Keyifli okumalar..?
.....
Korkunun afilli karanlığına yenik düştüğüm bu an daha fazla olduğum bu zindanda kalamayacağımı biliyordum. Her ne kadar kalan bu ömrümü burada doldurmaya karar versem de kendimi bu kadar güçsüz ve acınası hissetmiyordum. Sanki savaşmaya, mücadele etmeye hep mahkum edilmişim gibi hissediyordum. Pes etmek bana göre değildi.
Belki de hissettiğim bu güçlü his daha önce ki hayatımda savaşmaya devam ettiğimin gizli bir mesajıydı bana bilmiyordum.
"Peki o halde, gidelim."diyerek sözlerimi onaylayan Arel'in sesiyle kendime geldiğimde tuttuğum kolunu bıraktım ve hemen yanında durdum. Arel kısa bir süre içinde dün gece ki Garel adındaki korumaya seslenirken dakikalar sonra ikimizde zindandan çıkmıştık.
Zindanın çıkışı ardında bizi karşılayan Bilge Hares soluğu anında hemen yanımızda aldı. "Doğru kararı verdin kızım, o zindanda hayatını sürdürmeye devam edemezdin."diyerek yüzündeki tebessümüyle bana baktı.
Başımı olumlu anlamında salladığım Bilge bu defa sol tarafında duran Arel'e çevirdi bakışlarını. "Sana da çok teşekkür ederim Arel oğlum. Bana yardım ettiğin için."
"Önemli değil Bilge."diyerek karşılık verdi Arel. "Senin herhangi bir yardımını geri çevirmeyeceğimi biliyorsun." Başını biliyorum anlamında sallayan Bilge anında sözlerini onayladı Arel'in. Ardından bana doğru döndü.
"Ben Harla Hanımla konuştum. İçeride seni bekliyor kızım. Sende bizimle geliyor musun Arel oğlum?"diye sordu. Bilgenin sorusu üzerine Arel'in bakışları kısa bir süre bana döndü.
"Hayır."dedi düz bir sesle. "Ben gelmeyeceğim. Dünden beri yapmam gereken bir çok işimi ihmal ettim. Çalışmam gerekiyor." Kurduğu cümlesiyle yanımızdan ayrılan Arel'in arkasından uzun uzun baktım. Aklıma dün gece geçmiş ile ilgili söyledikleri geldi.
Geçmişin acı ve kırıklıklarla dolu olduğunu söylemiş ve bunun da hiç bir zaman değişmeyeceğini dile getirmişti. Onun geçmişi hangi acı ve kırıklıklarla doluydu bilmiyorum ama kendi geçmişimin hangi duygularımdan ibaret olduğunu öğrenmek istiyordum. Ve bunun için göze almam gereken ne varsa şüphesiz, kabul ediyordum.
"Harla Hanımı daha fazla bekletmeyelim kızım." Bilgenin sesiyle kendime geldiğimde adımlarımı Bilgenin hemen arkasından attım.
Dakikalar sonra attığımız adımlar bizi görkemli bir odanın içine götürürken etraf oldukça pahalı takımlardan ve eşyalardan oluşuyordu. Hemen karşımda ki yüksek alandaki taht ise her şeyin üstünde geliyordu. Bu oda, ki oda demek bile yetersiz kalırdı Harla Hanım'ın yöneticiliğini bu yerden sürdürdüğünü kanıtlayan özel ve son derece önemli odalardan biriydi.
"Şifacı huzurunuzda karşınızda efendim." Bilge yaptığı açıklamayla beni Harla Hanıma gösterirken oldukça suratsız bakan orta yaşlı kadın oturduğu taht benzeri sandalyeden uzun bir süre beni inceledi. Ardından ise elleriyle karşısına geçmemi işaret etti.
Aldığım bu işaretle hemen karşısındaki yerimi alırken az sonra yapacağım şey için pişmanlık duyuyordum. Kim kime karşı çıktığı için zindana atılırdı ki? Oysa yanlış bir şey hakkında konuşmamışken. Kendimi savunurken, kendimi ifade ettiğim için gelmişti tüm bunlar başıma. Fakat ben yine de pişman değildim.
"Seni dinliyorum şifacı."
Harla Hanımın sesiyle beraber hafifçe toparlanıp boğazımı temizledim. "Şey..."dedim bir süre ne diyeceğimi bilmeksizin. "Ben...Özür dilerim."
Sonunda asıl kurmam gereken cümleyi kurduğumda derin bir nefes verdim. Sözlerim ardında bakışlarımı yeniden Harla Hanıma çevirdim. Yüzündeki tiksinti tarzı ifadeyle yüzümü inceledi. "Bir daha aynı şey tekrarlanmasın. Şimdi gidebilirsin."
Hafifçe dişlerimi sıkıp hızla çıktım odasından. Bu durum her ne kadar beni içten içe rahatsız etse de Bilgeye hiç bir şey belli etmedim. Aksine yorgun olduğumu söyleyerek anında geri çekildim.
Bedensel değil belki ama ruhen oldukça yorulmuştum. Hemde sadece bugün için değil, bu şehirde olduğum her an için, düşünmek istemediğim anlarda bile kendime engel olamadığım için.. Kısaca zihnimdeki boşluğu doldurmaya çalıştığım her an için çok yorgundum.
*
Hava yavaş yavaş karanlığını bir örtü misali üzerine çekerken neredeyse sabahtan beri hiç çıkmamıştım odamdan. Oturduğum pencerenin önünde gökyüzünü izlemiştim. Sanki bunu yapmayı hep çok severmişim gibi hissettim. Belki de önceki yaşantımda kendime edindiğim hobilerden biriydi gökyüzünü izlemek.
Sonunda olduğum yerden kalkıp konuşmak adına Bilge Haresin yanına gitmek için oda kapısına doğru ilerledim. Harla Hanıma hissettiğim öfke yüzünden ona teşekkür bile edememiştim. Benim için Harla Hanımla konuşmuş ve bir çözüm yolu bulmaya çalışmıştı.
Odadan çıkar çıkmaz karşılaştığım korumaları arkamda bırakıp Bilge Haresin odasına doğru yol aldım. Fakat Bilgenin odasına yetişmeden hemen önce duyduğum gürültülü ses bir anlığına duraksamama neden oldu. Gelen bu ses o odaya aitti.
Arel'in odasına.
Her ne kadar bu gürültünün sebebini merak etsemde yoluma devam etmek için hazırdım ki aynı gürültü bir kez daha tekrarlandı. Bu sefer kendime hakim olamayıp kendimi birden Arel'in oda kapısı önünde buldum. Neden buraya gelmek istemiştim bilmiyordum ama içeride ki bu gürültünün sebebini merak ediyordum.
Bu sadece kuru bir meraktı farkındaydım ama kendime engel olamıyordum. Öyle ki aynı sesi son bir kez daha duyduğumda kendimi istemeden de olsa Arel'in odasının içinde buldum.
İçeri girer girmez karşılaştığım ilk görüntü sıvı kanlar içinde olan Arel olmuştu. Nasıl yapmıştı bilmiyorum ama eklerinin tümü kanlar içinde duvarın köşesine çökmüş ve avucunun arasına aldığı içki bardağıyla duruyordu.
Bakışları her zaman ki gibi ifadesizdi. Gözleri bir boşluğun içine dalmış gibi etrafındaki hiç bir şeyi görmüyordu, beni bile henüz fark edememişti. Ta ki kapıyı kapatıp hemen yanındaki yerimi alana kadar.
Bakışları kısa bir gözlerimi bulduğunda gözlerini yumup açtı bir kaç kez. Muhtemelen gerçekte burada olup olmadığımı yoklamaya çalışıyordu.
"Sen.."dedim çekingen bir sesle. "İyi misin?"
Şu an sorulabilicek en saçma sorulardan birini sorduğumda yalnızca yüzümü inceledi. Ardından sarhoş olduğu her halinden belli sesiyle "Yaralıyım,"dedi. Sesindeki yumuşak ton, rastladığım ilk farklı tınıydı.
"Ellerin,"dedim bakışlarımı kanlı ellerine çevirerek. "Kanıyorlar." Sözlerimle beraber bakışlarını ellerine çevirdi. Uzun uzun baktı kanayan ellerine. Daha sonra burada olduğumu yeni fark etmiş gibi "Neden buradasın?"diye sordu.
"Şey.."diye uzattım ne diyeceğimi. "Odandan gürültü bir ses geldi. Merak ettim."
"Merak etmemelisin."
"Bunun önüne geçemezdim üzgünüm."diyerek hafifçe başımı öne eğdim. "İnsan bazen bazı duygularının önüne geçemez."dedim.
"Merak gibi, endişe gibi.."
"Aşk gibi,"
Eklediği kelimeyle beraber bakışlarımı kaçırdım anında. "Bilmiyorum."diye söylendim. "Geçmişimi hatırlamadığım için bilmiyorum."
Başım hala öne eğik bir şekilde dururken birden bire çenemin üzerinde hissettiğim bir dokunuşla irkildim.
Arel kavradığı çenemden tutarak yüzümü yerden kaldırıp ona bakmamı sağlarken "Eminim sende en azından bir kere tattın bu duyguyu şifacı."diye fısıldadı ve geri çekildi. "Hayattaki herkes en azından bir kez aşık olmuştur."
"Belki de."dedim sözlerini onaylayarak. Ardından bakışlarımı yeniden kanayan ellerine götürdüm. "Yarayı durdurmamız gerekiyor."
"Durmasa da olur."diye söylendi ardından sağ avucuyla tuttuğu içki bardağından bir yudum aldı.
"İzin ver müdahale edeyim. İyi değilsin."diye söylendim. Başını ısrarla hayır anlamında salladı. Ardından bu sarhoş haliyle ayağa kalkmaya çalıştı. Bir kaç denemeden sonra hemen yanındaki masadan destek alarak ayağa kalktığında bende hemen arkasından dengesini kaybetmesi ihtimaline karşı ayaklandım.
Daha fazla ayakta duramayacağını anladığında geniş yatağının üzerine oturdu. Muhtemelen başı dönüyordu. Arel'in giderek kötüleşen bu haline dayanamayarak masanın üzerinde gördüğüm beyaz bez parçasını alıp kanamakta olan yarasının üzerine götürdüm. Kanama tamamen durduğunda yarasını iyileştirecektim.
Arel bu hamleme karşı çatık kaşlarıyla bana bakarken bu ifadesini pek umursamadım. Aksine dikkatini dağıtmak için onu oylamaya çalıştım.
"Seni bu hale ne getirdi?"diye sordum. "Öfken yüzünden mi bu haldesin?"
Soruma karşılık verdiği yanıt oldukça manasızdı.
"İnsan tam olarak ne zaman yanarmış biliyor musun şifacı kız?"diye sordu benim sorumun aksine.
"Ne zaman yanarmış?"
"İçinden çıkamadığı savaşın tam ortasında kaldığında yanarmış."diye cevap verdi. "Elinden tüm fırsatları tüm imkanları çalındığında, yine aynı hayal kırıklığını yaşadığında yanarmış. Hatta o kadar çok yanarmış ki geriye sadece bıraktığı külleri kalırmış."
Yutkundum. Söyledikleri kafamı karıştırmıştı.
"Sende bir savaşın içinde misin peki?"diye sordum. Alayla karışık hafif bir tebessüm belirdi dudaklarında.
"Benim savaşım doğduğum o ilk gün başladı. Hayatım da hep savaştım, düşmanlarla savaştım, hainlerle savaştım beni yenmek isteyen herkesi yendim. Ama sonunda bir tek kendime yenildim. Kendi içimde başlattığım o savaşı kaybettim."dedi. Yüzündeki alayla karışık ifadeye karışılık bende gülümsedim.
"Her zaman kazanamazsın demiştim."diye söylendim. Sözlerim sonrası yüzündeki gülümseme daha çok genişledi.
"Haklı çıktın,"diye onayladı beni. Ardından kendini geriye bırakıp başını yumuşak yatağında buluşturdu. Arel'in bu hamlesi üzerine kanayan yarasını son kez kontrol edip, yarasını iyileştirmek adına gözlerimi kapatıp ellerimi yaranın üzerinde buluşturdum. Fakat tam o anda ellerimin üzerinde hissettiğim tenle tüm dikkatim dağıtıldı.
"Sana bir kez daha borçlanmak istemiyorum şifacı, beni sadece yalnız bırak."diye söylendi sesi sonlara doğru tamamen kısık bir tonla çıkmıştı.
"Bana borçlanmak istemediğin için mi yardımımı kabul etmiyorsun? Şu halde bile kendi çıkarlarını düşünüyorsun."diye karşılık verdim sözlerine. Gerçekten inanılmazdı. Bu halde düşündüğü tek şey bana borçlanmak istemediğiydi.
"Merak etme sana yardım etsem de bana borçlu falan olmayacaksın. Çünkü bunu karşılığı olmadan yapıyorum."
Verdiğim cevapla beraber ellerim üzerindeki ellerini hafifçe geri çektim. Arel ise zorla açmakta direndiği aralıklı gözleri arkasından beni izledi. Derin bir nefes alıp yeniden gözlerimi kapattığımda odaklanmaya ve yarayı iyileştirmeye kaldığım yerden devam ettim. Bir süre bu durum aynı sessizlikle sürdü, saniyeler sonra yaranın iyileşip iyileşmediğini kontrol ettiğimde karşılaştım görüntüyle tebessüm ettim.
Yarası tamamen kaybolup gitmişti, hatta bir iz bile kalmamıştı geriye.
Bu durum yüzümdeki tebessümü daha da genişlettiğinde bakışlarım istemsizce Arel'e kaydı.
Hala çok sarhoştu.
"Beni yine sana borçlu bıraktın. Bu durum hiç hoşuma gitmedi şifacı kız. Bu döngü sanki hiç bitmeyecekmiş gibi..."
Kurduğu cümle yüzümdeki tebessümü anında yok ederken sabır diler gibi nefes aldım. "Kimseye borçlanmadın tamam mı? Hatta belki yarın uyandığında bu geceye ait hiç bir şeyi hatırlamayacaksın."
"İstesem de unutamam artık bu geceyi."diye karşılık verdi sözlerime. Usulca yutkundum.
"Ne demek istiyorsun?"diye sordum açık açık.
"İnsan yaşadığı hayal kırıklığını unutamaz. Ne demek istediğimi bir gün gerçekten bu anı yaşadığında anlayacaksın."dedi ve gözlerini usulca kapatarak derin bir uykuya daldı.
*
Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri yansırken araladım göz kapaklarımı.
Dün gece Arel'in yarasını iyileştirip derin bir uykuya daldığından emin olduktan sonra kendi odama geçmiştim. Bu hale gelmesinin sebebini düşünmüş, sarhoş haliyle kurduğu o cümlelerden büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını anlamıştım.
Bana, insan yaşadığı hayal kırıklığını unutamaz demişti. Bunu söylerken sesindeki o kırıklığı çok rahat fark edebilmiştim. Başka bir zaman olsa benimle kendi hayatına dair hiç bir şey paylaşmayacağını biliyordum fakat dün ki sarhoş hali kendinden bağımsız bir şekilde konuşmasını sağlamıştı. Kim bilir belki de bu sabah uyandığında bana söylediklerini hatırlayıp pişmanlık duyacaktı. Ya da belki de hiç hatırlamayacak, bu konu sonsuza dek kapanacaktı.
Kapının tıklatılma sesi aklımda ki bütün düşüncelerin dağılmasına neden olurken olduğum tekli yataktan kalktım ve çalan kapıyı açarak sabahın bu saatinde gelenin kim olduğuna baktım.
Gelen Bilge Haresti.
"Günaydın kızım,"diyerek selamladı beni.
"Günaydın Bilge."diye aynı şekilde karşılık verdim selamına. "Bir sorun mu var? Bu saatte geldiğine göre.."
Başını hayır anlamında salladı hiç bir sorunun olmadığını belli ederken. "Dün yorgun olduğunu söyleyip gittin. Bir rahatsızlığın mı var?"diye sordu. Bu defa başımı hayır anlamında sallayan taraf bendim.
"Yok iyiyim sorduğun için teşekkür ederim Bilge, bende sana teşekkür etmek için gelecektim dün. Zindan da kurtulmam için çok uğraştın. Teşekkür ederim."
En içten gülümsemesiyle tebessüm etti Bilge. "Bu şehre şu an için ne kadar yabancı olduğunu biliyorum. Ama inan ki zamanla kendinle beraber bu şehri de tanıyacaksın. Hadi mutfağa gel de kahvaltını yap kızım. Bugün çok işimiz var."diyerek yanımdan ayrılan Bilgenin arkasından baktım.
Ne işinden bahsetmişti acaba?
Şimdilik bunu düşünmeyi bırakıp kahvaltı yapmak için mutfağa doğru yöneldim. Bilgenin tam olarak ne demek istediğini kahvaltıdan sonra öğrenecektim. Adımlarım genellikle bu evde çalışan işçilerin kahvaltısını yaptığı mutfağa doğru ilerlerken aklıma nedensizce Arel gelmişti. Uyanmış mıydı? Uyanıksa eğer dün geceye ait bir şeyler hatırlıyor muydu? Tüm bu soruların benim için önemini bir anlığına sorguladığımda bunları düşünmeyi bırakıp sonunda mutfaktaki yerimi aldım.
Zaten hazır olan kahvaltı masasına kısa bir göz atıp bir şeyler atıştırmak için harekete geçmiştim ki o an duyduğum isimle tüm dikkatim dağıldı.
"Arel Bey bu sabah yine tersinden kalkmış abla,"Duyduğum bu cümle tüm dikkat odağımı değiştirirken usulca boğazımı temizledim ve konuşmaları dinlemeye devam ettim.
"Sabah kahvaltısını götürmeye gittiğimde odanın köşesinde içki şişeleri gördüm. Dün baya içmiş anlaşılan. Ayrıca kime neye bu kadar öfkelenmişse etrafta ne var ne yok dağıtmıştı. Bu öfkesi eskiden olduğu gibi değildi. Bu daha ağır ve farklı geldi bana." Genç kadın sözlerini tamamladığında araya başka bir ses girdi.
"Aman Sirya sanki çok farklı bir olaymış gibi anlatıyorsun. Kızım sen tanıyamadın mı Arel Beyi hala? O her zaman böyleydi öfkesini tanımak güç onun. Bu yüzden yeniymiş gibi anlatmaktan vazgeçte işine geri dön. Harla Hanımın ilaç saati geldi."
Bu duyduklarım tüm iştahımı kaçırırken tek bir söze takıldı aklım. "O her zaman böyleydi."demişti genç kadın. Madem herkes bu öfkesinin ve etrafına verdiği zarardan haberdardı neden kimse durdurmaya çalışmamıştı onu? Dün gece o gürültülü sesleri eminim bir çok kişi duymuştu. Peki neden kimse giripte engel olamamıştı bu duruma? Tüm bu sorular aklımı karıştırmaya başlarken dayanamayıp sordum arkası bana dönük olan genç kadına.
"Az önce o her zaman böyleydi dediniz Arel Bey için. Herkes bunun farkındaysa eğer neden kimse engel olmuyor ona? Eğer dün kötü bir gece geçirmişse korumalar ya da siz neden hiç bir şey yapmadınız?"diye sordum. Sorumla beraber mutfakta çalışan herkesin odak noktası oldum.
"Ona karışmak yasak. Ne kadar kötü bir gece geçiriyor olursa olsun Arel Beyi durdurmamız yasak şifacı hanım."diye cevap verdi aynı genç kadın.
"Peki neden yasak?"
"Bir nedeni yok. Bu yasağı Arel Bey kendi koydu. O izin vermediği sürece odasına adım atmamız imkansız. Buna annesi Harla Hanımda dahil olmak üzere."
Aldığım cevap karşısında düğümlenen boğazım üzerine soğuk bir su içtim. Ne yani ben dün bir yasağı mı ihlal etmiştim? Peki bu yasağı ihlal ettiğimden Arel'in haberi var mıydı? Eğer varsa yine bir ceza alma ihtimalim yüzde kaçtı?
En önemlisi ben dün gece Arel'e yardım ettiğim için gerçekten pişman mıydım?
*
Mutfak çıkışı soluğu Bilge Haresin yanında aldığımda bu sabah bahsettiği işin ne olduğunu sormak istiyordum. Fakat şu an eline aldığı kalın kitaba öyle çok dalmıştı ki beni ne kadar doğru anlardı bilmiyordum.
"Bilge." İlk seslenmem tahmin ettiğim gibi başarısız olmuştu çünkü Bilge beni henüz duymamıştı.
"Bilge Hares," Bu defa daha yüksek çıkan sesimle dikkatini dağıtmayı başardığımda bakışları kısa bir süre içinde beni buldu.
"Hah geldin mi kızım, bende seni bekliyordum."dedi her zaman ki sevecen sesiyle.
"Sabah çok işimiz var demiştin merak ettim ne işinden bahsediyordun?"
"Bugün bu şehri sana gezdirmek istiyorum. Her köşesini bilip olası herhangi bir tehlikeye karşı alman gereken önlemi öğretmek istiyorum. Tabi eğer sende istersen.."
Bilgenin yaptığı açıklamayla hafifçe tebessüm ettim. "Olur,"diyerek kabul ettim teklifini. Bu şehri tanımanın zamanı çoktan gelmişti.
"Yalnız senden bir söz vermeni isteyeceğim kızım."dedi Bilge. Bu cümlesi üzerine merakla yüzüne inceledim. "Biliyorum kutlama gecesi neler olduğunu. Bu şehirden kaçmak istedin ve başarısız oldun. Bu yüzden seni suçlamıyorum kızım, seninde kendin için geçerli sebeplerin var biliyorum. Ama bu şehirden bir kurtuluş yolunun olmadığını söylemek isterim sana. Kaçmak fikrini de bir kurtuluş yolu olarak görmeni istemem. Bu şehri ve kurallarını henüz tanımıyorsun. Ama merak etme bugün her kuralı eksiksiz öğreteceğim sana. Senden tek isteğim bu kaçış planlarını aklından silip atman. Emin ol bu sana daha çok zarar verecektir. Anlıyor musun beni kızım?"
Başımı anlıyorum anlamında salladığım Bilgeye hafifçe tebessüm ettim. "Bu söylediklerini aklımdan çıkarmayacağıma emin olabilirsin Bilge. Eğer sende hazırsan bir an önce çıkalım. Aklımda bu şehir ile ilgili bir çok soru işareti var."
Yüzündeki tebessüm genişlediğinde "Hazırım."dedi Bilge. "Çıkabiliriz kızım."
*
Yarım saatlik yolculuğun ardından vardığımız noktaya bakındığımda burasının şehrin diğer tarafı olduğunu anlamam uzun sürmedi. Etraftaki eski ve yıpranmış evler, evlerin önünde yemek yapmak için bin bir türlü zahmet içine girmiş kadınlar ve sesleri dolu dolu çıkan çocuk sesleri... Burası şehrin gerçek yüzüydü. Diğer tarafı her ne kadar bir masalı andırsa da bu tarafı o masalın gerçek yüzüydü.
Tüm bu gerçeklere ve yokluğa rağmen herkesin yüzü gülüyordu. Buradaki sıcaklık öylesine işlemişti ki içime sanki aslında buraya aitmişim gibi hissetmiştim.
"Bu şehir ikiye ayrıldı yıllar öncesinde kızım. Gördüğün o saray ve zenginlik başka... Burası bambaşka bir şehir. Ama ikisi de aynı toprak içinde aynı gökyüzü altında."
Bilgenin yaptığı açıklamayla etrafıma daha dikkatlice bakındım. O saray ve bu yıpranmış evler arasındaki tek fark kaliteleri değildi. O sarayda sevginin yaydığı bu sıcak his yoktu. Herkes büyük bir ciddiyetle çalışıyor ve tek bir amaca ikamet ediyorlardı. Ama burası... burası o saraydan da güzel ve yaşanabilir bir yerdi. Burada bir beraberlik vardı en azından, herkes korkmadan çekinmeden istediği şeyi yapabiliyordu. Etraflarına yaydığı enerji onları ayakta tutuyordu. Her bir günü daha da yaşanabilir kılmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
"Ben.. burayı biraz gezebilir miyim Bilge?"diye sordum.
Başını hiç tereddüt etmeksizin evet anlamında salladı Bilge. Aldığım işaretle beraber adımlarımı onların yanından uzaklaştırarak eski ve bir o kadar da yıpranmış evlere doğru attım.
Attığım her adımla beraber etrafımdaki herkesin bana baktığını hissedebiliyordum. Üzerimde saraya ait olduğu her haliyle belli olan elbise buradaki varlığımı onlara farklı ve yabancı biri olarak yansıtıyordu.
Halbuki ben en başından beri hep buraya aitmişim gibi hissediyordum.
Saniyeler sonra önünde durduğum rengi oldukça silikleşmiş kiremit rengi bir evin önünde durduğumda açık olan kapıdan içeriye kısa bir süre göz attım. Ardından seslendim. "Kimse var mı?"
Seslenmeme karşılık karşımda beliren orta yaşlı kadın gülümseyen gözleriyle bana baktı. "Buyur kızım birine mi baktın?"diye sordu.
"Şey..ben aslında-"devamını getiremeden içeriden yükselen çocuk kahkahası sesleriyle "İçeri girebilir miyim?"diye sordum.
"Tabi kızım geç lütfen."
Teşekkür niyetine hafifçe gülümseyip içeri geçtim. Duyduğum kahkaha seslerini takip ettiğimde önünde durduğum kapının kolunu hafifçe kavrayıp kapıyı açmak için hazırdım ki duyduğum sesle kısa bir süre duraksadım.
"Orada çocuklar içeriyi biraz dağıttı da kızım istersen gel biz böyle geçelim seninle." Başımı tamam anlamında salladığım orta yaşlı kadını takip ettiğimde daha sonra çocukların olduğu odaya uğramam gerektiğini aklıma not ettim.
Bu şehri ilk olarak burada yaşayan birilerinden dinlemem daha doğru olacaktı.
AREL ASİLKAN ANLATIMIYLA
Duyduğum tanıdık sesle olduğum yerden hafifçe kıpırdandığımda ayağa kalktım. Bu ses o kıza aitti. Şifacı kıza.
Burada ne işi vardı? Beni mi takip etmişti? Bu imkansızdı sabahın en erken saatinde gelmiştim buraya.
"Arel abi gidiyor musun?" Çocuklardan gelen sesle dikkatimi yeniden onlara çevirdiğimde belli belirsiz tebessüm ettim. "Yine geleceğim, o zaman size daha güzel oyuncaklar getireceğim anlaştık mı?"
Hep bir ağızdan sevinç bağırışlarıyla sözlerimi kabul ettiklerinde şifacı kızla karşılaşmadan evden çıkmak adına ilk hamlemi yaptım. Daha sonra şifacı kızın burada ne yaptığını öğreneceğimi kendime hatırlatarak evden ayrıldım.
Kapının önünü çıkar çıkmaz etrafıma kısa bir göz atıp cebimden çıkardığım telefonla arabamı getirmesi için Saryalı arayacaktım ki hemen adımı seslenen farklı bir sesle içimden sessiz bir küfür savurup bana seslenen sesin sahibine doğru döndüm.
"Arel oğlum, burada ne arıyorsun sen?"
Bilgenin sorusuyla elimdeki telefonu dikkat çekmeden cebime geri sokup hafifçe boğazımı temizledim.
"Buradaki şehir halkına sormam gereken bazı sorular vardı. Biliyorsun bir yıldır kendimde değildim. O sırada yaşanan olayları ve gerçekleşen saldırıları öğrenmem gerekiyordu."
"Anladım oğlum, seni gördüğüme sevindim."
Hafif bir tebessümle Bilgeye bakıp yanından ayrılmak için hazırdım ki bir anlığına kendime engel olamayıp sordum. "Siz..yani sen ne yapıyorsun burada? Gerekmedikçe bu taraflara gelmezsin. Malum hastalığın dolayısıyla fazla yorulmaman gerekiyor seninde."
Bilge sorduğum soruya karşılık gözlerini bir kaç kez kırpıştırdı. "Haklısın oğlum sağlığım gereği fazla yorulmamam gerek. Ama bugün buraya kendim için değil şifacı kızım için geldim. Ona bugün bu şehri ve kurallarını öğreteceğimi söyledim." Beklediğim yanıtı aldığımda başımı hafifçe öne eğdim.
"Size kolay gelsin o halde. Bir şeye ihtiyacın olursa haber verirsin."diyerek şifacıyla karışılaşmadan buradan uzaklaşmak için hazırdım ki attığım ilk adımda yeniden Bilgenin sesini duydum.
"Aslında kendim için bir iyilik isteyeceğim senden oğlum. Bunu benim için yapabilir misin?"
Bilgenin sorusuyla bedenimi yeniden ona doğru döndürüp karşısındaki yerimi aldım. Bilge kendi iyiliği için benden ne isteyebilirdi ki?