Mira’nın Ağzından Sınıfın o her zamanki sabah gürültüsü, Merih’in adımlarıyla birlikte bir bıçak gibi kesildi. Merih’in sinirlendiği, bedeninin her milimetresinden okunuyordu. Çenesi sanki bir daha hiç açılmayacakmış gibi kilitlenmiş, geniş omuzları öfkenin ağırlığıyla gerilmişti. Bakışları, Kaan’ın üzerinde bir avını izleyen yırtıcı gibi sabitlenmişti; karanlık ve ölümcül. “Orası benim yerim,” dedi Merih. Sesi alçaktı ama sınıfın en ücra köşesinde bile yankılanacak kadar sert ve otoriterdi. Kaan, Merih’in bu uyarısını hiç umursamadı. Aksine, bir meydan okuma gibi arkasına yaslandı, kollarını genişçe iki yana açıp o sinir bozucu, rahat tavrını takındı. Bu pişkinlik, Merih’in damarlarındaki barutu ateşleyen son kıvılcım olmuştu. “Başka yer mi yok? Git başka yere otur,” diye ekledi Kaan,

