Gönlüme Düşen Çiğ Tanesi

1467 Words
Çalan telefon ile okuduğu Kur'an-ı Kerim’i erken bitirip telefona doğru uzandı Ebru Hanım. Arayan numaranın kim olduğunu bilmiyordu. Telefonu açtı ve sessizce bekledi. — Bacım, nasılsın? — İyiyim abi, sen nasılsın? — Ben de iyiyim çok şükür. Bizim tayfa ne âlemde, iyiler mi? — İyiler iyiler. Ama dün gece Ateş ve Murat eve gelmedi. Şüphelendirmemek için çok üzerlerine de gidemiyorum. Artık küçük değiller, koca adam oldular. Anlayacaklar da senin sırrın ortaya çıkacak diye ödüm kopuyor abi. — Merak etme, ben öğrendim niye eve gelmediklerini. — Hayırdır, kötü bir şey yoktur inşallah? — Şimdilik yok. Ama ileride ne olur, bilmiyorum. Senin Murat baygın bir kız bulmuş, onu hastaneye götürmüş. Bütün gece Ateş’le ikisi kızın başında beklemişler. Murat izin almış, Ateş işe gitmiş. Kız hafızasını kaybetmiş. O yüzden muhtemelen bizimkiler kızı evde saklarlar. Sen onlardan önce davran da kızın adı çıkmasın. O mahallenin ne dedikoducu insanlarla dolu olduğunu biliyorum. Eğer biri kıza laf söylerse Murat dayanamaz, başı belaya girer. Kız seninle kalsın. Henüz kızın kim olduğunu bilmiyorum. Geldiğinde sen çaktırmadan resmini çekip bana atarsın, ben kim olduğunu öğrenirim. Bu arada diğer bir haber de; Murat bu kıza fena tutulmuş. — Bizim Murat bir kızı beğenmiş ve tutulmuş, öyle mi? — Evet, doğru duydun. O yüzden başı belaya girmesin diye uğraşıyorum. — Ben geldiklerini anladığım an baskın yaparım. O kızcağızı onların yanında bırakmam. Zaten dört delikanlıyla aynı evde kalması da doğru değil. Biz onunla gül gibi geçinip gideriz. — Tamam bacım, göreyim seni. Bu işi sen çözersin. — Hallederim abi, sorun yok. Mervem nasıl, iyi mi? — İyi iyi, yanımda. Sana selamı var. — Sen de selam söyle abi. — Var mı isteğin bacım? — Canınızın sağlığı, dikkat edin kendinize, bana yeter, dedi Ebru Hanım. Telefonu kapattıktan sonra içinden söylendi: “Vay hayta vay. Âşık oldun, benden habersiz eve kız saklayacaksın ha. Ben yer miyim? Yiğit abim aramasa, ben gözlerinden anlardım bir şey sakladığını. Ama durun bakalım, sizinle azıcık eğleneyim. Bu yaşta başka eğlencem de yok, ne yapayım,” dedi kendi kendine gülerken. Sonra tekrar usulca yana bıraktığı Kur'an-ı Kerim’i aldı ve okumaya devam etti. Eşi Ortaç’ın ölümünün üzerinden yirmi sene geçmişti. Onun sene-i devriyesi gelmeden hatmini bitirip mevlidini okutmak ve ruhuna hediye etmek istiyordu. Bir an aklına eski günler geldi. Hep birlikte mutlu oldukları günler… O günler ne kadar da güzeldi. Şimdi o günlerden geriye sadece güzel anılar kaldı. Yiğit ve Merve ile Mardin’de tanışmışlardı. Ortaç’ın tayini Mardin’e çıkmış ama kendisi pek Mardin’de duracak durumda değildi. Sürekli sahadaydı. Ebru Hanım taşınmaya o kadar çok alışmıştı ki, eve gereksiz hiçbir eşya almıyor, aldığı eşyaları da minimalist olanlardan seçiyordu. Bu şekilde taşınmak daha kolay oluyordu. Eşyalar eve yerleşirken, üst kat komşusu Merve hemen elinde kısır ve kek ile kapının önünde bitiverdi. İlk kez o zaman karşılaştılar. Yıllarca bitmeyecek dostluğun temelini o zamanlarda atmışlardı. Şimdi yüzünü dahi göremiyordu. Sürekli saklanmak zorundalardı. Yiğit için önemli değildi ama ailesi tehlikedeydi. Bu tehlike bitmeden onlara huzur yoktu. Ne arkadaşlarının yanına gidebiliyor ne de onlar gelebiliyordu. Onlar aramadan, arayamıyordu bile. Yiğit de Ortaç’ın en yakın arkadaşı olmuştu. Karargâhta planları birlikte yapıyorlar, her iki tim de birbiriyle organize çalışıyordu. Ortaç’tan daha önce de burada olan Yiğit, düşmanı daha iyi tanıyordu. Mardin gelince aklına Ateş geldi. O olay hiç çıkmıyordu zihninden. Nasıl çıksın… Sevdiğini de o olaydan sonra kaybetmemiş miydi? Daha kaç şehit verilecekti bu kalleşliği yok etmek için? Tüm insanlar huzur içinde yaşayamayacak mıydı bu topraklarda? Murat’ın Anlatımı Bildiklerimin ağırlığıyla eziliyordum sanki. Tüm bunları ahu gözlüme nasıl anlatırım? Daha onu tanıyalı bir gün bile olmadı. Kendimi, onu yıllardır tanıyormuşum da çok özlemişim gibi hissediyorum. Annem bana bu durumu masal gibi anlatırdı. Biz dünyaya gelmeden önce "ruhlar âlemi" denilen bir yer varmış. Orada sıramızı beklerken kimi seviyorsak, dünyada da onu severmişiz. Dünyaya geldiğimizde her şeyi unuturmuşuz. Ama unutmadığımız tek şey, ruhlarımızın birbirini tanıması olurmuş. Bu nedenle bazı insanları ilk gördüğümüzde “Buna hiç ısınamadım,” dermişiz. Çünkü aslında daha ruhlar âlemindeyken sevmezmişiz o kişiyi. Benimki de aynen öyle bir durumdu. Leyla’yı ilk gördüğüm an, bilinci yerinde değilken bile ruhum onu tanıdı. Ruhumun eksik parçasıydı Leyla. O geldi, ben tam oldum. Artık benim de kalbimde biri var. Onun kalbinde ben var mıyım, bilemem. Çok erken. Ama hissediyorum. O da bana karşı bir şeyler hissediyor. Bakışlarından bunu anlayabiliyorum. Tek korkum; benim bilmediğim, onun da hatırlamadığı hayatında kalbinde birinin olması. İşte buna dayanamam. Hâlâ hafızasını kaybedecek kadar ne yaşadığını düşünüp duruyorum. Ne yaşadı benim ay yüzlü sevdiğim? Ama artık ben yanındayım. Tırnağı kırılsa, ben koşarım imdadına. Yeter ki o da beni sevsin. Artık yanına gitmem gerekiyordu. Çok uzun süredir kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Adımlarımı hızlandırdım. Önlerinden geçtiğim bir sürü hasta vardı. Şu an onlara sorsanız, her birinin en büyük derdi ağrısıdır. Böyle düşününce gerçekten sağlığımın kıymetini bilmediğimi fark ettim. Oysaki hastalık, Leyla’ya olduğu gibi aniden çalabilirdi kapımızı. Odanın kapısının önüne geldiğimde yavaşça tıkladım. Herhangi bir ses gelmedi. Kapıyı hafif aralayıp baktım; uyuyordu ay yüzlü sevdiğim. Uyuması çok iyi olmuştu. Öğrendiklerimi ona belli etmemem gerekiyor. Melih Bey’le görüşmeye gidene kadar bilmesine de gerek yok. Bir süre onu uyurken izlemenin huzuruyla doldum. Çok güzeldi. Göreceği tedavilerle kim bilir ne hâle gelecekti ama sonunda iyileşecekti. Ben her an yanında olacağım. Bu hastalığı birlikte aşacağız. O yanımda olsun ve beni sevsin de… Her şey aşılabilir geliyor. Leyla’mı izlerken ben de uyuyakalmışım. Dün geceden de uykusuz ve yorgundum. Uyandığımda beni izleyen bir çift göz gördüm. Ela gözleri bana hayran hayran bakıyor, masumca beni izliyordu. "Melek" diye boşuna demiyorum ben bu kıza. Bir insanın masumiyeti, saflığı yüzünden okunur mu? Okunuyor işte. Hem de ne güzel. Yüzüne minicik bir burun kondurmuş Rabbim. Ne de güzel, özenerek yaratmış. — Günaydın Murat. — Günaydın Leylam… Leyla diyecektim, yanlışlıkla söyledim. Hay senin dilini eşek arısı soksun Murat. Yine ağzından “Leylam” diye kaçırdın. Kız hemen “Ne oluyoruz?” diyecek, korkacak. Ah salak Murat, ah! Ama benim korkularımın aksine, o bu duyduğu sözle daha da memnun görünüyordu. — Önemli değil. Hepimiz yanlışlıkla böyle şeyler söyleyebiliriz. Mesela ben sana tamamen yanlışlıkla “kahramanım” diyebilirim, dedi gülümseyerek. Onun bu sözleri üzerine ben daha da aptallaştım. O, benim aksime, duygularını belli etmekten çekinmiyordu. İkili ilişkiler konusunda gerçekten berbat biriyim. Bir kıza ne söylenir ne söylenmez hiç bilmiyorum. Leyla bu konuda bana yardımcı oluyor gibi hissediyorum. — Ben acıktım. Sen de acıkmışsındır. Ne yiyelim ne alayım sana? dedim gülümseyerek. — Yine sabahki gibi yapalım. Sen en çok ne seviyorsan, bana da ondan al, dedi iki gözümün çiçeği. Ben önüne dünyaları sererim, yemeğin lafı mı olur, diyemedim tabii. İçimden söylüyorum. Hemen karşıdaki dönerciye gidip ikimiz için döner ekmek ve ayran aldım. Hastaneye girmeden hemen önce gördüğüm manavdan da erik aldım. Son dakika aklıma geldi. Çikolata da aldım. Acaba sever mi? Sevmezse ben yerim, ne olacak? Çikolata ziyan olmaz. Kantinden bir tabak aldım ve erikleri yıkadım. Tüm aldıklarımızı karşılıklı sohbet ederek birlikte yedik. Ne konuşacağımı bilmiyordum. Genelde nelerden hoşlandığı sorulurdu kıza; hangi çiçeği sevdiği, hobileri vs… Leyla bunların hiçbirini hatırlamıyor ki. Belli etmiyor ama, her onunla ilgili bir şey sorduğumda önce düşünüyor, sonra yüzünde keskin bir çaresizlik oluşuyor ve gülümseyerek: “Senin sevdiğinden olsun” diyor. Ateş aradığında odadan çıkıp koridorda konuştum. Ortak bir karar almamız gerekiyordu. Ama önce Leyla ile konuşmalıydım. Hastaneden çıkınca benimle gelmek ister miydi? Ya da karakola mı gitmeliydik? Buna Leyla karar verecekti. Odaya geri döndüm ve Leyla’nın gözlerine bakarak konuşmaya başladım. — Leyla, seninle bir şey konuşmam lazım. — Tabii ki Murat, seni dinliyorum. — Bugün taburcu olacaksın. Takviye ilaçlar için biraz daha kalmamız gerektiğini söylediler. Ama asıl soru şu: Buradan çıktığımızda ne yapmak istersin? Karakola gidebiliriz istersen. Onlar aileni bulabilir. Ya da bizimle gelmek istersen… dört arkadaş birlikte yaşıyoruz. Yanlış anlama, bizden sana asla bir zarar gelmez. Ama yine de güvenmezsen anlarım. Seçimi tamamen sana bırakıyorum. — Karakola gitmek istemiyorum. Bu bahsettiğin, beni çöpe atan kişiler… tekrar zarar vermek isteyebilirler. Ya da hafızamı kaybettiğimi bilmeden onları şikâyet edeceğimden korkup, beni öldürmeye çalışabilirler. Başka gidecek bir yerim yok. Eğer size yük olmayacaksam… sizinle kalabilir miyim? — Sen bana yük değil, ancak başıma taç olabilirsin, dedim gülümseyerek. Söylemesi kolaydı da… aynı evin içinde Leyla ile sabrederek nasıl yaşayacaktım, onu bilmiyordum. Bana kalsa hemen imamı çağırır, nikâh kıyardım. Ama işte, geçmişini bilmiyorum. O her şeyi hatırlamadan, ona dokunamam. Emin olmam lazım. Bahçeye çıktım ve hepsini tek tek aradım. Hava kararana kadar hastanede kalacağız. Hava karardığında, hepsi buraya gelecek ve eve hep birlikte geçeceğiz. Leyla’yı ortamıza saklayarak eve gireceğiz. Bu şekilde, kimse görmeden Leyla bizimle yaşayabilecek. En azından Ebru Sultan’a söylemenin bir yolunu bulana kadar... Ateş, ben ve Leyla taksiyle, Göktuğ ve Furkan ise motorla eve geçecektik. Taksiye bindikten sonra fark ettim… İlk kez Leyla’yla yan yana oturuyordum. Yol boyunca o dışarıyı izledi, ben onu. Ne düşünüyordu acaba? Korkuyor muydu? Mutlu muydu? O ela gözlerini, ancak kafasını bana çevirdiğinde görebiliyordum. Ve o uzun, ipek saçlarına ne demeli… Kokusu burnuma doluyordu. Çiçek bahçesi kokuyor Leylam. Hangi çiçek daha baskın, anlayamıyorum. Dilimin ucunda ama gelmiyor aklıma… Gönlüme düşen çiğ tanesi… Evime, kalbime, ruhuma hoş geldin.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD