Şafak, Londra’nın üzerini gri ve nemli bir sisle örttüğünde şehirde olağanüstü bir sessizlik hâkimdi. Ancak bu sessizlik, fırtınadan önceki o kasvetli sükûnetten ibaretti. Kadınların sokaklarda yüksek sesle haklarını aradığı günün ertesi sabahı, şehirde bir başka isyan başlamıştı—bu kez erkeklerin sustuğu, ama güç koltuklarında oturanların konuştuğu bir isyandı bu. Lordlar Kamarası’nda yüksek tavanlı salonda yankılanan ayak sesleri, koltukların kadife örtülerini sarsarcasına doldu o sabah. Seth Henderson, elinde bir tomar kâğıtla kürsüye yürürken yüzündeki kendinden emin ifade, destekçilerine umut, karşıtlarına ise buz gibi bir ürperti gönderiyordu. "Kadınların aklı, iki satırlık yazıyla çelinmeye bu denli hazırsa, bu onların değil, bizim suçumuzdur,” dedi tok sesi salonu doldururken. "O

