2 -

2176 Words
Boş tepsiyi mutfağa geri götüren genç kimseye görünmemeye dikkat ederek ona verilen odaya döndü. Elinde tuttuğu telefona bakınarak yatağa oturdu ve çoktan açılmış ve ayarları yapılmış telefonun ekranını açtı ve duyduğu bildirim sesiyle irkilerek ekrana baktı. Devran : Aşağı inip yemeğini ye ya da çalışanlara söyle yemeğini odana getirsinler. Agit şaşkın şaşkın telefon ekranından başını kapalı kapıya çevirdi. Onunla arasına giren büyük beyaz kapıyla tek iletişim yolu elindeki telefondu. Mesajı açıp hızlı hızlı cevap yazdı. Agit : Şimdi inerim Telefonu yatağa bırakıp kapıya yöneldi ama daha sonra telefonu da alıp belki bir şey ister diye yanına alarak odadan çıktı. Kapıda karşılaştığı Afşin'le irkilerek elini göğsüne koydu. "Korkuttum mu?" diye gülerek soran kadın "Hanımağa çağırıyor seni aşağıya" deyince Agit korkuyla yutkundu. Zelal Hanım'dan çok korkuyordu ve kadının aşağılayıcı bakışları kırıcıydı. Sessizce Afşin'i takip edip geniş bir odanın içine girdiğinde gördüğü manzara onu tekrar odaya kaçmaya zorluyordu. Upuzun bir masada dizilmiş hararetle konuşan ve muhtemelen Devran'ın aile bireyleri Agit'i gördüklerinde sus pus oldular. Masanın en başında oturan seksenlerinde olsa da oldukça dinç duran ve elleri yöresel dövmelerle bezenmiş kadın elini kaldırıp Agit'e yanı başındaki boş sandalyeyi gösterdi. "Gel bakalım güzel oğlan." Agit elleriyle oynayarak titreyen bedenini sürükler gibi yaşlı kadının yanına gitti ve gösterdiği sandalueu oturdu. Masadaki altı yedi kişi sanki farklı bir canlı görmüş gibi gencin yüzünü inceliyorlardı ve içlerinden bir kadın "Devran'ın yemeğini götürdün mü?" diye sorunca Agit hızlı hızlı başını salladı. Yaşlı kadın ise çalışan kadınlara dönüp "Oğlana yemek getirin" diye seslenince odaya elinde tepsiler giren kadınlar Agit'in önünü donatıp kenara çekildiler. Tabi kimse Agit'in utançtan yerin dibine girip ağzına lokma alamayacağını bilmiyordu ama yaşlı kadın onu sırtını sıvazlayıp "Çekinme güzel oğlan, aç durulmaz" diyerek masada onu izleyenlere döndü. "Hayde siz de önünüze bakın, hortlak mı gördünüz" deyip azarlayınca yeniden çatal bıçak sesleri duyulmaya başladı. Agit utana sıkıla eline aldığı kaşıkla en azından bir iki yudum çorba içmeye çabalarken hâlâ onu dikkatle izleyen ve masanın en köşesinde oturan adamdan habersizdi. Ama duyduğu cümleyle artık haberi olmuştu. "Devran Ağa'da da amma göz varmış, nerden bulduysa bu oğlanı?" Zelal Hanım konuşan adama ters bir bakış atıp "Devran ne bilsin bu oğlanı Şiyar, hısımların sonuncusuymuş işte, kala kala buna kaldık. Benim gül gibi kızımı ayartan soysuzun kardeşi" deyince Agit sertçe yutkundu. Eli çorba kasesinde havada kaldı. Kımıldayacak ne gücü vardı ne de cesareti. Masada duyulan sert bir yumrukla herkes yerinde sıçrarken Hanımağa öfkeli bir dille "Gelin... Edebini adabını mı unuttun, ne biçim konuşursun benim karşımda" dediğinde Zelal Hanım sus pus olup başını eğdi. Yaşlı kadın gözleri dolu dolu kaşığı masaya bırakan Agit'in sırtını sıvazladı. "Benim Devran'ım görmüş tamam demişse kimseye laf düşmez." Bir yandan da Agit'in gözlerine bakarak "He mi güzel oğlan, Devran gördü mü seni, tamam dedi mi?" diye sordu. Agit artık utançtan yüzü kıpkırmızı olurken "Gördü hanımağam, bir şey demedi" diye mırıldandı. Sesi masada fısıltı gibi çıkmıştı ama yaşlı kadın anlayacağını anlamıştı. O yüzden çalışan kadınlara dönerek "Çayımızı bahçeye getirin, oğlana da tepsiyle yemek hazırlayın" diye emir verdi. Gencin masadaki elini tutup "Hele gel sen benle oğlan, ne diyeceksen bana de" diyerek masadan kalkıp bir elinde genç bir elinde bastonuyla odadan çıktı. Bahçeye çıktıklarında geniş sedirin dizildiği, remhateml çiçeklerin açtığı bir köşeye çekip minderlere oturdu. Agit ona anlayışla bakan yaşlı kadınla doldıpı gözlerini serbest bıraktı. Yaşlı kadını kendine yakın görmüştü ve sonunda biri de onu anlar belki diye titreyen dudaklarıyla "Hanımağam" derken kesik nefeslerle gözlerinden yaşlar süzüldü. "Beni niye aldınız ki, abimin başı yerine benim başımı alaydınız. Ailem beni geri almaz ki, ben ne kadınlık bilirim ne eşlik." Yaşlı kadın titreye titreye konuşan oğlanın elini tutup "Güzel oğlan" deyince Agit yaşlı gözleriyle başını kaldırdı. Kadının yemyeşil gözleri ona birini hatırlatmıştı, asla eş olamayacağı birini. "Devran'ım kötü adam değildir oğul. Dili vardır emme konuşamaz, bacağı vardır emme yürümeyemez. Yüreği temizdir torunum, sana kötülük etmez. O eş istemez, kadın istemez, yaren ister oğul. Onu anlayacak, ele güne başını eğdirmeyecek, ona bakarak acıyan gözlerden uzak tutacak birini ister." Agit duyduğu cümlelerle gayri ihtiyari başını kaldırıp konağın en üst katına baktı. Ona verdiği kuralları hatırlayarak ellerini kucağında birleştirip başını eğdi. "Neden bir kadınla evlenmedi ki, ona karılık yapan olurdu?" Sorduğu soru ayıp geldiği için dudaklarını birbirine bastırıp başını daha da eğdi. Yaşlı kadın derin bir nefes verirken yanlarına gelen kadınlarla sustu. Onlara eliyle gitmelerini işaret ederek Agit'in simsiyah dalgalı saçlarını okşadı. İlk kez bir anne şefkatini saçlarında hisseden genç düğümlenen boğazıyla başını kaldırıp yaşlı kadına baktı. "Burda herkes bir şey diyecek güzel oğlan, başta kaynanan olacak o şirret gelin, Devran'ın amcaları, dayıları, halaları. Yakında tüm aşiret duyacak Devran oğlanı nikahına almış diye." Agit iyiden iyiye korkarak oturduğu yere sinerken yaşlı kadın anlayışla gülümseyip "Amma sen cesur olacaksın, Devran'ımın yanında gururla başı dik duracaksın, sen de vereceksin bu soya torun, korkmayasın. Biri seni üzecek incitecek bir şey der, saygısızlık ederse önce kocana, o yoksa bana geleceksin anlaşıldı mı? Onların hakkından bir tek ben ve torunum gelir" dediğinde Agit dudaklarını büzerek başını salladı. Yaşlı kadına Devran'ın verdiği kuralları söylememek en iyisiydi. Çünkü Agit'e sana kocalık yapamam demişti çoktan, temas olmayacak demişti, çocuk doğuramazdı ki. Kimsenin bunu bilmediğini o an anlamıştı. Nitekim yaşlı kadının "Seni de bir doktora götürmek icab eder, bakalım karnında çocuk taşıyabilir misin" dediğinde ise Agit korkuyla "Ya olmuyorsa, beni geri gönderecek misiniz?" diye sordu. Yaşlı kadın da dudal büzerek "Orasını Devran oğlum bilir güzel oğlan, acele etme, he demeye çocukta olmaz" deyince Agit rahat bir nefes verdi. Eğer onu geri gönderirlerse ailesi onu eve sokmazdı ki, gidecek yeri de yoktu. Yaşlı kadın çalışanlara çayları getirin diye seslendiğinde bu defa büyük bir demlikte çay gelmişti. Anlaşılan yaşlı kadın çayı çok seviyordu. Bu defa Agit hakkında biraz konuşmuşlar ve yarın çarşıya çıkıp üst baş almaya karar kılmışlardı. Yaşlı kadın Agit'in elinde getirdiği küçücük bavulu görmüş onun için yapılan alışverişi annesinin karıştığını anlamıştı. Bir kaç saat sonra geç olduğu için Agit odasına dönmüştü ve odanın içinde tur atıyordu. Devran ona dışarı çıkmadan önce benden izin alacaksın diye kural koymuştu ve buna hanımağa ile çıkmak dahil miydi bilmiyordu. O yüzden telefonu açıp ona mesaj attı. Agit : Bir konuda izin almam gerekiyor. Dakikalar sonra mesajına cevap geldi. Devran : Odaya gelebilirsin. Agit onunla kendisini ayıran odanın kapısını açıp diğer odaya geçti. Yine bilgisayar başında bulduğu adam tekerlekli sandalyesine yaslanmış karşındaki gencin lpmışmasını bekliyordu. Agit odanın içine bakınarak hafifçe öksürdü. "Hanımağam yarın sabah çarşıya çıkalım, üst baş alalım sana dedi de, onu diyecektim haber ver bana demiştin." Devran gözlerini kısarak bir süre gence bakıp ardından madanın üstündeki not defterinin boş sayfasını açtı ve bir şeyler yazıp Agit'e uzattı. Agit küçük adımlarla yanına gidip defteri alarak geri çekildi. - Babaannem olduğu sürece izin almadan gidebilirsin, onun dışındakilere izin al. - Agit mutlulukla "Tamam" diyerek defteri uzattı. Mutluydu, çünkü babaanneyi çok sevmişti. Devran onun mutluluğuna kaşlarını çatarak başını iki yana salladı. Agit odadan çıkmak üzereyken geri dönüp hâlâ aynı neşeyle "Seni yatağına yatırayım mı, uyuyacak mısın?" diye sordu. Bu soru Devran'ın kaşlarını havalandırdı ama Agit bir şeyi hatırlamış gibi dudaklarını büzdü. "Özür dilerim, unuttum." Ona fiziksel temas edemeyeceğini unutmuştu. Ayrıca kendi başına yapabildiğini anlamıştı, öyle bir kural yazmıyordu çünkü. "O zaman iyi geceler, Allah rahatlık versin." Belli belirsiz baş sallayan adamla kendi odasına geçti. Heyecanlı ve mutluydu. En azından bu evde onun yanında olacak ve onu koruyacak biri vardı artık. Yaşlı kadın bir şey olursa önce kocana git demişti ama Devran'ın ona yardım edeceğini düşünmüyordu. O, sadece kendisine hizmet edecek birini istiyordu, ona neden yardım etsin ki. Sabah için altıya alarm kurmuş Devran'ın kahvaltısı için aşağı inmişti ama bugünün Pazar olduğunu fark edememişti. Mutfağa giren genci gören kadınlardan biri "Hayırdır oğlan bu saatte" deyince çekinerek etrafa bakındı ve Afşin imdadına yetişti. "Agit.. Acıktın ablam, niye kalktın?" Genç oğlan dudaklarını dişleyerek "Erken kalktım galiba, Devran Ağa'nın kahvaltısını hazırlayacaktım" dediğinde kadınlar gülüştü. Ocakta akşam yemeğini şimdiden yapan kadın "Aklı bir karış havada bunun, Devran Ağa pazar günleri sekiz buçukta kalkar" dedi. Onu tasdikleyen diğer kadın "Bir saate hazırlarız biz, sen geç odana" dediğinde ise Agit kuralları hatırlayarak kısık bir sesle "Yok ben hazırlarım" deyince kadınlar birbirlerine baktılar. "Hayırdır halvet kahvaltısı mı?" diyen kadına hepsi gülüşünce Agit kırkırmızı olarak gözleri dolu dolu Afşin'e baktı. Ondan kaş göz işaretiyle konuşması konusunda destek alınca omuzlarını dikleştirip daha net bir sesle "Bundan sonra Devran Ağa'nın yemekleriyle ben ilgileneceğim" dedi. Bu kez kadınlar ciddi anlamda Agit'e kaş çatarak "Eski köye yeni adet mi geldi oğlan, sana mı düştü ağanın yemeği?" dediklerinde mutfağa giren yaşlı kadının baston sesiyle irkildiler. "Size mi düştü eşi dururken, oğlan ben ilgileneceğim dediyse kapatacaksınız ağzınızı." Kadınların hepsi el pençe "Emredersiniz hanımağam" dediklerinde Afşin göz kırptı. Agit rahat bir nefes vererek arkasındaki yaşlı kadına dönüp ellerini önünde birleştirip "Şey... Devran Ağa öyle dediydi" diyerek kendisini açıkladı. Yaşlı kadın elini gencin omzuna koyup "Ağan ne buyurduysa onu yap sen güzel oğlan" diyerek diğer kadınlara şöyle bir baktı. "Ne lazım gelirse söyle koysunlar önüne" derken de kadınları uyararak mutfaktan çıktı. Afşin genci kolundan tutup biraz uzak bir masaya götürüp "Gördün mü laf söyletmeyeceksin burda" dediğinde Agit ciddi anlamda kocaman gülümseyip "Sağolasın Afşin abla, sen de olmasan" deyince genç kadın ona omuz atıp "Ay ne olacak güzel oğlan, yedirmem seni bu zillilere" diyerek güldü. Tabi ikisi de arkalarından fısıldaşmaları duyuyorlardı. "Bu da Züleyha gibi başımıza zebellah gibi dikilir artık." Diğeri omuz silkerek "Onun da Devran Ağa'ya dayandığı üç ay. Bu da bir aya kalmaz kaçar gider." Agit duyduğu isimle meraklandım Afşin'e "Züleyha kim?" diye fısıldadı. Afşin dudaklarını büzerek cevap beremem der gibi başını iki yana salladı ama onu duyan kadınlardan biri "O da senin gibi baş kesen olmuştu başımıza, şehirden adam bulunca Devran Ağa'yı postayı koyup kaçtı altınlarla" deyince Afşin öfkeyle "Dilan, işine bak sen" dedi. Dilan omuz silkip tezgaha dönerken yanındakinin kulağına fısıldamayı da ihmal etmedi. "Ee kim napsın erkekliği olmayan adamı, buldu mis gibi erkeği." Agit dişlerini sıkarak kadına dönüp baktı ama Afşin kolunu tutunca önüne döndü. "Ben sana Devran Ağa'nın kahvaltıda ne yediğini anlatayım, unutma." Dikkatini tekrar Afşin'e vermeye çalışan genç içini kemiren sorulara düşmüştü bile. Züleyha kimdi ve neden kaçmıştı? Kahvaltı tepsisiyle Devran'ın yatak odasına girdiğinde bu defa kapıyı çalmadan odaya girdi ve yeni gördüğü odayı incelemeye başladı. Bu odada çalıpma odası gibi içinde bir evi barındırıyordu. Anlaşılan konağın en üst katı Devran için düzenlenmişti. Tepsiyi odada gördüğü yemek masasıma koyup cebindeki telefonu çıkarıp saate baktı. Sekiz buçuk olmasına iki dakika vardı, o yüzden odadan çıkmak için kapıya yöneldi ama içini kemiren merakla odanın içindeki küçük koridoru geçti, kapısı olmayan duvarla ayrılmış bölmeyi geçtiğinde kocaman bir yatakta uyuyan adamı gördü. Ayakları geri geri git diyordu ama merak ona devam etmesini söylüyordu. Onu uyandırmalı mıydı? Kolunu dürterse uyanır mıydı bilmiyordu. Devran'ın duyabildiğini hatta konuşabildiğini ama nedenini bilmese de kimseyle konuşmadığını biliyordu. Kesik bir nefes verip elini uyuyan adama uzattığında gözlerini birden açan adamla korkuyla geriye doğru sıçradı. Devran ondan korkup geri adımlayan gençle gözlerini kapatıp yeniden açtı derin nefes vererek. Agit onu sinirlendirdiğini düşünerek "Özür dilerim.. Ben.. şey.. Uyandıracaktım.. Saat sekiz buçuk oldu da.." Yastıkta başını iki yana sallayan adam onun gitmesi için duvarın diğer tarafını işaret edince Agit hızlı hızlı başını sallayarak kaçar gibi oradan uzaklaştı. Odanın kapısına da ulaşıp kapıyı açıp çıktı ama telefonuna gelen bildirimle koridorda durdu ve ekrana baktı. Devran : Odaya dön. Agit elinde telefon arkasını dönüp kapıya baktı ve alt dudağını dişleye dişleye tekrar odaya girdi. Duyduğu su sesiyle onun banyoda olduğunu tahmin ederek tepsiyi koyduğu masanın başında bekledi. Dakikalar sonra tekerlekli sandalyesiyle yanına gelen Devran masadaki tepsiye baktı ve Agit'in telaşla "Hepsinin tadına bakarak hazırladım, kötü değiller" demesiyle dudakları kıvrıldı. Agit bu bir kaç saniyelik dudak kıvrılmasıyla bir süre Devran'ın yüzünü inceledi ama gözlerine değen sorgulayıcı bakışlarla hızla başını eğdi. Nerdeyse her yere konulmuş olan defterler ve kalemler bu masada da vardı. Devran yemeye başlamadan önce masanın üstündeki defteri açıp kalemle yazdıklarını Agit'in önüne doğru uzattı. Defteri masadan almak üzere olan genç ise adamın masadaki sandalyeyi çekerek oturması için işaret etmesiyle başını sallayarak oturdu ve yazdığını okudu. - Sen kahvaltı yaptın mı? - Agit dudak büzerek başını salladı. "Daha yapmadım, sen bitirince inerim aşağı." Devran onaylayarak başını salladı ve yemeğine başladı. Alt dudağını dişleyen Agit ise onun kafasını dişleyen soru için masada duran kalemi aldı. Sesli bir şekilde soramazdı ama o da yazabilirdi. Deftere bozuk yazısıyla bir cümle yazıp yemek yiyen adamın önüne uzattı. Kaşlarını çatarak önüne uzatılan deftere bakan Devran gördüğü cümleyle kaşlarını kaldırdı. - Kızmazsan, Züleyha kim? - Devran uzun uzun yazıya bakıp hiçbir tepki vermeden yemeğine devam edince Agit omuz silkti. "Tamam bir daha sormayacağım." Kahvaltısını bitirip "Afiyet olsun" diyerek sandalyeden kalkan Agit'i bir süre inceleyip başını sallamalla yetindi ama deftere bir şeyler yazan adamla ayakta dikilerek bekledi. Devran'ın uzattığı defteri tepsisi diğer eline koyup aldı. - Önce kahvaltını yap, babaannemle alış verişine git, istediğin ne varsa al. Cahit sana bir kart verecek, hepsini onunla öde, babaannem ödemesin sakın. - Agit dudak büzerek "Tamam.." dedi ama bir kaç saniye sonra "Bu sorduğum soruya cevap yok anlamına geliyor galiba" diyerek defteri masaya koyup arkasını dönüp odadan çıktı. O gittikten sonra Devran kaşlarını kaldırarak uzun uzun kapanan kapıya baktı. Agit ise merdivenleri inerken telefonun sesiyle merdivenleri hızla inip tepsiyi mutfağa bırakarak telefonu cebinden çıkardı. Devran : Benden başka birine bu soruyu sorma. Zamanı gelince cevap veririm. Agit göz devirerek telefonu cebine koydu ama dayamayıp tekrar çıkarıp cevap yazdı. Agit : Sormayacaktım zaten
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD