Narve Hancı :)
Sessizce mektubu açtım iki sayfa vardı içinde. Derin bir nefes alıp ilkini açtım ve sesli okumaya başladım;
"Narve'm. Kızım. Dünyanın en güzel kızı. Benim gözümün nuru. İlk göz ağrım. Sen şimdi diyeceksinki ilk doğan abim değilmi? Babaları için kız çocukları her zaman en öndedir. Aslı doğana kadar tek kızımdın sen benim. Babalar için kız çocukları veli nimettir.
Bu zamana kadar tek amacım mutlu mesut yaşayan ailemi korumak oldu. Bu yaşınıza kadar kılınıza zarar gelmesin diye çok çabaladım. Ama burdan sonrasını kestiremiyorum. Artık kontolümden çıkıyor herşey.
Herhangi bir tehlikede ilk beni ve abimi öldürürler. Ama annen sen ve ikizler arasında en tehlikede olan sensin. Senin ne kadar akıllı biri olduğunu tüm Hancı aşireti biliyor. İkizleri ayak altından kaldırırlar anneni de alırlar ama seni bırakırlar. Bekar genç kız olarak kalırsın ortada. Ya seni de öldürüp yasal olmayan yollardan tüm mirasıma konarlar. Ya da yasal olan yolla yani seninle evlenerek tüm mirasa ortak olurlar. Sana senin istemeyeceğin şeyleri yaparlar. Zorla dokunurlar sana"
*Zorla dokunurlar sana* birkaç saniye bu cümle beynimde dolandı. Sonra okumaya devam ettim;
"Başka bir gerçek ise amcan ve oğlu. Harun'un sana takıntısını biliyorum. Bu zamana kadar bir icraatı olmadıysa benden korktuğu içindir. Seni gerçekten seviyor mu yoksa takıntılı mı orasını anlayamadım. Ama Harun'dan daha tehlikelisi onun babası. Amcan benim öz kardeşim değil. Bunu bilmenizi ben istemedim. Babamın gayrimeşru çocuğuydu. Ama ona asla üvey gözüyle bakmadım ama o hep parama konmaya çalıştı. Harun'un sana olan ilgisini bildiği için defalarca ikinizi evlendirmeye çalıştı. Ben izin verseydim olurdu ama izin vermedim.
Eğer tahmin ettiğim şeyler olursa biz hepimiz toprağın altındayken sen yaşamış olucaksın. Bu süreçte amcan ve ailesi seni Harun'la evlendirmek için elinden geleni yapacak. Düşmalarım seni alıkoymaya kalkışıcak. Mal varlığıma konmaya çalışacak. Harun ise senin üstüne gelecek. Biliyorum senin gönlün yok Harun'da. Onu abin gibi görüyorsun. O yüzden senin asla zarar görmemen için Vedat dayınla birlikte her şeyi ayarladım."
Sayfa bitti. İkinci sayfayı okumak için cesaretimi toparlamam lazımdı. Ama olmuyor çünkü asıl önemli olan ikinci sayfa. Babamın yazdıklarının ne olduğunu tahmin edebiliyorum. Hayatımı yaşamamı isteyecek. Onları unutmamı isteyecek ama ben bunu yapamam.
"Baba nolur yapma benden bunları yapmamı isteme" deyip ellerimle yüzümü kapattım. Sonra gözyaşlarımı silip ikinci sayfayı elime aldım.
"Bu sayfada yazıcağım herşey vasiyetimdir sana. Asla itiraz etmeyeceksin ve harfiyen yapacaksın. Bu mektubu okuduktan sonra Vedat'a haber ver o sana daha detaylı anlatır.
Konağı, şirketi, iki fabrikayı, otelleri, çiftliği ve diğer kalan her şeyi Vedat'a yetki vererek satacaksın. Ve hiç kimseyle iletişim kurmayacak başka bir şehire taşınıcaksın. Bu şehirde tanıştığın tek bir Allah'ın kuluyla görüşmeyeceksin. Buna Ezgi de dahil. Bunu yaparsan kendini de Ezgi'yi de korursun.
Bu olanlardan annenin de Cesur'un da haberi var. Hepimiz herşeyi biliyorduk sadece sana ve ikizlere yansıtmamaya çalıştık. Vedat'a bir flash kart bıraktım. Vedat onu sana versin içinde bazı kayıtlar var onları mutlaka izle. Ondan sonra beni daha iyi anlarsın.
Git kızım buralardan asla arkana bakma. Deme ailemin mezarı burda. Biz artık yokuz. Sen tek başınasın. Yanlızsın. Ve eğer buna dayanamayıp canına kıymaya çalışırsan benimde annenin de hakkı helal değil sana. Bunu unutma. Benim için annen için abin ve kardeşlerin için yaşa. Asla ölmek kelimesini aklına bile getirme. Dediğim gibi Vedat herşeyi ayarlayacak. İstersen kıyafetlerini bile götürme ya da istersen evden istediklerini al götür ama git.
Seni çok seviyorum kızım bunu unutma. Sana hiçbir zaman bir baba olarak yaklaşmadım. Hep bir arkadaş gibi oldum. Tüm aşiret hatta tüm Şırnak halkı benden korkarken sen bana baba ben regli oldum karnım ağrıyor derdin. Seni sürekli kanepeden kucaklar yatağına yatırırdım. O ev bizim baba kız anılarımızla dolu olduğu kadar iki arkadaş anısıyla da dolu. Bizi unut hafızanı resetle ve git hayatını yaşa hatta git dansçı ol. Biliyorum dans etmek senin için herşey demek. Sırf ben üzülmeyeyim diye dansçı olmadın. Bunun için üniversite okumadın. Sana bir vasiyetim ise dansçı olman. Kendin için annen ve Aslı için de dans etmeyi unutma olur mu güzel kızım.
Seni herşeyden çok seven baban..."
Mektup bitti ben de bittim. Babam benden onları bırakıp gitmemi istiyor. Üstelik her şeyi halletmiş ve planlamış. Demekki böyle bir şeyin olması muhtemelmiş. Bu kadar şey yaşanırken benim ruhum bile duymamış. Ben yapamam. Bırakamam onları burda.
Hemen telefonumu elime alıp Vedat dayımı aradım. İkinci çalışta açtı;
"Dayı merhaba hiç uzatmicam mektubu okudum. Babam sende kayıtlar var diyor. Lütfen eve gel ya da ben sana geleyim"
"Demek okudun. Tamam. Akşamüstü gelirim yanına halletmem gereken bazı işlerim var"
"Tamam dayı seni bekliyorum" deyip vedalaşıp kapattık telefonu. Aklımı yetirecek gibiyim. Şuan sakinleşebileceğim tek yer ailemin kabristanı. Saate baktım 14.48 yazıyordu. Dayım gelene kadar annemlere gitsem iyi olur. Kafam dağılır hasret gideririm.
Kalkıp banyoya geçtim. Soğuk suyu bol bol yüzüme çırptım kendime gelmek için. Ellerimi yüzümü kurutup içeri geçtim. Yatağın üstünde duran mektubu alıp komodinin çekmecesine yerleştirdim. Telefonumu alıp mutfağa indim.
Hülya abla sofra hazırlamıştı mutfakta. Artık salondaki masada yemek yemiyorum. Ailemi hatırlatıyor. Bu yüzden ben, Ezgi ve Hülya abla birlikte mutfaktaki masada yiyoruz gerçi ben yemiyorum zorla yedirtiyorlar.
Az da olsa bir şeyler atıştırdıktan sonra Ezgi'yle birlikte aileme gittik. Ailemize. Ezgi öyle dedi. Senin ailen olduğu kadar benimde ailem dedi.
İlk başta her zamanki gibi annemle babamın yanına gittik. Ezgi misafirlerden dolayı yoğundu. O yüzden çok gelemiyordu buraya.
"Feriha sultan bak kızını da getirdim bugün" dedim. Ezgi sırtımı sıvazlayıp burukça gülümsedi yüzüme. Annemin yanı başına geçti.
"Annem kusura bakma gelemiyorum yoğunluktan gönül koyma bana olur mu? Fırsatını buldukça sizinle hasret gidermeye gelicem söz" dedi. Sanki annemler yaşıyormuş gibi hissettim bir anlığına. Ezgi'nin gözlerinden yanağına yaşlar döküldü.
Ezgi'yi hiç bu kadar çaresiz görmemiştim. Öz olmasa bile benim anne babama o da anne baba derdi. Anneme sultanım babama da Ahmet paşa derdi. Ahmet paşa lakabını birlikte bulmuştuk hatta.
Ezginin moralini düzeltmek için;
"Sultanım kızını değil gelinini getirdim. Cesur'um sana da merhaba" deyip dalga geçtim. Bazenleri onunla abimi şakadan da olsa yakıştırırdım.
Ezgi anında kalkıp kolumu cimcikledi. Anneme dönüp;
"Sultanım görüyorsun da durmuyo gene bu kızın. Elimde kalacak" dedi ve bana sarıldı.
Ardından abimle ve ikizlerle vakit geçirdim. Sonra eve döndük. Hala Vedat dayım gelmemişti. Avludan içeri girdiğim gibi Mehmet amcamın içeride olduğunu görünce ister istemez duraksadım. Ezgi elini omzuma koydu;
"İçerdeyim ben bir şey olursa seslenirsin"
"Tamam" dedim ve Ezgi mutfağa doğru gitti.
"Hoşgeldin amca hayırdır bir sen bir oğlun burayı iyice mesken bellediniz kendinize" dedim amcam sinirlendi ama kendini toparlayıp söze girdi;
"Gel yeğenim bir amca yeğen karşılıklı oturup konuşalım" deyip eliyle karşısını işaret etti. Sessizce oturdum. Çok geçmeden lafa girdi;
"Kızım tekrardan geçmiş olsun başın sağolsun. Amcan olarak her zaman arkandayım. Bilirsin seni çok severim. Hatta çocukluğundan beri sana gelinim derim. Seni Harun'la evlendirmek istiyorum biliyorsun" deyince attı bende devreler;
"Yani amca sadede gel işlerim var" dedim. Amacım her ne diyecekse bir an önce demesi ve gitmesiydi.
Amcam;
"Senin ben dışında kan bağın olan akraban kalmadı o yüzden diyorumki en kısa sürede seni Vedat ve Hülya'dan isteyelim" dedi. İşte bu cümle, asıl bu cümle beni zıvanadan çıkardı.
"Amca çık dışarı yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim. Murat abiii" diye korumalardan birine seslendim. Amcam sinirlendi. Ayağa kalkıp parmağını üstüme salladı ve;
"Kendine gel Narve amcan var karşında edepsizlik yapma yeğenim demem abimin yadigârı demem alırım ayağımın altına" dedi.
Ayağa kalktığım gibi amcamın üzerine yürüdüm. Zaten korkak biri olduğu için hemen korktu.
"Şimdi defolup gidiyorsun evimden bir daha ne seni ne de aileni etrafımda görmüyorum" dedim ve yukarı çıkmak için merdivenlere yöneldim.
Kafamı çevirip ona baktığımda 'bu iş burda bitmez' dercesine bana bakıyordu. Sonra dış kapıya yönledi. Tam kapıdan çıkacakken;
"Ha bu arada dedin ya kan bağın olan tek kişi benim" dediğimde durdu ve bana baktı kapı eşiğinde. Sözüne devam ettim;
"Değilsin amca. Sen benim hiçbir şeyim değilsin olmadın olmayacaksında. Üvey olduğunu biliyorum" diye tamamladım cümlemi. Sonra da arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim.
Amcam anladı ne demek istediğimi ama işine gelmediği için tabiri caizse at gibi geldiği yerden it gibi gitti. Amcammış. Çıkarcı kötü adam.
Daha merdivenleri tırmanmayı tamamlamadan kapı sesi geldi. Kafamı çevirdim ve gelen baktım. Vedat dayımdı gelen. Hızla indim bindiğim merdivenleri.
Yanına gidip hoşgeldin diyerek sarıldım. Saçlarımı okşadı ve öptü sonra alen acele babamın o mükemmel çalışma odasına gittik.
Bana bir flash bellek verdi ama bunu ben gittikten sonra izle dedi bende cebime attım. Meraklı gözlerle ona baktım. Çok geçmeden konuştu;
"Narve bak baban o mektubu benim önümde yazdı. Biz sana bir şeyler belli etmedik. Olacak herşeyden bihaber oldun. Biz bunların olacağını tahmin ediyorduk ve olduda. Babanın o kayıtlarını izlersen herşey kafanda oturur. Sen bize tek düşman olan Mehmet amcan sanıyorsun ama babanın çok daha tehlikeli düşmanları var. O yüzden ne olursa olsun bunları yapman lazım"
"Deme öyle lütfen" diye sitem ettim.
"Ben onları burda nasıl bırakırım yapamam. Anlayın beni. Sen aileni bırakıp gidebilir miydin. Hayır. Bende yapamam anla beni nolur" dedim ve ağlamaya başladım.
"Kayıtları izle düşün taşın yeniden konuşalım ben şimdi gidicem işim var tamam mı?" dedi. Başımı salladım.
"Peki katilden bir haber yok mu? Kafayı yememe ramak kaldı. Kim yaptı bunu ?"
"Maalesef hala bir haber yok ama işin üzerinde duruyorum. Ne olursa olsun ailenin katilini bulucam" dedi. Katilin gri Doblo tarzı bir araçla bizimkilerin olduğu araca çarpıp bariyerlerden aşağı düşürdüğünü söylemişti dayım. Aracı kullanan kişinin sadece gözleri görünüyormuş. O civarda kamera yokmuş o yüzden kimse plakasını almayı akıl edememiş o kargaşada. Sadece çarpan kişinin yüzünün kar maskeli olduğunu görmüş amcam. Başka bir şey bilmiyoruz.
Dayım benle vedalaştı ve çıktı odadan. Ben ise odada cebimde flash bellek aklımda milyon soru sıkıntı ile çalışma odasında kaldım.
Odadan çıkınca kapının önünde Hülya abla ve Vedat dayımın gergin bir şekilde bir şeyler konuştuğunu gördüm. Umursamadım çünkü şuan aklım o flsahta.
Mutfağa inip iki bardak çay alıp Ezgi'nin odasına gittim. Kapıyı tıklamadan girdim içeri. Çünkü biz asla birbirimizin odasına kapıyı çalarak girmezdik. Ben de öyle yaptım. Birbirimiz için sınırlarımız yoktu. Birbirimize karşı çok rahattık.
İçeri girince saçını kuruttuğunu gördüm. Hemen elimdeki tepsiyi komidinin üstüne koyup yatağın ortasına bağdaş oturdum.
Ezgi hemen saçlarını kuruttu, ördü ve iki bardağı eline aldı bana benim bardağımı verdi. Tuttum. Sonra da kendisi karşıma oturdu. İlkin biraz sessiz kaldım sonra bir yudum aldım bardağımdan.
"Ezgi acilen beyin fırtınası yapmalıyız" dedim. Çünkü biz sadece aynı evde büyümüş kan bağı olmayan iki arkadaş değildik aynı zamanda ikiz kardeştik de. Annem bize böyle derdi. Ve ne sıkıntımız olursa elimizde sıcak çayımızla yatağın üstünde oturup konuşup çözerdik birlikte.
"Çay getirmenden belli dökül bakalım" dedi.
"Mektubu okudun mu?"
"Evet" dedi. Başka arkadaşlıklar olsa bu özel alanı ihlal olur, büyük bir sıkıntı olurdu ama ben ve Ezgi için sorun değildi. Birbirimizin hayatına fazlasıyla dahil olurduk.
"İşte az önce Vedat dayı geldi o da bana babanın dediklerini yap dedi. Ve bana bir falsh bellek verdi. Onu da yarın senle izleriz. Benim bilgisayarımın içi bizimkilerle alakalı fotoğraf falan dolu seninkini kullanalım"
"Tamam kullanırız da ben şimdi bir şeyi anlamadım sen babanın dediğini yapıcakmısın ya da dur şöyle sorayım. Yapmak için nedenlerin ve yapmamak için nedenlerin ne sırala bana"
"Yapmamak için nedenlerim şu; burası benim ata toprağım memleketim. Ailemin mezarı burda ayrıca sen ve Hülya abla burada sizi bırakamam. Yapmak için nedenlerim ise; mektupta babam bana yaşamamı vasiyet etti ve amcam dışında da bilmediğim düşmanları var babamın hemde çok tehlikeliymişler. Vedat dayı öyle dedi"
"Bizim için gitmemezlik edersen bozuşuruz"
Ellerimi yumruk yapıp yukarıya kaldırdım;
"Sana burdan bodoslama bir dalarım görürsün nasıl bırakırım seni ve Hülya ablayı"
"Ben tehlikede olsaydım ve seni bırakıp gitmek zorunda olsaydım napardın?"
"Seni dinlemeden basardım kıçına tekmeyi senin için neresi güvenliyse oraya gitmen için elimden geleni yapardım"
"Hah işte sende aynısını yapıcaksın zaten salmam ben seni ortalık yatışsın gene görüşürüz"
"Bilmiyorum Ezoş yarın kayıtları izleyelim bi sonrasına sonra bakarız. Neyse ben kaçar hadi iyi geceler" deyip sıkıca yanağından öptüm.
"Benle kalsana" dedi.
"Yok yarın kayıtlardan sonra zaten senin odana konucam hazırla pijamalarımı" dedim ve bardakları tepsiye alıp çıktım odadan.
Mutfağa bıraktım tepsiyi ve odama çıktım. Saat çok erkendi. Duş aldım ve toz pembe reginde üstünde kiraz figürleri bulunan pijamalarımı giydim. Saçlarımı kuruttum. Yatağa girdiğim gibi uyudum. Bedenen de beyinen de fazlasıyla yorgundum çünkü. Bir ara uykumda anlıma bir baskı olduğunu ve pikenin omuzlarıma kadar çekildiğini farkettim.
"Anne" diye seslendim.
"Benim kuzum üstün açık uyumuşsun gene iyi ki kontrol etmeye geldim yoksa hasta olurdun" dedi Hülya abla ve saçlarımı okşayıp çıktı.
Kendimi tekrar deliksiz bir uykunun kollarına bıraktım. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama yatağın kenarında bir baskı hissedince hafif uyanır gibi oldum. Kesin gene Hülya abla gene beni kontrol etmeye geldi ya da Ezgi'yi gönderdi diye düşündüm.
"Ezoşum" dedim ve arkamı döndüm. Odam karanlık olduğu için çözemedim kim olduğunu. Elleri saçıma değdi. Tamamen dönünce burnuma iğrenç keskin kötü bir koku geldi. Ne olduğunu anlamadan o lanet sesi duydum.
"Narve'm seni çok özledim" deyip bir tutam saçımı alıp kokladı. O an anladım ki gelen Harun abimdi.
"Harun abi" diye irkildim ve yatakta oturur pozisyona geldim.
"Korkma benim güzelim ayrıca abi lafını da bırak ve gel buraya hasret giderelim" dedi. Korkudan ne yapacağımı şaşırdım. Nasıl girdi bu psikopat içeri ayrıca aldığım o koku içki kokusu sanırım.
Ellerim yanı başımdaki masa lambasına gitti ve açtım. İçerisi çok olmasa da aydınlandı.
"Harun abi ne işin var nasıl girdin içeri çık lütfen yoksa olanlardan ben sorumlu değilim" dedim bana daha çok yaklaştı ve bir anda üstüme çullandı.
Çığlık attım ve onun altından çıkmaya çalıştım. Ama olmadı. Tüm ağırlığını üstüme vermişti çünkü.
"Harun abi bırak" dedim ama yapmadı.
"Zorlama beni Narve usulca teslim ol bana bırak da senin tadını çıkarayım" dedi.
İşte bu cümleden sonra saniyeler durdu benden. Ben bana dokunmasını asla kaldıramazdım. İstemediğim birinin bana iznim dışında dokunması isteyeceğim son şey bile değil.
"Ezgiiii, imdat yardım edin" diye bağırdım. Hemen eliyle ağzımı kapamaya çalıştı. O iğrenç dudakları boynumda gezindi. Ondan kurtulmak için çok debelendim. Biraz sonra Ezgi odaya daldı. Peşinden ise Hülya abla, Murat abi ve diğer korumalar.
Hemen beni kurtardılar. Ezgi bana sarıldı hemen. Ben ağlamaya başladım. Murat abi Harun abiyi tuttuğu gibi bir yumrukla yere indirdi. Korktuğum için tekrar çığlık attım.
Ezgi;
"Murat abi dışarıda hallet korkuyor" dedi ve odadan çıktılar.
Aklımdan geçen tek şey vardı; Babam haklıymış gitmek zorundayım. Dakika bir gol bir bana zarar vermeye başladılar bile.
Ezgi Hülya ablayı da çıkardı odadan ve bana sarıldı. Sakinleşince hemen duşa soktu beni. Çocukken yaptığımız gibi beraber yıkandık. Ama daha çok o beni yıkadı.
Ağlamam hala devam ediyordu. Beni banyodan çıkardı. Dolaptan ikimize de kıyafet çıkardı. Bornozumu çıkarıp bana yardımcı oldu giyinmemde sonra da kendisi giyindi ve birlikte onun odasına indik.
Aslında benle uyu dediğinde inkar etmeseydim bunlar olmayacaktı. Yatağa geçtiğim gibi uyumak istedim ama izin vermedi Ezgi. Saçlarımı kuruttu. Sonra da kendi saçlarını kuruttu. Sonra beni annemin yaptığı gibi koynunda uyuttu. Ağlamam zor da olsa bitti ve sakinleşince uyuya kaldım.
Sabah kalktığımda Ezgi uyanıktı ve hala bana sarılıyordu. Bir yandan da saçlarımı okşuyordu. Kıpraşınca uyandığımı anladı.
"Günaydın Narcık"
"Günaydın Ezoş" dedim.
"Koca kız oldun hala koynumda uyuyorsun" dedi. Benim moralim düzelsin diye yapıyordu. Üzülmesin diye iyiymiş gibi davrandım.
"Norve Koon boni sovmiyor deyip omzumda uyuyan sen değil miydin" dedim ve yataktan çıkmak için hareketlendim.
"Bugün kahvaltımızı burda yapıcaz" dedi ve arkamı işaret etti. Arkamı dönünce Ezgi'nin çalışma masasını donatılmış gördüm.
"Ne gerek vardı ya" deyip ayağa kalktım. Popoma şaplak attı ve;
"Önce git ellerini yüzünü yıka açıl sonra gel kon yemeğe" dedi.
Kalçamı ovuşturarak banyoya geçip ellerimi yüzümü soğuk suyla yıkadım. Aynada kendi boynuma bakınca bile dün geceyi hatırladım ve istemesem de ağladım. Ezgi içerden saydırınca anlamaması için çıktım.
Kahvaltı yaparken bir gözüm Ezgi'deydi. Dayanamadım ve sessizliği bozdum;
"Noldu ona"
"O kim?" dedi anlamamış bir tonda. Yüzüne bakınca anladı.
"O puştu paketledi Vedat Dayı. Sabah seni aramış ulaşamamış telefonun odanda kalmış. Beni aradı bende iki çıtlattım. Olaya bir avukat olarak el koydu. Şimdi de içeride annemle birlikte kahvaltı yapıyorlar"
"Annenle. Hangi dağda kurt öldü acaba"
"Bende şaşırdım"
"Bir daha gelemez demi buraya o"
Ezgi elindeki çatalı bıraktı ve elimi tuttu.
"O piç kurusu adi köpek bir daha var olmamak üzere yok oldu endişelenme hadi kavlatını bitir de şu flash olayını halledelim" dedi.
"Tamam saydırma tüm küfürleri" deyip kahvlatıya odaklandım.
Kahvaltı bitince beraber toparladık ama benim odadan çıkmama izin vermedi. Hatta odamdan flash belleği bile kendisi getirdi.
Bilgisayarı da alıp yatağa geçtik. Taktı ve dosyalar kısmına girdi. Flashta bazı tapu fotoğrafları vardı. Onun dışında 11 tane video vardı. Hepsi farklı tarihlerde kaydedilmiş. 11 videodan sadece ikisi 5 dakikaydı. Diğer 9 tanesi 1-2 dakikalık videolardı.
Ezgi ilk videoya tıkladı. Ama daha başlamadan durdurdu. Refleks olarak ona baktım. Bana döndü ve;
"Hazır mısın başlatayım mı?" diye sordu.
Önce duraksadım ama sonra;
"Bakalım ne bekliyor bizi başlat lütfen" dedim.
Bakalım ne bekliyor beni!!!!!