Hüküm...

2131 Words
İKİ AY SONRA... "Rüzgar olacaklardan haberdarmışçasına esip gürlüyordu. Hava bulutluydu. Oldum olası bulutlu havaları sevmezdim. Korkardım ben karanlıktan ve karanlığı taşıyanlardan. Nefes nefese koşuyor, güvenli bir yere sığınmaya çalışıyordum. Biri...Biri beni takip ediyordu! Ne zaman arkamı dönsem saklanıyor onu görmemi istemiyordu . Ve her arkamı döndüğümde bana biraz daha yakın oluyordu . Oysa ben koşuyordum o ise elleri cebinde yürüyordu sanki ondan kaçamayacağımı bilir gibi . Son kez arkamı döneceğim sırada ayağım takıldı ve önümdeki su birikintisine düştüm. Okul formam mahfolmuştu. Ellerimi kaldırıp minik minik taşların deldiği yerlere acıyla baktım. Ellerim kanıyordu. Tam o sırada üzerime bir gölge düştü... Başımı hızla kaldırdım...Mavi iğrenç gözler..." Çığlık atarak hızla doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş saçlarıma ellerimi koyup başımın üzerinden geriye attım. Gözlerim kocaman açılmış, ellerim göğsümde derin derin soluklar almaya çalışıyordum. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Ama aklıma annem ve babam gelince hemen ellerimle ağzımı kapattım. O sırada odamın kapısı hızla açıldı. Annem bana endişeyle bakıyordu. Bu halimi görünce düşen omuzlarıyla başındaki yazmasını düzeltip bana doğru bir kaç adım attı "Kuzum, yine kabus mu gördün?" Başımı usulca sallayıp yeni uyandığım ve ağladığım için çatallı sesimle "evet..." dedim. Yanı başıma gelip başıma bir öpücük kondurdu. Saçlarımı okşayıp "hadi birtanem kalk, kalk bak annen sana neler neler hazırladı. En sevdiğin patatesli böreği yaptım. kalk hadi." diyip kıyafet dolabıma yöneldi. Kırmızı bir kazak ve siyah bir etek çıkarıp bu olay başıma gelmeden önce hep yaptığım kırmızı siyah kombinimi yaptı. Anneme çektiğimi söylerdi herkes onun güzelliğini almışım öyle derler. Keşke güzelliğini değil de insanlara asla güvenmeyen despot yanını alsaydım. Gözlerimden akan yaşları silip annemin bana uzattığı kıyafetleri alıp zoraki gülümsedim. O da gözlerindeki hüzünü silmeye çalışarak gülümseyip " hadi güzel kızım güzelce giyin gel. Bak Naciye teyzenle Narin geldi. Ne zamandır sorup duruyorlar seni. Çok özlemiş seni Narin." başımı sallayıp üzerimdeki yorganı kaldırdım. Mavi beyaz çizgili pijamalarımı çıkarıp kıyafetlerimi giydiğim sırada annem odadan çıktı. Narin benim çocukluktan beri arkadaşımdı. Her zorlukta birbirimizin yanında olmuştuk. Ancak bu sefer onu yanıma yaklaştırmamıştım. Benim bu hale gelmeme sebep olan kız ile o tanıştırmıştı beni. Kızdan nefret ediyor ama takılmaktan da geri durmuyordu. Gerçi onun bir suçu yoktu kız hepimizi kandırmıştı ama kendimi Narin'den uzaklaştırmak elimde değildi. Bir daha birisine nasıl güvenirim bilmiyorum. Hazırlanıp sarsak adımlarla odamdan çıktım. Adımlarımı mutfağa yönlendirdiğim sırada kulağıma çatal bıçak seslerine karışan Naciye teyzenin sesi geldi " Ayfer, bak kızı bir hastaneye falan götür ya hamile falansa ?" duyduklarımla öylece kalakaldım. Yaşlar gözümden hızlıca akıp boynumdan süzülürken titreyen çenemi zorlukla zapt edip dudaklarımı birbirine bastırdım. Ama asıl darbe annemden gelmişti "hastaneye gerek yok iki aydan fazla oldu. Öyle olsaydı ben anlardım." yutkunmak istiyordum ama yutkunamıyordum. Gözlerim kararmaya başlayınca elimi başıma götürüp arkamdaki duvara yaslandım. Bir iki saniye öyle durup odama gitmek için ellerimi duvara yaslayıp doğrulduğum sırada Naciye teyze "ahiretliğim sana bir şey diyeceğim ama hemen kızıp kestirip atma." dedi. İçime doğan merakla duraksadığım sırada annem " yo niye kızayım Naciye söyle ne diyeceksen." Naciye teyze derin bir soluk alıp "şey...geçen akşam Kerime KOROĞLU uğradı bana." annem şaşırdığını belli eden bir sesle "Kerime KOROĞLU mu? Şu elma kiraz fabrikası olan, siteler sahibi Kerime KOROĞLU mu?" Naciye teyze heyecanla atıldı "ta kendisi!" annem " Ne işi varmış ki? Burnundan kıl aldırmaz o kara dul hangi dağda kurt öldü de geldi sana?" Naciye teyze hemen atılıp " Seninle konuşmam için benden rica etti." annem şaşkınlıkla " benimle mi? Ne içinmiş peki?" neredeyse bir dakikalık sessizliğin ardından " Canrüba için..." annemin konuşmasını beklemeden " Canrüba'nın başına gelenleri duymuş. Haline üzülmüş ve...Onu oğluna istiyor." Ağlamaktan sarsılan omuzlarımla ellerimi ağzıma kapattığım sırada annem " Oğluna mı istiyormuş? İyide onun bekar oğlu yok ki?" diyince Naciye teyze " var... Bacakları tutmayan en büyük oğlu Yıldırım var." kalbim acıyla yanıp kavrulurken içerde bana elbise biçer gibi kader biçen insanlara ne desem boş diye düşündüm. İçeriden yere devrilen sandalyenin sesi geldi ve hemen ardından " Ne diyorsun sen Naciye ! Olacak iş mi ! Olmaz... Hayır ! Yok kız mız ! Kimsenin sakat oğluna verecek kızım yok!" Naciye teyze "Ayfer sakin ol bak mantıklı düşün bütün ahali kızının halini konuşuyor. Kimse istemez onu artık. Gel bir düşün bak oğlan sakat ama ailesi güçlü. Sahip çıkarlar Canrüba'ya." annem hıçkırarak ağlarken " olmaz...Kızım o benim. Ferhat da istemez bende istemiyorum. Kızımın hayatı zaten karardı daha fazla mahfolmasını istemiyorum. Konuşsun kim ne konuşuyorsa yarın bir gün onların başına gelmeyeceği ne malum! Gerekirse alır giderim kızımı okur kendi ayakları üzerinde durur." hayatım bir çıkmaza doğru sürükleniyordu. Gözlerim mutfak kapısından görünen yuvarlak saate takıldı. Akrep öylece dururken yelkovan aleyhime işlercesine hızla zamanı önüne katıp gidiyordu. Derin ama ciğerlerimi yakan bir soluk alıp verdim. Gözlerimi yumdum. Bir karar vermem gerekiyordu. Kimse zarar görsün istemiyordum. Ben herkesin yerine çekerdim acıyı. Gözlerimi açıp öne doğru bir adım attığım sırada omuzumda bir el hissettim. İrkilip başımı arkama çevirdim. Dolu dolu kahve gözleriyle Narin öylece bana bakıyordu. Gözlerinden anladım o da duymuştu duyduklarımı ve ne yapacağımı çok iyi biliyordu. Başını usulca iki yana sallayıp fısıldarcasına "yapma..." dedi. Hafif tebessüm edip mutfağa yöneldim. Geniş mutfakta kare yemek masasının etrafında oturmuş birlikte ağlaşan iki kadına da bakıp söylememek için direnen dudaklarımı zorlukla aralayıp "İstiyorum..." diyip kalbimi avuçlarına almış sıkan hislerimi göz ardı ettim. Annem hışımla yerinde doğrulup inanmazcasına fısıldadı "Ne..?" Naciye teyze de şaşkınlıkla ayağa kalkıp bir anneme bir bana bakıp "ah...Yavrum..." diyip öylece gözleri dolu duruverdi. Başımı dikleştirip bu sefer tereddüt etmeden kesin bir dille "evlenicem o adamla. Haber salın gelip istesinler. Ben istiyorum." diyip arkamı döndüm. Annemin bağırarak bir şeyler söylediğini duyabiliyordum ancak dönüp arkama bakmadım. Kapı eşiğinde ağlayarak duran Narin'e bakmadan odama girip kapıyı hızla kapatıp kilitledim. Gözyaşlarım boynumdan dökülürken tek düşündüğüm pencereden görünen yağan karın ne kadar güzel olduğuydu... *** Bir yandan etrafı tüm parıltısıyla ısıtamasada aydınlatan güneş bir yandan da yerdeki bembeyaz kar örtüsü muhteşem bir manzara sunuyordu gözler önüne. Göçten geri kalmış minik kuşlar bir ağaçtan ötekine atlıyor minik gagalarıyla karı eşeleyip duruyorlardı. Onlar daldan dala atlarken sallanan dallardan düşen karları oturmuş olduğum pencere kenarında başımı cama yaslamış izliyordum. Gözlerimi parıl parıl gökyüzüne çevirip minik bulutları izledim bir süre. İnsan olmak gibi ağır bir yükü kaldırabilir miydi şu minik kuşlar ? Ya şu yüce dağlar, sadece bir günlüğüne yer değiştirebilir miydi benimle? Bu düşünceler beynimde o kadar yer edinmişti ki her an bu ve bunun gibi şeyler düşünmekten alıkoyamıyordum kendimi. Odamın kapısı usulca açıldı ancak dönüp bakmadım. Kim olduğu başımı yasladığım camdan görünüyordu. Narin... Omuzlarına kadar gelen saçlarını dağınık bir topuz yapmış her zamankinin aksine siyah düz bir sweatshirt ve yeşil beli ve bilek kısımları lastikli bir eşofman giymişti. Gözlerini ben hariç odamdaki her ayrıntıda sanki ilk defa görüyormuş gibi gezdirip en son başını önüne eğip ellerini önünde birleştirip ovuşturmaya başladı. Gözlerimi camdaki yansımasından çekip gökyüzünü izlemeye devam ettim. O ise kulağıma gelen gıcırtıdan anladığım kadarıyla yatağıma oturmuştu. İçine sesli bir soluk çekip hiç beklemediğim bir anda konuşmaya başladı "benimle konuşmayacak mısın..?" gözlerimi karların üstünde ordan oraya koşturan üç yavru köpeğe dikip benim bile beklemediğim soğuk bir sesle "konuşuyorum..." dedim fısıltıyı aratmayan bir ses tonuyla. Biraz sonra titrek bir sesle "a-ama...Soğuksun...Eskiden...Eskiden böyle konuşmazdın benimle..." içime titrek bir soluk çekip yaşaran gözlerimi yumdum ve fısıldadım "ben eski ben değilim ki..." birden bir hıçkırık sesi duydum. Yumduğum gözlerimi usulca açıp arkamı döndüm. Ayaklarını kendine çekmiş kollarını doladığı bacaklarına kafasını gömmüş hıçkırarak ağlıyordu. İçimde bir yerler burkuldu bu halini görünce. Tamam biliyorum onun bir suçu yoktu ama elimde değildi ki! Oturduğum yerden kalkıp dönen başıma aldırmadan yanına gidip oturdum. Başını dizlerinden kaldırmadan bana doğru hafif çevirip ıslak gözleri ve büzdüğü dudaklarıyla kedi yavrusu gibi bakınca burukça tebessüm edip "elimde değil...Sana özel değil bu tavrım..." gözlerimi ayaklarımı bastığım halıya dikip yaşların yüzümden akıp halıya damlamasını seyrettim öylece "sanki öldüm de azap çekiyorum her an her saniye... Kendimi öyle iğrenç hissediyorum ki kimse bakmasın kimse adımı bile anmasın istiyorum..." birden beni kendine çekip sımsıkı sarıldı "kardeşim...Ne olur izin ver acını paylaşayım bende seninle ağlayıp bu odaya dökeyim sessiz isyanlarımı. İzin ver öleceksek beraber ölelim ama yine beraber doğalım küllerimizden" sarılışına karşılık verip başımı omzuna yasladım " bir ölü tekrar doğabilir mi ki küllerinden..?" saçlarıma bir öpücük kondurup beni daha sıkı sardı "ölüm umudun bittiği yer değil ki mümkün olmasın...Cehennemde bile umut var..." *** Aramızdaki buzları ışık hızıyla eritip bütün itirazlarıma rağmen beni kolumdan tutup odamdan zorla çıkaran Narin, annemin özenerek hazırladığı kahvaltı sofrasına beni oturtup yemem için türlü türlü şebeklikler yapıyordu. Midem almıyordu hiçbir şeyi... Bunu o da biliyor ama vazgeçmiyordu. Elindeki çatalı çok sevdiğim içinde kırmızı biber olan yeşil zeytine batırıp bana doğru uzattı "bak kuzum burda ne var...Bebeğimin en sevdiği zeytin hemde kırmızı biberli kızım kaçırma derim ben..." bu haline gözlerimi devirip bıkkın bir soluk içime çekip "Narin cidden canım istemiyor..." dedim. Ancak o beni duymazdan gelip çatalı ağzıma yanaştırdı "uçak geliyoooor...Piste iniş için izniniz gerekiyor kaptan Canrüba..." diyip ağzı ile uçak sesleri çıkarmaya çalıştı. Bu haline daha fazla dayanamayıp hafif tebessüm edip ağzımı açtım. Bunu bekliyormuş gibi hemen zeytini ağzıma tıkıp kaşar peyniri tabağına yöneldi. Peynirin tuhaf doğranmış haline bakıp kaşlarımı hafif çattım "sen mi doğradın o zavallı peynirleri..?" bir peynire bir bana bakıp "haa...Ben doğradım...Ne oldu ki?" tek kaşımı kaldırıp " ne olmamış ki! Kızım peynir bile doğrayamıyorsun...Bu ne peynirlikten çıkmış zavallıcık..."hafif soluk pembe dudaklarını büzüp gözlerini kısarak bana bakıp çatalı batırdığı peynir dilimini büyüklüğüne aldırmadan ağzına atıp zorlukla çiğnerken "gıcık..." dedi. Ağzından düşen peynir parçalarını eşofmanının üstünden toplayıp tekrar ağzına atarken ona iğrenerek bakıp "kızım senin adın Narin değil hanzo olmalıymış. Neren narin senin de adını Narin koymuş Naciye teyzeyle Abbas amca?" söylediklerime aldırmayıp ekmekliğe uzanıp bir dilim ekmek aldı ve krem peynir sürüp afiyetle iştahlı iştahlı yedi. Ağzına ve burnuna sürülen peyniri diliyle temizlemeye çalışıtığı sırada ona attığım tuhaf bakışları umursamadan dudaklarını büzüp kaşlarını çattı "of ya! Dilim burnuma yetişmiyor!" diyip burnundaki peyniri eliyle sildi. Kaşlarımı kaldırıp "aman ne büyük problem!" diyip dirseklerimi masaya koyup öylece masadakilere baktım. Mutfağa ayağındaki terlikleri şapırdatarak giren annem dirseklerine kadar sıyırdığı kahverengi yün kazağının kollarını indirip başındaki yaşmağı düzeltti. Bana bakıp "hah, yiyor musun annem yemeğini ye kuzum ye." diyip mutfak dolaplarına uzandı. Narin aceleyle ağzındaki lokmasını yutup "merak etme Ayfer sultan o iş bende! O kadar çok yemek yedireceğim ki üç gün yemek yiyemeyecek!" annem omzunun üzerinden sanki önünden kaçırıyorlarmış gibi hızlı hızlı eline ne gelirse ağzına atan Narin'e bakıp "burdan yemekleri kendi midene gönderiyormuşsun gibi görünüyor ama herhalde ben yanlış görüyorum!" diyince Narin ağzındakileri yutmadan anneme bakıp "öyle deme Ayfer aşkommm...Bütün bunlar taktik!" annem inanmazcasına ona bakıp dolaptan çıkardığı çelik orta boy tencereyi beyaz mermer tezgaha koyup "nasıl bir taktikmiş o öyle?" dedi. Narin ekmeğine çikolata sürüp " şimdi ben böyle hızlı hızlı yiyorum ya senin bu sıska etkileniyor. Bakma belli etmiyor ama çok etkilendi, acıktı. Etki tepki meselesi yani!" annem başını inanmazcasına sallayıp "ya ya! Sen ve şu taktiklerin!" diyip bana döndü gözlerini bayıp "aman kızım dikkat et de Narin'in taktiklerine çok kaptırma kendini mazallah ölmeyecek kadar yiyeyim derken boğulursun!" diyip tenceresini ve yeşil süzgeçteki taze fasulyelerini alıp mutfaktan çıktı. Narin dudak büküp çatalını anneme doğru uzatıp gözlerini kısarak "laf mı soktu o tontiş bana!?" dedi. Dudak büküp ellerimi iki yanda 'bilmem' dercesine kaldırdım. Omuzlarını düşürüp önündeki tahrumahar olmuş kahvaltılıklarda gözlerini gezdirip bana baktı " hiç mi açılmadı iştahın?" kaşlarımı kaldırıp "ntu! Hiç!" diyince kollarını göğsünde birleştirip çatık kaşlarıyla bana bakıp arkasına yaslanıp "of ya!" dedi. Nihayet Narin'in zoruyla yediğim birkaç lokmanın ardından kahvaltı seramonisi son bulmuştu. Narin ile birlikte eskisi gibi birbirimize sataşarak kahvaltı sofrasını toplayıp bulaşıkları yıkadık. Ara sıra bana olan tuhaf bakışlarını yakalıyordum ancak ben bakınca gözlerini kaçırıyordu. Biliyorum. Dünkü isteme mevzusunu konuşmak istiyordu ancak tepkimden çekiniyordu. Beni vazgeçirmek için çabalayacağını da biliyorum ancak ben kararımı vermiştim. O adamla evlenicek ve hakkımda konuşulanların son bulmasını sağlayacaktım. Hoş konuşan yine konuşurdu utanmadan ama en azından annem ve babam daha huzurlu olurdu. Üç ay sonra askerden gelecek olan ağabeyim Ahmet gelmeden bu olay kapanmalıydı. Beni canından çok seven ağabeyimin katil olmasına izin veremem. Biten bulaşıkların ardından ellerimizi kurulayıp mutfaktan çıktık. Direkt odama yönelmiştim ki Narin kolumdan tutup beni gümbür gümbür sobanın yandığı salona çekti. İtiraz edemeden salona giriyorduk ki aralık kapıdan görünen babamın sesi kulaklarıma doldu ve kaskatı kesilip öylece durdum. Narin de benimle aynı akıbetteydi. "Ahmet gelmeden bu olay kapanmalı Ayfer! Oğlan katil mi olsun istiyorsun!?" annem iç çekip ağlayarak "ne diyorsun sen Ferhat!? İster miyim hiç öyle bir şey? Ama kızıma da kıyamam! Oğlan sakatmış, oğlanı bırak bilmez misin KOROĞLU ailesinin zalimliğini? Soldururlar benim narin çiçeğimi!" babam iç çekip zorlukla konuştu "sadece senin kızınmış gibi konuşma, benimde kızım o! Ama ne yapayım, ha söyle ne yapayım? O it elini kolunu sallaya sallaya dışarda dolaşıyor. Adalete sığındık kıravat taktı diye beraat etti! Öldüreyim dedim sizinle tehdit ettiler. Elim kolum bağlı her an acaba kızım canına kıyacak mı? diye düşünüyorum. O uykusundan ağlayarak uyandığında bende onunla ağlıyorum Allah kahretsin! Elimden gelmiyor hiç bir şey!" diyip sarsılarak ağlayıp elleriyle yüzünü kapattı. Annem göründü aralıktan. Babamın oturduğu tekli koltuğun koluna oturup babama sımsıkı sarılıp onunla birlikte ağlamaya başladı. Narin kolumdan tutup beni odama doğru sürüklediği sırada annem son sözünü söyledi "peki...Gelip istesinler..." BÖLÜM SONU...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD