Malikânenin ağır ahşap kapısı, Elina’nın arkasından gıcırdayarak kapandı. Sabahın ilk saatlerinde sis, bahçeyi gri bir tül gibi sarmıştı. Ayakkabıları çakıl taşlarının üzerinde hafifçe çıtırdıyor, içinden geçen düşünceler ise gürültüyle çarpışıyordu. Sebastian’ın sözleri kulağında hâlâ çınlıyordu ama içinde bastıramadığı başka bir ses daha vardı: şüphe. Bahçenin taş yolundayürürken yanında bir gölge beliriverdi. Edgar, her zamanki ölçülü haliyle ama bugün biraz daha kaygılı görünüyordu. Elina’ya birkaç adım kala başıyla saygılı bir selam verdi.“Size eşlik edeyim, hanımefendi,” dedi yavaşça. “Bu sabah tek başına yürümek... pek güvenli sayılmaz.” Elina onun bu nazik teklifini başıyla kabul etti. Yan yana sessizce yürümeye başladılar. Bahçe kapısına yaklaşırken Elina duraksadı. Derin bir ne

