Keyifli okumalar..?
Yorumlarda buluşalım ❤️
...
Koca bir boşluğun içinden arta kalan bir kül yığını..Hayallerin, göz yaşların, en masum acılara ev sahipliği yapmış dolu dolu atan bir kalpten geriye kalan tek şey.
Hissizlik.
Kalbinin tamamını ele geçiren bu histen kurtulamayaşın, geçen her gün seni biraz daha da dibe batırması. Kurtuluşu olmayan bir bataklığın içinde çırpınmak ve sesini kimseye duyuramayışın. İşin kötü yanı sesini duyacak tek bir kişinin bile yanında olmaması. Dile kolay her duygunun içinde hissettiğim tek şeydi bu. Kocaman bir boşluğun içine sığdırmaya çalıştığım kalbimin nereye ait olduğunu dahi bilemiyor oluşumdu.
"Sen iyi misin kızım? Sanki beni hiç duymuyorsun." Karşımdaki orta yaşlı kadına silkenerek bakındığımda "Şey..."dedim. "Benim gitmem gerek. Bilge Haresle beraber geldik buraya. Daha fazla bekletmeyeyim onu."
"Peki kızım sen nasıl istersen."
Karşımdaki orta yaşlı kadına son kez gülümseyip her şey için teşekkürlerimi sunup evin çıkış kapısına doğru yürüdüm. Zihnim yine bin bir türlü farklı düşüncelerin içinde kaybolmaya başlamıştı.
Kapıda son kez vedalaştığım kadına gülümseyerek baktığımda önüme dönerek ilerlemek üzereydim ki hafifçe çarptığım sert varlıkla ister istemez duraksamak zorunda kaldım. Çarptığım sert bedenin sahibine dönen bakışlarım şu an için görmeyi asla beklemediğim o yüzle beni karşı karşıya bırakırken yüzümün her bir hücresi ayrı bir şokun esiri altında kalmıştı.
"Sen..."devamını getirmeye dönmeyen dilim yaşadığım şokun etkisiyle bir süre donmuş bir vaziyette karşımdaki yüzün gerçekliğini çözümlemeye çalıştı.
"Evet ben? İlk defa karşı karşıya gelmiyoruz. Neden bu kadar şaşırdın?"
Arel'in hiç bir duyguyu barındırmayan sesi beni kendime getirirken usulca yutkundum. "Burada olmana şaşırdım. Her neyse Bilge Hares nerede? Burada beni bekliyor olmalıydı."
Soruma aldığım yanıt beklemediğim türden olmuştu yine.
"Acil bir işi vardı gitti. Bizde karşılaşınca kendi üstlendiği görevi bana vermek zorunda kaldı."
"Ne görevi?"diye sordum anında. Umarım aklıma gelen şey değildi.
"Bu şehri tanıtma görevi işte. Öğrenmek istiyormuşsun. Neyini öğrenmek istiyorsan.." Son cümlesindeki iması üzerine hafifçe kaşlarımı çattım.
"Bu seni ilgilendirmez. Hem Bilge bu görevi sana neden verdi ki? Koskoca şehirde bu görevi üstlenecek bir tek sen mi varsın?"diye sordum.
"Bu soruyu karşılaştığın ilk anda Bilgeye kendin sorarsın. Şimdi daha fazla oyalanmadan geç arabaya. Bu saçma görev sonrası yapmam gereken çok işim var daha."
Göz devirerek işaret ettiği arabadaki yerimi aldığımda Bilgeye neden bu görevi Arel'e verdiğini yüz yüze geldiğimiz ilk an soracaktım. Hem Arel'in nasıl burada olduğuna bile henüz anlam verememiştim. Bilge onu çağırsa bile bu hızda nasıl gelmişti anlamamıştım.
Saniyeler sonra sürücü koltuğundaki yerini alan Arel vakit kaybetmeksizin arabayı çalıştırırken yüzü her zamandakinden farksızdı.
Biraz ciddi biraz da öfkeli gibiydi. Anlam veremediğim bu öfkesi Bilgenin ona bu görevi vermesi yüzünden miydi yoksa dün gece ona yardım etmemi istemediğine rağmen onu dinlemediğim için miydi çözemiyordum. İşin kötü yanı bunu ona soracak cesaretim de yoktu.
Bir süre daha devam eden sessizlik ortama gergin bir hava katarken birden bire arabanın içini dolduran telefon melodisi her şeyi değiştirdi. Arel çalan telefonunu saniyeler içinde açarken oldukça otoriter çıkan sesiyle konuşmaya başladı.
"Söyle Baral,"
Arel'in dudakları arasından çıkan o isim bana oldukça tanıdık geldiğinde aklıma kutlama sırasında ayaküstü tanıştığım Baral isimli genç adam geldi.
Arel'in konuştuğu belki de o genç adamdı.
"Bugün olmaz biraz işim var. Ben seni sonra arayacağım."dedi ve saniyeler içerisinde telefonu kapattı. Arel'in bu aceleci tavrına karışılık konuşmak için dudaklarımı araladım.
"Eğer önemli bir işin varsa sen onu hallet. Biz Bilgeyle daha sonra-"devamını getiremeden anında sözümü kesti.
"Bunu bende düşündüm. Ama Bilge bugün için sana söz vermiş. Hayal kırıklığına uğramanı istemiyor."dedi. Sesinde ki rahatsız edici tona karşı içli bir nefes aldım. Ardından gideceğimiz yere kadar hiç konuşmadım. Arel de benimle aynı fikirde olmalıydı ki gideceğimiz yere kadar sessizliğini korudu.
*
Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından arabayı durdurup yanımdan ayrılan Arel'in arkasından bende hemen sonra arabadan indim. Bulunduğumuz içi boş ama oldukça geniş araziye baktım. Onca yolu bu boş araziye gelmek için mi harcamıştık yani?
Bir açıklama yapmasını bekler gibi baktığım karamel gözler bir süre etrafını incelediğinde bakışlarını bana doğru çevirdi. "Burası,"diye başladı söze. "Şehrin önemli kutlamalarını yaptığımız alan. Gerek güç savaşları olmak üzere daha bir çok etkinliği bu alanda yapıyoruz."
"Güç savaşları?"
"İki rakibin güçlerini test etmek amacıyla yaptıkları dövüş."dedi ve hemen karşımda durdu.
"Yeri geldiğinde insanların kontrolünü kaybettiği ve neredeyse birbirlerinin ölümüne sebep oldukları dövüşten bahsediyorum. Henüz buna şahit olmasan bile elemeler başladığında çok yakından tanıklık edeceksin bu gösteriye. Bu konuda şüphen olmasın."
"Dövüş değil ölüm gösterisi bu dediğin. Ve buna hiç bir zaman tanıklık etmek istemiyorum. Bu çok korkunç."diye karşılık verdim sözlerine. Ardından buradan bir an önce gitmek ister gibi arabaya doğru yöneldim. Fakat tam o sırada kolumdan yakalayan güçlü bir el beni anında durdurdu.
"Bu şehirden kaçmayı planlarken bu kadar korkmamıştın."dedi Arel. Sözlerinde derin bir ima vardı. "Şimdi izlemekten çekindiğin bir ölüm gösterisi için mi korkuyorsun? Kendi başına gelecekler için bir gram korkun yokken başkaları için duyduğun bu korku ne kadar mantıklı şifacı?"
Usulca yutkundum sözleri ardından. Duruşumu dikleştirip tuttuğu kolumu kurtarıp arabadaki yerimi aldım.
Bugünün bir an önce bitmesi için biraz daha sabretmeliydim.
*
Hemen arkamdan gelen Arel çok geçmeden arabadaki yerini alırken yine sessizdik. Her ne kadar birbirimizle konuşmasak ta ara sıra bana baktığını hissedebiliyordum ya da öyle sanıyordum bilmiyorum.
Sıradaki mekanın neresi olduğunu çözmek ister gibi etrafıma bakınırken ormanlık bir yolun içine girdiğimizi fark ettim. "Bu orman,"diye söylendim kısık bir sesle.
"İçinde sıkışıp kaldığın, kaybolduğun orman."diyerek sözlerimin devamını getirdi.
"Neden buraya geldik peki?"
Sorumla beraber arabayı durdurup bakışlarını bana sabitledi.
"Bu şehri öğrenmek istiyordun öyle değil mi? Bu ormanı da öğrenmelisin o halde. Zamanı geldiğinde içinde bir kez daha sıkışıp kalma diye."
Verdiği cevap karşısında bir süre karamel gözlerine baktım. Hiç bir duyguyu barındırmayan ifadesiz gözleri ilk kez hissiz bakmıyordu. Öfke ateşi içinde kavrulan bir kıvılcım vardı sanki harelerinde, öfkeliydi biliyordum. Ama bu öfkesi bana mıydı çözemiyordum.
"İnmeyi düşünmüyorsun herhalde." Sesiyle beni kendime getiren Arel'e son kez bakıp arabadan indim. Bu ormana ikinci kez gelmek biraz tuhaf hissettirmişti. O gün bu ormandan çıkış yolunu bulabilseydim eğer belki de her şey bambaşka olacaktı.
"Bu orman, bir labirentten farksızdır şifacı," Arel'in sesiyle etrafımdaki sık ağaçlardan bakışlarımı çekip ona doğru döndüm. "İçine bir kez girdin mi kolay çıkamazsın. Bu orman şehrin diğer tarafı arasında bir duvar gibidir. Bu duvarı aşamayan kimse ne bu tarafa geçebilir ne de diğer tarafa gidebilir. Anlayacağın buradan kurtulmak için bu ormanı es geçmen gerekir."
Başımı anladım anlamında salladığım Arel'e bir kaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattım. "Peki o gece beni kurtardığın beyaz renkli şey..."
Arel tam olarak neyi sorduğumu anladığında derin bir nefes aldı. "Belirli zamanlarda ve saatlerde ortaya çıkan bir ruhtu o gördüğün şey. Bu şehrin sayısız binlerce ruhu var geceleri ortaya çıkan, bu şehirde onunla savaşmayı bilmeyen herkes mağlup olur. Zarar görür ve hatta canından bile olur. Bu yüzden kimse geceleri dışarı adım atmaya cesaret edemez. Tabi senin gibi inatçı bir kaç kişi dışında."
Son cümlesiyle beraber kendiliğinden çatılan kaşlarım içimdeki belli belirsiz öfkeyi dışarı yansıttı.
"Bu şehir hakkında hiç bir şey bilmiyordum. Bu ormana belli belirsiz gördüğüm o ruha.. her şeye yabancıydım. Gözlerimi açtığımda hissettiğim tek şey yabancılıktı. Buraya ait olmadığımı gözlerimi açtığım ilk an anlamıştım. Belki kaçmamam gerekiyordu ama çaresizdim. Kaçmaktan başka bir çarem yoktu. Ve evet bilmek istersen asla pişman değilim kaçtığım için."
Yaptığım açıklama üzerine bir adım atarak bu defa aramızda çok az bir mesafe kalan o boşluğu da kapattı Arel.
"Aynı hatayı bir kez daha yaptığında pişmanlık neymiş göreceksin şifacı kız. O gün sana bir can borcum olmasaydı eğer sen bugün yoktun. Bu inadın senin sonun olacak."
Sözlerinde ki derinlik ve kararlılık usulca yutkunmama neden olurken duruşumu dikleştirip karamel gözlerine baktım. "Bu inadım sonum olacaksa bile bırak olsun. En azından hayatımın bildiğim bir kısmını ben yazmış olurum."dedim. Sesimdeki kararlılık en az dik duruşum kadar otoriter çıkmıştı.
"Peki o halde ne istersen yapabilirsin şifacı kız."diyerek bu konuyu saniyeler içinde kapatan Arel'e son kez bakıp bakışlarımı etrafımda gezdirmeye devam ettim. Neredeyse bir araya geldiğimiz andan beri sürekli bana bir ima da bulunuyor laf sokmaya çalışıyordu. Nedenini dahi anlamadığım öfkesini benden çıkarmaya çalışıyordu.
"Günün birinde yeniden bu ormana yolum düşerse nasıl çıkacağım buradan? Bana çıkış yolunu gösterir misin?" Büyük bir tereddütle sorduğum soruya karşı Arel'in vereceği cevaptan korkuyordum. Oysa şu an karşımda o değil de Bilge olsaydı bu soruyu yine ona soracaktım.
"Yani bir dahaki kaçma girişiminde başarısız olmamak için benden yardım istiyorsun öyle mi?"diye sordu.
Tahmin ettiğim gibi yine ön yargılı bir şekilde cevap vermişti soruma.
"Kaçmak için değil belki ama günün birinde ihtiyacım olduğunda bu ormandan kurtulabilmem için bilmek istiyorum çıkış yolunu. Hem dediğin gibi bundan sonra bu yolda yalnızım. Kimsenin yardımına özellikle de senin yardımına muhtaç kalmak istemiyorum. Bu yüzden bilmem lazım, en azından kendimi koruyabilmem için..."
Sözlerim karşısında bir süre düşündü Arel. Ardından az önce açtığım mesafeyi bir kaç saniye içinde kapattı.
"Eğer olur da böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalırsan bu yalnızca senin kaçmak için giriştiğin ikinci bir yanlışın ve yaptığın ikinci büyük hatan olur. Aksi takdirde bilinçli davranıp aklını kullanırsan bu ormana tek başına gelmeyeceğini şu ana kadar anlamış olman gerekirdi."dedi. Yaptığı son açıklama öfke damarlarımı iyice kabarttığında derin bir nefes alıp yanından uzaklaştım.
"Bunu senden istemek benim hatamdı. Ben kendim bulurum çıkış yolunu. Sana ihtiyacım yok, bundan sonra da olmayacak."
Öfkeyle kurduğum cümle sonrası adımlarımı hızlandırarak yanından uzaklaştığımda arkamdan seslenen sesini bir kaç kez duydum. Sonrasında yanından uzaklaşan varlığım sesiyle beraber Arel'i de en geri de bıraktı. Tek başıma kaldım.
Her zaman olduğum gibi..
*
Attığım her adımda havanın yavaş yavaş karardığı gerçeği tüm bedenimin korkuyla kasılmasına neden olurken ayak tabanlarımda ince bir sızı hissediyordum. Tüm bunlarla beraber çıkış yolunu bir türlü bulamıyordum. Tıpkı o gün kaçtığım gibi sürekli aynı yerde dönüp duruyordum. Çıkış yolunu bulamadığım gibi gücümün giderek azaldığını hissediyordum.
Tıpkı o kaçtığım gece gibi bir ağacın gövdesinde dinlenmek amacıyla oturdum.
Etrafıma uzun bir süre bakınıp bu defa gerçekten kaybettiğimi anladım. Havanın tamamen kararmasına çok az kalmıştı ve bu defa bu ormandan çıkamayacağım gibi karşılaşacağım ruhla beraber hayatım neredeyse hiç başlamadan son bulacaktı. Bugün Arel'e söylediğim gibi kendi sonumu yine ben yazacaktım.
Öfkeyle hareket ettiğim bu an benim sonumu getirecekti. İşin kötüsü arkamdan üzülecek kimse olmayacaktı. Hem belki de böylesi daha iyiydi kimseyi üzmeden kırmadan yok olacaktım. Zihnimde koca bir boşlukla silinecektim yabancısı olduğum bu yeryüzünden. Hiç bir şeyi hatırlamadan...kim olduğumu dahi bilmeden. Sanki hiç var olmamışım gibi. Aslında hiç nefes alamamış gibi. Varlığı belli belirsiz sıradan bir canlı gibi....
Sırtımı yasladığım ağaca iyice sinerek gözlerimi kapattım sıkı sıkı. İçli bir nefes alıp ölümüm olacak o saat dilimini beklemeye başladım. Öyle ki dakikalarca kapattığım gözlerimi hiç açmadan yalnızca öylece bekledim.
Ta ki o ana kadar..
Bana oldukça tanıdık gelen o sesi hemen çok yakınımda duyana kadar.
Duyduğum sesle beraber kendiliğinden açılan gözlerim ilk o gözlere rastladı. Arel'in karamel tonu gözlerine.
"Ölümün seni derin kollarına alacak o zamanı mı bekliyorsun şifacı?"diye sordu. Cevap vermedim, veremedim.
"Çıkış yolunu da bulamamış gibisin."diyerek konuşmasına devam ettiğinde usulca yutkundum.
"Neden geldin buraya?"diye sorabildim yalnızca.
"Seni buraya ben getirdim. Burada olmam sence de çok normal değil mi?"diye sorduğunda hemen yanıma oturdu. "Burada olmam seni rahatsız mı etti yoksa?" Bu defa sesinde dalga geçermiş gibi bir ton vardı.
"Bu yolda yalnız olduğumu söylüyorsun ama bakıyorum ki ne zaman köşeye sıkışsam yanımda yine sen oluyorsun. Eğer bu yolda yalnızsam neden sürekli yanımda seni görüyorum?" Sorduğum soru karşısında ciddileşen yüz ifadesiyle baktı bana.
"Bu soruyu sana sormayı en çok ben hak ediyorum aslında. Neden ne zaman yaralansam sürekli beni iyileştirmek için yanımda bitiyorsun?"
Arel'in sorusuyla aklıma dün gece ona yardım ettiğim gerçeği geldiğinde boğazımda bir düğüm hissettim. Öyle ki bu düğüm konuşmama dahi izin vermezken olduğum yerden kalkmayı ve bu konuşmayı tam bu an sonlandırmak istedim. Fakat benim ayağa kalkmam için yapacağım hamleyi önceden sezen Arel buna engel olup bileğimden kavradı anında.
"Ne olursa olsun dün gece odama girmemeliydin şifacı," Sesinde ki ciddi uyarı bunun son ikazı olduğunu anlatıyordu.
"Ama duyduğum sesler.."
Anında sözümü yarıda kesti. "Ne duymuş olduğunun bir önemi yok. Benim iznim olmadan kimse odama giremez. Bu bir kural. Henüz bundan haberin olmadığın için sana ilk ve son uyarım. Bir daha aynı hatayı tekrarlamayacağını umuyorum. Aksi takdirde-"
"Aksi takdirde ne?"diye sordum. "Bu defa benim cezamı sen mi kesersin?"
"Eğer gerekirse evet. Bunu yaparım."
Anlamsız bir ifadeyle yüzünü inceledim inanamazmış gibi. "Bu çok saçma."dedim. "Dün gece iyi değildin. Kendini kaybetmiştin. Birinin yardımına ihtiyacın vardı. Kim olursa olsun bunu görmezden gelemezdim."
"Kimseye ihtiyacım yoktu. Sen olmasan bile o geceyi her zaman atlattığım gibi atlatırdım." Sözlerime karşılık oldukça sert cevap verdiğinde duruşumu dikleştirdim.
"Kan kaybından ölecektin. Tek başına atlatamazdın. Bu defa yapamazdın."
Öfkeyle bakışlarını kaçırdığında öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu.
"Kendi iyiliğin için bir daha benim hayatıma benden izinsiz müdahale etme şifacı kız."diye uyardı son kez. "Yoksa bunun altından kalkamazsın. İyi niyetimi belli belirsiz gördün belki ama diğer tarafımla karşılaşmayı hiç istemezsin."
Son sözleri ardından hızla ayağa kalktığında hala bana bakmıyordu. "Şimdi daha fazla oyalanmadan beni takip et. Hava tamamen kararmadan çıkalım şu ormandan."
Arel'in bu tavrı her ne kadar beni öfkelendirse de geri bir yanıt vermeden hemen arkasından takip etmeye çalıştım onu.
*
Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşün ardından hissettiğim yoğun yorgunluk ve güçsüzlükle seslendim hemen arkasından onu takip ettiğim Arel'e.
"Biraz dinlensek olmaz mı?"diye sordum. Hissettiğim yorgunluk bu defa sesime de yansımıştı. Sorumla beraber etrafını kısa bir göz attı Arel. Ardından havanın gidişatına son kez göz atarak başını olumlu anlamda salladı. Arel'in işaretiyle gördüğüm ilk ağacın gövdesine doğru yürümeye başladım.
Ağaç gövdeleri dinlenmek için en rahat yerlerden biriydi.
Arelden tamamen uzaklaşan adımlarım karşımdaki geniş yapraklı ağaca beni daha da yakınlaştırırken ne olduğunu anlamadığım bir şekilde Arel'in bana seslenen yüksek sesini duydum.
"Dikkat et!"
Sözlerini tam olarak idrak bile edemeden sağ ayağımın düştüğü boşluk kendimi bilmediğim bir yerde bulmama neden oldu.
İçi boş bir çukurda.
Ani düşüşümle beraber çarptığım başım ve burkulan ayağımla ister istemez dudaklarım arasından dökülen acı dolu iniltiler etrafta kısa süreli bir yankıya sebep oldu. Öyle ki hemen biraz yukarımdan şaşkın bir ifadeyle bana bakan Arel en az benim kadar şaşkındı.
"Önünde ki işareti göremeyecek kadar kör müsün gerçekten?"
Arel'in kurduğu ilk cümleye karşı cevapsız kalırken sızlayan ayak bileğimi kendime doğru çektim. "Kim neden böyle bir çukur açar ki?"diye hayıflandım kendi kendime. "Üstelik üstünü yapraklarla kaplayıp çukuru kamufle ederek!"
"Eğer geceyi orada kendi kendine konuşarak geçirmeyi düşünüyorsan benim daha önemli işlerim var şifacı kız." Yeniden bana seslenen sesiyle üstümü silkeleyip ayağa kalkmak için hazırdım ki acıdan sızlayan ayak bileğim kendini bir kez daha belli etti ve ben bir kez daha acı dolu hafif iniltimle ayağa kalkmayı başaramadım.
Bu duruma benim gibi eb yakından şahitlik eden Arel ise sabır diler gibi derin nefes alıp hiç beklemediğim bir an da olduğum çukura atladı. Hemen yanımdaki varlığıyla şaşkın bir ifadeyle yüzünü incelerken bana doğru eğildi usulca. "Hava kararmak üzere. Vaktimiz daraldı. Bir an önce çıkmalıyız bu ormandan." Son uyarısını yapan Arel'e hafifçe başımı sallarken ayağa kalkmak için yeniden bir hamle yapmak üzereydim ki her iki kolumdan da tutarak bana destek veren Arel'in geniş omuzlarına tutunarak sonunda ayağa kalktım.
"Yukarı yeniden çıkıp ellerini tutacağım. Ellerime sıkı tutunup tüm ağırlığını bana verdikten sonra seni yukarı çekeceğim tamam mı?"diye sordu.
Başımı anında evet anlamında salladım sorusuna. Cevabını alan Arel çok geçmeden yeniden çukurdan çıkıp hemen yukarıdan ellerini bana doğru uzattı. "Ellerimi sıkıca tut ve kendini bana bırak."dedi.
Usulca yutkunduktan sonra Arel'in bana doğru uzanan ellerini hızla yakaladım. Söylediği gibi sıkıca tuttum. Öyle ki ellerindeki sıcaklık benim buz tutmuş ellerimle buluştuğunda içimi tarifsiz bir his kapladı.
Onun sıcaklığı benim buz tutmuş ellerimi saniyeler sonra etkisi altına aldı.
Sıkıca tutunduğum ellerine karışılık daha güçlü bir şekilde ellerimi kavrayan Arel gözleriyle küçük bir işaret verip beni var gücüyle yukarı doğru çekmeye başladı. Çok değil yaklaşık bir dakika sonra içine düştüğüm bu tuzak çukurun içinden çıkartmıştı beni.
Çukurun içinden çıkar çıkmaz oturduğum toprak üstünden hafifçe doğruldum. Hala sızlamaya devam eden ayak bileğimi yeniden kendime doğru çektim.
"Başın kanıyor."
Arel'in sözleri ardından başıma doğru götürdüğüm ellerim yaralı olan bölgeyi taradı bir kaç saniye. Fakat bir türlü bulamadığım yaralı bölgeyi sonunda pes ederek bırakıp "Önemli değil."diyerek yok saydım.
Sözlerime karşılık yeniden ellerimi kavrayan Arel'e tuhaf bir şekilde bakıp ne yaptığını anlamaya çalıştım.
Tuttuğu elimi kanayan bölgeye götüren Arel karamel gözlerini bana odakladı. Yüzü belki de ilk kez bu kadar yakındı. Elllerim üzerindeki elleri ise hala sıcacıktı.
"Burası."dedi Arel her ikimizin elini de yaralı olan bölgeye götürerek. "Tam olarak burası kanıyor."
Ellerimi götürdüğü bölgede dolaşan parmaklarım kırmızı sıvıya boyandı anında. Anlaşılan tahmin ettiğimden de sert çarpmıştım başımı. "Döndüğümüzde Bilge Hares gerekli olan müdahaleyi yapar."diyerek bir hışımla aramızdaki yakınlığı yok edip geri çekildi Arel. Ardından saniyeler sonra ayağa kalkıp ellerini bir kez daha bana doğru uzattı.
"Bir an önce çıkmalıyız buradan."diye söylendi bakışlarıyla son kez etrafı tararken. Vakit kaybetmeksizin uzattığı ellerini sıkıca kavrayıp beni ayağa kaldırmasına izin verdim.
Zor da olsa ayakta durmayı başarabildiğimde yürümek için birkaç hamle yaptım. Her ne kadar yaptığım hamleler beni bir kaç adım ileriye götürse de bu yavaşlığım bize daha da fazla zaman kaybettiriyordu. Bunu benim gibi kısa sürede fark eden Arel ellerini hafifçe ensesine atıp bir şeyler düşündü. Ardından hemen yanımdaki yerini alıp beklemediğim bir şey yaptı. Daha ne olduğunu anlamadan birden ayağımı yerden kesip beni kucağına aldı.
"Tüm bunları buradan bir an önce çıkmak için yapıyorum. En azından arabaya varana kadar gösterdiğim bu sabrın karşılığı olarak sesini varacağımız yere kadar hiç çıkarma şifacı. Aksi olursa seni burada bırakıp giderim, bu defa geri dönmem."
Sustum. Süt dökmüş kedi gibi Arel'e ve bana bugün ettiği yardımları karşılığı sesimi hiç çıkarmadım. Öylece susup ikimizi de bu ormandan çıkarmasına izin verdim.
*
Ormandan çıkıp arabanın olduğu yere vardığımızda Arelden beni yere indirmedibi bekledim. Fakat Arel beni yere indirmek yerine sesini hiç çıkarmaksızın açtığı kapıyla yolcu koltuğuna yerleştirdi. Kendimi tam da bu an huysuzluk etmiş yaramaz küçük bir kız çocuğu gibi hissettim. Beni dikkatlice yolcu koltuğuna yerleştirip hemen sürücü koltuğunda ki yerini alan Arel'e uzun uzun baktım.
"Bugün sana çok zahmet verdim."diye söylendim aynı zamanda usulca yutkunurken.
"Güzel, en azından bunun farkındasın."
"Bilgeye işinin olduğunu söyleyip tüm gününü benimle geçirmeyebilirdin. Seni zorladığımı hatırlamıyorum."diye geri cevap verdiğimde bakışlarımı önüme çevirdim.
"Haklısın benim hatamdı."diyerek ilk kez sözlerimi onayladı Arel. "Ama en azından şunu bilmeni isterim şifacı, burada olmak benim seçimim değil mecburiyetimdi."
"Mecburiyet? Bilgenin seni bunun için zorladığını sanmıyorum."
"Zorlamadı evet. Ama onu geri de çeviremezdim. Neyse bu aramızda bir mesele seni pek ilgilendirmiyor."diyerek kestirip attığında arabayı çalıştırdı.
Verdiği cevap karşısında kollarımı birbirine bağlayıp önüme döndüm. Onunla doğru dürüst asla konuşamayacaktım.
Arel sonunda her ikimizi de bu ormanlık yoldan uzaklaştırıp asfalt yola çıkardığında bugünün nihayet bittiğini düşündüğüm için rahatladım. Fakat daha düşüncelerim zihnimde tam yerini edinemeden Arel'in ani freniyle olduğumuz yerde güçlü bir şekilde sarsıldık. Bakışlarım endişe içinde Arel'i bulurken onun yüzü her zaman ki gibi ifadesiz bakışları ise hemen karışımıza odaklıydı.
Arel'in bakışlarını takip edip derin bir nefes aldığımda bir süre karşımdaki görüntüye bir anlam vermeye çalıştım.
BÖLÜM SONU..✨