Eve döndüğümde saat 10:00 u geçiyordu. Yaşananların üzerimde bıraktığı etki sinirlerimi gerçekten bozmuştu. Üstüne üstük bir de yarın nefretlik bir öğle yemeği faslım var ki bu her şeyi daha da zorlaştırmaktan başka işe yaramıyordu.
Bir kahve daha koyup televizyondan bir film seçtim. Kendi kendine arkada film dönerken küveti sıcak suyla doldurmaya koyuldum. Böylece kendimi sıcak suyun kollarına bırakıp üstümdeki gereksiz ağırlıktan kurtulmaya karar verirken havlularımı hazırladım. Barış. Gerçekten kim bu Barış? Beni belimden yakaladığında vücudumda hissettiğim elektriklenme de ne böyle? Yıllar önce yaşadığım o saçma aşık olma durumunu yeniden yaşamamayı umarak aynaya baktım. Saçmalama Defne, o konu defalarca kez kapandı. Bu saatten sonra tek varlığın işin. Dokunuşu vücudumda bir elektriklenme yaratırken gözlerinin içinden geçen karanlığa kaç puan peki. Bu adamın ders almaya gelmediğine yemin edebilirim. İp atlarken nefes kontrolü, kas hareketleri, karın kaslarının şekline bakılırsa Barış denen bu adam zaten düzenli spor yapan biri. Ayrıca yumruklarına güvenmesi de dövüşmeyi bildiğini doğruluyor. Peki beni gafil avlamasına ne demeli? Bunu ilk deneyen özel ders öğrencisi değil, ve bir kaç defa bana bu şekilde yanaşmayı deneyen olduktan sonra özel ders vermeyi bırakmıştım. Sadece gerçekten kendini savunmayı öğrenen bir kaç kadına özel ders veriyordum ki bu konuda Sedat Abi bana asla emrivaki yapmazdı. Öğrencilerimi her zaman kendim seçer, kendim program yazar kendim çalıştırırdım. Gerek gördüğümde derslerini sonlandırır özel bir grupta toplu olarak ter antrenmanları yapmaları üzere asistan hocalara bırakırdım. Sedat Abi neden bu dersi bana zorla verdi. Barış benim dikkatimi nasıl dağıtabildi?
Barış'tan etkileniyor muyum acaba diye düşünmekten kendimi alamazken kendimi sıcak suyun kollarına bıraktım. Biraz rahatlamaya ve bugünkü tüm saçmalıkları unutmaya ihtiyacım olduğu kesindi.
Yarım saatlik bir keyifin ardından banyodan çıktım. En pofurduk pijamalarımı giyip kahvemi içmeye koyuldum. Bir yandan bilgisayarı açıp gelen tüm mailleri, hasta dosyalarını izlerken, diğer taraftan da muhasebecimin yazdıklarını kontrol etmem gerektiğini hatırlayınca beynimde bir acı hissettiğime neredeyse eminim.
Bütün bunları tamamladıktan sonra gizli mesajlaşma uygulamasına giriş alarak, yıllar önce kliniği ilk açtığım zaman tuttuğum hacker a yazdım. Bellatrix adıyla bütün siber güvenliğimi sağlayan bu kız harika çalışıyordu.
3 ay önce birinin tüm kişisel ve iş sistemlerime sızmaya çalıştığını tespit edip gece gündüz güvenlik duvarı örmüş, siner saldırılarla savaşmış ve bunların hakkından gelmişti. Pek tabii karşılığında iyi bir ödeme almıştı.
D : Selam
B : Selam, senin ijin ne yapabilirim?
D : Sadece her şey yolunda mı diye merak ettim. Var mı yeni bir saldırı?
B : Aslında şuanlık her şey yolunda, ama saldırı şeklinden anladığım kadarıyla bu Senin hasta bilgilerini alıp ifşa etmeye çalışan diğerleri gibi değil Defo.
B : Bu her kimse senin kim olduğunu öğrenmeye çalışıyor.
B : Ne dersin belki de gizli bir aşığın vardır ahahaha
D : Saçmalama Bella, kimseyle iletişim bile kurmuyorum !! Ayrıca gerçekten pijama partisinin vakti değil. Kim olduğunu bulabildin mi?
B : Hayır tabii ki, hala anlamıyorsun, biz onları bulursak onlar da bizi bulur ve kusura bakma ama kim olduğumun bilinmesi son istediğim şey biliyorsun ki. Çok güçlüler Defo, sandığından çok daha etkinler. Tuzak kurarken tuzağa düşeriz.
B : Ve bu arada, Fırat denen o salak doktorun sende gözü var haberin olsun. Derdi iş falan değil.
D : Her zaman arkamı kurtardığın için sana manevi olarak da borçlanıyorum sanırım ahaha
D : Uyarı için sağ ol Bella, görüşürüz.
B : İyi geceler.
Sabah erkenden Leyla'ya yemeği iptal etmesini söylemeyi aklımın köşesine not ettikten sonra kendime bir kahve daha koymaya karar verdim. Kahve koyarken aklımı Barış'tan, neden bana yanaşmaya çalıştığından, Sedat Abi'nin bunun neresinde olduğundan alamadım. Dönüp dolaşıp aklıma Barış'ın beni belimden yakaladığı an geliyordu ki, odunsu parfümünün muazzam kokusuyla o anı unutmam neredeyse imkansızdı, çünkü benim aptal beynim gerçek bir koku takıntılısı.
Bu düşüncelerin arasında kafam gidip gelirken kapının çalmasıyla irkildim. Kapıyı açınca Sedat Abi'yi görmemle şok olmam bir oldu. Çok acil bir durum olmadıkça asla evime gelmezdi. Ağzımı ayırmış aptal aptal Sedat Abi'ye bakarken "Defne kapının ağzında sabaha kadar dikilecek miyiz?" diyerek en sevdiğim şarabı yüzüme doğru salladı.
"Yorgunum ya abi kafam çalışmıyor. Gel gel buyur" diyerek içeri davet ettim. Mutfaktan iki kadeh ve biraz atıştırmalık getirdiğim sırada Sedat Abi konuşmaya başladı
"Defne bugünkü ders hakkında konuşmaya geldim." Haklı olduğumu bilmesine rağmen neden hala hatalı olanın ben olduğum konusunda ısrarcıydı ki?
"Abi haklı olduğumun baya baya farkındasın. Niye tartışmaya geldin ki?"
"Aslında ben de onu diyecektim. Özür dilerim kızım. Sadece Barış'ta benim oğlum gibi." dedi.
"Sorun yok abi artık olan oldu." dedim ve neden Barış'tan haberim olmadığını merak ettim. Bunu da ayrıca araştırmak üzere aklımın köşesine yazdım.
"Aslında" dedi "Barış uzun zamandır senden özel ders koparmaya çalışıyor ama ben izin vermiyordum."
"Değişen ne oldu bugün peki?"
"Eğer o dersi vermezsen özel ders salonunun ortasına yerleşip ders vermeyi kabul edene kadar orada yaşayacağını söyledi. Ben de mecbur kaldım."
Kıkırdadım, "Erkekler kaç yaşına gelirse gelsin 5 yaşındadır dediğim zaman bana kızıyorsun bir de".
Bir süre sakince şarabımızı içtikten sonra Sedat Abi lafa girdi.
"Seni ne zaman evlendiriyoruz?"
Pis pis sırıtarak " Sen evlendiğin zaman" dedim. "Ağzımı aramaktan vazgeç ihtiyar, çıkar ağzındaki baklayı."
"Öylesine sordum yahu baktım konuşacağın yok."
"Bu Barış denen zengin bebesinin soyadı ne?"
En umursamaz tavrıyla "Yılmaz" dedi. Telefonunu bir süre kurcaladıktan sonra "Ben gidiyorum."
"Jale'ye dimi? Abi bak basın arkanda geziyor, gözünü seveyim dikkatli git bir de seninle uğraşmayayım. Bu haberleri kaldırmanın bize nelere mal olduğunu biliyorsun."
"Emredersiniz küçük komutan" dedi ve gülümseyerek saçlarımı karıştırdı.
Sakince kapıyı çekerek evden çıktı. Bazen Jale'ye aşık olduğunu düşünsem de biliyorum ki hiç bir erkek, aşık olduğu kadınla olur olmadık yerlerde sevişmez diye düşünerek bu fikirlerden kurtulmaya çalıştım.
Bardakları lavabonun içine bıraktıktan sonra evin ne akdar berbat olduğuna bakıp yardımcıma hızlıca yarın gelmesini söyleyen bir mesaj atarak yatağa geçtim. Telefonda biraz oyalanırken kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Kalktığımda saat yine her zamanki gibi 5 ti, ancak bugün tempon yoğun olduğundan yatakta oyalanma keyfinden vazgeçip hızlı bir duş alıp nane yeşili crop ceket, yelek ve palazzo pantolondan oluşan bir takım seçtim. Saçlarımı önleyip yarım topladım ve yüzümü çerçeveleyecek birer perçem bıraktım. Toprak tonlarında bir makyaj ve taş rengi bir çift steletto çekerek evden çıktım.
Rezidansın güvenliğine yardımcımın geleceğini bildirip otoparka gittiğim sırada birinin beni takip ettiğini hissetsem de arkamı döndüğümde etrafın boş olduğunu görüp rahatladım. İçimden bir ses bunun suni bir rahatlık olduğunu söylese de önemsemedim.
Kliniğe geldiğimde yine Leyla yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beni bekliyordu. Lacivet bir pantolonla ona uyan bir kısa kollu triko beyaz bluzla, bu kadar basit bir kombinle bile göz kamaştırıcı görünüyordu. En heyecanlı sesiyle "Günaydın Defne Hanım." dedi.
"Günaydın, Fırat'la olan görüşmemi ve öğleden sonraki tüm randevularımı iptal et. Bugün makaleleri incelemeye karar verdim."
"Öğleden sonraya hiç randevu almadım, aylık makale okuma zamanınızın geldiğini çok iyi biliyorum."
Gerçekten harika bir asistanım vardı. Onu yıllar önce İstanbul'a ilk geldiğinde tanıdığım zamanki küçük korkmuş kız çocuğu tavırları gitmiş, yerine özgüvenli kendi ayakları üzerinde duran bir genç kadın gelmişti ki sadece 23 yaşında olan bu eserimle gurur duyuyordum.
Bunları düşünerek evraklarımı karıştırırken kapım çaldı. "Gel"
"Şey, Defne Hanım, tatlı yemediğinizi biliyorum ama, dün ilk arabamı aldım. Onun çikolatasını getirdim size."
"İlk arabanın çikolatasıysa yerim" dedim ve gülümsedim "Hayırlı olsun güzelim."
"Sağolun Defne hanım, siz olmasanız gerçekten yapamazdım."
"Hayır güzelim yapabilirdin, sadece sana biraz destek lazımdı."
"Yine de bana yaptığınız ablalığı atlayamam, gerçekten çok teşekkür ederim." dediğinde ikimizin de gözleri dolu dolu olmuştu. Onu ilk bulduğum zor zamanları hatırladım. Ailesinden gördüğü şiddet yüzünden çok ürkek bir halde metro durağında bekliyordu. Birileri onu sıkıştırıp taciz etmeye kalktığında saat gece 2'ydi. Ailesi onu evden atmış ve gidecek hiç bir yeri olmayan bir kızdı. Ona yardım etmek istediğinde çok korkmuş, ona gerçekten kötü bir şey yapıp yapmayacağımı bilmeden bana sığınmıştı. Maddi yardım kabul etmeyince ona asistana ihtiyacım olduğunu söyleyip iş almaya ikna etmiştim. İlk kendi evine çıktığı günkü sevincini hatırladığımda ağlamak üzere olduğumu fark ettim. Kalkıp sarıldım, kısa bir süre sonra burnumu çekerek, "Hadi işimizin başına dönüyoruz küçük hanım. Bana acilen Barış Yılmaz'ın kim olduğunu bulman lazım." dedim.
"Barış Yılmaz mı? Yılmaz Holding'in sahibi ve CEO'su, medyanın gözdesi Barış Yılmaz mı?"
"Bilmem, o olabilir, bana bunun kim olduğunu bulman lazım."
"Emin olun en gözde bekarlardan biri o Defne Hanım, mankenler, oyuncular hepsi onun peşinde ama ilginç biçimde son 3 aydır kimseyle görüntülenmemiş."
"Enteresan" dedim. "Neler bulabilirsen bana bir aktar bakalım, öğleden sonra da seninle bir yemeğe çıkalım, 5 sene sonra artık bilmen gereken şeyler var" diyerek Leyla'nın sağ kolum olabileceğine güvendiğime karar verdim. Hayatım hakkındaki bazı gerçekleri tam olarak öğrenmeyi hak eden belki tek dostum oydu.