Çiçek ÖNCÜ
Selim bey gittiğinden beri olduğum yerde durmuş nasıl yerin dibine girerim diye hesap yapıyorum.
Cidden benim sorunum ne? Niye bu adamın yanında benliğimden uzaklaşıyor, olmadığım biri gibi davranıyorum?
Tamam biraz, hatta bolca sakar olabilirim. Kocaman bir kadın olmama rağmen hala liseli kızlar gibi utana da bilirim lakin kesinlikle salak ve şapşal değilim! Gelin görün ki Selim beyin yanında bu durum değişiyor.
Adamın bakışları bile elimin ayağımın birbirine girmesine sebep olurken, ister istemez hareketlerim ve tavırlarım garipleşiyordu.
"Kızım Çiçek cidden salaksın. Hatta süzme salaksın!" Kendimi bir güzel azarladıktan sonra kalan işimi bitirmek için mutfağa geçtim.
Büyük bir şirketin kutlaması vardı ve pastasını bizim yapmamızı istemiştiler. Akşam üzeri teslim almaya gelecekleri için eksikleri almaya Ebru gitti.
Eğer bu utanç verici anları yaşayacağımı bilseydim kesinlikle ben giderdim. Daha fazla düşünmemek için kafamı iki yana sallayıp hepsini kovaladım ve işime devam ettim.
Kendimi kaptırmış pastanın son rötuşlarını yaparken açılan kapının sesiyle irkildim. Bazen astral seyahate çıktığımdan şüphelenmiyor değilim. Bu kadar dalgınlık normal olmamalı.
"Çiçek kuşum ben geldim." Ebru'nun sesiyle işime devam ederken aklıma gelen şeyle huysuzca;
"Gelmeseydin ya." Diye söylendim.
Ebru elindeki poşetlerle mutfağa girdiğinde çatık kaşlarıyla bana baktı.
"Bir şey mi oldu?"
"Yooo. Sadece kendimi yerin dibine girmek isteyecek kadar rezil ettim o kadar." Ebru kafası karışmış bir şekilde bakarken onu umursamadan işime döndüm.
Bende bir garibim. Kızın suçu ne ki ona kızıyorum. İşimi bitirmek için ondan gitmesini isteyen ben değil miyim?
"Çiçek ne oldu kuzum ben giderken gayet iyi idin. Endişelendirme beni iyi misin sen?"
"Ay değilim Ebru." İsyan ederek bağırdığımda endişeyle yüzüme baktı.
"Neler oluyor?"
"Buz dağı çarptı." Gözleri kocaman olurken boş boş yüzüme baktı.
"Dükkanın içinde mi çarptı buz dağı?"
"Evet canım. Böyle yürüyerek geldi, bir güzel çarptı ve gitti. Nasıl ama?"
"Ya Allah aşkına Çiçek biz ne saçmalıyoruz?" Diyen Ebru ile kahkahamı koy verdim.
Beraber dakikalarca gülmekten katıldıktan sonra kendimizi toparladık. Ebru'nun en sevdiğim özelliği yanında rahatça saçmalayabilmem ve onunda bana ayak uydurması sanırım.
Kız hiç sorgulamadan benimle beraber saçmalıyor ya.
"Şimdi düzgünce anlat bakayım ne oldu?"
"Selim geldi." Dediğim an imayla güldü.
"Ha seni gerçekten buz dağı çarpmış." Gözlerimi devirirken pastama dönüp yazısını yazmaya başladım.
"Kız anlatsana neler oldu?" Ebru'nun çenesinden kurtulamayacağımı bildiğim için olanları anlatmaya başladım.
Ebru'nun ise tek yaptığı katılarak gülmek oldu. Sustuğumda bile o gülmeye devam ediyordu.
"Sağ ol ya. Zaten bende sen eğlen diye anlattım."
"A-ama ne yapayım kuzum? Film gibisiniz yemin ederim." Konuşurken bir yandan da yaşaran gözlerini sildi.
"Niye böyle oluyor anlamıyorum Ebru. Adamın yanında ben, ben olmaktan çıkıyorum."
"Kuzum bence sen bu adamdan bal gibi de hoşlanıyorsun." Ciddi ciddi söylediği şeyle gözlerim kocaman oldu.
"Saçmalama Ebru yok öyle bir şey!"
"Neden bu kadar celalleniyorsun ki? İmkansız değil. Sonuçta ikinizde bekarsınız."
"Nereden biliyorsun? Belki adamın sevgili veya nişanlısı falan var." Demem üzerine sessizleşti.
"Peki eğer yoksa?"
"Öyle bir şey olmaz kuşum. Bir kere çok farklıyız. O koca doktor ben basit bir pastacı. Ayrıca o buz dağı benden olsa olsa volkan olur. O kadar tersiz anlayacağın." Ebru gülerek bana bakarken tezimi çürütmek istercesine;
"Zıt kutuplar birbirini çeker şekerim. Hem sen lavlarınla o buzları eritirsin." Dediğinde elbette ki elim armut toplamadı.
"Dedi abimi sevip, senelerdir açılamayan kız." Saldırım karşısında Ebru gözlerini kıstı.
"Pislik yapma dikenli Çiçek. Bu konu farklı."
"Farklı falan değil şekerim. Sadece sen cesaret edemiyorsun o kadar."
"Çiçek bu sizinkinden farklı bir konu. Biz beraber büyüdük, adama abi diyorum, ayrıca sen bile o da sana karşı bir şeyler hissediyordur diyemiyorsun." Haklılık payı olduğundan bir an diyecek söz bulamadım.
Ebru'nun işi çok karmaşıktı. Yine de çözülmeyecek bir mesele değildi.
"Diyemiyorum çünkü abim bu konularda ketumdur. Bu güne kadar yanında sevgilisi olarak hiçbir kızı görmedim ya da abimden duymadım. Bu da onun hislerini anlamamı zorlaştırıyor. Eğer sana o da senden hoşlanıyor dersem ve eğer bu gerçek değilse seni üzmüş ve boşuna ümitlendirmiş olurum." Uzun soluklu konuşmamdan sonra ikimizde sessizliğe gömüldük.
Ebru aldıklarını yerleştirirken bende işimi bitirip pastayı paketleme için hazırladım. Ebru'nun yardımıyla paketledikten sonra dikkatlice dolaba yerleştirdim.
Ebru içeri geçerken ikimize de birer kahve yaptım. Hazır olduğunda yanına lokumda koyup aldım ve bende içeri geçtim.
Ebru camın yanındaki masaya oturmuş dışarıyı izliyordu. Gidip karşısına oturduğumda;
"Teşekkür ederim." Deyip kahvesini yudumladı.
"Ebru'c*m kızdın mı bana?"
"Doğruları dile getirdin Çiçek. Neden kızayım ki?" Derken kayıtsız görünse de ben dolan gözlerinden ne kadar üzüldüğünü biliyorum.
Uzanıp masanın üstündeki elini tuttum ve sıktım.
"Üzülme elmalı turtam. Belki abimde seni seviyordur." Başını umutsuzca iki yana salladı.
"Çiçek sence Taha beni sevse bu zamana kadar bekler mi? Bir lafla ya da bir davranışla mutlaka belli etmez miydi?"
"Ya o da senin gibi çekiniyorsa. Sen ona abi diyorsun diye cesaret edemiyorsa?" Ebru sorularımı cevapsız bıraktı.
Ona umut aşılamak istemesem de böyle üzgün durmasına dayanamıyorum. Ebru abimi çok güzel, çok masum seviyor. Senelerdir abimi onun gözünden dinlemiştim ve ona olan hayranlığım katlanmıştı.
Belki abim Ebru'nun anlattığı kadar mükemmel ve kusursuz değildi ama Ebru'nun gözünde öyleydi. Aşkta böyle bir şey değil mi zaten? Sevdiğin insanın tüm kusurlarına rağmen senin gözünde kusursuz olması.
***
Sonunda odama çekildiğimde rahat bir nefes aldım. İşten geldiğimde anneme yemek yapmasında yardım etmiştim.
İşimiz bittiğinde mutfağı toparladıktan sonra biraz olsun dinlenmek için odama geldim. Bedenim külçe gibi yatağa düştüğünde gözlerimi kapatıp mahalledeki çocukların cıvıltısını dinlemeye başladım.
Aşağıda oyun oynadıkları için odamın içi onların bağrışmaları ve cıvıltılarıyla doluyordu. Onların sesi huzur verirken dinlendiğimi hissettim.
Kapım tıklatılıp açılırken abim;
"Fındığım." Diye seslendi.
"Gel yakışıklım." Gözlerimi aralayıp yakışıklı yüzüne baktım.
Duşunu alıp üzerini değişmişti.
"Yoruldun mu güzelim?"
"Biraz." Ben mırıldanırken abim gelip yanıma uzandı.
Tekli yatağıma ikimiz sığamayacağımız için abim beni hiç yokmuşum gibi kaldırıp üzerine yatırdı.
"Abi bana boş çuval muamelesi yapmasan mı acaba?" Ben söylenirken o kahkahalara boğuldu.
"Fındığım bana göre hafifsin ne yapayım?" Bende gülüp yanaklarından sulu sulu öptüm.
Başımı göğsüne koyduğumda huzurla yeniden gözlerimi kapattım.
"Abim iyi ki varsın."
"Sende iyi ki varsın güzelim. Sen olmasan ben gidip kime sığınacağım?" Sesindeki tını kaşlarımı çatmama sebep oldu.
"Bir sorun mu var yakışıklım?" Aldığı derin nefesten dolayı şişen göğsüyle başım yükseldi.
"Sorunu olmayan mı var fındık?" Kafamı kaldırıp abimin sıkıntılı yüzüne baktım.
"Abi ne oldu?"
"Bir şey yok güzelim öylesine içim daralıyor." Cevabı beni tatmin etmezken gözlerinden gözlerimi çekmedim.
"Bakma bana öyle fındığım. Hadi gel biraz uyuyalım. Kokun huzur versin bana." Başımı göğsüne yaslamam için eliyle baskı yaptığında direnmedim.
Abim sorunu her neyse eminim ki hazır olduğunda anlatacaktır.
Derin bir nefes alıp ciğerlerimi abimin huzur veren kokusuyla doldururken gülümsedim. Bir anda aklıma gelen şeyle gözlerim doldu.
Abim okullar bittiğinde askere gidecekti. Şimdiden askerlik şubesiyle konuşmuş ve yapması gerekenleri öğrenmişti. Ben onsuz nasıl yapacağım?
"Çiçek neden ağlıyorsun?" Abimin söylemesiyle gözümden akan yaşları fark ettim.
"Sen askere gidince ben ne yapacağım?" Derken ağzımdan kaçan hıçkırığa engel olamadım.
Abim kollarını sıkıca bana doladı.
"Şişh fındığım yapma böyle. Eğer sen böyle yaparsan ben çok üzülürüm. Hem altı ay çok kısa bir süre meleğim. Sen beni özlemeye fırsat bulamadan dönmüş olacağım."
"Yalancı. Hiç de dediğin gibi olmayacak! Hem ben kime sarılıp, koklayacağım? Gitmesen olmaz mı?" Burnumu çekerek konuşurken abim gülmeye başladı.
"Çiçek bazen büyümediğini düşünüyorum abiciğim. Hadi üzme beni de sil gözyaşlarını, eğer sen şimdiden böyle yaparsan aklım kalır." Haklı olduğunu bildiğimden kendimi susmak için zorladım.
Abimi bu şekilde üzmeye hakkım yok.
"Hadi uyuyalım." Derken iyice göğsüne sokuldum.
"Seni seviyorum fındığım. Sen benim en kıymetlimsin sakın unutma. Yan yana olamasak da kalplerimiz hep bir olacak. Ben seni hep yanımda hayal edeceğim." Konuşursam tekrar ağlayacağımı bildiğim için sessiz kaldım.
Gözlerim ağır ağır kapanırken aklımda sadece abimin gidişi vardı.
***
Annem bizi uyandırdığında hep beraber yemeğimizi yedik. Sofrayı toplayıp annemler için çay yaptıktan sonra salona bizimkilerin yanına geçtim.
"Abi aklıma ne geldi?"
"Eyvah yandık." Diyen abimle kollarımı önüme bağlayıp;
"Hıh." Diyerek başımı çevirdim.
"Hemen trip atma abisinin çiçeği. Söyle bakalım aklına ne geldi?" Hevesim yüzünden tribimi devam ettiremedim.
"Bizimkileri toplayıp yakan top oynayalım mı?" Abim gözlerini devirerek babama dönüp;
"Senin bu kızın hiç büyümedi baba." Dedi.
Babam kollarını bana açtığında vakit kaybetmeden yanına gidip sıcaklığına sığındım. Babam saçlarımdan öpüp;
"Bırak hiç büyümesin aslanım. O zaman hep dizimin dibinde olur, hiç evlenmez." Babamın dedikleri ile kıkırdadım.
Abime ve babama kalsa beni hayatta evlendirmezdiler.
"Haklısın baba." Abimde destek verince annem;
"Oldu olacak alın koca bir bidon da turşusunu kurun kızın!" Diye söylendi.
Babam, abim ve ben anneme gülerken o bizi takmadan televizyondaki dizinin özetine döndü.
"Ne diyorsun abi?" Ben umutla bakarken abim;
"Hadi gidelim cadı." Dedi.
Sevinçle yerimden kalkıp odama geçtim. Rahat oynayabilmek için siyah taytımı giyindim. Üzerime odaya gelirken abimden aşırdığım borda tişörtü giyinip saçlarımı tepemde topuz yaptım.
Zaten hava sıcak bir de saçlarımla hiç uğraşamam. Telefonumu şarja takıp sehpanın üzerine koydum. Sonuçta abim yanımdaydı bu yüzden telefona ihtiyacım yoktu. Odamdan çıktığımda;
"Abi hadi." Diye bağırdım.
Odasından çıktığında beğeniyle abimi süzdüm. Giyindiği basit gri bir eşofman altı ve beyaz tişörtle bile nefes kesecek kadar yakışıklıydı. Ebru abime aşık olmakta haklı yani.
"Kızım ne bana bakıp sırıtıyorsun?"
"Hiiiç. Ne kadar yakışıklı olduğunu düşünüyordum." Kahkaha atarak yanıma gelip beni kolunun altına aldı.
"Üstündeki tişört bir yerden tanıdık geliyor ama." Diyen abimden hemen kurtuldum.
"Yok canım sana öyle gelmiştir. Hem tişört tişörte benzer dimi?" Derken koşarak kapıya gittim.
Abim halime gülerken ben hızla beyaz spor ayakkabılarımı giyinip koşarak merdivenlerden indim. Sokağa çıktığımda çocuklar top oynuyordu.
"Buğra." Küçük adama seslendiğim an oyunu bırakıp yanıma koştu.
"Efendim Çiçek abla."
"Hadi herkesi çağırın yakan top oynayacağız." Dediğimde;
"Yaşasın." Diyerek arkadaşlarının yanına koştu.
Bende kafamı kaldırıp;
"EBRU!" Diye bağırdım.
Uzun zamandır bunu yapmadığımız için heyecanlıyım. Kaç yaşına gelirsem geleyim mahallede çocuk gibi oynamayı seviyorum.
"Niye böğürüyorsun kuşum. Telefonun icadından haberin yok mu?" Ebru'nun bilmiş bilmiş verdiği cevaba gözlerimi devirdim.
"Hadi giyinip aşağı in yakan top oynayacağız." Dediğimde;
"Tamam." Diyerek içeri girdi.
O arada abim bizim apartmandan çıkıp yanıma geldi.
"Çocuklar bizimkileri topluyor, bende Ebru'yu çağırdım." Abim başını sallayıp arabasına yaslandı.
Bende yanına gidip beklemeye başladım. Yavaş yavaş herkes giyindiği eşofmanlarıyla gelmeye başladı.
"Aferin kız Çiçek iyi akıl ettin." Diyen Yılmaz abiye güldüm.
"Uzun zamandır oynamıyoruz abi özledim." O yanımıza gelirken peşinden Tolga abi ve nişanlısı Derya geldi.
Derya ve Tolga abide bizim gibi beraber büyümüş ve sonunda nişanlanmıştılar.
"İlk biz ortadayız." Şeyma heyecanla yanımıza gelirken güldüm.
Hepsi benim gibi oyun oynamayı seviyordu.
"Selam." Ebru da yanımıza gelirken diğer eksik kişilerde geldi.
Etrafa bakınırken bakışlarım Sezen teyzelerin evine takıldı. Selim bey balkonda oturmuş bizi izliyordu.
"Abi Selim bey yukarda onu da davet et istersen. Ayıp olmasın." Abimin bakışları yukarıya kaydı.
"Selim." Diye seslendiğinde ayaklandı.
"Efendim Taha."
"Yakan top oynayacağız istersen sende gel." Diyen abimle Selim bey başını olumsuz anlamda salladı.
"Ben burada iyiyim." Yerine geri oturduğunda sessizce;
"Buzdağı." Diye söylendim.
"Şişhh çok ayıp Çiçek'im." Abimin uyarısı ile kıkırdadım.
"Haksız mıyım ama?"
"Herkes bizim gibi sıcak kanlı olmak zorunda değil güzelim." Omzumu silkerken;
"Aman bana ne." Deyip abimden ayrıldım.
"Evet kızlara erkekler oynuyoruz." Dedikten sonra çocuklara döndüm.
Heyecanla bize bakıyordular.
"Kızlar kızların takımına, erkeklerde erkeklerin. Hadi beyler."
"Kim başlıyor?" Sezgin abinin sorusuna Yılmaz abi;
"Kızlar başlasın." Diyerek cevap verdi.
Aradaki mesafeyi ayarladıktan sonra abim ile Tolga abi bir yere, Sezin abi, Yılmaz abi ve Hakan abi bir yere geçtiler.
Biz ortadaki yerimizi alırken Buğlem;
"Çok hızlı atmayın." Dedi.
"Şimdiden mızmızlanmak yok küçük hanımlar." Diyen Hakan abi ile güldüm.
"Kızlar vurulanı Ebru'nun yardımıyla gıdıklarım haberiniz olsun." Tehdidim üzerine hepsi gülmeye başladı.
Abim topu eline aldığında derin bir nefes aldım. Çocukları bilerek ortamıza almıştık. Yoksa kaçmakta zorlanacağız.
Abim topu sertçe fırlattığında çığlık atarak kaçıştık. İlk birkaç top hiçbirimize isabet etmezken abimler iyice hırslanmaya başlamıştı.
Tolga abi topu aldığında ben nereye atacağını düşünürken o topu yüksekten fırlattı. Biz ne olduğunu anlayamadan topu yakalayan Hakan abi Buğlem'i vurdu.
"Ama bu haksızlık." Diyen Buğlem surat asarak kenara çekilirken beyler gülmeye başladı.
Ben abime kötü kötü bakarken o bana göz kırptı. Sonraki birkaç tur topu çocuklara attırdılar. Kızlar birer birer vurulup Buğlem'in yanına gittiğinde ortada ben, Ebru, Şeyma ve Derya kaldık.
"Kızlar bizi bilerek sona bıraktılar. Çok dikkat edin." Dediğimde hepsi başını salladı.
Yılmaz abinin attığı top bacağıma değecekken sonra anda yana açarak kurtuldum. Abim topu eline alıp havadan attığında hızla yukarı zıplayıp topu yakaladım. Kızlar çığlık atıp alkışlarken kenarda duran arkadaşıma dönüp;
"Gel bebeğim." Dedim.
Abime de dil çıkarmayı ihmal etmedim. Mahalle yavaş yavaş bizim sesimize balkonlara ve camlara doluşmaya başladı. Herkes işini bırakmış biz koca kazıkların oyun oynamasını izliyordu.
Uzun bir süre ortada koşturduktan sonra bu sefer önce Şeyma vuruldu. Derya can tutup Şeyma'yı içeri almak isterken topu elinden kaçırdı ve o da yandı.
Ben, Ebru ve Buğlem bir süre daha dayansak da sonunda Buğlem, Hakan abinin topundan kaçamadı.
Ebru ile kaldığımızda ona eğilip;
"Bunlara yenilmek yok kuşum." Dedim.
"Biraz zor ama uğraşacağız portakallı kekim." Konuşmayı kesip dikkat kesildiğimizde sert toplardan kaçmaya başladık.
Oyun iyice hırslanmış, atılan toplar sertleşmişti. Bir süre ikimizi vuramasalar da abimin attığı sert top Ebru'nun karnına geldi.
Ebru inleyerek öne eğilirken abim;
"Ebru iyi misin?" Diyerek yanımıza geldi.
"İyiyim Taha abi. Bir an boş bulununca canım yandı."
"Özür dilerim çok sert attım."
"Sorun yok." Derken abime gülümseyip kenardaki kızların yanına gitti.
Ortada tek kalmak tırsmama sebep olurken Sezgin abi;
"Bakalım şimdi nereye kaçacaksın küçük ceylan." Dedi.
Korkarak kızlara baktığımda ayağa kalkıp;
"Sana güveniyoruz Çiçek." Diye tezahürat yapmaya başladılar.
Onların haline gülerken dikkatle beklemeye başladım. Yılmaz abinin attığı topla oyun başladığında ortada deli gibi dönmeye başladım. Yanımda kimse olmadığı için alanı rahat kullanıyorum.
"Kızım çorba yapıyorsun!" Tolga abinin isyanı ile kahkaha attım.
"Mızmızlanmak yok Tolga abi yakışıyor mu hiç sana?"
"Sen görürsün cadı." Dediği sırada Hakan abi topu attı.
Kaçtığım topu yakalayan Tolga abi hamle yaptığında kaçtım. Beni yanıltıp topu kaçtığım yöne attığında toptan kaçmak için döndüm.
O an burkulan bileğimle çığlık atarak yere düştüm. Canımın acısından gözlerim anında dolarken hepsi başıma toplandı.
"Çiçek iyi misin?" Abim telaşla ayakkabımı çıkarırken inledim.
"Abi galiba kırdım." Derken az kalsın ağlayacaktım.
Ayağım kopmuş gibi acıyordu.
"Dur bir sakin ol kızım kırılmamıştır." Yılmaz abinin sözleri ile abime döndüm.
Çorabımı da çıkardığında ayağımın anında şiştiğini fark ettim.
"Taha oğlum durun siz Selim bir gelip baksın. Belki kırık, çıkık vardır." Balkondan seslenen Sezen teyzeye gerek yok diyemeden içeri girdi.
"Abi."
"Sezen teyze haklı güzelim. Sonuçta adam doktor o baksa daha iyi olacak." Olay benden bağımsız gelişirken sinirden çığlık atacak raddeye geldim.
Her seferinde neden yolum bu adamla kesişiyor ki?
Yanımızdaki apartmanın kapısından çıkan Selim beyi gördüğümde bakışlarımı kaçırıp inledim.
Neden ben ya?
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*