Şenliğin kalabalığı ve renkli cümbüşü, Annabel’e uzun zamandır hissetmediği bir özgürlük duygusu veriyordu. İnsanların neşeyle dans ettiği, havada sıcak şekerin karamel kokusunun dolandığı o saatlerde, o ise kalabalığın içinden sıyrılıp gizlice arka tarafa geçmişti. Peter ile buluşacakları küçük çardağa yöneldi. Orası hem sessizdi hem de kimselerin göremeyeceği kadar sapa. Peter onu görünce gülümsedi. “Yine parlıyorsun,” dedi gülümseyerek. Annabel başını eğdi, ama gözlerinde belli belirsiz bir ışık yandı. Birlikte oturdular; Peter bir şeyler hazırlamıştı: küçük bir örtü, basit ama tatlı atıştırmalıklar, hatta bir iki dilim elmalı çörek. Annabel’in göğsünde bir sıcaklık yayıldı. Kendini değerli, kıymet verilen biri gibi hissettiği nadir anlardandı bu. Saatler nasıl geçti, bilmiyorlardı. G

