Dedikodu, aslı astarı olup olmadığı sorgulanmadan insanların bazen uydurdukları bazen kendince yorumlayıp yaydıkları söz gurubu. Bir mahallenin olmazsa olmazıdır dedikodu. Bazen kahvede oyun oynayan yaşını almış insanların dilinde bazen de kadınların toplandığı gün evlerinde dilden dile dolaşan . Dolaştıkça şekilden şekile giren kelimeler bir süre sonra gerçeklikten kopmaya mahkumdurlar. Ama su götürmez bir gerçek vardır ki dedikodunun en çok olduğu yer kadınların belirli günlerde yaptıkları toplantılardır. Bu gün ise iki yıl önce Eyt den emekli olan Nuran ablanın gününde toplanacaktık. Nuran abla , Bursalı, orta boylu, sakin yapılı, sözünü esirgemeyen, yıllarca benim gibi doğuda görev yapmış ama emeklilik süresine yaklaştığında çocukları üniversiteyi kazanınca İstanbul'a tayin isteyip buradan da emekli olmuş bir sınıf öğretmeniydi. Mahallede en iyi anlaştığım insanlardan biri olması dışında açık fikirli ve yardım sever yapısı ile benim gibi herkesin de sevdiği biri haline gelmişti. Emekli olduktan sonra boş zamanlarında el sanatları kursuna giderek çeşitli alanlarda kendini geliştirip internet üzerinden satışlar yaparak evine katkıda bulunuyordu. Eşi de kendi gibi öğretmenlik mesleğini yıllarca yaptıktan sonra idareciliğe geçmiş ve şimdilerde bir ilkokulda müdürlük yapıyordu.
Nuran ablanın günleri her zaman dolu geçerdi. Abartıya kaçmayan ikramları, hoş sohbeti, herkesin derdine çözüm arama çabaları ile insanları kendine çeken zarif ama sözünü esirgemeyen bir insandı. Dün gece Gökhan ile yaptığımız konuşmanın üzerine kafamdaki sorularla savaşarak uyuyamayıp geç saatte yorgunluğa yenik düşmüştüm. Yine de eski mesleğimin verdiği alışkanlık ile erkenden kalkıp ayna ile karşılaşınca gecenin göz altlarıma yerleşirken fazla bonkör davrandığını düşünmeden edemedim. İşlerimi halledip dükkana vardığımda beni gülen yüzü ve cıvıl cıvıl sesi ile Sema karşıladı.
" Günaydın Melek ablam, poğaça almıştım , çay da taze sana da bir tabak hazırlayayım mı?"
Elimi enseme götürüp hafifçe sıktım, uykusuzluğun en acımasız kısmı boynumun köküne saplanan o çok olmasa da kendini hissettiren ağrıydı.
" Sağ ol Sema , sen önce bana bir bardak çay getir ayılayım sonrasına bakarız."
Sema arka tarafa geçip bana çay doldururken ben de dün yapılan teslimata ait evrakları inceledim. Sema çay bardağı ile içinde poğaçalar olan tabağı önüme koyduğunda aklıma takılan soru ile başımı kaldırıp genç yardımcıma baktım.
" Sema dün buraya gelen isimsiz bir zarf vardı. Onu kimin bıraktığını hatırlıyor musun?"
" Şey aslında dün o zarfı evsiz bir çocuk bıraktı. Kimden diye sorduğumda bir adamdan olduğunu söyledi ve kaçtı. Arkasından koştum ama yetişemedim. Sadece bir kart olduğunu gördüğümde üstelemedim yoksa yanlış bir şey mi yaptım Melek abla?"
Sema'ya gülümsedim , kart dışarıdan bakıldığında hiç bir anlam ifade etmediği için dükkanı bırakıp çıkmaması normaldi. Bu yüzden kendini suçlu hissetmesini istemiyordum.
" Yok güzelim sadece bir tanıdıktan gelmiş , belki kendi uğrayıp bırakmıştır diye düşündüm." diyerek konuyu geçiştirip tekrar evraklara döndüm. Ben dünkü teslimat ve ödemelerle boğuşurken Sema da gelen müşterilerle ilgilendi ve zamanın nasıl geçtiğini fark etmedik bile. Ta ki Neriman içeri bir telaşla gelene kadar.
"Ay Melek hala işle mi boğuşuyorsun. Bırak burayı Sema'ya da gidelim artık."
Neriman konuşunca bu gün Nuran ablanın günü olduğunu hatırlayıp Neriman'ı başımla onaylayarak Sema'ya son talimatlarımı verdim ve dükkandan ayrıldık. Nuran ablanın evi bizim dükkana yakın olduğu için on dakika sonra binaya varmıştık bile. Bu arada kapıdaki kalabalık ayakkabı yığını ile en son gelenin bizler olduğumu fark ettim. Neriman kapıyı çaldığında açılan kapıda beliren Nuran ablanın kızı Kerime bizi gülen yüzü ile karşıladı. İçeri girdiğimizde konuşmalar azaldı ve bakışlar bizi buldu. Nuran yerinden kalkıp bizi karşılarken herkes gülümseyerek ayaklandı. Herkes ile sarılıp merhabalaştıktan sonra Neriman karşımda olacak şekilde Nuran'ın yanındaki koltuğa oturup hal hatır faslına eşlik ettim.
Kahveler geldiğinde konu dönmüş dolaşmış ölen zavallı kızcağız Elif'e gelmişti. Tabi ki Neriman dedikodu maarifetlerini sergilemek adına ağzını açtığında konunun seyrinin değişeceğini çok iyi anlamıştım.
" Ya kızlar bunun böyle olacağı belliydi. Kız bence intihar etti, yani son durumlardan sonra bu şaşılacak bir şey değil aslında."
Kasabın karısı Behiye abla gülerek Neriman'a baktı ve yüzünü ekşitip:
" Neriman sanki dünyanın sonu gelmiş gibi davrandınız hepiniz. Ne var yani ailesinin istediği biri ile evlenecekse. Yani tamam kız küçüktü, adam ondan büyüktü ama bak bize , ben de 17 yaşında evlendim ama gül gibi hayatım var." dediğinde cevap verme işi bana kalmamıştı. Ortamda yankılanan Nuran ablanın sesi ile herkes sustu.
" Ha yani 16 yaşında bir kız çocuğunun , bak dikkat et çocuk diyorum, 35 yaşında dul çocuklu bir adama verilmesi sana evlilik gibi mi geliyor Behiye. Eee o zaman adam boşta kaldı,senin deyimin ile hayırlı kısmet , kızında 17 oldu onu verebilirsin bu herife, ne dersin okuması ya da sevdiği biri ile hayat kurması anlamsız zaten."
Behiye ablanın gözleri kocaman açılırken titrek ama öfkeli tutmaya çalıştığı sesi ile Nuran ablaya döndü.
" Abla ben öyle mi dedim. Ya şey ... yani kızın ailesi ona pek iyi davranmıyordu ya belki evlilik hayırlı olur diye..."
" Hayırlı evlilik reşit insanların karşılıklı rızaları ile olur Behiye. Para karşılığında el kadar çocuğu kendinden 20 yaş büyük birine satmak ile değil. Hem sen kendin o yaşta yaşadıklarını anlatırken ailene lanetler okuyordun. Neler yaşadığını ne çabuk unuttun, hiç bir çocuk bunları yaşamamalı ve hiç kimse bunun güzellemesini yapmamalı. 16 yaşında insan çocuktur, korunmalı ve hayal kurup arkasından gitmelidir. Beni anlıyor musunuz?"
Herkesten onaylar mırıltılar yükselirken Nuran abla elini şakağına atıp ovuyordu. Yıllarca öğretmenlik yapmış ve çocuk yaşta evlendirilmek adına hayatları karartılmış pek çok çocuk görmüştü. Onu anlıyordum ve destekliyordum ama tepkisi yine de fazlasıyla sertti. Bunda hem görev yaptığı yerlerde görüp yaşadıklarının hem de 17 yaşında bir kızı olmasının etkisi de yok değildi. Elimi yan koltukta oturan Nuran ablaya uzatıp bileğini hafifçe sıktım.
" Abla Behiye ablanın o nedenle söylemediğini sen de çok iyi biliyorsun. "
Ben sözümü bitirmeden Behiye abla lafa atladı heyecanla:
" Abla vallahi doğru değil tabi ama ailesinin kıza yaptıklarından sonra yani kız belki daha iyi bir yerde kıymet görür diye şey ettim." dediğinde Nuran abla derin bir nefes alıp eli ile Behiye'yi durdurdu.
" Tamam Behiye ama bir daha düşünmeden konuşma. Bu konuştuğumuz konu başlı başına yanlış olaylarla dolu bir konu. Hiç bir çocuk bunu yaşamamalı ve yine hiç bir çocuk hayattan bu şekilde kopartılmamalı."
Haklıydı, ortamı büyük bir sessizlik alırken her zamanki gibi Neriman konuşmaya yeni bir yön veren sorusu ile sessizliği bozdu.
" Kız Melek Dursun reisi tutuklamışlar doğru mu?"
Gülerek başımı sağa sola salladım. Neriman ve yüzeysel tespitleri yine iş başındaydı
" Yanlış duymuş ya da görmüşsün mobese Neriman. Reisi sadece ifadesini vermek için karakola çağırdılar. Malum kızı reis bulduğu için detayları öğrenmek adına ifade vermesi gerekiyor."
Bu arada reise dün mesaj atmıştım ama bana kısa bir sorun yok cevabı vermişti. Buradan çıkışta yanına uğramayı aklıma yazıp sohbete yeniden döndüm. Konu yaşananların sıcaklığı ile bir türlü başka yöne kaymazken duyduklarım ile dikkat kesildim. En yaşlımız olan ve Nuran abladan üç yaş büyük Yeter ablanın anlattıkları dikkatimi çekmişti.
" Bu aşağıdaki mahallede geçen ay bir kız öldürüldü hatırladınız mı?"
Herkes başı ile onaylarken Neriman avını bekleyen atmaca gibi hazır bir şekilde Yeter ablanın konuşmasını dinliyordu.
" O kızda aynı cemaatten bir adamla nişanlıymış. Gerçi bir oğlanı tutukladılar ama iki kızında hali birbirine nasıl benziyor değil mi?"
" Vallahi Yeter abla haklısın. O cemaat ile ilişkili geçen yıl çok fena şeyler olmuştu hatırlarsınız."
Neriman 'ın neden söz ettiğini hatırlamadığım için kaşlarımı çatıp gözlerimi Neriman'a diktim. Neriman derin bir nefes aldı ve devam etti.
" Bu tuhafiyeci Aykut'un kız kardeşi , nalbur Osman'ın eltisi bir de Saniye hanımın gelini kendini öldürdüydü ya . İşte bunların cemaatten herifler yüzünden intihar ettikleri söyleniyordu."
Bu söylentiyi duymuştum, Aykut'un kız kardeşinin ölümü kesin intihardı, aşık olduğu adam ile sorunlar yaşadığını ve depresyona girdiğini duymuştum. Ama ne adamın kim olduğunu ne de yaşananları net hatırlamıyordum. Açıkçası yanımda Neriman varken benim hatırlamama da gerek yoktu. Değerli arkadaşımın hafızası bilgisayarların hafızasından bile kuvvetliydi. Konuşma devam ederken bu olayların ayrıntılarını dile getiren Neriman'a dikkat kesildim.
" Aykut'un kız kardeşi imam nikahı ile bir adamla birlikte olmuş. Gebeymiş ve adam da evli çocukluymuş. İşte ne olduysa artık intihar etti. Osman'ın eltisi Fazilet ise o cemaatten genç bir oğlanla işi pişirmiş. Evini terk etmiş, oğlan onu kabul etmeyince kendi canına kıymış. Yazık vallahi ne anladıysa el kadar oğlandan. Saniyenin gelini ise kocasını aynı cemaatin müridlerinden birinin kızına kaptırmış , o yüzden intihar etti dediler ama günahı boyunlarına artık."
Neriman anlatırken aklımda bu kadınların bu olayla bağlantısı olup olmayacağıydı. Açıkçası cemaat olduğu söylenen topluluk dışında hiç bir bağlantıları yoktu yine de göz ardı edilemeyecek bu durumlarla ilgili duyduklarımı aklımın bir kenarına yazdım. Akşam olduğunda herkes evlerine dağılırken ben de vedalaşıp ayrıldım. Neriman ile evine kadar yürüdükten sonra yönümü reisin lokantasına çevirdim. Akşam olmuş hava hafif hafif kararmaya başlamıştı, lokantaya ulaştığımda reisin kapı önüne kurduğu ufak sofra ile yemeğe hazırlandığını fark edip yanına gittim.
" Reis , afiyet olsun."
" Oooo gel beraber olsun Melek ."
Yanına gidip tokalaştıktan sonra masaya oturduğumda reis içeri koşup bir tabak alarak masaya geri döndü. O tabağıma balık koyarken ben de konuşmaya başladım.
" Karakolda bir sorun çıkmadı inşallah?"
" Yok sadece tahmin ettiğin gibi ne gördün nasıl buldun kızı diye sordular."
" Yine de canını sıkan bir şeyler var gibi."
Reis masaya oturdu ve dirseklerini masaya koyup ellerini birleştirerek bana baktı. Derin bir iç çekti.
" Ölen kızların şu sözde cemaat ile ilişkisini araştırıyorlar. İki çocukta kendilerinden büyük heriflere nişanlanmışlar. Canım sıkıldı açıkçası."
" Ben de bu gün Nuran ablanın gününde duydum. Bizim hanımlarda bu topluluk ile ilgili pek çok şey anlattılar. Anlatılanlara bakılırsa onlara diş bileyen ufak bir şüpheli havuzu var gibi."
Reis dudağının kenarı ile gülümserken masadaki sudan bir yudum aldı.
" Şüpheli havuzu pek o kadar ufak değil Melek. Açıkçası bu sözde insanlara yardım ettiğini söyleyen grup teknik takipte olan bir dolandırıcı çetesi. İnsanların dini duygularını sömürüp çıkarları için kullanan bir topluluk ki bu da geniş bir mağdur grubu ortaya çıkarıyor."
Reisin tespiti doğru olsa da içimde bundan fazlası olduğunu söyleyen ses ağır basıyordu. Duyduklarımın başka bir dünyada yaşanmış gibi hissettirmesi canımı sıkarken insanın kendine taktığı at gözlüğünü şimdi daha iyi anlamıştım. Ne yazık ki insanın dünyası kendi gözlerinin gördüğü kadar küçük olabiliyordu.