sert duvara yasladığım başım bugün nasıl olur da Arel'in geniş omzuna kaymıştı? Dahası dün gece ikimiz arasındaki mesafe uzunluğu nasıl olur da bugün neredeyse hiç yokmuş gibi kapanmıştı? Tüm bu düşüncelerle beraber başımı, yasladığım omzundan hızla çekerek geri çekildim.
Zaten açık olan gözleriyle bana bakarken, daha önceden uyanmış olduğu belliydi.
"Sende artık uyandığına göre yolumuz burada ayrılıyor şifacı."diye söylendi ayağa kalkarken.
"Neden beni uyandırmadın?"diye sordum hemen arkasından bende kalkarken.
"Uyandırmaya çalışmadığını nereden biliyorsun?"diye sordu hemen ardımdan. Ardından ekledi. "Sabah sabah yine çok soru sormaya başladın."
"Neyse ki benden de sorularımdan da kurtuluyorsun."diye söylendim bakışlarımı kaçırırken.
"Dünden beri sorularınla başımı ağrıttığını kabul ediyorsun yani?" Sorduğu soruya karşılık gözlerimi devirerek yüzüne baktım. Kaşlarım çoktan çatılmıştı.
"Buraya gelmeseydin başın ağrımazdı."diyerek gerekli cevabı verdiğimde yüzünde ki ifade saniyeler içinde değişti.
"Buraya senin için değil Bilge Hares için geldiğimi söylemiştim."dedi. Ardından içli bir nefes alıp konuşmasına devam etti. "Eğer son kararın buysa, geri kalan tüm ömrünü bu zindanda geçireceksin. Ama eğer fikrin değiştiyse bugün buradan beraber çıkacağız."
Yutkundum. Bir kaç adım öne atıp bulunduğum bu yere uzun uzun baktım. Tüm ömrümü bu zindanda geçirebilir miydim diye düşündüm.

Bu korkunçtu. Karanlık ve kimsenin olmadığı şu oda ölümden de beterdi. Belki de dün şans eseri Arel burada olmasaydı çoktan aklımı kaçırmıştım. Buna hazır değildim farkındaydım fakat o suratsız kadından özür dilemekte istemiyordum. Haksız yere birine boyun eğmek bana göre değildi bunu anlamıştım. Fakat tek kurtuluşum buysa eğer bunu yapmak zorundaydım. Hem Bilgenin de beni buradan kurtarmak için harcadığı çabayı görmezden gelmek istemiyordum.
En azından Bilge Haresi hayal kırıklığına uğratmamak için gerekeni yapmalıydım.
"Anlaşıldı kararın hala değişmemiş senin. Peki sen bilirsin şifacı, sana burada iyi şanslar diliyorum."diyerek zindan kapısına doğru attığı ilk adımında kolundan yakaladım Arel'i.
"Dur."diye seslendim arkasından. Sesimle beraber bakışlarını bana çevirdi saniyesinde.
"Lütfen beraber çıkalım buradan..."
BÖLÜM SONU..?
Diğer bölümde görüşmek üzere.✨