Londra’da baharın en nadide günlerinden biriydi. Gökyüzü, sabah saatlerinden itibaren kırlangıçların kanatlarına şiirler yazdıran bir mavilikte kalmış, güneş kraliyet incisi gibi yavaşça alçalmaya koyulmuştu. Parklar alabildiğine yeşildi; kızıl şemsiyeler ve dantel eldivenler, Lady’lerin zarafetiyle rüzgârla dans edercesine salınırken, beylerin bastonlarının ucunda ölçülü adımların ritmi yükseliyordu. Böylesi bir günün sonunda, köklü malikânelerden biri olan Whitmore Konağı, seçkin bir geceye hazırlanıyordu. Lord Archibald Whitmore, her zaman olduğu gibi itibarını ince hesaplarla besleyen, sofrasına davet ettiği konukları titizlikle seçen bir devlet adamıydı. Şehirde yeni yeni dilden dile dolaşan ismiyle, Dük Sebastian Blackthorne, Londra sosyetesine düşen en merak uyandırıcı isimdi. Gen

