Kulağımı delip geçen uğultular beni içinde bulunduğum duruma iyice hapsediyordu. Oturduğum yatak sert ve soğuk bir kayaya dönmüş, ayaklarımın bastığı yumuşak tüylü halı sert dikenler olmuştu. Bedenim durduramadığım bir şekilde zangır zangır titriyordu. Narin tam karşımda dolabıma yaslanmış bir yandan tırnaklarını kemiriyor bir yandan da vahim durumumu an be an izliyordu. Göz göze geldiğimiz an hışımla yerinde doğrulup gözlerini belerte belerte "aaa! Yeter ama! Kızım kesilmek için sıra bekleyen kurbanlık koyun gibi ne zangır zangır titriyorsun! " gözlerimi devirip elimin tersiyle boynumu kaşıyıp "Narin, bari bugün yapma ya. Zaten yaktığım gemiler alabora bir de sen terletme beni." derince oflayıp giydiği elbisenin eteğiyle oynayarak paytak adımlarla yanıma gelip devrilircesine çöktü yanıma.
Gözlerimi kapatıp ağrılar saplanan başımı ovmaya başladığım sırada odamın kapısı çalınmadan açıldı. Annem her zamankinin aksine üzerine giydiği mor sade elbise ve düzgünce bağlanmış mor bir eşarpla ışık saçıyordu. Gözleri gözlerimle buluştuğunda derince yutkunup kapı kolunda kalan elini çekip birbirine bastırdığı dudaklarını aralayıp "misafirlerimiz geldi kızım. Hadi çıkta bir hoşgeldiniz de." diyip geçmemiz için kenara çekildi. Narin'e bir bakış atıp ellerimi yatağa bastırarak doğrulmaya çalıştım ancak sanki çok zor bir şey yapıyormuşum gibi bir türlü kalkamadım yerimden. Narin halimden anlamış olacak hemen atılıp kolumdan tutarak beni ayağa kaldırdı. Titreyen bacaklarım fersizce hareket etmeye başlayınca Narin koluma girip kulağıma fısıldayarak yürümeye başladı "Güçlü dur, ilk izlenim çok önemli. Eğer bu halinle içeri girersen önce sana acır sonraysa vurulduğun yerden vururlar seni. Canrüba unutma sen masumsun! Herkes gibi dillendirmeselerde onlar da biliyor bunu. Lütfen kendin için bunu yap!" derince yutkunup burnumu sızlatan ağlama isteğimi gözlerimi kırpıştırarak geri tepip açık salonun kapısından hemen annemin arkasında içeri adımımı attım. Annemin gözleriyle verdiği direktifle yere dikilmek isteyen gözlerimi beni görünce susan insanların üzerinde gezdirip dudaklarımı zorlayarak hafif tebessüm edip "hoşgeldiniz..." diyip gözlerime değen gözlerden kaçarcasına bakışlarımı yere diktim. Babamın yanında oturan yüzüne pek bakamadığım adam tatlı bir ses tonuyla "ee, gelin kızımız da geldiğine göre sebebi ziyaretimizi açıklayalım..." demişti ki yanında oturan siyah eşarplı kadın "öncesinde izniniz olursa Ferhat Bey ben Canrüba kızımla konuşmak istiyorum, mümkünse yalnız!" şaşkınlıkla yerdeki gözlerimi kaldırıp bunları söyleyen kadına baktım, Kerime Hanım'a.
Babam elini kıravatına götürüp bakışlarını ayakta yanında bekleyen anneme çevirdi sorarcasına. Annemden aldığı onayla başını cevap bekleyen Kerime Hanım'a çevirip "tabi, buyrun..." diyip önündeki sehpaha da duran bir bardak suya uzandı ve görebildiğim kadarıyla tek dikişte içti. Ayağa kalkan Kerime Hanım gözlerini gözlerime dikip yaşına rağmen hala toplu duran güzel yüzüne yakışan bir tebessüm takınıp bana doğru yürüdü.
Narin elini kolumdan çekip annemin yanına geçince titrek bakışlarıma hafif tebessüm edip gözlerini bana destek olurcasına kapatıp açtı. Bana doğru yürüyen Kerime Hanım'a yolu göstermek için önden yürüyüp odamın kapısını açıp geçmesi için kenara çekildim. Küçük sade odamı ilgiyle inceleyip zeytin gibi gözlerini gözlerime çevirdi. Gözlerimi kaçırıp kızaran boynumu kaşıyıp gözlerimi o hariç her yerde gezdirdiğim sırada "tam da seni yansıtan bir oda." diyip gözlerimi ona çevirmemi sağladı. Hafifçe yutkunup zoraki bir tebessümle "teşekkür ederim efendim."
Yatağıma doğru yürüyüp çantasını bırakıp oturdu ve hala ayakta ne yapacağımı bilemeden duran bana bakıp eliyle yanına iki kere hafifçe vurup "gel güzel kızım, otur da konuşalım biraz."
Çekingen adımlarla yürüyüp yanına oturdum. Titreyen ellerimi zaptedebilmek için birleştirip başım önde diyeceklerini bekledim. Derin bir nefes alıp elleriyle dizlerini ovalarken " bir zamanlar annenle, Ayfer'le çok yakındık biz..." şaşkınlıkla başımı kaldırıp kendimi tutamadan konuştum "annemle mi!" sonrasında alt dudağımı ısırıp kirpiklerimin altından ona bakınca hafif tebessüm edip usulca başını salladı "evet, annenle. Tıpkı o içerdeki kız ve senin dostluğunuz gibi, hatta belkide daha fazlasıydık. İnanılır gibi değil biliyorum ancak öyleydik bir zamanlar." içine titrek bir soluk çekip siyah kaliteli kumaştan olduğu belli bol pantolonunun üzerinde toz varmışçasına eliyle temizleyip " onun benim için benim onun için yaptığımız fedakarlıklar kimsenin kimse için yapabileceği türden şeyler değildi. Onunla yollarımız ayrıldıktan sonra anladım ki bizimki eşsiz ve bir daha benzerine bile rastlanılmayan bir dostlukmuş." kendime hakim olamayıp "peki...Niye bitirdiniz ki dostluğunuzu?" bana dönen bakışları özlem doluydu. Hafifçe dudak büküp "şimdi değil ama belki bir gün anlatırım..." diyip elini sırtıma koyup okşadı ve hiç beklemediğim bir şey söyledi "bir daha siyah giyinme..." ona şaşkınlıkla dönen yüzüme tebessümle bakıp elini çeneme koyup narince okşadı " sana çok yakıştığını inkar edemem ancak ikimizde bunu sana yakıştığı için giyinmediğini biliyoruz." dudaklarımı birbirine bastırıp dolmak için bahane arayan gözlerimi yumup başımı usulca salladım. Elini birbirine kenetlediğim ellerimin üzerine koyup hafif sıktı " oğlum... Yıldırım. Seneler önce bir trafik kazası geçirdi. Çok ağır bir kazaydı. Doktorlar yaşamaz dediler ancak Rabbim istedi ölmedi yavrum." elimin üzerine düşen su damlasıyla irkilip dolan gözlerimi yaşlı gözlerine çevirdim. Hafifçe burnunu çekip " Amerika'ya götürdü babası orada iki yıl tedavi gördü. Türk doktorlarının dediğini oradakiler de dedi yaşasa da o zamandan beri yürüyemedi oğlum." titrek bir soluk alıp " o zamandan beri gülmedi yavrumun yüzü. Ne yaptıysak ona iyi gelmedi. Heleki...heleki..." derince yutkunup diliyle alt dudağını ıslatıp "çok sevdiği nişanlısı da onu terk edince..." söyledikleriyle içim acıyla burkuldu. Titrek bir soluk alıp o acıyı küçük bir an sanki onların hepsini ben yaşamışım gibi hissettim...
Ölümü iliklerime kadar hissedince başımı iki yana sallayıp o hislerden kurtulmaya çalıştım ancak kendisi gitsede dokunmuştu bir kere kalbime...
" Bir daha toparlanamadı yavrum. Allah affetsin bir kaç kere intihara teşebbüs etti. Çok şükür hepsine birimiz yetiştik. Odasında gizli kamera var o sayede her girişimini bertaraf edebildik."
Üzüntüyle başımı sallayıp destek olmak istercesine elimi elinin üzerine koyup hafif sıktım. Yaptığıma karşılık tebessüm edip yanağımı okşayarak "annene çok benziyorsun ama ondan daha güzelsin." dedi. Hafif kıkırdayıp "ama sakın bu söylediğimi ona söyleme sonra selvi boylu çimen gözlü Ayfer 'in bana karşı kozu olmasın, hem o benim kasım kasım kasıldığım düşmanım." diyince ikimiz beraber kıkırdadık.
Gözlerimin içine bakarak derin bir iç çekip "Yıldırım'a istiyorum seni..." diyiverdi birdenbire. Gülen yüzüm yavaş yavaş solarken başımı önüme eğip fısıldadım "biliyorum..." elini çeneme koyup gözlerine bakmamı sağladı " başına gelenler bir kızın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri. Yanlış anlama lütfen bu halinden faydalanıp da istemiyorum seni sakat oğluma..." son kelimeleri titreyen dudaklarından dolayı zorlukla söylemişti. Beni dinlemeyip dolup taşan gözlerime eşlik eden titreyen dudağıma dişlerimi geçirip içimden taşmak isteyen seli zorlukla durdurdum. Elini yanaklarımdan süzülen yaşlara götürüp usulca silip bir anne şefkatiyle sarıp sarmaladı beni "Ağla diye söylemiyorum bunları. Ağlama eğer kabul edersen sen bir KOROĞLU olacaksın ve inan bana o konağa girdiğin an her şey senin için değişecek. Ama iyi ya da kötü bunu sen seçeceksin. Ne demek istediğimi geldiğinde anlayacaksın." diyip ayağa kalktı. Elimi tuttuğu için bende onunla ayaklandım. Ellerini iki omuzuma koyup gözlerimin en içine baktı tüm samimiyetiyle " sen başına gelenlere karşı direniyorsun Canrüba! Benim oğlum gibi ölümü seçebilirdin ama yapmadın. Sen de güç ve merhameti bir arada görüyorum seni hayatımıza almak istememin bir sebebi de bu. Bu gece bize vereceğin cevaba uygun olmalı. Eğer hayır diyorsan şimdi hiçbir şey olmadan çayımızı için gideceğiz. Ama evet dersen bize şöyle bol köpüklü güzel bir isteme kahvesi yap ve getir. Her şey usulünce olsun. Ağabeylerin, yengelerin ve kız kardeşlerin heyecanla vereceğin cevabı bekliyor. Yıldırım..." gözlerini anlık gözlerimden çekip tekrar gözlerime hüzünle baktı "onun burada olduğumuzdan haberi yok." başımı usulca sallayıp "anlıyorum..." diye fısıldadım. Hafif tebessüm edip beni kendine çekip anlımdan öpüp bana sımsıkı sarıldı. Göğsüne dayalı kulağım hızlı hızlı atan kalp ritmini duyabiliyordu. Sarılışının samimiyeti karşısında içimde bir yerlerde doğan hisle bende kollarımı beline doladım.
Ellerim zangır zangır titrerken elime aldığım aynalı tepsiye yansıyan yeşil harelerime bakıp verdiğim kararı sorguladım. Bana şu an biri çıkıp da sen ne yapıyorsun? dese ne diyeceğimi bilemiyordum. Hani bir karar vereceğimiz zaman içimize bir his doğar ve çoğunlukla o hisse uyarız ya hiçbir şey bilmeden işte bende şu an onu yapıyordum. Düşün demişlerdi bana ancak ben düşünmeye başladığım an aklıma iğrenç iğrenç anlar düşüyordu. Bu nedenle içimdeki hisse tutunmuş ve Narin'in verdiği bilgiyle on fincana köpük dağıtıyorduk. Evet...
Kabul ettim. Ailemin huzuru, Ağabeyimin katil olmaması için bu kararı vermiştim. Ben...Bense...
Bilmediğim bir yolculukta cılız bir ışığın yolumu aydınlattığı kadarıyla yürüyecektim. Sabah olabilmesi için önce zifiri karanlık gerekir derdi babam. Belkide tam da bulunduğ um noktaydı zifiri karanlık...
BÖLÜM SONU...