Öğleden sonra klinikteki son işlerimizi de hallettikten sonra Leyla'yı da alarak çıktım. Anlattığımda nasıl tepki verecekti acaba? Bunca zamandır ona anlatmadığım için dostluğunu kaybeder miydim? Ya da küçük kız kardeşimi kızdırmış olur muydum?
Bu düşüncelerle boğuşurken Leyla'nın sesiyle irkildim.
"Defne Hanım, nereye gidiyoruz?"
"Birincisi ufaklık, klinikten çıktık artık hanım lafını kaldırıyoruz. İkincisi, bir yerde yemek yiyip biraz sohbet edeceğiz. Senden başka kimseye güvenemeyeceğim için sana anlatacaklarım var."
Gözleri ışıldayarak "Tamam Defne Hanım" dedi. Bu kız bazen gerçekten tam bir şaşkın ördek yavrusu olabiliyordu.
Yemek yiyeceğimiz restorana vardığımızda Leyla'nın büyük bir şaşkınlıkla etrafı incelemesinden anladığım üzere daha önce hiç böyle bir yere gelmediğini anladım. Gerçekten bu kızla ilgili her şeyle ilgilenirken bunu nasıl gözden kaçırdım. Berbat bir abla olduğuma bir kere daha emin oldum. Genç ve yakışıklı bir garson, siparişlerimizi alırken Leyla'yla flörtleşmeyi asla es geçmemişti. Her gittiğimiz yerde bunu yaşadığımız için alışmıştık. Birer salata atıştırdıktan ve havadan sudan konuşup sohbet ettikten sonra "Gelelim esas konuya" dedim. Gözleri ışıl ışıl ve meraklı biçimde kocaman açılmış yüzüme bakarken anlatmaya başladım.
"Yıllar önce, seninle ilk karşılaştığımız zamanlarda İstanbul'a yeni gelmiştim. Üniversitede yaşadığım berbat bir ilişki olmuştu. Fiziksel şiddete bile varan ciddi sıkıntılar yaşadığım bir dönemdi. En sonunda kaçmaya karar verdim. Kıbrıs'ı benim için cehenneme çeviren ve buna göz yuman herkesten kaçmaya karar verdim. Ailemin ben çok küçükken öldüğünü zaten biliyorsun." Şaşkınlık ve üzgünlükle karışık gözleri dolarken devam ettim, ne olursa olsun bu hikayeyi bilmeye hakkı vardı.
"Daha sonra İstanbul'a gelip, bir özel klinikte biraz çalıştıktan sonra beni taciz etmeye kalkan aptal bir başhekimden ötürü kendi kliniğimi açmaya karar verdim. Bunlarla uğraşırken çok ciddi borçlanmalarım oldu. O sırada, milli boksör olduğum zamanlardan kalma bir bağlantımla karşılaştım ve beni kafes dövüşlerine gitmeye ikna etti. Başka türlü borçlarımı ödeme şansım olmadığını düşünüyordum. Çakıl diye bir mekana girdim, az ileriden yaşlı bir adam geldi ve beni oradan hiç bir şey söylemeden çıkarttı. Sedat Abi eğer beni o gün oradan çıkarmamış olsa şuan ölmüş olabilirdim." dediğimde ikimizinde gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile. Gözlerimi silip Leyla'ya bir peçete uzattıktan sonra devam ettim "Sedat Abi bana orada kalsaydım bir kaç gün yenilmez ilan edildikten sonra bir gün beni öldüresiye dövecek birini çıkarıp onu efsaneleştireceklerini, bu tarz yerlerin böyle para kazandığını anlattı. Bana manevi baba oldu, gündüzleri kendi kliniğimde hasta alıp geceleri de onun salonunda ders veriyordum. Onun himayesindeyken nedenini bilmediğim bir biçimde kimse bana dokunmuyordu. Seni bulduğum akşam da yine onun salonundan çıkmış eve gidiyordum. Şuan kimsenin bilmediği iki hayatım var. Kliniktekiler boksu, bokstakiler kliniği bilmiyor ve ben ancak böyle birbirinden ayırınca huzurlu oluyorum Leyla. Sadece Sedat Abi biliyor ve bir de artık sen biliyorsun." diyerek bitirdiğimde soran gözlerle bana baktığını gördüm. "Sor Leyla korkma sana zarar verecek değilim."
"Sadece ne kadar zor zamanlardan geçtiğini düşünüyorum, sarılırsam geçmeyecek biliyorum ama sen benim için elinden geleni yaptın, bana abla oldun. Ben bu travmalarını atlatman için ne yapabilirim onu düşünüyordum." dedi titrek bir sesle.
Derin bir nefes aldım ve "Leyla benim artık her iki hayatımda da asistana daha doğrusu bir sağ kola ihtiyacım var. Birinin senin sağ kolun olması demek, her şeyinle ona emanet olmak ve onun da sana emanet olması demek. 5 senedir bir aradayız ve sürekli büyüyoruz görüyorsun. En kısa sürede yan daireme taşınman için hazırlığa başlamanı istiyorum. İtirazsız, masraflarını ben karşılayacağım ve yeni bir asistan eğiteceğiz."
Sevinçle ellerini çırparak "Artık tam bir abla kardeş olacağız seve seve yaparım!" diye çığlık attı.
"O zaman hadi, salona gidiyoruz. Ve bundan sonra bana en uzak hitabın abla olsun anlaştık mı ufaklık?" dediğimde koşup bana sıkı sıkı sarıldı. Yıllardır özlediğim aile sıcaklığını hissettim ve içimden bir şeyler aktı.
Yaklaşık yarım saat sonra salonda, her zamanki arka kapımın önündeydik. Leyla ya içeri giriş çıkışımızın detaylarını, kimden uzak durup kime yakın olması gerektiğini, benimleyken yapması gerekenleri birer birer anlattım. Özel bir işaret diline ihtiyacımız yoktu, zaten bakışarak bile anlaşabilmek gibi bir huyumuz vardı.
Dolabımdan iki takım spor kıyafeti ve spor malzemeleri çıkardım. Birini Leyla'ya uzatarak "Al bakalım, bunlar senin. Benimle gezeceksen kendini korumayı öğrenmen lazım. En kısa sürede antrenmanlara başlıyoruz." dedim.
"Nasıl olacak ki ben hiç bir şey bilmiyorum" diye şaşkınlıkla bir eline tutuşturduklarına bir yüzüme bakıyordu.
"Güzelim" dedim, "Ben de annemin karnından bilerek çıkmadım".
Hızlıca üstümüzü değiştirdikten sonra Sedat Abinin odasına doğru gittik. Leyla'yı onunla tanıştırıp derslerini onun vermesini isteyecektim. Ayrıca artık burada bir sağ kolum olduğunu ve benimle sürekli her yere geleceğini bilmesi gerekiyordu. Yol boyunca tek tek salonları, odaları, hiyerarşiyi anlattım. Çok zeki bir kız olduğu için her şeyi anlaması pek uzun sürmedi.
"Defne abla" dedi korkarak.
"N'oldu Leylacım?"
Çekingen bir tavırla "İçimden bir ses Sedat Abinin karanlık bir yanı olduğunu söylüyor."
"Yok canım daha neler, hadi gidip ihtiyarımızı bulalım." derken onunla aynı fikirde olduğumu söyleme isteğimi zor bastırdım.
Sedat Abinin odasına geldiğimizde içeriden Jale'nin sesini duydum "Görüşürüz şekerim yine ara" diyordu. Jaluzileri açık olduğuna göre odası müsait diye düşünüp kapıyı tıklattım.
"Gel" sesini duyduğumda Leyla'ya dönüp, "İçerideki sürtük ne söylerse söylesin aldırma ve söylediği her şeyin deli saçması olduğunu bil" diye fısıldadıktan sonra kapıyı açtım.
Yeni toplanmış koltuğun üstünde her yerini teşhir etmekle meşgul olan Jale, bizi görünce ayağa kalkıp göğsünü dikleştirerek "Oooo ben de bizim çakma Barbie'miz nerede diyordum. Kız ne O Ken'ini kaybetmiş gibi bakıyorsun?" diyerek şuh bir kahka attı.
"Jale sana kaç kere Defne'yle uğraşma dedim" diyerek banyodan çıkan Sedat Abi olduğu yerde Leyla'ya bakarak durakladı. Saçlarının arasından elini geçirirken "Bu güzel kız çocuğu da kim?" dedi kafasıyla Leyla'yı işaret ederek.
"Bu Leyla Sedat Abi, benim klinik asistanımdı ama artık sağ kolum olarak her yere benimle gelecek" dedim.
"Oh be!" dedi. "Nihayet kendine lafımı dinleyip bir sağ kol seçtin. Yoksa kendini yorgunluktan öldürecektin."
"Abi abartma istersen senelerdir böyle ne kadar rahat olduğumu sen biliyorsun. Leyla'yı aldım çünkü o benim kızkardeşim gibi."
"Demek bizim kızın öve öve bitiremediği Leyla sensin. Hoş geldin güzel yavrum." deyip Leyla'yı bir baba şefkatiyle kucakladı.
"Hoş buldum."
Jale lafa atılarak "Bizim çakma Barbie kendine Ken bulacağına Sindy bulmuş" dedi.
Gözlerimi gözlerine diktim, yüzüne iyice yanaştım ve dedim ki "Seni öldürmemem için tek sebebimin Sedat Abi olduğunun farkındasındır umarım."
Dudaklarını büzerek Sedat Abi'ye baktı. "Yeter Jale hadi sen gidiyorsun, benim kızlarla konuşacaklarım var" diyerek o aptalı gönderdi.
Jale homurdanarak çıktıktan sonra Sedat Abi masasına yerleşerek bize birer çay söyledi.
"Tahminen ne zaman bunu becermeyi bırakırsın? Ona göre kara listemin bekleme bölümünden ana bölümüne alacağım" dediğimde Leyla'nın kıkırdamasını duydum.
"Çok ayıp Defne, Leyla'nın yanında ağzına böyle şeyler yakışıyor mu? Ağzına acı biber sürerim." dedi sahte bir kızgınlıkla ve tabii ki yine konuyu geçiştirdi.
"Peki, Yılmaz Holding in biricik yöneticisi, sosyetenin kazanovasıyla çalışmayı ne zaman bırakıyorum?"
Sedat Abi gözlerini devirerek "Hiç şansın yok Defne, son kafa atma performansından sonra seninle haftanın 3 değil 5 günü çalışmak istediğini söyledi."
Ne? Ama gerçekten ne? Bu adam manyak mı sadist mi derdi ne?
"Defne birine kafa mı attı" diye ciyaklayan Leyla'nın sesiyle sorularımdan sıyrıldım. Sedat abi ise sadece kafasını sallamakla yetindi.
Sedat abi "Akşam bu konu hakkında seninle konuşmaya geleceğim, Leyla'da seninle olsun lütfen" dediğinde gözlerindeki endişeyi görebiliyordum.
"Peki abi, bir de senden bir ricam olacak."
"Dur tahmin edeyim, kısa süre içinde Leyla'ya kendini korumayı öğretmemi isteyeceksin."
Leyla ağzı açık kalmış şekilde bir Sedat Abi ye bir bana bakarken Leyla'ya dönüp, "Bu ses tonu onun benden hayatta olmaz diyeceğim bir şeyi isteme ses tonu. Zamanla sen de alışırsın" diyerek göz kırptı. "Ama merak etme, eğiteceğim." dediğinde de ben ağzım açık kalmış biçimde Sedat Abi ye bakıyordum.
Odama dönüp evrak işlerimiz hakkında da Leyla'ya bilgi verdikten sonra hızlıca gizli yazışma uygulamamızı ona da kurdum. Bellatrix'e ulaştım ve Leyla'nın telefonunu da korumaya almasını söyledim. Bana siber saldırıda bulunan her kimse, Leyla'yı yanımda görünce ona da saldırıda bulunabilirdi ki bu hiç hoş olmazdı.
Bu işi de hallettiğime göre derin bir nefes alıp rahatlayabilirdim. Nasılsa o baş belasıyla antrenmanıma daha 2 saatten fazla zaman vardı. "Leyla" dedim. "Bize bir kahve koy da içelim.".
Antrenman saatinin geldiğini fark ettiğimde sinirlerim iyice gerilmiş, hıncımı kum torbasından aldığım için geri gevşemiş ve kan ter içinde kalmıştım. Hızlıca yukarı çıkıp üstümü değiştirdikten sonra Leyla'yı Sedat Abi'yle çalışırken özel odada buldum.
"Oooo ihtiyar sahalarda!!" diye Sedat Abi'ye bulaştım. Leyla çalışırken çok keyifli görünüyordu.
"Boşuna heveslenme küçük hanım, seninle ringe çıkmayacağım sadece Barış'ın bir yerini kırmadığına emin olmak için burada çalışıyoruz."
"Aman aman tamam çok kıymetli Barış oluşunun bir yerlerini kırmayacağım" dediğimde Barış'ın sesini duydum.
"Anlaşılan ben yokken dedikodumu yapacak kadar beni seviyorsun" dedi.
Elime atlama ipini alıp uzattım "Sesini kes de.."
"Evet evet biliyorum hocacığım 3 dakikadan 3 set atlayacağım tamam" dediğinde kapının açık olduğunu fark ettim.
"Beklediğimiz biri mi var abi?" dedim Sedat Abi'ye.
"Evet, Barış'ın sağ kolu Doğu'da artık bizimle çalışacak." dediğinde çenemi tutamayıp "Bir şımarık zengin velet yetmezmiş gibi ikincisini de mi çalıştırmak zorundayım?" dedim.
Sadece yüzüme baktığında çenemi kapatmazsam Sedat abinin kafamı kıracağını anlayıp sustum. O sırada hiç tanıdık olmayan bir ses "Kalbimi kırıyorsun ama yenge" dedi. Ne yengesi lan diye düşünürken Barış'ın ona attığı ölümcül bakışları fark ettim.
"Ne yani, patronun burnunun ne şekilde dağıldığını gözümle görmek istemem suç mu ?" diye kıkırdayarak soyunma kabinine geçti. Doğu da aynı Barış gibi uzun boylu ve yakışıklıydı. Barış'a nazaran daha eğlenceli ve daha sevimli bir adam olduğunu düşündüm. "Eh, en azından birilerinin espri kabiliyeti var" dememle, Leylanın "Ah!" dediğini duydum. Arkamı döndüğümde Sedat Abi, "En ufak dikkat dağınıklığında başına çok daha kötüleri gelebilir, Doğu'nun yakışıklı yüzünden gözlerini ayırırsan antrenmanımıza devam edebiliriz." diye Leyla'ya nasihat veriyordu. Bu iyiye işarettir. Sedat Abi eğer nasihat veriyorsa Leyla 1 ay içinde terminatöriçe falan olacak demektir.
Şaşırtıcı bir şekilde Barış'ın taşkınlık yapmadığı bir antrenman olmuştu. Yine de kaza bela her temas ettiğimizde uyuşan beynim ve hızlanan kalbim olmasaydı bu iş daha kolay olabilirdi. Ayrıca kokusu kafamı çok karıştırıyordu ki bu benim için işleri bir hayli zorlaştırıyordu. Boynunun omzuyla birleştiği noktadaki kasları, köprücük kemikleriyle uyum içindeydi ve terden tişörtü üstüne yapıştıkça karın kaslarının belli olması nedeniyle hormonlarımın tavan yapması da ayrı bir sorun haline geliyordu.
Doğu ise çalışmaktan çok Leyla'ya baktığı için defalarca benden şamar yemiş ama her defasında bunca günahı temizlemek için sevap işliyorum ne var yani diyip haşarı küçük çocuklar gibi davranmasıyla beni güldürmüştü. Leyla Doğu'yla tanıştığına bir hayli memnun vaziyette suratında şapşal bir gülümsemeyle sürekli biriyle mesajlaşıyordu ki bunun Doğu olması çok muhtemeldi. Ama onu Doğu'ya karşı ağzını sıkı tutması konusunda uyarmayı sonraya bırakmaya karar verdim.
Eve giderken Sedat Abinin benimle konuşmak istediği konunun ne olabileceği sürekli beynimin içinde döndü durdu.