Gün, karanlığı usulca sıyırırken ışıklar dünyayı yeniden umutla sardı. Gecenin karanlığını delen bu aydınlık, göz kamaştıran, umut dolu yarınların habercisiydi.
Hastane koridorlarında sabahın ilk ışıkları loş bir huzme gibi süzülüyordu. Duvarlara sinmiş ilaç kokusu ve uzaklardan gelen hemşire adımları, zamanın burada daha yavaş aktığını hissettiriyordu.
Sabaha karşı gözlerini açan iki arkadaş, koltukta uyuduklarını fark ettiler.
– Off, boynum, belim... Her yerim tutulmuş, dedi Ateş.
– Kes lan, karı gibi dırdır etme, dedi Murat gözlerini ovuşturarak açmaya çalışırken. Zihnini toparlayabilse ayağa kalkacaktı belki, ama bedenine çöken yorgunluk ve yaşadıklarının ağırlığı onu yerle bir etmişti.
– Sen karı dırdırı mı gördün lan? Nereden bileceksin... Dur sen dur, şu kız bir uyansın, siz bir sevgili olun... Sen o zaman öğreneceksin karı dırdırı nasıl oluyormuş, dedi Ateş.
– Aman, o kız beni sevsin de, ben dırdırına da razıyım, dedi Murat.
– Oğlum, sen şaka maka nasıl bu kadar fena kaptırdın kendini? O kadar kız vardı, reddettin, istemedin. Lan kız daha seninle tek kelime konuşmadı! Göz rengini bile bilmiyorsun! Nasıl bu kadar kör kütük âşık oldun? dedi Ateş, şaşkınlığını gizleyemiyordu.
– Bilmiyorum kardeşim... Ama görür görmez sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissettim. Ben bu duyguyu ilk kez yaşadım. Eğer adı aşksa, evet âşığım. Adı aptallıksa, evet aptalım. Sanki yıllardır ona aitmişim gibi hissediyorum, dedi Murat. Bir çırpıda söylemişti. Normalde de Ateş dışında kimseye duygularını bu kadar açık söyleyemezdi.
– Allah sonumuzu hayır etsin kardeşim... Şu an tek istediğim, kızın sevdiği birinin olmaması. Haa, bir de kimdir, necidir onu da bilmiyoruz. Belki ajan, belki... dedi, sözünü tamamlayamadı.
– Hayır Ateş! Ben hissediyorum. O kız bir melek kadar masum ve tertemiz. Senin ima ettiğin gibi bir durum olamaz. Ama neden o halde buldum, onu da bilmiyorum. Başı dertte olmalı, dedi Murat, endişeli bir şekilde.
– Oğlum, yine aldık başımıza belayı. Bu kızı bu hale getirenler mutlaka izini süreceklerdir. Ben Göktuğ’a söyleyeyim de çevredeki kamera kayıtlarını incelesin. Belki bir şeyler buluruz. En azından düşmanı kim, neden böyle yaptılar, öğrenmiş oluruz, dedi Ateş. Bu işin peşini bırakmak niyetinde değildi. Madem arkadaşı bu kadar sevmişti, onu riske atamazdı.
O sırada topuklu ayakkabı sesiyle hemşire yaklaştı yanlarına ve konuşmaya başladı:
– Baş çarpmasıyla gelen hastanın yakınları siz misiniz?
– Evet, biziz, dedi Murat heyecanla.
– Doktor Bey sizi bekliyor, hastanın sonuçları çıktı, dedi hemşire; doktorun odasının önüne kadar onlara eşlik ederek.
Murat, aralık kapıdan başını uzatarak doktorun müsait olup olmadığına baktı ve sonra iki arkadaş odaya girdiler.
– Buyurun Doktor Bey, bizi çağırmışsınız, dedi Murat. İçinde bir huzursuzluk vardı. Kalbi kuş gibi çırpınıyordu. Bu, kaybetme korkusu muydu?
Doktor, "Buyurun," dedi, önündeki sandalyeyi göstererek ve konuşmasına devam etti:
– Hastamız henüz uyanmadı, birkaç saat içerisinde uyanmasını bekliyoruz. Kafasını çarpmasıyla ilgili bir sorunu şu an yok. Başındaki yaraya dört dikiş atıldı ve diğer gerekli işlemler başarıyla yapıldı. Bu durumdan yana hiçbir sorun yok. Gelelim asıl konuya...
– Hastamızın kan tahlili sonuçları da çıktı. Sizi asıl bu sonuçlar için çağırdım. Kan değerlerinde bazı düzensizlikler var. Beyaz kan hücreleri çok yüksek. Bu, bağışıklık sisteminin olağandışı çalıştığını gösteriyor. Emin değilim ama sanırım kanser başlangıcı... Hangi kanser türü olduğunu da bilmiyorum. Şu an için size söyleyebileceğim en önemli şey; eğer böyle bir durum kesin varsa, hemen tedaviye başlamalısınız. Eğer tedaviye hemen başlanırsa, hastalık kolayca atlatılabilir, dedi doktor, her hastaya söylediği gibi rahat rahat anlatmıştı.
Ama şu an Murat’ın içi yanıyordu. Daha yeni bulmuştu. Yeni âşık olmuştu. Bu kadar çabuk mu karşılarına engel çıkacaktı? Şaşkınlıktan büyüyen göz bebekleri ve kırılan umuduyla doktora bakıyordu.
– Ne yapmamız gerekiyor Doktor Bey? dedi Murat, endişeyle.
– Şu an kendine gelmesini bekliyoruz. Uyandığında tekrar muayene edeceğim ve emin olmak için daha detaylı testler yapılacak. Siz şimdi hastanın yanında bekleyebilirsiniz. Uyandığında bana haber verin, dedi doktor.
Murat, koridora doğru yürürken yüreği sıkıştı. Elini kalbine koydu ve Ateş’e bakıp:
– Ne duydum ben? Doktor kanser mi dedi? Doğru mu duydum?
– Dur oğlum, emin değilim dedi ya... Hemen endişelenme sen de. Yanlışlık da olabilir. Kız uyansın, tekrar yapılacak işte tahlilleri, dedi Ateş, arkadaşını teselli edercesine.
Ateş, sigara içmek için dışarı çıktığında, Murat kızın yanına gidip orada beklemeye başladı.
Belki uyandığında bir daha göremeyecekti bu ay yüzlü güzelliği. Yarım saat kadar sessizce onun yüzünü izledi. Kızın bedeninde ve yüzünde kıpırdanmalar olduğunda, uyanmak üzere olduğunu anladı. Hemen kıza dikkat kesildi, heyecanla.
Yavaşça aralandı gözkapakları. Işığın içine karışan ela gözler ilk kez Murat’a döndü.
O an dünya susmuş, sadece iki çift göz konuşmaya başlamıştı. Murat, kızın gözlerini ilk kez gördüğünde ona daha da çekiliyordu. Ela hareleri gözlerini Murat’a dikmiş, endişeyle bakarken, Murat o ela gözlerde kayboluyordu.
Murat’ın bu kıza bağlanması için kızın varlığı bile yeterdi. Bu aşk, kaderin yıllar önce yazdığı ama karakterlerini unuttuğu bir masal gibiydi. Beyin unutsa da ruh unutur mu? Unutmamıştı işte. Murat, bu kızın onun alın yazısı olduğuna adı gibi emindi. Bu hissettiklerinin başka bir açıklaması olamazdı. Bu kız onun kabul olmuş duasıydı.
— Neredeyim ben? dedi kız, kısık bir sesle, yanında duran adama bakarak. Yaşadığı durumu bir kenara bırakmış, bu adamın kim olduğunu merak etmeye başlamıştı. Bu adam ona çok güzel bakıyordu.
Murat ise ilk kez duymuştu kızın sesini. Kulağına en güzel melodi çalınmış gibi huzurla doldu yüreği.
— Hastanedesin. Başını çarpmışsın, dört dikiş atıldı. Şu an nasılsın? dedi Murat endişeyle. O kadar heyecanlıydı ki ne konuşacağını bilemiyor, eli ayağı birbirine dolanıyordu.
— Başım… Başım çok ağrıyor, dedi kız, başını tutarak. Ne yaşamıştı ki? Hiçbir şey hatırlamıyordu. Ne zaman hastaneye gelmişti? Başına dört dikiş atılacak ne olay yaşamıştı ki?
— Hemşireyi çağırayım, hemen ağrı kesici yapsın, dedi kapıya yönelerek. Hemşireye seslendi ve odaya geri geldi.
— İsmin ne? Yakınlarını aramamı ister misin? Seni bulduğumda etrafa baktım ama ne etrafta ne de üzerinde kimlik, telefon vs. hiçbir şey yoktu. Bu arada ben Murat, dedi, elini uzatırken.
Kız bir süre hiç konuşmadan Murat’ın yüzüne baktı. “Demek Murat’tı ismi. Beni yaşadığım durumdan kurtarmış. O benim kahramanım mı?” diye düşündü içinden. Sonra, ondan bir cevap bekleyen ela gözlere bakarak düşündü. Ailesi kimdi ki? Kendine dair hatırlayabildiği tek şey ismiydi.
— Be... bee... ben Leyla, diyebildi kız, Murat’ın uzattığı eline uzanıp tokalaşırken.
Leyla’nın tüm vücudu, bu tokalaşma ile elektrik çarpmış gibi bir şoka girdi. Parmak uçlarından kalbine kadar yayılan bir kıvılcım gibi... Elini onun eline uzattığında, zaman durdu sanki. Farkına varmadan adamın yüzüne daldığını anlayıp hemen gözlerini kaçırdı. Onun bu hâli, Murat’ta küçük bir tebessüm oluşturdu. Murat’ın gülüşünü gören Leyla, gülüşüne daha da hayran kaldı. Yanağındaki gamzesi daha da belirginleşmiş ve onu daha da yakışıklı yapmıştı.
— Memnun oldum Leyla. Çok güzel bir ismin varmış. Peki, başına gelenleri hatırlıyor musun? Dedi Murat soran gözlerle Leyla’ya bakarken
— Hayır. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Ailem kim, nereden geldim… Hiçbiri yok, dedi endişeyle tavana bakarak. Hatırlamaya çalışıyor, kendini zorluyor ama hatırlayamıyordu. Zihninin derinliklerine inmek istiyor ama her çaba, başının içinde çakan şimşekler gibi canını yakıyordu.
— Nasıl, nasıl bilmiyorsun? dedi Murat panikle.
— Hatırlamıyorum. Hiçbir şey yok. Beynim bomboş gibi, dedi kız, hâlâ tavana bakıyordu.
— Ben doktorla görüşüp geliyorum hemen. Korkma tamam mı? Hemen gelirim, dedi Murat, hızla doktorun yanına gitti.
Doktorun odasına doğru ilerlerken, Ateş’le karşılaştı.
— Oğlum, kız uyandı ama ismi dışında hiçbir şey hatırlamıyor. Doktorla konuşup geliyorum, sen yanına geç, kendini tanıt da korkmasın, dedi Murat aceleyle.
— Tamam kardeşim, dedi Ateş, kızın odasına doğru ilerlerken.
Murat da doktorun kapısını tıkladıktan sonra “Gel” sesini duyunca hızlıca odaya girdi.
— Uyandı doktor bey. Uyandı ama hiçbir şey hatırlamıyor. Sadece ismini hatırlıyor. Tekrardan muayene etmeniz mümkün mü?
— Çok ilginç. Tıbben hafıza kaybı geçirecek hiçbir bulgusu yok. Tamam, kafasını fena çarpmış ama bu bölge hafıza ile ilişkili bir alan değil. Ama travmatik bir durum varsa, evet, bu mümkün.
— Nasıl yani, anlayamadım, dedi Murat merakla.
— Yani çok kötü bir olay yaşadıysa, bu onda travma etkisi yaratmıştır ve beyin, kendini korumak için hafızasını silmiş olabilir. Eğer durum böyleyse, ki tıbben başka bir açıklaması yok, o durumda sadece travmayı tetikleyen durumla karşılaşırsa hafızası yerine gelebilir. Bu tamamen ona bağlı. Siz arkadaşısınız, onu bulduğunuzda ne durumdaydı, bunları bir araştırın, dedi doktor.
— Peki doktor bey, siz yine de bir muayene edin. Başı da çok ağrıyormuş. Bir de bu durumda diğer hastalığı için nasıl bir yol izleyebiliriz?
— Testleri henüz yapılmadı. Testler çıktığında, sizi onkolog bir arkadaşım var, ona yönlendireceğim. Siz de bu sırada karakola başvurup kimlik işini halledin. Acile giriş yapmaya benzemez kanser tedavisi. Biz durumu kötü diye kimliksiz kabul ettik. Ama kanser tedavisi ya da diğer tedaviler için kimlik zorunlu. Bir an önce yeniletin kimliğini, dedi doktor, bir yandan da muayene için odasından çıkmaya hazırlanıyordu.
— Tamam, teşekkür ederim, dedi ve doktorla birlikte Leyla’nın yanına doğru ilerledi.
Murat ve Ateş, kızı acile getirdiklerinde, görevli kimliksiz işlem yapmadığını söylemişti. Kızın arkadaşları olduklarını, yakın zamanda kimliğini kaybettiğini ve henüz çıkaramadan başına bu olayın geldiğini söylemişlerdi. Normalde hastaya kimliksiz hiçbir işlem yapılmazdı. Ama hastanın durumu kötü ve ölüm riski olduğu için, doktorun inisiyatifiyle hasta tedaviye alınmıştı.
Murat yanındaki doktorla Leyla’nın odasına doğru yürürken, Leyla’nın ona farklı baktığını hatırlayıp gülümsedi. Bir yandan da doktordan duydukları ile içi sıkılmıştı. Leyla’sı ne yaşamıştı da hafızasını silmişti. Tüm bu soruları erteleyip sevdiğinin o gözlerine tekrar dalmak için adımlarını hızlandırdı.