Tuz, ekmek hakkı varken.....Bunların bile ödenmesi zor iken....Bir yaşamın bedeli nasıl ödenirdi? Sufi, ilk anlamında, gönül ehli demektir. Ve sufi der ki:''Kırdığın gönle dikkat et! Belki de Allah'ın sevgili kuludur.'' Bu denli hassas düşünen insanlar yaşamışken, tam tersine bencilliğinde kaybolan, vasat insanlar da gelmiş geçmiş bu alemden....Çok, çoookkkkları....Kim bilir?!..Belki de ince düşünmemek daha kolay gelir bize...Varsın olsun, suç kimsede değil, dünya hali.....Sanki bizim de başımıza gelmedi mi? O da yaşasın....Bana ne!......
O bana neler, bir an gelir kişinin akıbeti olur, hem de hiç istemediği türden....Yine anlamak istemez, ters giden talihine yorar. Belalar da ancak anlayana ders verir....Anlamayana ne etsen boş!...Aynıyı dönüp dönüp yaşar......Hiç değişmez....Arabın Yalellisi gibi......
Atiye, kendi türküsünü çığırmaya devam etmekte....Gözlerini sımsıkı yummuş çevresine, burnunun dikine gitmekte....Durmadan attığı odunlarla ateşini büyütmekte....Kararmış içinin isleri artık dışarı taşmış. Yüzüne de garip bir çirkinlik gelip oturmuştu....
O gün, yine yalnız, beynindeki çıyanlar ile sohbet halinde.Uzun zamandır zihninde hayırlı bir düşünce yeşermemişti!...Daha ne yapabilirim hortlağına sarılmışken, hafif bir tıkırtı duydu. Baktı. Örtüsünü uçura uçura, akbaba gibi süzülerek gelen Hanife'yi gördü. Garip ışıklar belirdi yüzünde, yani sevindi kendince. Hanife:
''-Her şey tamam, yarın akşama doğru gel. İki ezan arası yapacağız. Unutma! Ağzını sıkı tut!'''
''-Şimdi, hemen etsek olmaz mı?''
''-Yolu yordamıyla yapılır her iş. Senin aklın almaz. Yarın dediğim saatte gel. Akşam ile yatsı arası olmalı!''
Atiye, ağzını açmıştı ki yaşlı kadın, sırtını döndü, hızlı ve sanki taşıdığı kötülükten kamburlaşmış halde gitti. Genç kadın, ürperdi ama, korkmadı.
''-Oluyor işte! Yarın bu iş tamam!''
İşler düzelecekti ya gayrı, keyiflendi. Kendince planlara daldı. Cilveli, çekici bir kadın olmalıydı Cemal'e. Yeniden kendine çekmeliydi. Ateşinde kavurup kavurup durmalıydı. Aynanın karşısına geçti. Kendince talim etti. Şöyle baksam, böyle baksam....Saçımı biraz kabartayım....Vahşi ve çekici olurum.Hafif yan dönüp kırıtırsam, eriyip biter,vs.....Sonra başka bir hinlik geldi aklına...Sinsiliğin zirvesine tırmanmış gibi hissetti. Sivri bakışlar, kötülük timsali gülüşler geldi yüzüne....
Akşamı akşam etti. Cemal'i her zamankinden farklı işvelerle karşıladı .Genç adam aptal aptal kadına baktı. Bir daha baktı. Anlayamadı bu hallerin sebebini. Erkek düşüncesi ile netice bulmakta zorlanmadı: ''-Halleniyor galiba!'' diye noktayı koydu. Çok yorgundu ama, yine adam gururu okşanmıştı. Pis pis, gevrek gevrek sırıttı:''-Kesin, anlarım ben!'' Şöyle bir kabardı, divana kuruldu:
''-Açım! Ne yaptın bana bugün?''
''-Neler pişirmedim ki! En sevdiğin, dolma yaptım, karnıyarık, revani....''
''-Koş, çabuk getir öyleyse.''
Atiye, hazırlarken sofrayı, zafer kazanmış bir kumandan havasındaydı. Ne etmiş etmiş, yine adamın aklını çevirmişti. E her kadın, kadın olamaz. Oturdular yer sofrasına. Çocuk gibi koca adamı besliyor, elleri ile yediriyor yemekleri eşine....Cemal memnun. Oldum olası sevmiştir pış pışlanmayı....Kocaman bir dolma parçasını, kocasının ağzına tıkıştırırken:
''-Ben gebeyim!'' dedi.Cemal, neredeyse ağzındakileri etrafa saça saça:
''-Kız!! Gerçek mi?'' diye neredeyse çığlık attı. Çünkü zaman geçtikçe umudunu kaybetmişti adam. Artık olmaz diye düşünmeye bile başlamıştı. Bayramdı bu akşam kendilerine....Bu coşku, karısının yüzündeki garip ifadeyi görmesini engelledi. Atiye: ''Bu onu bir süre oyalar. Nasıl olsa yarın Hanife yapacaktı gerekeni. Ve nasıl olsa hamile kalacaktı. Birkaç gün önce ya da sonra söylemekten ne çıkardı ki gebe olduğunu!.....
Akşamın ilerleyen vaktinde, karı koca istekli ve ateşli birbirlerine sarıldılar. İlk gün gibi oldu her şey....Sabahı gördüler neredeyse....Bebeği olacak düşüncesi, sevinçten deli etmişti adamı. Durup durup coşku ile sarıldı eşine. Atiye, sonunda:
''-Aaaa! Yeter be adam! Öldüreceksin beni!'' İlk aydınlık belli belirsiz kendini gösterirken,ikisi de yorgun uyuyup kaldılar....
O uzun gece de Atiye, gerçekten gebe kalmıştı ama, bilen sadece Yüce Mevla. Sırmış, hakikatmiş, yalanmış, bilinmez oldu, birbirinde eridi. Bir şey bilmez iki fani uykunun kollarında, kendilerini bekleyenlerden habersiz.....
****
Atiye, zor geçirdi saatleri....Vakit gelmişti. Bahçe kapısını kilitledi ve yola çıktı. Hesap edemediği sonuna adım adım ilerledi....Yol tenha. Herkes evine çekilmiş neredeyse. Alaca karanlık inmeye başlamış. Tanıdığı, bildiği kapıyı bu sefer usul usul tıklattı. Hanife sanki kapıda bekliyor gibi, hemen onu içeri aldı.
''-Çabuk tutalım elimizi, Cemal kahveden dönmeden eve varayım. Şüphelenmesin.''
''-Uzan şuraya!'' dedi yaşlı kadın. Bir süre önce Reyhan'ın yattığı yer....
Evi iç bulandırıcı, pis bir koku sarmıştı. Atiye'ye bir tiksinti geldi. Bunu hemen fark eden kadın:
''-Senin için kaynattığım otların kokusu, bir de sığır ödü .Altındakileri çıkar, bacaklarını ayır. Bu karışımdan hazırladığım fitili yerleştireyim.''
Genç kadın, anlamsız cesareti ile her şeye uydu, korkusuzca. Yaşlı kadının demesi ile bacaklarını indirdi .Göbeğini açtı, Hanife fitili yerleştirdikten sonra oraya, garip şekiller ile bazı harfler yazdı ve:
''-Tamam. Şimdi git erini bekle. Bu gece halvet olun. Olur inşaallah!''
Atiye, acele giyindi, üstünü başını düzeltti ama, kasıklarında ince bir sızı duydu. İlaç etkisini gösteriyor diye düşündü, sevindi. Dönüş yoluna çıktı .Adım attıkça, o ince sızı ağrıya döndü. Eve zor vardı, kendini yatağa dar attı. İçi parçalanırcasına ağrıları arttı. Ilık ılık bacaklarının arası ıslandı. Elini attı yokladı,kan içindeydi:
''-Cemal, çabuk gel!''diye seslendi ama, evde yalnız, kimseler duymadı. Kıvranmaya başladı, daha önceden bilmediği kadar öldürücü eller karnını ve kasıklarını ezercesine sıkıyor gibi.......Vücudundan kan fışkırıyordu...Halsizlik geldi, gözler karardı ve kendinden geçti kaldı....
Doğa kendini aşamaz ki doğa üstü güçler olsun!...Medet umalım, yardım dileyelim. En beter hatalardan biri yeniden yaşandı. Sahte yaşamlar, yalan insanlar elinde sadece heba olup gider. Oysa yaşamın sihri kendindedir. Başka bir yola çıkmaya gerek yok. Yapacağımız tek şey onu yaşamaktır. Bu kadar basit....