Sabah henüz doğmamıştı. Şehir, sisin örttüğü uykulu sokaklarda sessizliğe gömülmüştü. Arnavut kaldırımları nemliydi, evlerin bacalarından çıkan ince dumanlar gökyüzüne karışıyordu. Gecenin karanlığında siyah pelerinine sarınmış bir siluet, hızla malikânenin demir kapısından çıktı. Elinde kahverengi iplerle bağlanmış, dikkatlice sarılmış bir tomar kâğıt vardı. Her adımı, bastığı taşlarda yankı buluyordu. Madam Vanessa, güneş doğmadan önce bütün izleri silmeliydi. Şehrin dört bir yanına yayılacak kelimeler, yalnızca fikir değil, bir başkaldırı taşıyordu. Elindeki kâğıt tomarlarını, gazete dağıtıcılarının sabah erkenden uğradığı köşe başlarına bıraktı. Küçük dükkânların önlerine, süt şişeleriyle yıkanmış kaldırımların kenarına, bazen bir duvar dipteki gazete demetlerinin hemen yanına… Floren

