1. BÖLÜM – SON EMİR 🕊️
Üç Yıl Sonra...
Herkes, huzurun ve aile sıcaklığının hissedildiği bahçede toplanmıştı. Hayalet Birliği'nin üyeleri uzun ve zorlu bir görevden dönmüştü. Bu üç yıl içinde hepsi tek tek hayatlarını birleştirmiş, yuva kurmuştu. Meltem ve Nazlı'nın doğumları yaklaşmış, bedenlerini ve ruhlarını bu mucizeye hazırlamak için hamilelik iznine ayrılmışlardı. Sedef ve Ada ise art arda evlenmiş, geçen yıl ikisinin de hayatlarına anlam katan bebekleri olmuştu. Her ikisinin de kızı vardı; Ada, kızına Aybike adını verirken Sedef, kucağına aldığı minik mucizeye Elçin demişti. Küçük kızlar artık bir yaşına girmiş, ailelerinin kalplerini daha da büyütmüştü.
Hamile kaldıkları dönemde görevden uzak kalmış, son aylarda tamamen izne ayrılarak kendilerini yavrularına adamışlardı. Şimdi ikisi de annelerinin evinde, çocuklarıyla birlikte, güven ve sevginin iç içe geçtiği bir sığınaktaydı. Eşleri görevdeydi; ne zaman dönecekleri belli değildi. Ama bugün, o beklenen, yüreklerin heyecanla attığı gündü… Üç aylık görevlerinden nihayet dönmüşlerdi ve küçük Aybike ile Elçin'in ilk doğum günü, bu kavuşmanın coşkusuyla kutlanacaktı.
Yalın, uyuyan kızının yanında durmuş, onun her nefes alışında dünyanın en derin huzurunu soluyordu. Ada, kapı eşiğinden sessizce bakıyor, hayatının bu en değerli iki parçasını izlemenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyordu.
“Orada durma güzelim, buraya gel,” dedi Yalın, gözlerini hâlâ kızından ayırmadan. Sesindeki şefkat, Ada'nın içini bir sıcaklık kapladı.
“Sizi buradan izlemek çok güzel,” diye karşılık verdi Ada, içinde hafif bir hüzün ve büyük bir sevinç taşıyarak. Dayanamayıp içeri girdi. Yalın, karısının belinden tutup kendine çekti. Bu temas, üç aylık ayrılığın getirdiği tüm boşluğu dolduruyor gibiydi.
“Sanırım senden sonraki zaafım bu hanım olacak,” dedi, uyuyan kızını göstererek. Yüzünde baba olmanın getirdiği saf ve koşulsuz bir gurur vardı.
“Benim de sanırım,” diye fısıldadı Ada, yüreği kocaman bir sevgiyle dolup taşarak.
“Ne çabuk büyüdü de bir yaşına girecek, ha?” diye mırıldandı Yalın, inanamayarak. Zamanın ne kadar hızlı aktığını hissediyordu.
“Zaman hızlı, hayatım,” dedi Ada, gözleri buğulanarak. Bu hızlı geçen zamanın getirdiği buruk bir mutluluktu onu ağlatan.
Tam o sırada Aybike mızmızlanarak uyanmıştı. Yalın, kızını kucağına alır almaz mızmızlanma bir anda kesildi. Baba kokusuna, o en tanıdık ve güvenli sığınağa kavuşmanın huzuruyla sustu. Ada’yla birlikte, sanki dünyanın en kıymetli hazinesini giydirir gibi, küçük kızlarına doğum günü elbisesini giydirip aşağı indiler.
Bahçede Halil Komutan ve Fatih Yüzbaşı da vardı. Ekip bir masada toplanmıştı. Havada, bir kutlamadan beklenen coşkudan ziyade, üstlerinden tam olarak atamadıkları bir görevin ağırlığı ve geleceğe dair belirsiz bir endişe vardı. Sakin ama gergin bir hava hâkimdi.
Son üç ay boyunca yurt dışında, gizli ve tehlikeli bir görevdeydiler. Ve şimdi, yeniden ülkelerine, sevdiklerinin yanına dönmüşlerdi. Ama bazı yükler, fiziksel mesafelerle geride kalmıyordu.
Fatih Yüzbaşı ağır sessizliği bozdu.
“Emir.”
Emir Durukan başını kaldırdı, tüm dikkatini komutanına verdi. İçgüdüleri, önemli bir şeyin geleceğini söylüyordu.
“Dinliyorum, komutanım.”
Fatih Yüzbaşı’nın sesi, alışılagelmiş sertliğinde ama altında derin bir kararlılık taşıyordu.
“Sana son bir emir vereceğim.”
Emir’in gözleri anlık bir şüpheyle kısıldı. “Son emir” ne olacaktı? Üç yıldır arkadaşlarının arka plandaki tedarikçisi ve istihbaratçısıydı.
“Emredin, komutanım.”
“Almanya Büyükelçisi Hakan Saruhan’ın kızı İlkim Saruhan ile evlenmeni istiyoruz. Son görevin bu.”
SESSİZLİK...
Havadaki tüm neşe ve huzur bir anda çekiliverdi. Emir Durukan bir şok yaşıyordu. Az önce yanlış duymamıştı, değil mi?
Bir “evlilik emri” verilmişti.
Herkes nefesini tutmuş, Emir’in tepkisini bekliyordu. Yüzlerde şaşkınlık ve bir parça da acıma ifadesi vardı. Bir tek rüzgârın savurduğu bayrağın hüzünlü sesi duyuluyordu.
Emir ise yüzünde hiçbir ifade göstermeden, içinde kopan fırtınayı bastırarak komutanının gözlerine bakıyordu. Leyla’dan sonra kalbini aşka kapatmış bir adam, görev uğruna ve görevin içeriğini sorgulamadan bu emri kabul edecek miydi? Ama bir şeyden emindi: Bu görevi reddetme şansı yoktu. Peki, aşk hiç beklemediği yerden doğduğunda “görev” mi diyecekti, orası da kesin değildi. Dudakları kıpırdadı, boğazı düğümlendi Emir’in. Ama kader ya, bu sadece...
“Tamamdır, Komutanım.” diyebildi.
---
🕊️ NOT
Bu kitap yeni yıldan sonra başlayacaktır.
Kitaplığa eklemeyi unutmayın! ‼️