44

915 Words
           ''Bir ince sızı ise geriye kalan,                                                                                                                  ''Yaşadığın da yaşayacağın da yalan....''     Aşk, ince, narin, gönül okşayan bir haldir. Bazen kırılgan, bazen umutsuz, bazen de yalandır....Kimi vakitte çok güçlü ve dirençli. Bir o kadar da inatçı. Bulmak zor, kaybetmek çok kolaydır. Yürek denen sarayda barınır da her yürek saray olmaz....Her insan oraya giremez, giren de çoğu kez çıkamaz. Böyle  de anlaşılmazdır. Sıklıkla da tek yönlü yaşanır. Bir seven olur bir de seven gibi....Birindeki aşksa, diğerindeki yalandır...Doğruyu göremeyen gönül kapılır gider de hakikati gördüğünde geç kalınmıştır gayrı....Yaşam çizginize öyle bir çentik atar ki ömür  boyu izi kalır. Sancısı sürer gider....Zaman geçip gider kuşkusuz ama, geriye dönüşler hep tekrarlanır....     Reyhan, kardeşinin anlattıklarından sonra daha bir dalgın oldu. Yanlışı görüyor da durduramıyor. Çaresiz. Anlatılacak bir konu da değil. Herkesin kendince çekip götüreceği çok farlı uç noktalar var. Duyulursa daha çok kişi, daha fazla  üzülür. En büyük korkusu, bir hal yolu bulana kadar, kardeşinin bir hata yapmasıydı. Eğer duygularına kapılıp da hareket ederse, bunu, kesinlikle yapacaktı. Bir şeyler bulup Nesrin'i oradan uzaklaştırmalıydı ama, ne? Ne yapabilirdi?...Uykuları bile kaçmıştı. Gergin, huzursuz biri olmuştu adeta.      Elindeki leğeni, yere atar gibi bıraktı. Çamaşırları sermeye başladı ipe. Aklı hep meşgul....Ali de hemen yetişti ardından. Artık yürümeye başlamıştı ve ele avuca sığmaz olmuştu. Kapıyı açık görünce, kendini bahçeye atmıştı yine. Reyhan: ''-Aliii! Gel oğlum! Bana yardı et!''dedi ve kendine paytak paytak yaklaşmasını gülerek seyretti: ''-Aferin oğluma! Al bakalım bunları, bana birer birer ver!''diyerek eline iki mandal tutuşturdu. Ali bayıldı bu işe. Sanki büyüdüğünün farkında.  Ağzından bir türlü tamamı çıkmayan anne kelimesinin a'sını uzatıp kendince söylüyordu: ''-Aaaaaaa!''Her a sesinde bir mandal uzattı.Kadın: ''-Zeki oğlum benim!''dedi. Kısa bir süreliğine olsa da kardeşini unutmuş, çocuğunun şirinliğinde avuntuyu yaşamıştı.... ''-Gelinim! Bugün pek bir güzel hava var. Anangile gidelim mi?''diyen kayınvalidesi,s anki kendine gökten inen bir yardımdı. ''-Çok iyi olur! Ali de gezmiş olur!''diye cevap verirken, içinden geçenler ayrı: ''-Bir gidelim bakalım, ne durumda Nesrin? Etrafı da kolaçan ederim. Pek iyi olacak bu.....'' Ayşe: ''-Sen Ali ile oyalan biraz, yemeği yapayım da çıkalım!'' ''-Tamam ana! Sen nasıl istersen. Çamaşırı asıp bitireyim de oğlumu bir güzel giydireyim.'' ''-Giydir tabii torunumu! Paşam o benim paşam!''      Oğlu ile genç kadın, dünyanın en güzel işini yapar gibi, büyük bir ciddiyetle, çamaşırları asıp bitirdiler: ''-Oğlum yardım etmese, ben nasıl bitirirdim bunca işi?!'' derken Ali'yi kucağına aldı, öpmeye başladı. Yüzünü ve boynunu....Çocuk kıkırdadı, boynu öpüldüğünde anlaşılan gıdıklanıyordu. ''-Şimdi cicilerimizi giyelim, sonra da atta gidelim oğlumla.''       Reyhan, eve girdi. Çabucak çocuğu giydirdi, sonra da kendisi giyindi. Kayınvalidesi geldiğinde ikisi de hazırdı.Ayşe: ''-Hazırsak çıkalım!''dedi. Üçü, neşeyle yola koyuldular. Şubat'ın sonu olsa da bahar gibi ılık, sakin bir güneşin altında keyifle yürümeye başladılar .En mutlu, Ali içlerinde. Kucağı istememiş,  yürüyordu. Arada bir eğilip yerden bir şey almaya kalkışıyordu. Keşif, merak arası bir yerde. Reyhan hemen engelliyor: ''-Hayır! At onu! Pis!''Ayşe onları seyretmekten mutlu. Kahvenin önünden geçerken toparlandılar, en uzak yanından geçmeye çalıştılar. Masalar dolu erkek....Ali, yine gördüğü bir yaprak parçasını almak için atılınca ,Reyhan da eğildi. İşte o an gördüğü bir çehre kanını dondurdu. Hayri idi. Ölü suratlı Hayri. Gevşemiş bedeni, aniden tekrar gerildi. Kaçamak ama, bir o kadar da ters bir bakış fırlattı, kendine yüzsüz yüzsüz bakan adama. Ayşe anlamadı Allah'tan. Çocuğun ağlamasına, karşı koymasına aldırmadan, kucağına aldı. Adımları hızlandı. Ayşe: ''-Ne oldu? Hızlandın...'' ''-Kahve adam dolu, oyalanmayalım diye hızlandım!'' ''-Doğru dersin. Kafa mı kaldı bende! Bak ben hiç düşünemedim....'' Yolları da pek az kalmıştı. Karşı kaldırıma geçtiler, ilk sokağa saptılar ve ev karşılarındaydı artık....Nesrin, kapının önünü süpürmekte. Ablasını görünce sevinçle koştu karşılamaya.Ablasına sarıldı, Ayşe'nin elini öptü, Ali'yi de kucakladı. Hep beraber eve girdiler. Gülsüm,bahçede çiçeklerin gübresini veriyor. Birden gelen konukları fark etti, sevindi: ''-Neden önceden haber vermediniz? Hazırlık yapardık! Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. İçeri geçelim!'' Ayşe: ''-Burası pek bir iyi. Sıcak da....Bütün kış eve kapanıp kaldık zaten. Bahçede oturalım. Ali de gönlünce gezinsin.'' ''-Oturalım dünürüm.'' dedi ve Nesrin'e döndü: ''-Kızım, bir bez alıp gel de şu masayı sil! Temiz temiz oturalım!''kız lafı ikiletmeden koşarak gitti, hemen sonra döndü. Güzelce masayı, iskemleleri sildi, toz namına bir şey bırakmadı. Ayşe ile Gülsüm yan yana konuşmaya daldılar bir süre sonra. Ali, elinde ince bir dal parçası, oradan oraya koşmakta. Reyhan, gözleri ile oğlunu takip etmekte ama ,aklı Nesrin'de....Kardeşi, karşısındaki iskemlede, suçlu gibi oturmakta. Gözlerini kendinden kaçırmakta durmadan. Üstelemedi Reyhan, yeni gelmişlerdi ve elbette bir an olacak, yalnız kalacaklardı. Anasının konuşması, düşündüğünü doğruladı, hem de beklediğinden daha çabuk. Gülsüm: ''-Nesrin! Hadi bize kahve yap! ''-Hemen yaparım!''derken kardeşi, Reyhan atıldı: ''-Ben de gideyim de yardım edeyim. Anne siz Ali'ye göz kulak olun!'' Ayşe: ''-Tamam kızım.'' Nesrin, sıkılır gibi oldu, ablası meraklı. Beraber geçtiler mutfağa. Bir şey yok gibi, davranmaya çalışsa da Reyhan'ın  sorular yağdıran bakışları hep üzerinde. Anlamazdan gelmeyi denedi olmadı. ''-Nesrin! Kaçamazsın! Anlat, bana dediklerinden gayrı bir şey oldu mu?'' ''-Yok...Şey....Ne olsun ki!...'' ''-Anlat! Beni delirtme!'' ''-Kızmayacaksın ama!....'' ''-Hadi! Lafı geveleme!'' Ablasının, emir verici sesi karşısında çözüldü Nesrin: ''-Geçen, dere kenarında.....'' ''-Eeeee!'' ''-Dere kenarında buluştuk. Konuştuk sadece.'' ''-Ne konuştunuz?'' ''-Benimle evlenmek istiyor ama, aileler dargın olduğundan istemeye gelemiyormuş. Onun için.....'' ''-Onun için ne?!'' ''-Onun için.....O yüzden.....Kaçalım dedi.'' ''-Kız seni öldürürüm! Sakın ona uyma!!! Gebertirim seni!!!'' ''-Olur mu abla? Uyar mıyım onun aklına! Anamı, babamı, seni üzmem.'' dese de kardeşi, bu! Reyhan'ı rahatlatmadı. Nesrin'in sesinde öyle bir tını yakalamıştı ki kalbini görür olmuştu sanki. Bunlar, kendini avutmak için söylenen, gerçekten uzak laflardı. Öyle içine doğdu. Bir uygun zaman bulunca kaçacaktı kardeşi. İşte o vakit, yaşayacakları rezilliği, felaketi düşündü, kanı dondu. Beyni durmadan işliyordu şimdi. Hemen, bir çözüm üretmeli....     Nesrin'e açık vermedi, sakin görünmeyi becerdi. Usulca kalktı, bahçeye döndü. Kendi kendine konuşuyordu durmadan: ''-Aklı sıra bizi uyutacak! Çok akıllı ya! Ben sana gösteririm!''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD