***
PART -1...
Kuvvetli rüzgarın yerden alıp oradan oraya savurduğu kar taneleri aylardır mesken tuttuğum pencereme çarpıyor,
aralıklardan giren rüzgar bedenimi üşütüyordu. Henüz öğlen saatleri olmasına rağmen hava kapalı olduğundan etraf soluk bir karanlıkla çepeçevreydi. Etrafta ne insan ne de hayvan vardı. Ara sıra bir iki minik kuş görünüyor ama hızlıca kayboluyordu. Başımı dizime yaslamış öylece dalmıştım bu sıradan manzaraya. Yaşadıklarımı düşünmeyi reddeden beynim kalan boşluğa ne koyacağını bilemiyor gibi bomboştu zihnim. Her zaman ki gibi üşüyen ellerimi ovuşturup üzerimdeki pembe yün kazağı parmak uçlarıma kadar çekip ellerimi biraz olsun ısıtmaya çalıştım. Yıkandıktan sonra kuruması için açık bıraktığım saçlarım yüzüme yüzüme gelip beni rahatsız ettiği için yatağımın üzerine attığım siyah tokama uzanıp saçlarımı topladığım sırada odamın kapısı açıldı ve annem yüzünden okunan bir yorgunlukla içeri girdi. Terli yüzüne hafif bir tebessüm kondurup birkaç adımda yanıma ulaştı. Ellerini hala nemli olan saçlarıma koyup kaşlarını hafif çattı "annem niye kurutmadın saçlarını? Hasta olursun Allah göstermesin. Nerde bakıyım havlun? Hah..." yatağımın başlığında duran mavi havluma uzanıp artık kurumaya yüz tutmuş saçlarıma sardı havluyu özenle. Bu haline hafif tebessüm edip "anne kurudu zaten saçlarım. Gerek yok buna." diyip omzumun üstünden gözlerine baktım. Gözleri dolu dolu hafif tebessüm edip havluyu düzeltmeye devam ederken " bir gün anne olursan anlarsın neyi neden yaptığımı." bu sözleri üzerine dışarıdan hissedilen bir şekilde ürperip önüme döndüm. Hiçbir zaman olmayacaktı öyle bir şey. Ben o hayalini kurduğum büyük aşkı bulamadan kaybetmiş bir zavallıyım. Üzerinden değil yıllar asırlar geçsede ne ben ne de bu olay başıma geldiğinden beri hakkımda yerli yersiz konuşanlar unuturdu bu meseleyi. Zaten bu saatten sonra da kimse istemezdi beni. Annem yüzümü avuçları arasına alıp adeta somutlaşmış bir şefkatle yeşillerini yeşillerime dikti " benim minik yavrum...Hiçbir yere sığdıramayıp göğsüme sığdırdığım kuzum..." beni kollarıyla sımsıkı sarmalayıp göğsüne bastırdı. Havlunun üstünden başıma öpücükler kondurup derince yutkunup zorlukla konuştu " sana değen, seni uykularından, hayallerinden eden ellere ah ettim ben yavrum! Hemde öyle bir ah ki iki cihandada iki yakası bir araya gelmeyecek inşALLAH!" benden bağımsız dolup dolup taşan gözlerimi sımsıkı yumup ciğerlerime ulaşamayan derin derin soluklar aldım.
Annem uzun süre sessizliğime ortak olup beni göğsünde bütün kötülüklerden korumak istercesine sakladı.
Sıkıntılı görüntüsüne bakıp bana söylemek istediği bir şey olduğunu anladım. Ancak tahminlerimin doğru çıkmasından korkuyordum. Bunu isteyen bendim ancak dilim söylese aklım da onu desteklesede ölesiye korkuyordum. Başıma gelenler geleceklerin teminatı gibiydi gözümde. İnsanoğlu çiğ süt emmiş, başkasının başına gelen gün gelir kendi başına da gelir diye düşünemiyordu. Geleceğim çok belirsiz ve fazlaca karanlıktı, korktuğumu bile söyleyemeyecek kadar çok korkuyorum.
Beni kendinden biraz uzaklaştırıp ellerini kollarıma koydu. Yukarı aşağı hareket ettirip gözlerime tarifi imkansız bir hüzünle baktı. Sanki yapmak istemediği bir şeyi yapmak zorundaymış gibiydi mimikleri. Derin bir soluk alıp sonunda konuşmaya karar vermiş olacak ki başımı okşayıp "yavrum...güzel kızım benim...geçen gün Naciye teyzen bize bir şeyler demişti ya, şu isteme işi..." konuşurken öyle kıvranıyordu ki bu haline dayanamayıp korkumu geriye iteledim 'bu sizin için canım ailem, senin için anne...' içimden geçenleri " anne, ben ne diyeceğini biliyorum. Geçen gün söylediklerimde ciddiydim. Dediğim gibi gelip istesinler ya da hemen mi götürmek istiyorlar hoş böylesi daha uygun olur alnında lekesiyle kına yakıp telli duvaklı alacak değiller ya..!" diyerek dışarı vurdum. Annem başını iki yana sallayıp gözünden akan yaşlara aldırmadan ellerimi tutup "öyle söyleme...Öyle söyleme kuzum! İstemiyorsun biliyorum. Bak kızım kim ne derse desin seni vermeyiz kimseye..." başımı iki yana sallayıp başımı eğip ellerimize baktım "hayır anne, böyle olmak zorunda! Herkesin susması sizin rahatınız, huzurunuz için böylesi daha iyi. İnan benim kimseye direnecek gücüm yok...Ben masumum diyecek dirayetim kalmadı. Beni merak etme. Bir ölüye ne olabilir ki zaten?! O mezardakilerle aramdaki tek fark üzerimde toprak olmaması. Lütfen sende kendini kandırma biliyorsun ki ağabeyim de gelince ortalık iyice karışacak. O gelmeden bitsin bu iş." diyip bir şey demesine izin vermeden oturduğum yerden kalkıp yatağıma uzandım ve gözlerimi hiç açmak istemezcesine yumdum.
***
İKİ GÜN SONRA...
Akşam saatlerinin getirisi olan karanlık ışığı yanmayan odama kadar sirayet etmiş içimdeki karanlıkla beraber zerre ışığın girmediği bir hücre halini almıştı odam.
Zaman ömrümün üstünden geçen hırçın dalgalar misali beni an ve an ötekileştirirken kıyısına vurduğu ruhum çocukça diretiyordu getirisi olan dertleri istememeyi. Ben bütünüyle bulanık ve eksiktim artık bu evrende. Varlığım benim için bir şey ifade etmezken başkaları için merak konusu olmuş çekirdekli masalara meze olmuştum. Hatırlıyorum da geçen sene muhtarın kızına yapılan kötülüğü de böyle olur olmaz konuşup zavallı kızı ölüme sürüklemişlerdi. Yoksa...Benim de mi ölmem gerekiyordu bir şeylerin son bulması için..?
Bitsin istiyorum artık bu kör bakışlar! İstemiyorum artık masum olduğuma inanmalarını. Bırakıyorum inceldiği yerden kopsun...
Acımasız olmaları o kadar dur duraksızdı ki kapıya sözde yemek getirip beni ve başıma gelenleri öğrenmeye çalışıyorlardı. Beni anlamaları için yaşadıklarımı yaşamaları gerekti ancak bunu dileyecek kadar zalim değildim.
Odamın kapısı daldığım düşüncelerimden irkilerek sıyrılmamı sağlayacak kadar aceleci bir şekilde açılınca kaşlarımı hafif çatıp gelen kişiye baktım. Narin duvara çarpıp neye uğradığını şaşıran zavallı kapıyı kolundan tutup durdurarak odamın ortasına kadar gelip beni baştan aşağı süzdü. Tek kaşını kaldırıp eliyle beni göstererek "e kızım sen daha hazırlanmamışsın? " gözlerimi devirip oturduğum yatağımdan kalkarak üzerimdeki siyah elbisenin eteklerini tutup hafif çekiştirdim ve baştan aşağı bedenimi süzüp kaşlarımı çattım "hazırım işte..." eliyle anlına vurup ayağındaki terlikleri şıpırdatarak tavana bakıp "Allah'ım şundaki rahatlığa birde yetmiyormuş gibi umursamazlığa bak ya!" boncuk boncuk bakan gözleriyle bana iflah olmaz bir beceriksizsin der gibi bakıp eliyle üzerindekileri gösterip "güzelim şu benim üstüme bir bakar mısın? Ayol ben senden daha uygun duruyorum istenilecek kız profiline! Kızım bir silkelen kendine gel bir aa...Yeter ama!" elini havada savurup gözlerini bedenimde gezdirip "neyse neyse..Ben hemen el koyuyorum bu işe ve seni bu profile uyduruyorum hemde eksiksiz bir biçimde." gözlerimi devirip penceremin önüne geçerek kollarımı göğsümde bağlayarak kararan göğe diktim boş bakışlarımı "hep hayal ederdik bu geceyi ve daha nicelerini hatırlıyor musun?" arkamdan bir iç çekme sesi geldi ve hemen ardından yatağımdan gıcırtı sesi geldi. Pencereye vuran yansımasını izlediğim dostum yatağıma oturmuş elleri iki yanında yatağa bastırılmış halde öylece ayağının altında duran halıyı inceliyordu.
Sessizliği kulağımda çınlıyordu. Konuşsun yine eskisi gibi bana neye üzüldüğümü bile unuttursun istiyordum ama ilk kez o bile konuşacak bir şey bulamıyordu. Yalnız hissetmem belki de bundan dolayıydı. Konuşmasını istediğim herkes ne diyeceğini bilemediğinden susuyordu. Babam mesela...Evde beni görmese, gece odama gelip beni kontrol etmese içi rahat etmeyen babam beni görmezden geliyordu. İçime öyle bir oturmuştu ki bu ölüme sarmaşık gibi dolanmak istemiştim...
Ciğerlerime ulaşamayan derin bir soluk alıp "hayal etmek güzelde yıkılmasını izlemek hiç hoş değil be Narin...Televizyonda izlediğim o çaresiz durumun bana kadar ulaşacağı hiç aklıma gelmezdi...Ben bugünü çok bekledim çok hayal ettim neler olacağını bilmeden...Bilseydim...Bilseydim hiç hayal kurmazdım..."
yataktan gelen gıcırtı sesi ve hemen ardından omzuma konulan elle bedenimi hafifçe ona dönüp dolu gözlerimle dolu gözlerine baktım. Anlına düşen kahkullerini başını sallayarak düzeltip " eğer bilinseydi ufukta görünenin silüeti bu yaşananların adı imtihan olmazdı. Attığımız her adım ilmek ilmek dokunmuş kader sayfalarına, sen altında ezildiğini sandığın yükü taşıyarak yürüyorsun hayallerine. Güzelim bunların hepsi geçicek...İnan bana hissettiklerim beni yanıltmayacak..." pencereden görünen araba farlarını işaret ederek "bu adam senin kaderin, yaşadıkların sadece ona gidebilmen içindi belkide..."
PART BİR SONU...?