bc

İlk Kalp Kırıklığım

book_age4+
27
FOLLOW
1K
READ
billionaire
contract marriage
HE
opposites attract
second chance
badboy
neighbor
single mother
heir/heiress
sweet
bxg
small town
enimies to lovers
war
addiction
like
intro-logo
Blurb

Harun ilişki istemeyen ve kesinlikle gelecekte çocuk planı dahi yapmayan biridir. Tanıştığı kadınlara teklif ettiği şey; bir gece sınırsız eğlence, sarılmak yok, ertesi gün beni ara yok, sadece bir gecelik zevk var ve bundan oldukça memnundur. 

Ancak oturduğu semtteki yeni fırına girdiğinde tezgahın arkasındaki ateşli kızıl kafa, onun cazibesine karşı bağışıklığı olan ilk kadın gibi görünür ve kötü çocuğumuz ne yapacağını bilemez. 

Kadın onun teklifini ne kadar reddederse, adam da onu o kadar çok ister, hatta kadının bir çocuğu olduğu bilgisi bile playboyun onu tavlamayı istemekten vazgeçmesine yardımı olmayacak gibi görünüyordu. 

Ceyda şehre geri dönmüştür, daha olgun, daha akıllı ve belki de biraz bitkindir, hayatındaki tek erkek olan Umut için kendi çocukluğunun geçtiği yerde onun da büyümesini istemektedir. Dükkanına girdiğinde geçmişi karşısına çıkar ve dünyası bir anda kaosa sürüklenir. 

Adam çok yakışıklı ve karizmatiktir, ancak bu düşünce onun kim olduğunu anlayana ve 'sen benim tipim değilsin' sözleri zihninde yankılanana kadar sadece bir anlığına aklından geçirdiği şeylerdir. 

Kalbini kırdığının farkında bile olmayan adamdan uzak durabilecek miydi? O da istiyor muydu? Ateşle oynamak her zaman yanacağınız anlamına mı gelirdi yoksa sadece kalbinizi ısıtmanın bir yolu olabilir miydi?

 

 

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1: KÜÇÜK, PEMBE NOTLAR
Harun ilişki istemeyen ve kesinlikle gelecekte çocuk planı dahi yapmayan biridir. Tanıştığı kadınlara teklif ettiği şey; bir gece sınırsız eğlence, sarılmak yok, ertesi gün beni ara yok, sadece bir gecelik zevk var ve bundan oldukça memnundur. Ancak oturduğu semtteki yeni fırına girdiğinde tezgahın arkasındaki ateşli kızıl kafa, onun cazibesine karşı bağışıklığı olan ilk kadın gibi görünür ve kötü çocuğumuz ne yapacağını bilemez. Kadın onun teklifini ne kadar reddederse, adam da onu o kadar çok ister, hatta kadının bir çocuğu olduğu bilgisi bile playboyun onu tavlamayı istemekten vazgeçmesine yardımı olmayacak gibi görünüyordu. Ceyda şehre geri dönmüştür, daha olgun, daha akıllı ve belki de biraz bitkindir, hayatındaki tek erkek olan Umut için kendi çocukluğunun geçtiği yerde onun da büyümesini istemektedir. Dükkanına girdiğinde geçmişi karşısına çıkar ve dünyası bir anda kaosa sürüklenir. Adam çok yakışıklı ve karizmatiktir, ancak bu düşünce onun kim olduğunu anlayana ve 'sen benim tipim değilsin' sözleri zihninde yankılanana kadar sadece bir anlığına aklından geçirdiği şeylerdir. Kalbini kırdığının farkında bile olmayan adamdan uzak durabilecek miydi? O da istiyor muydu? Ateşle oynamak her zaman yanacağınız anlamına mı gelirdi yoksa sadece kalbinizi ısıtmanın bir yolu olabilir miydi? * Ceyda’nın bakış açısı, On Yıl Önce, Etrafımdaki ıssız koridorları endişeyle kontrol ediyor, birinin yaklaştığını bana bildirecek hafif bir ses bulmak için kulaklarımı zorluyordum. Tek duyabildiğim spor salonundaki temizlikçinin paspas makinesinin uzaktan gelen sesiydi. Sonunda gölgelerden çıkıp iki ve yedi numaralı dolaba doğru aceleyle ilerlemeden önce derin bir nefes aldım. Sırt çantamdan katlanmış pembe bir kağıt parçası çıkarıp göğsüme bastırdım, gözlerimi bir anlığına kapattım, sonra tekrar açtım ve uzun gri dolabın içindeki yarıklara uzandım. Etrafıma son bir kaçamak bakış attıktan sonra notu kapıdaki ince delikten içeri ittim ve arkamı dönüp ayaklarımın beni taşıyabildiği kadar hızlı bir şekilde koridordan aşağı koştum. Koridorun sonundaki köşeyi döndüğümde sırtımı duvara yasladım ve tuttuğum nefesimi verdim, kalp atışlarım yeniden yavaşladı. Yaptım, tüm cesaretimi topladım ve gerçekten yaptım, bunu yapabileceğimi düşünmemiştim. Cebimden tanıdık bir bildirim sesi geldi, mesaj sesiydi ve telefonumu çıkarıp ekranı açtığımda Aslı Karaca isminin belirdiğini gördüm. Öğrenci topluluğu başkanımızdan ve hayatımı perişan eden kişiden gelen mesajı açarken yavaşça inledim. 'Konuşmamı henüz yazmadın mı? Bugün öğleden sonra vermem lazım.' yazmıştı. Bir merhaba yok, nasılsın yok, öğrenci topluluğu sekreteri olarak tüm işi yaptığın için teşekkürler, bu arada tüm tebrikleri ben alıyordum çünkü seçimler sadece büyük bir popülerlik yarışması der gibiydi resmen. Dişlerimi sıktım, parmaklarım cep telefonunu sıktı, öğrenci konseyine katılmak istemiştim çünkü aslında bir fark yaratmak, akranlarıma yardım etmek, çevremdeki öğrencilerin hayatlarını iyileştirmek için bazı değişiklikler yapmak istiyordum. Elbette, başkalarının ellerinden ve sözlerinden acı çekmek için burada olan bir hiç kimse olarak, kazanma çabalarım boşunaydı. Bunun yerine sekreteri aldım çünkü başka hiç kimse yıl boyunca popülerlik kazananların köleliğini yapmak istemiyordu. Bana tuzak kurulduğundan oldukça emindim ve şimdiye kadar bana zorbalık yapmış olanlardan biri ya da daha fazlası oy sandığını benim adımla doldurmuştu. Şüphesiz bunu yaparken soytarı gibi gülüyorlardı çünkü popüler bir ikinci sınıf öğrencisi olarak ilk günden beri canından bezdirdiğin birinci sınıf öğrencisini korkutmaktan daha komik ne olabilirdi ki? Parmaklarımı gevşemeye zorlayarak olumlu bir cevap yazdım ve telefonu tekrar cebime atıp Aslı ve onun en yakın arkadaşı, başkan yardımcımız Beyza ile paylaştığım küçük ofise doğru ilerledim. Beyza’nın kendi adını zar zor heceleyebildiği ve araba tamircilerinden anladığı kadar siyasetten de anladığı düşüncesiyle gözlerimi devirdim, söylediğim gibi popülerlik yarışmasından öteye gidemezdi bu konsey. Çalışma alanım olan köşedeki sallanan masaya doğru uzanıp bilgisayarımı açtım ve yaklaşan mitingin posterlerini basmayı bitirebildim. İşimi bir an önce bitirmek istiyordum, saat neredeyse sekiz olmuştu, diğer öğrenciler birazdan geleceklerdi. Broşürü yukarı çekip yazdır tuşuna tıkladım ve Aslı’nın konuşmasına geçmeden önce makineyi çalıştırdım. Öğrenci topluluğu başkanının sekreteri olarak, Bayan Popülarite’nin onun için angarya gördüğü her şeyi, yani başka bir deyişle işiyle ilgili her şeyi yapmak benim işim gibi görünüyordu. Geçen hafta ödevi olarak belirlenen tarih dersinde yapması gereken sunum da bir şekilde buna dahil etmişti. Bu okulda işler böyle yürüyordu; popüler çocuklar başkan ve diğerleri yani onların gözünde bir hiç olanlar onlar adına tüm işi yapan kölelerdir. Normalde tüm iş yükü boyunca içimden küfür ederdim ama bugün böyle değildi, bugün yüzümdeki gülümsemeyi tutamıyordum çünkü bugün bir şansım olmuştu. Haftalardır notları gizlice iki ve yedi numaralı dolaba saklıyor, on altı yaşındaki sahibinin o notları her sabah bulduğunda gölgelerde saklanıyordum. Rafa geri koymadan önce onları okuyor ve kitaplarını alıyordu. Her seferinde yüreğim hopluyordu. Notlarımı atmamıştı, saklamıştı, demek ki hoşuna gitmişti. Belki o da notları yazana karşı boş değildi, yani beni seviyordu, beni seviyordu. Bugün nihayet cesaretimi toplamış ve ona çıkma teklif etmiştim. Bu gece lunaparkta benimle buluşmaya davet ettim. Biraz klişe olabilir ama ona benimle bilet girişinde buluşmasını ve elimde kırmızı bir gül tutacağımı, böylece ben olduğumu anlayacağını söylemiştim. Öğrencilerin sesleri koridorları doldururken, tüm broşürleri ve Aslı’nın konuşmasını alıp aceleyle ofisten çıkıp tekrar koridora girdim. Aslı’yla dolabının başında karşılaştım ve elimdeki tüm kağıtları onun ellerine verdim. Onun bana sert bir yorum yapmasını bile bekleyemeyecektim, koridorlarda hızla koşup geri döndüm. Yılın başından beri fena halde aşık olduğum çocuk dolabını açarken kayarak durdum. Onu okul kapısının dışında sıska bir birinci sınıf öğrencisine saldıran bir grup üçüncü sınıf öğrencisine karşı koyduğunu gördüğüm gün aşık olmuştum. Elebaşını yakalayıp sert bir şekilde yumruklamış, yere düşürmüştü, sonra da çocuğa bir daha çaylaklarla uğraştığını görürse kıçına tekmeyi basacağını söylemişti. O zaman bu çocuğun bir kurtarıcı olduğunu, küçük çocukları küçümsemediğini ya da onlara kötü davranmadığını, harika bir adam olduğunu anlamıştım. Eğer o benim erkek arkadaşım olsaydı, bana zorbalık yapanlar için endişelenmeme gerek kalmazdı çünkü o beni korurdu, bir daha kimse bana saldırmazdı. Spor çantasının üstüne düşen notu alıp yavaşça açıp okurken nefesimi tuttum. Acele etmeden notu ikinci kez okudu, dikkatlice tekrar katlayıp diğerlerinin yanına üst rafa yerleştirmeden önce sözcükleri tararken gözlerinin titrediğini görebiliyordum. Çığlık atarak topuğumun üzerinde dönüp ilk dersime doğru koştum. Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Bugünü hiçbir şey mahvedemezdi, hiçbir şey! Dersler boyunca sabırsızca oturdum, arkamdaki bir grup çocuk bana kağıt parçaları atmaya başladığında bile ürkmeden durabilmiştim. Sadece bugünün bitmesini istiyordum, ilk randevuma hazırlanmam gerekiyordu. Son zil çaldığında sandalyemi geriye itip, eşyalarımı hızlıca çantama attım ve çantayı omzumun üzerinden sallayarak sınıfın yarısı daha sıralarından kalkmadan kapıdan dışarı fırladım. Eve kadar koşarak anneannem ve dedemin dükkânının kapısından içeri girdim, sandalyelerden birine yaslanırken nefes nefese kalmıştım. “Ceydoş.” diye azarlayan anneannem, dedemin bu sabah yaptığı ekmeklerin ve anneannemin sevgiyle hazırladığı keklerin bulunduğu tezgahın etrafından dolaşıp bana doğru geldi. “Ne için koşuyorsun? Yüzün kıpkırmızı.” dedi bana, elimi tuttu ve ben nefes almaya çalışırken beni dükkanın arka tarafına götürdü. “Aldım. . almak için . . hazır . . Anneanne, nefesim kesiliyor, panayır. .” Anneannemin gülümsemesi genişledi, “ah, gitmeye mi karar verdin? Çok memnun oldum,” dedi bana şefkatle, “gitmen lazım, başkalarıyla daha fazla etkileşim kurman gerekiyor.” Başımı salladım, anneannem Zeliha ve dedem Ahmet ile birlikte fırınlarının üst katında yaşıyordum, doğduğumdan beri benimle ilgileniyorlardı. Bir partide sarhoş olup biraz fazla eğlendikten sonra hamile kalan annem beni on altı yaşındayken doğurmuştu. Anneannem ve dedem hamile olmasına üzülmüşler ama onun kürtaj olmasını istememişler, liseye devam etmesi ve mezun olabilmesi için ona yardım edeceklerine söz vermişler. Annem okulu bitirdiğinde biraz nefes almak, ne istediğine karar vermek için bir yıl ara vermesi gerektiğine karar vermiş ve beni anneannem ve dedemin yanına bırakıp gitmiş. Bir yıl olarak planlanan boş yılı uzun yıllara dönüşmüştü ve o hayatıma geri döndüğünde ben on yaşındaydım. Kucağında bir çocukla gelmişti, o zamandan beri iki kez görüştüğüm üvey kardeşim. Benden altı yaş küçük ve benden farklı olarak annem onu kucağına almıştı. Oğuz altı yaşındayken tanıştığı ve evlendiği bir adamla ülkenin öbür ucunda yaşıyorlardı. Ara sıra beni ziyarete geliyordu, mesaj atıyordu ve arıyordu ama bu bir anne-kız ilişkisinden çok bir kardeş ilişkisi gibiydi. Olan buydu ve bunu kabul ediyordum, annemi seviyordum ve onun da beni kendi tarzında sevdiğini düşünmek hoşuma gidiyordu, sadece anneannem ve dedemle daha iyi olacağımı biliyordum. Beni serbest bırakan anneannem yanağımı okşayarak, “eğleneceksin,” dedi sıcak bir sesle, “göreceksin,” diye ekledi. “Şimdi git hazırlan ama sessiz ol, sanırım Ahmet şekerleme yapıyor, bu yüzden onu uyandırmamaya çalış.” Başımı salladım ve iki yatak odalı dairemize çıkan merdivenlere doğru ilerledim. Dedem günün ekmeklerini pişirmek için her sabah saat dörtte kalkıyordu. Öğleden sonra uykusuna yatıyor, böylece uyanık kalıp bizimle akşam yemeği yiyebiliyor, ödevlerimde bana yardım edebiliyor ve ailesiyle vakit geçirebiliyordu. Anneannem ve dedemi seviyordum, benim için o kadar çok fedakarlık yapıyorlardı ki, onlara bırakılmış olduğum için çok mutluydum. Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak, kapımızın önünde durdum ve kendimi kapıyı yavaşça açmaya zorladım. Kapının duvara çarpmamasına büyük özen göstermiştim. İçeri adım attığımda tanıdık kurabiye kokusu ve anneannemin parfümü yüzüme çarptı ve beni gülümsetti. Mutfağa girip masanın üzerinde duran tabaktaki kurabiyelerden ikisini aldım. Eve geldiğimde beni bekleyen atıştırmalıklar olmadığı bir gün bile hatırlamıyorum. Mutlu bir şekilde onları yerken odama girdim, çantamı yatağımın üzerine bıraktım ve giyecek bir şeyler bulmak için dolabıma yöneldim. Okul üniformamı çıkarıp çamaşır sepetime attıktan sonra kıyafetlerimi karıştırmaya başlamıştım. Elbise mi giymeliydim? Tozluk olur muydu ? Kot nasıl olurdu acaba? Diğer kızlar kadar düz olmayan karnımı içeri çekmeye çalışarak bedenime bakarken burnumu kırıştırdım. Anneannem bana her zaman güzel olduğumu, henüz çiçek açmadığımı, her kızın büyüme atağı yaşadığını ve bende bir sorun olmadığını söylerdi. Diğer kızlardan daha iri olduğumun gayet farkındaydım ama onlar gibi sıska olmak istiyordum, belki o zaman erkekler bana da amigo kızlara baktıkları gibi bakarlardı. Başımı kararlı bir şekilde salladım, hayır, o benim biraz göbeğim olmasını umursamıyordu, o öyle biri değildi. Belki düzgün vücutlu kızlardan hoşlanıyordur? Bu düşünceye gülümsedim, eminim tam tersidir, okulumuzdaki diğer çocuklar gibi sığ biri değildi. Bir elbise seçmeye karar verdim ve askıdan minik mavi çiçekli beyaz bir elbiseyi alıp başımdan geçirdim. Daha sonra, dudaklarıma biraz dudak parlatıcısı sürmeden önce saçlarımı fırçalayıp fiyonk şeklinde topladım. Aynadaki yansımamı kontrol ederek ellerimle açıkta kalan kollarımı ovuşturdum, endişem beni ele geçirene kadar elbisenin kolsuz korsajına baktım ve bir hırkayı kapıp hızla üzerime geçirdim. Nefes alıp dişlerimi kontrol ettikten sonra fırçalamaya karar verdim. Ağızım koksun istemezdim! Ya beni öperse? İlk öpücüğüm olacaktı! Aynaya son bir kez baktım, yüzümdeki parlak pembe çerçeveli gözlüğümü burnumun üzerinde yukarı doğru ittirdim ve gitmeye hazırdım. Saatime baktığımda henüz dört buçuktu. Ona notta beş buçukta orada olacağımı yazmıştım. Odamdan çıktığımda kapının yanındaki küçük sehpadan çantamı alıp aşağıya indim.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Özgürlük Ateşi: Luna’nın Yükselişi

read
57.9K
bc

Kraliçe Winter'ın İkinci Şansı

read
1.3K
bc

Luna'nın Üçüz Alfaları

read
253.2K
bc

Haydut Alfa Ve Kurt Adam Kralı

read
7.8K
bc

Vampir'in Hizmetkarı

read
1K
bc

LANETLİ KÖY (TÜRKÇE)

read
9.7K
bc

ALFA'NIN LANETİ

read
3.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook