Çiçek ÖNCÜ
Selim bey yanıma geldiğinde bakışlarımı abime çevirdim.
"Müsaadenle bir bakayım." Demesiyle bakışlarım ona döndü.
Bana sorduğunu zannederken o abimle konuşuyormuş. Abim ellerinin arasındaki bileğimi bıraktığında Selim düzgün parmaklarıyla ayağımı kavradı.
Dokunduğu an irkildim. Buz bakışları kısa bir an beni bulup yeniden ayağıma döndü. Parmaklarını bileğimin çeşitli noktalarında gezdirdikten sonra baskı yaptığı bir noktada ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım.
"Yavaş ama ya!" Diye söylendiğimde bakışları yeniden beni buldu.
Gözlerindeki öfke parıltısına anlam veremezken o abime döndü.
"Kırık olduğunu düşünmüyorum ama çatlamış olabilir. Hastaneye geçelim bir film çekilsin ve uzmanlar tarafından değerlendirilsin." Beni yok sayması sinirlerimi bozarken abime;
"Gerek yok. Eve gidelim abi." Dedim.
Soğuk bakışları beni bulduğunda az önceki öfke pırıltıları yoğunlaşmıştı.
"Bu şakaya gelmez Çiçek. Eğer çatlak varsa durumun erteledikçe kötüleşir. Film çekilip bir uzman tarafından değerlendirilmeli."
"Selim haklı güzelim hadi gidelim." Diyen abim ayaklandı.
O arada telaşla annemle babam apartmandan çıktı.
"Çiçek." Annem hızla yanıma gelirken babamda hemen peşindeydi.
"Sakin olun iyiyim ben."
"Ah be Çiçek niye dikkat etmiyorsun!" Annem beni azarlarken eğilmiş ayağıma bakıyordu.
"Kızım nasıl becerdin?" Babamın endişeli bakışlarına çevirdim bakışlarımı.
"Toptan kaçarken bir anda ayağım döndü babacım yok bir şeyim. Acısı geçti bile." Derken kanıtlamak için ayağımı oynatmak istedim.
O an saplanan acıyla inledim.
"Yok bu böyle olmayacak. Ben arabanın anahtarını alayım hastaneye gidelim." Diyen abim hareketlenecek iken Selim bey durdurdu.
"Anahtarım yanımda benim arabayla gidelim." Dediğinde abim onu onayladı.
Gelip beni kucağına aldığında yüzümü buruşturdum. Ayağım her kıpırdadığında keskin bir acı saplanıyordu.
"Bizde gelelim." Diyen annemin telaşlı hali ile babama döndüm.
"Babacım yorulmayın oraya kadar. Abim benimle zaten gider geliriz hemen." Derken kabul etmesi için gözlerimle ısrar ettim.
Babam annemin omzuna sarılıp başıyla onaylarken Ebru;
"Ben seninle geliyorum kuzum." Dedi ve yanımıza geldi.
Abim beni Selim beyin açtığı arka koltuğa oturttuğunda Ebru da yanıma oturdu. Abim ile Selim beyde öne geçtiğinde araba çalıştı ve yola çıktık.
"Kemerleriniz takın lütfen." Selim beyin uyarısı ile hiç sevmediğim kemeri takmak zorunda kaldım.
Selim bey telefonuyla bir şeyler yaptıktan sonra arabada birini aradığına dair ses yankılanmaya başladı.
"Alo." Bir kadın sesi cevapladığında merakla dinledim.
"Ben genel cerrahlarınızdan Selim Demirhan."
"Buyurun hocam." Kadının sesi anında değişmiş ve daha saygılı bir hale bürünmüştü.
"Sami bey hala ameliyathanede mi?"
"Bir dakika hocam kontrol edeyim." Kadın sustuğunda tuş sesleri gelmeye başladı.
"5 Dakika önce ameliyatı bitmiş hocam."
"Tamam çıkmadan arayıp bir hastamı getirdiğimi söyler misiniz? Düştü ve ayağını kötü burktu. Çatlak olmasından şüphe ediyorum."
"Tamam hocam hemen iletiyorum."
"10 dakikaya acilde oluruz." Diyen Selim bey telefonu kapattı.
"Bu kadarına gerek yoktu Selim bey." Dediğimde keskin bakışları dikiz aynasından beni buldu.
"İşin uzmanına muayene olma imkanın varken neden yapmayalım?" Dediğinde sessiz kaldım.
Arabanın içindeki sessizliği bölen Ebru'nun;
"Kuzum ağrın var mı?" Sorusu oldu.
"Biraz ağrıyor." Dediğimde abim koltuğunda dönüp bana baktı.
"Ah be Çiçek'im neden dikkat etmiyorsun? Bir oyun için kendini sakatladın."
"Aman abi ay sanki bilerek yaptım. Oyunun heyecanıyla anlamadım bile. Yoksa ben ister miyim canım yansın?" Ben peş peşe sıralarken abim gözlerini devirip;
"Çemkirme bana." Dediğinde Ebru ile gülmeye başladık.
O esnada aynadan garip garip bize bakan gözlerle karşılaştığımda gülüşüm soldu. Ne uyuz adam ya!
Hastaneye vardığımızda Selim bey arabayı acilin önüne park etti. Abim inip beni kucağına aldığında Selim bey tekerlekli sandalye getirdi.
Abim beni oturttuğunda vakit kaybetmeden içeri girdik. Acilin muayene odasına girdiğimizde orta yaşlarda oldukça hoş bir adam ayaklandı.
"Selim hayırdır?"
"Sami Çiçek hanım karşı komşumuz. Ayağını çok kötü burktu bir bakar mısın?" Eliyle beni göstererek konuştuğunda adamın bakışları beni buldu.
"Geçmiş olsun hanımefendi. Önce bir film çekelim sonra size ne olduğunu anlayalım." Diyen adam telefonuyla arayıp birilerini çağırdı.
Hasta bakıcı geldiğinde;
"Çiçek hanımı röntgene götürün." Dedi.
Adam sandalyemin arkasına geçerken tedirgin gözlerle abime baktım.
"Ben Çiçek ile olacağım merak etmeyin. Siz burada oturup bekleyin." Diyen Selim bey benimle birlikte gelmeye başladı.
Uzun bir koridoru geçtiğimizde röntgen yazan kapıdan içeri girdik.
"Oturmanız lazım." Diyen hasta bakıcı yardımcı olmak için uzanırken Selim bey;
"Gerisini biz hallederiz teşekkürler." Dedi.
Adam kapıdan çıkarken Selim bey bana elini uzattı. Elimi büyük avucunun içine bıraktığımda ayağıma dokunduğundaki garip his yine oldu.
"Burktuğun ayağına sakın basma. Yükünü bana verebilirsin." Derken elimi sıkıca kavradı.
Ondan destek alarak kalktığımda beni röntgen cihazının altındaki uzun masaya oturttu. Ayağımı tutup kaldırırken inledim. Her geçen dakika ağrım artmaya başlamıştı.
Sonunda masaya yerleştiğimde teknisyen olduğunu tahmin ettiğim bir adam içeri girdi. Ayağımı durması gerektiği hale getirdiğinde Selim beyle beraber çıktığı odaya girdiler.
Filmi çekildikten sonra Selim beyin yardımı ile yeniden sandalyeme bindim.
"Neden hep ben ya?" Ağrıdan dolayı kendi kendime söylenirken Selim bey alaycı bir sesle;
"Çocuk gibi oyun oynarsan böyle olur." Dedi.
Öfkeli bakışlarım onu bulduğunda beni hiç umursamadı.
"Sizi ne ilgilendiriyor acaba?"
"İlgilendiren bir kısmı yok. Bir soru sordun bende cevap verdim."
"Ben size sormadım. Kendi kendime söyleniyordum." Dememle gözlerine ulaşmayan bir şekilde güldü.
"Gerçekten garip birisin. Dışarıdan bakılınca kocaman bir kadın gibi duruyorsun ama ufak bir kız çocuğu gibisin." Yaptığı yorum beni rahatsız ederken cevap veremedim.
Ne var canım çocuk gibiysem? Hem çocuk olmak kötü bir şey mi? Hiç de bile değil! Tabi senin gibi buzdağı değilim ya ondan garipsiyorsun dimi? Uyuz ne olacak!
"Suratın asıldı alındın mı?" Derken dikkatli gözleri bana bakıyordu.
"Size alınacağım kadar önemli bir konumda değilsiniz Selim bey. Çocukluk kısmına gelecek olursak da, sizin gibi kasıntının teki olmaktansa çocuk kalmayı tercih ediyorum!" Öfkeli sözlerim üzerine kaşları çatıldı.
O bir şeyler demeden;
"Bana abimi çağırır mısınız? Buradan çıkmak istiyorum." Diye devam ettim.
Bir süre öfkeyle yüzüme baktıktan sonra arkama geçip tekerlekli sandalyeyi sürmeye başladı. Şimdi istemez diye kalkmak vardı ama gereksiz atara da gerek yok yani.
Çünkü ayağım çok fazla ağrıyor. Yoksa ben sorardım sana kasıntı buz dağı! Az önce doktorla konuştuğumuz odaya girdiğimizde abim ile Ebru ayaklandı.
"Fındığım nasılsın?"
"İyiyim canım. Sadece ayağım ağrıyor." Abim eğilip saçlarımdan öptü.
Ebru abimin bu hareketine özlem dolu gözlerle baktıktan sonra yanımda durup elimden tuttu. Biz sessizlik içinde beklerken çok geçmeden doktor yeniden geldi.
"Filmler çıktı. Kırık ya da çatlak çok Çiçek hanım." Demesiyle rahat bir nefes aldım.
"Yalnız doku zedelenmesi var ve ayağınız çok ödem toplamış. Yüksek ihtimalle kemiklerin içinde küçük bir kanama var." Diyen doktorla korkmaya başladım.
"Kanama mı?" Abim endişeyle doktor beye sorunca adam gülümsedi.
"Korkmayın bu düşündüğünüz gibi bir kanama değil. Bu tarz burkulmalarda doku zedelenmesinden kaynaklı küçük kanamalar oluşur ve hiçbir müdahaleye gerek kalmadan kendi kendine düzelir." Rahat bir nefes aldım.
Abimin de benden bir farkı yoktu.
"Şimdi size birkaç ilaç yazacağım. Ağrınız olacaktır bu yüzden ağrı kesici almanızda fayda var. Bir de doku ezilmesini iyileştirmesi için krem vereceğim. Onu da sabah akşam masaj yaparak sürmeniz lazım. Her kremden sonra sıkıca sarın ve ikişer saat aralıklarla buz uygulayın. Eğer üzerine basmayıp dinlendirirseniz birkaç güne toparlarsınız." Doktoru can kulağıyla dinledim.
"Tamam dediğiniz her şeyi yaparım."
"Çıkmadan size bir ağrı kesici yapalım. En azından geceyi ağrısız ve rahat geçirirsiniz." İğneyi duyduğum an gözlerim kocaman açıldı.
Hayatta iğne olmam ben.
"Şey hiç gerek yok teşekkür ederim. Ağrımıyor zaten." Doktor bana garip garip baktıktan sonra;
"Siz bilirsiniz. Çıkabilirsiniz geçmiş olsun." Dediğinde teşekkür ederek odadan çıktık.
Selim bey arkamızda kalıp adamla bir şeyler konuştu ve el sıkıştı.
"Güzelim siz Ebru ile kapıya doğru gidin ben işlemlerini yaptırayım." Diyen abimi başımla onayladım.
Selim beyin çalıştığı hastane özel olduğundan ödeme yapmamız gerekecek.
Ebru ile kapının önüne çıktığımızda kenara geçip beklemeye başladık.
"Kuzum iyisin dimi?"
"İyiyim canım endişelenme." Dedikten sonra aklıma gelen şeyle sırıtarak;
"Biz röntgene gittiğimizde abimle baş başa ne yaptınız?" Diye sordum.
Ebru anında kızardı.
"Ne yapacağız Çiçek? Oturup sizi bekledik." Derken iç çekti.
"Hiç konuşmadınız mı?" Üzgünce başını iki yana salladığında benimde moralim bozuldu.
Ah abi ah! Ne olur şu kızı bir görsen, bir fark etsen? Hayır şeytan git sen söyle diyor ama Ebru kuşuma söz vermiştim. Abime asla söylemeyeceğim dediğim için bir şeyde yapamıyorum.
Abim ile Selim bey yanımıza geldiğinde ikisinin de yüzü gergindi. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken abim Selim beye dönüp;
"Buna gerek yoktu Selim." Diye sitem etti.
Selim bey rahat bir tavırla;
"Sizi buraya ben getirdim Taha. Hem büyütülecek bir mevzu değil." Dedi.
"Abi ne oldu?"
"Yok bir şey güzelim. Hadi gidelim." Dediğinde üstüne gitmedim.
Beni kucağına aldığında hep beraber arabaya yürümeye başladık. Arabaya yerleştiğimizde vakit kaybetmeden yola çıktık. Aklıma gelen şeyle;
"Allah kahretmesin. Tamda zamanıydı!" Diye söylendim.
Abim arkasını dönüp;
"Ne oldu?" Diye sordu.
"Yarın büyük bir doğum günü siparişi var ben onu tamamen unuttum."
"Kuşum üzülme sen ben hallederim." Diyen Ebru'ya döndüm.
"Nasıl halledeceksin elmalı turtam? Sipariş 200 kişilik."
"Zor olacak ama yetiştiririm. Olmadı sabah ezanıyla kalkar geçerim dükkana. Sen merak etme mutlaka yetiştiririm." Kaşlarım çatılırken;
"Olmaz öyle şey." Diye itiraz ettim.
"Ne yapacaksın?" Abimin sorusu ile sessiz kaldım.
Çalıştır saksıyı Çiçek. Bir yol bulman lazım.
"Buldum. Sabah abim beni dükkana getirsin. Beraber çabucak hallederiz."
"Karışmak bana düşmez belki ama doktoru duydun Çiçek. İyileşmek için üstüne basmaman lazım." Selim beyin konuşması ile suratım iyice asıldı.
Hem buz dağı, hem uyuz, hem de haklı. Olmaz ki ama böyle!
"Selim haklı fındığım. Hem annem seni hayatta göndermez." Tabi ya bir de o vardı.
Bahar sultan bu ayakla beni hayatta dışarı salmaz.
"Çiçek hani bir kere bize yardıma gelen okuldan bir arkadaşın vardı ya yine ona söylesek?" Ebru'nun dediği şeyle gülümsedim.
"Tabi ya haklısın. Ömer sana yardım ederse çabucak halledersiniz."
"Yok olmaz." Abimin karşı çıkışıyla kaşlarımı çattım.
"Niye?"
"Nazım amca Ebru'nun onunla tek çalıştığını duyarsa çok kızar."
"Taha abi haklı." Diyen Ebru ile yine sessizleştik.
"O zaman ben yine gelirim. Ayakta değil de oturarak çalışırım."
"Çiçek olmaz öyle." Abimin karşı çıkmasıyla ofladım.
"Ne yapayım peki abi? Müşteriler akşam geldiğinde ne diyeceğiz. Ebru o kadar hazırlığı tek başına yapamaz. Ömer'i de çağıramıyoruz. Mecburen ben gideceğim."
"Kuzum o zaman sabah sen gelmeden ben sana yer yaparım. Tezgahın önüne bar taburelerinden birini getiririm. Ayağını da alçak bir sandalyeye uzatırsan çok sorun olmaz." Sonunda bir çözüm bulduğumuzda rahatladım.
Eczaneye uğrayıp ilaçlarımı aldıktan sonra sonunda eve varabildik. Abimin kucağında eve geldiğimde bir süre anne ve babamla oturduk.
İkisinden de bolca azar işitip, yarın işe gideceğim diye de laflarımı işittikten sonra abim beni odama kaçırdı.
Abim dışarı çıkıp üzerimi değiştirmemi bekledikten sonra yeniden yanıma gelip yatağıma yatmama yardımcı oldu.
Sonra da ayağıma doktorun verdiği kremi sürmeye başladı.
"Abi sen Selim beye neden sinirlendin?" Sorum üzerine bakışları beni buldu.
"Hastanede ödeme yapmama izin vermedi ona sinirlendim. Hayır ona ne oluyor arkadaş?" Derken yeniden öfkelenmişti.
"Belki iyilik yapmak istemiştir."
"Ona mı kaldı?" Uzun zaman sonra abimi ilk kez bu kadar kızgın gördüğüm için sessiz kaldım.
Abim işini bitirdiğinde ayağımı güzelce sarıp ellerini yıkamak için banyoya geçti. Geri geldiğinde elinde ilacım ve bir bardak su vardı.
İlacımı içtiğimde yatağıma uzandım. Abim anlımdan ve saçlarımdan öpüp;
"İyi geceler fındığım." Dedi.
Bende onu öpüp;
"İyi geceler yakışıklım." Dediğimde beni odamda yalnız bıraktı.
İyice yatağıma gömülürken ağır ağır gözlerim kapandı.
***
Aradan beş gün geçmiş ve ben sonunda tamamen iyileşmiştim. O gün işe gittikten sonraki günlerde evde kalmış ayağımın hemen toparlanması için uslu uslu oturmuştum.
Çok şükür ki artık rahatlıkla üzerine basıp, yürüyebiliyorum. Şimdide dükkana gitmek için hazırlanıyordum.
Hazırlığımı bitirince çantamı alıp odamdan çıktım. Abimde işe gitmek için hazırdı.
"Çıkalım mı yakışıklım?"
"Çıkalım güzelim." Abim ayaklanırken annem;
"Çiçek bugün yufka günü." Dedi.
Ramazan iyice yaklaştığı için mahalledeki kadınlar toplanıp yufka yapacaktı.
"Allah yardımcınız olsun. Bu sıcakta hiç çekilmez." Dememle annem tülbentini salladı.
"Sorma vallahi. Bayılmazsak iyidir."
"Bahar'ım diyorum sana uğraşma diye. Hazır alırız." Diyen babam ile annem başını olumsuz anlamda salladı.
"Haluk kadınlarla beraber yapıyoruz işte."
"Ama yoruluyorsun." Annemle babam atışırken gülerek abime baktım.
"Anlasana Bahar hanım kocanız size kıyamıyor." Diyen abim ile kıkırdamama engel olmadım.
"Eşek sıpasına bak. Tövbe tövbe!" Annem ayağındaki terliği çıkarırken koşar adım evden kaçtık.
Kapıdan çıktığımızda kahkahalarımız apartmana yayıldı.
"Annemi kızdırmadan gidelim." Derken merdivenlerden inmeye başladım.
Apartmandan çıktığımızda abim arabasına yönelirken ben onu öpüp yürümeye başladım. Buğra'nın elindeki ekmekle evine gittiğini görünce seslenip;
"Buğra öğleden sonra arkadaşlarını toplayıp yanıma gel. Size dondurma ısmarlayayım." Dedim.
"Bir tanesin Çiçek abla." Diyen küçük yakışıklı koşarak evine gitti.
Onun haline gülerken dükkana yöneldim. İçeri girdiğimde üç kişi oturmuş tatlı yiyordu. Üzerindeki üniformalardan liseli olduklarını anlamak zor değildi.
Ebru ise vitrine eğilmiş düzenleme yapıyordu.
"Günaydın kuzum."
"Günaydın canım hoş geldin." Çantamı askılığa astıktan sonra yanına gittim.
"Ne durumdayız?"
"Makaronlar azalmış, triliçe bitti, dilim pastalardan çikolatalı da bitti, iki renk kurabiyeler azalmış ha bir de vanilyalı dondurma dibinde." Ebru eksikleri sayarken derin bir nefes aldım.
"Sabah sabah içimi açtın kuşum sağ ol ya." Dediğimde gülmeye başladı.
"O zaman biraz daha açayım. Resimli pasta siparişimiz var. Akşamüzeri dört gibi gelip alacaklar."
"O zaman işe koyulalım." Derken mutfağa geçtim.
Ebru müşterilerle ilgilenmek için içeride kalırken ben önlüğümü giyinip ellerimi yıkadım ve hızla işe koyuldum.
İlk olarak dondurmayı yaptım ve dolaba attım. Onun donup kıvamını alması lazım. Resim baskılı pasta için hazırlığa başladığım sırada Ebru elimdeki kirli tabaklarla içeri girdi.
"Gittiler mi?"
"Evet." Derken tezgâha geçip bulaşıkları hızla makineye doldurdu.
"Mahallede yufka günü." Ebru gözleri parlayarak konuşurken güldüm.
Bizim kız yufka yapılırken gidip sıcak sıcak yemeye bayılırdı.
"İşleri halledelim gider yeriz." Dediğimde hevesle beni onayladı.
O da bir yandan işe başladığında dört saate her şeyi bitirdik. Yorulmuştuk ama değmişti. Hem siparişimiz hazırdı hem de vitrinimizdeki eksiklerimiz tamamdı.
"Kuzum hadi annemlerin yanına gidelim." Dediğimde Ebru elindeki işi bitirip önlüğünü çıkardı.
Bende çıkardığımda beraber ellerimizi yıkayıp dükkandan çıktık. Mahalledeki herkes tanıdık olduğundan ve annemlerin olduğu yerden dükkanı görebileceğimiz için rahattık.
Annemler mahallenin en büyük binasının gölgesine kurulmuş, sacları güzelce hazırlamıştılar. Kimileri hamurları açıyor, kimileri de açılan hamurları pişiriyordu.
"Kolay gelsin hanımlar." Dememle bakışlar bize döndü.
"Hoş geldiniz kızlar." Diyen Semra teyzeyi sonrada annemi öptüm.
"Nasılsın Çiçek'cim." Diyen Hayriye teyzeyi duymazdan gelince annem bacağımı cimcikledi.
Acıyan yeri ovalarken;
"İyiyim." Dedim.
"Bende iyiyim. Uğraşıp duruyoruz işte." Sormamama rağmen konuşunca gözlerimi devirdim.
Bu kadından hıncımı alamamıştım. Annem yaşlı diyerek engel olunca elimden bir şey gelmemişti.
"Çiçek'cim ayağın nasıl oldu?" Sezen teyzenin sorusu ile ona döndüm.
Bir yandan elindeki hamuru açıyordu.
"Çok daha iyi Sezen teyzecim. Çok şükür artık ağrım olmuyor."
"Aman çok şükür kızım. Dikkat et kendine, güzelliğine nazar değiyor." Dediğinde gülümsedim.
Utandığım için bakışlarımı kaçırdım.
"Vallahi çok güzel Çiçek kızım. İsteyeni hiç eksik olmuyor ama kimseyi beğendiremedik ona." Diyen Hayriye teyze ile tam ağzımı açacaktım ki annem elini bacağıma koyarak susturdu beni.
"Hayriye teyze benim kızım gönlü kimi severse onunla evlenecek. Senin bulduğun adamlarla değil. Kapat artık şu konuyu!" Annemin sert çıkışı ile Hayriye teyze sustu.
Eğilip annemin yanağını öptüğümde bana göz kırptı.
Bir süre daha mahallenin kadınlarıyla sohbet ettikten sonra dükkana geri döndük. Pasta siparişinin sahibi geldiğinde pastasını teslim edip işimizi bitirdik.
Gelen müşterilerle ilgilenirken bir yandan da eksik listesi yaptık. Ramazan girmeden her şeyi bitirmekte fayda var.
Dükkanın önünden geçen arabayı gördüğümde bakışlarım bir süre giden arabayı izledi.
Hastanedeki günden sonra Selim bey ile karşılaşmamıştık.
Bazen kendimi, gözlerim istemsizce etrafta onu ararken buluyorum. Neden böyle olduğunu anlayamıyorum bir türlü.
İçimdeki ses aslında bildiğimi söylese de ben bilmemeyi tercih ediyorum.
Ebru'nun yorumundan dolayı kafam karışıyor o kadar.
Başka bir şey olmaz.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*