2. BÖLÜM
YAZARIN ANLATIMI
Atakan, geceden beri zihninde dönen düşüncelerle boğuşuyordu. Kendi odasına girdiğinde, kapının yanında narin bir şekilde duran kadına baktı. Korkmuş ve ürkmüş bir halde duruyordu. Ne yapacaktı? Bu evlilik doğru muydu? Can dostunun emanetine sahip çıkmak için böyle bir yola başvurmak, içini bir sıkıntı kaplamıştı. Her şey çok ağırdı.
“Adın neydi?” diye sordu, sesi yorgun çıktı. Daha önce sorduğu soruyu tekrarlamıştı .
“Asmin, ”dedi kadın, başını hâlâ kaldırmadan.
“Kafanı kaldır, Asmin,” dedi, biraz daha sert bir tonla. Gerginliği sesine yansıyordu.
Kadın yavaşça başını kaldırdı. Büyük, korku dolu gözleriyle ona baktı.
“Abinle konuştum az önce, ”diye devam etti Atakan.
“Cidden mi? Ne zaman gidiyorum abimin yanına?” diye atıldı Asmin, sesinde küçük bir umut parıltısıyla.
“Gitmiyorsun buraya geliyor,” dedi Atakan, çenesini kaşıyarak. Ne diyeceğini bilemiyordu. Durum karmaşıktı.
“Her şeyin yanında mı? Diye sordu, pratik bir konuya geçmeye çalışarak.
“Her şey derken? Diye mırıldandı Asmin, çekingen.
“Kimliğin, pasaportun gibi.”
“Yanımda, ”dedi, omuz çantasını göstererek.
“Süper. Ver bana,” dedi Atakan, elini uzatarak.
“Neden? Diye sordu Asmin, tereddütle.
“Biz evlilik başvurusu yapacağız. Abin öyle söyledi. Seni ancak böyle koruyabilirim. Korkma, bu sadece kağıt üstünde olacak. Resmi bir koruma,” diye açıkladı Atakan, sözlerinin onu rahatlatacağını umarak.
Ama kendisi de gergindi. Hem de çok fazla. Asmin, evden kaçarken çantasını almayı unutmamıştı elbette. Başını hafifçe salladı; bu evliliğin kaderinde olduğunu kabul etmiş gibiydi. Çekine çekine, masanın üzerinden kimliğini alıp Atakan'a uzattı.
Atakan kimliği eline aldı. Sayılı sevdiği insan vardı hayatında ve şimdi bunlardan birini korumak adına böyle bir şey yapıyordu. Nikah burada, bu şartlarda kıyılamazdı, biliyordu. İhtiyacı olan, hızlı ve resmi bir kayıttı. Sayılı dostlarından birini aradı. Gecenin kaç olduğu önemli değildi artık. Aklındaki plan için ulaşması gereken yerleri tek tek aradı, kısa ve gizemli konuşmalar yaptı.
Telefonu kapattıktan hemen sonra, sabit bir hat onu aradı. Kulağına götürdüğünde, Elvin'in sesini duydu. Zaten işi başından aşkındı; bir de kardeşinin başına açtığı işlerle uğraşıyordu. Onun bir gece nezarethanede kalmasının, belki de güvenliği açısından iyi olabileceğini düşündü. Sert görünmek zorundaydı. Bu yüzden, onu almaya gelemeyeceğini söyledi ve telefonu kapattı. Arkasına yaslandı, gözlerini kapattı. Önünde çözülmesi gereken daha büyük bir bilmece ve koruması gereken yeni bir hayat vardı.
Kardeşini nikâhtan sonra da alabilirdi elbette. Şu an cidden çok sıkışmış hissetmişti. Atakan, umarım yarın burada olursun, Ateş, diye geçirdi içinden. Masanın diğer ucunda oturan kıza baktı. Kafasını eğmişti. Aklından ise, yarın yıldırım nikâhı ile evleneceği dönüp duruyordu. Kıza bir süre sessizce baktı.
"Asmin," dedi.
"Efendim, “dedi, kafasını kaldırmadan.
"Yarın erken bir yıldırım nikâhımız olacak. Bu evlilik sadece formaliteden ibaret; seni korumak için. Sonrasında sen ne yapmak istiyorsan onu yaparsın. Okumak mı istiyorsun, okursun. Üniversiteyi kazandığında boşanırız. Oldu mu?" diye sakince anlattı.
"Olur," dedi. Düştüğü durumda en mantıklısının bu olduğunu düşündü Asmin. Hüseyin'de ya da başka bir adamın kuması olacağına, nikâhlı kocası onu korurdu. Bir de askerdi üstelik, rütbeli.
"Şimdi gel, sana kalacağın odayı göstereyim. Bu gecelik idare et, olur mu?" diye sordu.
"Olur," dedi Asmin, kısa ve net bir şekilde.
Asmin'i kendi kaldığı odaya götürdü, kapısını açtı. Burada rütbeli komutanlar kalıyordu; yer kalmazsa diğer askerlerle de bu odada kalınıyordu. Ama bu gece kimse bu odaya girmeyecekti.
"Burada uyu. Kimse girmez. Eğer güvenmezsen kapıyı içeriden kilitle," dedi Atakan.
Asmin sadece başını salladı. Ardından içeri girdi ve kapıyı kapattı. Sırtını kapıya yasladı, yavaş yavaş aşağıya doğru çöktü. Ayaklarını kendine iyice çekmiş, kafasını dizlerine gömmüştü. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Atakan ise bir süre kapıda bekledi. Genç kızın içli içli ağlamasını dinledi. İçinde bir parçalanmışlık hissi ele geçirdi. Kim, nasıl böyle bir şey isteyebilirdi ki? diye düşündü.
Bir süre daha bekledi ve oradan ayrıldı. Yarın için yapılacak işleri vardı. Koridorun başında bekleyen ekibine baktı.
"Gözünüz bu kapıda olsun. Eğer bir şey olursa sizden bilirim," dedi Atakan ve kendi odasına gitti.
Sabahın erken saatinde Atakan çarşıya gidip Asmin'e uygun kıyafetler ve bir çift ayakkabı almıştı. Ardından hızlıca sınır karakoluna döndü. Nikâh Diyarbakır'da kıyılacaktı. Ateş Sarrafoğlu'ndan hâlâ haber yoktu. Asmin'in kaldığı odaya gelip kapıyı tıkladı. Asmin kapıyı açtığında,
"Kıyafet getirdim. Hazırlansan iyi olur, iki saate nikâh olacak," dedi.
Asmin sadece başını salladı, Atakan’ın aldığı kıyafetleri elinden alıp kapıyı sessizce kapattı.
Asmin eline verilen siyah poşetin içine baktı. İçinden çıkardığı elbiseye uzun uzun baktı; gözleri buğulandı. Böyle evlenmek yüreğini acıtıyordu ama başka seçeneği yoktu. Tek umudu, abisinin bir an önce gelmesiydi. Yoksa bu cehennemden onu kim kurtarabilirdi ki? Elini kalbine götürdü. Atakan dünden beri ona yardım ediyordu, ona minnettardı. Fakat onu böyle bir bilinmezliğe sürüklemesi içini huzursuz ediyordu. Üstelik o adam, abisinin yakın arkadaşı çıkmıştı. Tanımadığı bir adamın bir anda kurtarıcısı olması, gönderilmiş bir çıkış yolu bileti gibi gelmişti ona. Derin bir nefes aldı, elindeki sade beyaz elbiseyi giydi, ardından beyaz spor ayakkabıları ayağına geçirdi.
Hazır olduğunda dışarı çıktı. Giydiği sade beyaz elbise ona çok yakışmış, adeta ışık saçıyordu. Atakan bu beklenmedik güzellik karşısında nutku tutulmuş, nefesi kesilmiş bir şekilde baktı ona. Sonra kendini toparlayıp kafasını hafifçe salladı.
"Çıkalım, “dedi.
Asmin hiç konuşmuyordu. Onu askeri araca bindirdiğinde sadece ekip geliyordu. Askerler anlamıyorlardı; komutanlarının tek bir telefonla, dün tanıştığı bir kadınla evlenmesi onlar için de garipti. Ama kimse bir şey söylemedi.
Diyarbakır Belediyesi'nin nikâh salonuna geldiklerinde ikisi de ayrı bir gergindi. Kendilerini nasıl bu halde bulduklarını bile bilmiyorlardı.
"Korkma, “dedi Atakan, Asmin'e alçak ve sakin bir sesle.
Ardından ekibiyle birlikte binaya girdiler. Nikâh memurunun gelmesiyle birlikte nikâhları kıyıldı. Asmin artık bir Sarrafoğlu değil, bir Özgüven'di. Nikâh memuru aile cüzdanını Asmin'e uzattığında, titrek bir elle aldı. Kalbi sanki göğsünden fırlayacak gibi deli gibi atıyordu. Resmen evliydi. Hiç tanımadığı bir adamla, hem de.. O kalem, sadece bir kâğıda değil; Asmin'in hiç bilmediği bir geleceğin ilk cümlesine atılan bir imza gibiydi. Atakan ise o an, hayatı boyunca taşıdığı silahlardan daha ağır bir yükün altına girdiğini hissetti.
Ardından artık gitme vaktiydi. Mardin’e.
"Artık gitmeliyiz, “dedi Atakan.
Tekrar askeri araçla binip Mardin yolunu tuttular. Ateş Sarrafoğlu'ndan hâlâ haber yoktu. Atakan, kendi evlerinin önüne indiklerinde etrafına tedirginlikle baktı. Herhangi bir pürüz çıkmaması gerekiyordu. Onu hızlıca elinden tutup binaya soktu. Asansöre binip 6. kata, daire 12'ye geldiklerinde kapıyı açtı.
"Geç bakalım, “dedi, eliyle içeri işaret ederek.
Asmin içeri girdiğinde, evin bu kadar düzenli ve temiz olmasına şaşırdı. Sade, şık ve düzenli bir evdi. Askılıkta asılı duran kadın hırkası dikkatini çekti. Atakan, bugüne kadar pek çok zor kararın altına imzasını atmıştı; ancak kendi evinin salonunda, karşısındaki bu narin kadının sessizliği kadar onu hiçbir şey zorlamamıştı. Odadaki hava, söylenmemiş sözlerin ağırlığıyla doluydu.
"Kız kardeşimle yaşıyorum ben, “diye açıkladı Atakan.
"Anladım, “dedi Asmin ve içeri, salona doğru ilerledi.
Salon açık tonlardaydı, ferah ve sakin. Koltuğa oturdu. Atakan ise ne yapacağını bilemeyen, mahcup bir halde, Asmin ’den başka her yere bakınıyordu.
"Ben kız kardeşimi alıp geliyorum. Kapıyı arkadan kilitle. Ben... ekibimden bir iki kişiyi burada, seni koruması için bırakacağım. Tamam mı?" diye sordu.
"Tamam, “dedi Asmin, yine tek kelimeyle.
Kapının kapanış sesiyle yalnız kalan Asmin, derin ve hüzünlü bir nefes aldı. Şimdi ne olacaktı? Başına neler gelecekti? Bu evlilik doğru muydu? Ve bu garip birliktelik, onları hangi sınavlardan geçirecekti?
Bölüm Sonu