Bölüm - Barış'tan

1196 Words
BARIŞ Ben hayranlıkla taşıdığı özgüven izlerken, “Hadi bakalım antrenman beklemez. Geç geldiğin için cezalısın 3 dakikadan 3 set ip atlamakla antrenmana başlıyoruz” dedi. Aylardır kim olduğunu araştırmak için adamlarıma emirler yağdırdığım, ilk gördüğüm günden beridir aşık olduğum bu güzellik gerçekten canımı nasıl sıkacağını çok iyi biliyordu. Ama olsun, onun için değer. Ayrıca aklımdaki tüm soruların cevabını da bulmak zorundayım. İnce bacakları, kıvrımlı vücut hatları, dolgun dudakları ve sarı saçlarıyla gerçek bir afrodit olan bu hatunun kendi güzelliğinin nasıl farkında olmadığını hala anlamıyorum. Tam üç aydır arkasından koştuğumun ve kendisini takip ettirmeye çalıştığımın o kadar farkında değil ki, farkında olmadan adamlarımı nasıl atlattığını bilse kendisine şaşırır. Tek işi burada hocalıkken nasıl geçiniyor, hayatında biri var mı, neden salona arka kapıdan girip ön kapıdan çıkıyor, o takım elbiselerle nereden geliyor ve neden kimseye görünmemeye çalışıyor, bu kadar iyi dövüşmeyi neden ve nereden öğrendi gibi gibi daha tonla soru aklımdan geçerken sesiyle irkildim. "Birileri galiba lapa antrenmanı için fazla yorgun, ne söylediğimi bile duymuyor" dediğinde kaşlarını kaldırmış şekilde bana bakıyordu. "Hah ! Buna sadece gülerim. Bence sen kendini hazırlasan iyi edersin, o ince kolların ve bacaklarınla benimle baş edebileceğini sana ne düşündürdü ki ?" Kızmıştım. Ama özgüveni hoşuma da gitmişti. Onu incitecek değildim tabii ki, ama eğitime daha 9 yaşındayken başlamıştım. Ben, babamın yerini bu mafyada doldurmak için yetiştirilmiş bir ölüm makinesiydim. En güçlü, en iri kıyım adamlar bile karşımızda eğilir, tek bir hamleyle onların bile boynunu kırabilirim ki çocukluğumdan beridir sürekli hedef haline geldiğim için henüz 15 yaşında çelimsiz bir çocukken bile bunu yapmak zorunda kalmıştım. "Ben de ne zaman şımarıklığını su yüzüne çıkaracak diye merak ediyordum. Beğenmiyorsan başka bir partner isteyebilirsin ki buna çok ama çok memnun olurum." "Ayrıca senin küçük kız yumruklarına lapa tutmaktansa gerçekten ihtiyacı olan küçük kızları eğitip güçlendirmeyi tercih ederim." dedi. Seri bir hareketle belinden yakalayıp kendime çektim. Şaşkınlıkla dudakları hafif aralık kalmış olan bu güzelliğinin yüzünün her milimini hızla inceledikten sonra "Gerçekten bu kadar ukala olmak zorunda mısın?" dedim. "Ben ukala değilim ve hemen ellerini üzerimden çekmezsen burnunu kırabilirim." "Bence bana bunu yapmazsın güzellik, yakışıklı yüzüme kıyabilen bir kadın henüz olmadı" dediğim anda burnumda bir sızı hissettim. "Ne yaptın sen ?" diye kükrememle içeri Sedat Abi koştu. Burnuma tampon yaparken, "Defne gerçekten Barış a kafa mı attın yoksa ben yukarıdan yanlış mı gördüm?" diye şok olmuş bir şekilde sordu. "Ne yani, gerçekten olan her şeyi gördün, ve bana bu kadar yanaşmasına sesini çıkarmadın mı?" diye tüm kırgınlığıyla sordu. "Defne müdahale etmeye yer bırakmadın verebileceğin en hızlı tepkiyi verdin. Bunu yaparken ne düşünüyordun acaba" Burnuma yaptığı tamponu devralarak araya girdim "Defne gördüğüm en güçlü kadın abi, üzerine gitme fazlasıyla hak ettim". Bu cümleyi duyduğu anda şaşkınlıkla dudakları aralandı. Gözünden bir anda öfkeyle karışık bir ifade geçti. "Bugün ki dersimiz sona ermiştir Barış, burnuna bol bol buz koy, kırık olmayacak şekilde vurdum. Kanaman birazdan durur. Soyunma odası şu kapının arkasında, bundan sonra özel derslerinde orada giyinip soyunabilirsin. Kanaman durunca ılık bir duş al, sıcak su seni daha kötü yapar. Yarın aynı saatte görüşürüz." dedi ve bütün güzelliğiyle özel ders odasını terk etti. Eve gittiğimde ofisime geçtim ve en güvendiğim adamımı çağırdım. Doğu benim hem çocukluk arkadaşım hem de sağ kolumdu. Tam karşımdaki koltuğa oturdu ve kahkahalarla "Yenge hanımla ilk görüşmemiz biraz sert geçmiş anlaşılan" "Doğu yemin ediyorum şurda ağzını burnunu kırarım. İncecik eli kolu var ama vurduğu yeri çürütüyor resmen." "Belli belli ama öyle deme yengemin vurduğu yerde gül biter." "E orası öyle, ee bir şeyler bulabildiniz mi?" "Abi yok, kızı ne takip edebiliyorlar, ne telefonuna sızabiliyorlar, ne de hakkında bir şeyler bulabiliyorlar. Tek bildiğimiz eski milli sporculardan olduğu." "Bak biraderim, azıcık aklımızı kullanalım, tek işi boks hocalığı falan olsa salona takım elbiselerle arka kapıdan girmez. Ya düşmanlarımız için çalışıyorsa? İçimize sokmadan önce bunu iyi analiz etmek zorundayız. Aşık da olsam ihaneti affetmem ve onun o güzel boynunu kırmak zorunda kalırsam bunu acımadan yapacağımı ikimiz de biliyoruz." O anda içime bir hüzün oturdu, ya gerçekten bunu yapmak zorunda kalırsam? İçimdeki karanlığı hissettim, çocukluğumdan beri uğradığım ihanetleri düşündüm. Doğu da gözümden geçen karanlığı görmüş olacak ki bir bardak viski doldurup önüme koydu. "Abi yengenin salona girip çıkarken bir kere bile ne silahı olduğunu gördük, ne başka bir sıkıntılı durumunu gördük. Başka bir işi varsa da bu yeraltında değil." Aslında haklıydı. Yer altı dünyasına giren ya da oradan çıkan ki buradan çıkmanın tek yolu ölümdü, herkesten benim haberim olurdu. Şehrin en tehlikeli çetelerindeniz, hatta en tehlikeli olanıyız ve bize en yakın güçtekilerle çalışıyoruz. Sonra Sedat Abi'yi düşündüm. Çocukluğumdan beridir eğitmenliğimi yaptı, nasıl bu güzelliği benden sakladı bilemiyorum. Acaba onu ne zaman keşfetti ve neden bu kadar iyi saklıyor diye düşünmeden edemedim. Defalarca sormama rağmen bu şehirde kendi himayesinde olduğunu söylemekten başka hiç bir soruma cevabı olmadı. Acaba benim meleğime mi aşıktı? Düşüncesi bile beni çıldırtmaya yetti ve öfkeyle bardağı masaya çarptım. Etrafa saçılan cam parçalarına bakarken az önceki sorumun ne kadar saçma olduğunu hatırladım. O benim hiç doğmayan kızım gibi demişti. Tek derdi benim güzel meleğimi korumaktı. Ama kimden ve neyden koruyordu. Eğer koruması gereken kişiler yeraltındansa bunu bana söylemesi yeterdi. Acaba benim güzel meleğim, Sedat Abi'nin yıllarca yeraltı dünyasına ölüm makinesi yetiştirdiğinden haberdar mıydı? Değildi herhalde. Eğer haberi olsa, kesinlikle benim de kim olduğumu bilir bana kafa tutmaya korkardı. Sahi herkes benden korkarken bu hatun neden korkmuyordu? Kim olduğumu mu bilmiyordu yoksa ölmekten korkmuyor muydu? Düşüncelerimin arasında kaybolurken gözümün önüne dolgun dudakları ve gözleri geldi. Hatun alev alevdi. Ve bu alev o kadar büyüktü ki beni yakmaya yetiyordu. Düşüncelerim arasından Doğu'nun sesini duydum. "Eee abi anlatsana yenge burnunu neyle dağıttı? Tekme mi yumruk mu?" "Ulan Doğu az kaldı ağzını burnunu dağıtmama oğlum." "Şurda iki kardeş dertleşiyoruz ne kızıyorsun anlamadım ki" dedi alt dudağını sarkıtarak. Çocukluğumuzdan beridir bunu yapar, ağzımdan istediği lafı alırdı. En yakın arkadaşım, hiç olmayan kardeşim ve ailemdi. Benimle beraber büyümüştü, eğitimlerimde beraberdik. Gün gelip yeraltı dünyasının yönetimini alacak olduğumda gözünü bile kırpmadan benle çalışmayı kabul etmiş, defalarca beni korumak için yaralanmış ve ölümden dönmüştü. Ondan başka kimseye, ama hiç kimseye güvenemezdim. Ve haklıydı, iki kardeş dertleşmeyeli uzun zaman olmuştu. "Kafa attı." Şaşkınlıktan çenesini kapatamadı. "Abi ciddi misin ya? Kafa mı attı? O nezaketten kırılacak gibi olan hatun sana kafa mı attı?" "Lan şaka yapar gibi bir halim mi var baksana burnuma. Yumruk işi mi oğlum şu morluk." "Abi bu hatun seni de beni de s.ker gel bu sevdadan vazgeç bu saatten sonra alemde Barış abi şöyle böyle mi olmuş desinler" deyip kahkahayı bastı. Uzun zamandır ben de böyle gülmüyordum, sinirlerim gevşedi ben de kahkaha atmaya başladım. Az sonra gelen telefonla Doğu, yeni gelenlerin eğitim raporlarını almak için ofisimden çıktı. Ben de meleğimi düşünmeye başladım. Sporcu sütyeni, taytı, sımsıkı topuz yapılmış sarı saçlarıyla gerçek bir afet olduğunun farkında olmadan ortalıkta gezmesi fikri beni rahatsız etti. Ciddi bir iş disiplini vardı ve saygısızlığa asla tahammülü yoktu. Bu imparatorluğu ve yeraltı dünyasını en iyi taşıyacak hatunu bulduğuma emin olmamı sağlayan burnumdaki sızıya bir şükür daha ettim. Acaba o da yeraltı dünyasında elimi tutmak ister mi? Yoksa bundan nefret mi eder? İçinde bir karanlık yön olduğuna eminim. Hem herkesin içinde bir karanlık vardır. Sadece keşfedilmeyi bekler. Tüm bu düşüncelerimin arasında aklıma şaşkınlıkla aralanan dolgun dudakları geldiğinde soğuk bir duş almam ve bu aşırı seksi düşünceleri kafamdan atmak zorunda olduğum gerçeğiyle yüzleşerek ofisimi terk ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD