Aşkın İlkbaharı Leyla

1637 Words
Murat odanın önüne gelince, önce usulca kapıyı tıklattı. Sonra yavaşça kapıyı açıp başını hafifçe içeriye uzattı. Leyla başını kapıya çevirmiş, Murat’a bakıyordu. Murat’ın bu hâli, Leyla’da bir gülümseme oluşturdu. Murat içeriye adımlarken, hemen arkasından doktor içeriye girdi. Hemşire ise zaten odadaydı ve doktoru gördüğünde hemen hasta ile ilgili güncel bilgileri anlatmaya başladı. Doktor Leyla’nın yanına geldi. Ona birkaç soru sordu. Önce göz reflekslerini, sonra diğer reflekslerini kontrol etti. Hemşireyi yanına çağırdı ve tekrar bir beyin BT’si çekmelerini istedi. Doktor, “Tam kan sayımı ve peripheral smear testi de istiyorum,” dediğinde hemşire kısa bir süre doktora, sonra hastaya baktı ve “Tamamdır doktor bey,” dedikten sonra kan almak için Leyla’nın yanına oturdu. Kan tahlili sonrası Leyla’yı beyin BT’si çekmek için kısa bir süreliğine odadan çıkardılar. Bu süreçte hemşirenin isteğiyle Murat ve Ateş odada bekleyecekti. Saat artık sabah 8 olmuştu. Ateş işe geç kalıyordu. Murat zaten izin almıştı. Hemen hastaneden çıkamayacaklardı. Ateş’in de işinden olmasına gerek yoktu. Murat, Ateş’i ikna etti ve kantinde birlikte tost yiyerek kahvaltılarını da yapmışlardı. Murat, Ateş’i kapıya kadar uğurladı. Onunla kapının önünde son bir sigara içip Leyla’nın odasına geçecek ve bütün gün onunla sohbet edecekti. Bunun için sabırsızlanıyorken, bir yandan da çok heyecanlıydı. Ateş gitmeden önce Murat’a para uzattı. Murat önce almak istemedi ama sonra yanında bulunmasının bir sakıncası olmadığına düşündü. Harcamak zorunda kalırsa, “İyi ki almışım,” diyecekti. Harcamak zorunda kalmazsa da paranın yanında olmasından güven duyacaktı. Akşam nasılsa ona geri verirdi. Ateş’i uğurladıktan sonra, Leyla’nın odasına doğru yürümeye başlamıştı. Kızla doğru düzgün tanışamamıştı bile. Peki ya hastaneden çıkınca ne yapacaklardı? Kızı sokağa bırakamazdı ki. İsminden başka bir şey bilmiyordu zavallı kızcağız. Sahi, normal bir durumda da onu bırakabilir miydi? Leyla onun kalbine düşmüştü bir kere. Tek korkusu, Murat’ın bilmediği hayatında Leyla’nın kalbinde, hayatında başka bir erkeğin olmasıydı. Yine aklına hafıza kaybına sebep travma geldi. Ne yaşamıştı Leyla’sı da onu çöp konteynerinin önüne savurup kaçmışlardı? Bu travmanın o adamlarla bir ilgisi vardı ama neydi? Şimdi Leyla ile ilgilenmeliydi. Bu soruların cevabını Göktuğ nasıl olsa bulurdu. İşin kötüsü ise, çöp konteynerinin oralar hem karanlık hem kamera olmayan bir yerdeydi. Nasıl bulur bilinmez ama o bu işi çözerdi. Leyla’nın odasının önüne geldiğinde yine hafifçe kapıyı çalıp odaya girdi. Oda da Leyla’dan başka kimse yoktu. Leyla, Murat’ı karşısında görünce yine ona hayran hayran bakıp gülümsedi. Murat zaten kalbinde Leyla’nın silüetiyle yaşıyordu ama galiba bu aşk, Leyla için de aynıydı. En azından Murat öyle umuyor ve öyle olmasını istiyordu. Murat odadaki koltuğa oturdu ve gözlerini Leyla’ya sabitledi. — Daha iyi misin? Başının ağrısı geçti mi? — İyiyim, teşekkür ederim. Ağrı kesici iyi geldi, dedi. Gülümsemesini hiç eksiltmemişti. Murat’a bakarken gözlerinde ayrı bir ışıltı vardı. Murat onun kahramanıydı. Bir de hemşire, BT’yi çekmek için onu hazırlarken biraz anlatmıştı olanları: “Demin doktorla gelen adam vardı ya, o senin için çok endişelendi. Arkadaşın olduğunu söyledi ama ben inanmadım. Sana çok farklı bakıyor. Bence sana âşık o çocuk,” dedi. Bunu duyunca Leyla’nın bembeyaz olmuş yüzü hemen kızardı. Belki de o adamla sevgiliydi. Ama hatırlamıyordu ki. Ama sevgili olsalardı, adam ismini sormazdı. Peki neden ‘arkadaşıyım’ demişti ki? — Çok sevindim. Sana yiyecek bir şeyler alayım. Ne seversin? Söyle, alıp geleyim hemen, dedi Murat heyecanla. Leyla’nın üzerine titrediği belliydi ama ne diyebilirdi ki? Ne sevdiğini hatırlamıyordu ki. Yine de ona gülümseyerek bir cevap vermeliydi. — Sen ne seviyorsan ondan alabilirsin. Şu an ne sevdiğimi, ne sevmediğimi hatırlamıyorum. Ama eminim senin sevdiğin yiyeceği ben de severim, dedi Leyla usulca. Murat duyduklarıyla şok geçirmişti. Leyla ona karşı farklı bir duygu besliyor ve bunu belli etmekten çekinmiyordu. Bu durum onu daha da heyecanlandırmıştı. — Ta… tamam, ben hemen alıp geliyorum, dedi ve hızla odadan çıkıp kantine yöneldi. Küçük bir çocuk gibi yerinde duramıyordu. Tost hazırlanırken bile o kantinde bir ileri, bir geri yürüyüp duruyordu. Herkes ona şaşkın şaşkın baksa da o bunu umursamıyordu. Aklında sadece Leyla’sı ve ona söylediği son cümle vardı. Ne demişti? “Senin sevdiğini ben de severim.” İçi umutla dolmuştu. Bu, aniden kapısını çalan aşktan daha güzeli, bunun karşılıklı olmasıydı. Biliyordu Murat, Leyla onun alın yazısıydı. Aynı his, demek ki Leyla’ya da gelmişti. Başka türlüsü mümkün müydü? Kantindeki görevlinin üçüncü seslenmesiyle daldığı düşüncelerden çıktı. — Abi, daha önce konuşmamış olsak sağır olduğunu düşünecektim. 3 defa seslendim. Tost ve çay hazır. dedi kantindeki görevli genç. Henüz 18 yaşlarındaydı. — Sağ ol kardeşim, dalgınım biraz kusura bakma. dedi Murat ve ayrıca bir şişede su aldı. Hepsinin ödemesini yaptıktan sonra Leyla’nın odasına doğru ilerledi. Kızın yanında da böyle aptal aptal davranmasaydı bari. Ama elinde değildi. Şu an bedenini kendi yönetmiyordu. Kontrol tamamen duyguların eline geçmişti. İyi ki yanında diğerleri yoktu, yoksa bu haliyle ne dalga geçerlerdi. Leyla’nın odasına geldiğinde, yine onun içini ısıtan tebessümü ile karşılaşmıştı. Ona mı öyle geliyordu, yoksa bu oda buram buram huzur mu kokuyordu? Masayı Leyla’nın yatağına doğru yaklaştırdı. Tepsiyi dikkatlice önüne uzattı. Karton bardak yerine ince belli bardak istemişti. Karton bardaktaki çayın tadını kendisi beğenmiyordu ki, Leyla’sı beğensin. Her şeyi yerli yerine koyduktan sonra yavaşça geri çekildi ve Leyla’yı izlemeye başladı. — Sen yemeyecek misin? dedi Leyla. — Seni götürdüklerinde arkadaşımla yedik bir şeyler. Onu uğurladıktan sonra yanına geldim. dedi Murat. Leyla gülümsedi, usulca ve utanarak yemeğini yiyordu. Murat, koltuğa yavaşça yaslanmıştı. Dirseği koltuğun kenarına dayalı, başı avcunun içinde… Gözleri Leyla’da, sanki dünya durmuştu. Sessiz bir hayranlıkla izliyordu onu; bir insanı değil de bir mucizeyi seyreder gibi. Aradan ne kadar süre geçti belirsiz. Murat için zaman durmuştu. Leyla, utanmaktan yemeğini yiyemiyordu. Hem sessizlik hem de Murat’ın hayran hayran bakışları ile yemek kolay değildi. En azından konuşurlarsa belki daha rahat yiyebilirdi. —Şeyy Murat… —Efendim Leylam. dedi dalgınlıkla, sonra hemen toparlandı. “Şeyy… Efendim Leyla.” Leyla ise duyduğu bu tek kelimelik sahiplenme ile gülümsedi. Kalbine ılık bir mevsim gibi huzur doldu. Midesinde uçuşan kelebekleri saymazsanız fena değildi. Kendini toparladı ve konuşmaya devam etti. —Merak ediyorum, bu olay olmadan önce biz seninle tanışıyor muyduk? —Hayır. Seni ilk kez çöp konteynırının önünde baygın halde gördüm. Dedi Murat o ana gitmişti kısa bir süre. Boşluğa daldı gözleri. —Olanları tam olarak anlatır mısın? Ben hiçbirini hatırlamıyorum. Dedi Leyla merakla. —Emin misin? Belki unutmak senin için daha hayırlıdır. dedi Murat. Doktor, Leyla’nın beyninin yaşadıklarını unutmak için bunu yaptığını söylemişti. Bunu bildiği için hatırlamasının hayırlı olmadığını düşündü. Bir de Leyla’nın başkasını sevme ihtimalinden deli gibi korkuyordu. Ama elbet o gün gelecek ve her şey açığa kavuşacaktı. —Olsun, bilmek istiyorum. Anlatır mısın? dedi Leyla. Murat, yaşadıkları tüm olayları sakince anlattı. Sadece doktorun şüphelendiği hastalığından bahsetmedi. Emin olmadan ona böyle bir şey söylemek istemedi. Murat’ın anlattıklarıyla Leyla’nın yüz ifadesi değişiyordu. Sanki Murat, Leyla’nın başından geçenleri değil de başkasının yaşadığını anlatıyormuş gibi dinliyordu Leyla. Yaşanılanlar ona o derece yabancıydı. Dinledikleri hafızasında en ufak bir çağrışım bile yapmamıştı. Zaten bu süreçte baygındı. Ne hatırlayabilirdi ki? Murat’ın anlatması bittiğinde Leyla boşluğa baktı. Hatırlamaya çalıştı, düşündü ama hiçbir detay veya çağrışım yoktu. O sırada odaya hemşire geldi. Hem Leyla’nın serumunu kontrol etti hem de Murat’a dönüp, “Doktor bey sizi çağırıyor.” dedi. —Ben hemen doktorla konuşup geliyorum. dedi Murat. Leyla’nın korkmaması için haber vermeyi ihmal etmiyordu. Adımlarını hızlı bir şekilde doktorun odasına sürüklerken, duyacaklarından da çok korkuyordu. Acaba doktorun şüpheleri gerçek olabilir miydi? Doktorun kapısının önüne geldiğinde derin bir nefes aldı. Kendini kötü ya da iyi duyacağı sözlere hazırladı ve kapıyı tıkladı. Doktorun yüz ifadesini inceledi önce. Pek hayırlı bir haber olmadığı kesindi. Murat, sandalyeye oturduğunda gözlerini merakla doktora dikti. Doktor ise Murat’ın konuşmasını beklemeden söze başladı. —Maalesef size iyi haberler veremiyorum. Tam kan sayımı ve Peripheral Smear testi sonuçları bize net bir şekilde kanser başlangıcı olduğunu gösteriyor. Türü konusunda da bir onkolog ile görüşmeniz gerekiyor. Bu arkadaşımın kartı. Size yazacağım yazıyı ona iletirseniz size yardımcı olacaktır. dedi sakin bir şekilde. Söylediklerinin ağırlığını elbet biliyordu ama bu durum onun devamlı karşılaştığı bir konuydu. Artık ilk günkü gibi onu derinden etkilemiyordu böyle durumlar. —Emin misiniz doktor bey? Yanılma payı yok mu? dedi Murat üzgün ve çaresizce. —Keşke size olumlu bir şey söyleyebilseydim ama iki test de birbirini destekliyor. Kanser olduğundan eminiz. Tek teselli ise çok başları olması. Bu nedenle bir an önce tedaviye başlaması tamamen iyileşme ihtimalini arttırır. Gelelim diğer konuya. BT sonuçları temiz. Beyninde fiziksel bir hasar görünmüyor. Size daha önce de söylediğim gibi muhtemelen travmaya bağlı bir hafıza kaybı yaşıyor. Bu tür hafıza kayıpları bazen travmanın kendisinden kaynaklanır. Beyin, hatırlamayı bir savunma olarak durdurur... Bu, kendini koruma yoludur. Eğer sadece ismini hatırlıyor ve tüm anıları sildiyse gerçekten ağır bir travma geçirmiş olmalı. Dedi doktor. —Peki bu durum ne kadar daha sürer? dedi Murat. Duydukları kalbini paramparça etmişti. —Beyninden kaynaklı bir sorun olmadığı için travmasını tetikleyen bir durum ya da bir anı ile karşılaştığında hafızası yerine gelecektir. Bu tamamen ona bağlı. Sizin yapmanız gereken ise ona hatırlamak konusunda baskı yapmayın. Tedavisi için moral çok önemli. Kan değerleri çok düşük. Size vereceğim takviye ilaçları almaya başlasın. Bunun dışında da hemen onkolog arkadaşımdan randevu alın. Merak etmeyin, alanında en iyilerindendir. Dedi doktor önündeki evraklara tekrar bakarak. —Ne zaman çıkabiliriz? —Akşama kadar misafirimizsiniz. Eksik olan vitaminleri için takviye veriliyor. Bu sayede kendini çok halsiz hissetmeyecek. Yavaş yavaş yapıldığı için akşama kadar sürecek. Ben olmasam da hemşireye bilgi verdim. Tüm ilaçlar hastaya verildiğinde taburcu edecekler.” — Her şey için çok teşekkür ederim doktor bey. —Rica ederim, geçmiş olsun. Murat odadan çıktıktan sonra bir süre kendine gelemedi. Odanın yakınlarında bulunan bir sandalyeye bıraktı kendini. Kafasını iki elinin arasına alıp düşünmeye başladı. Ne yapacaktı? Bir yandan Leyla’nın yaşadığı travmayı, diğer yandan da yaşayacağı zorlu tedaviyi düşünüyordu. Doktorun verdiği karta baktı: “Melih Serinoğlu.” Bir süre daha sakince bekledi. Lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı. Hâlâ kendine gelememişti. Dışarıya çıkıp bir sigara yaktı. Kendini duyduklarına henüz hazırlayamamışken bunları Leyla’ya nasıl anlatacaktı? Bir süre daha bahçede kaldıktan sonra Leyla’nın odasına doğru adımladı. Ne demişti doktor? Stresten uzak duracak. Şu anda bilmesine gerek yoktu. Artık yeni bir hayata başlıyorlardı. Geçmiş yoktu bu hayatta. Sadece gelecek ve umut vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD