Kırsal evin bahçesine sonbaharın ilk serinliği sinmişti. Ağaçlar yavaş yavaş sararıyor, çiçek tarhlarında yazdan kalma birkaç renk can çekişiyor gibiydi. Elina, el yapımı küçük takvimini dizlerinin üzerine almış, elindeki kalemle bir günü daha çiziyordu. Gözleri her geçen çizgide biraz daha donuklaşıyor, nefesi göğsünde sıkışıp kalıyordu. İki buçuk ay geçmişti… Lucas, söz verdiği gibi her hafta mektup yazacağını söylemişti ama ne posta kutusuna düşen bir zarf olmuştu ne de Madam Vanessa’dan tek kelime. Dudaklarını büzüp başını iki dizi arasına gömmek üzereyken Mira yanına ilişti. Arkadaşının hâlini günlerdir izliyordu. Onu üzgün görmek istemiyor ama ne diyeceğini de bilemiyordu. “Belki... belki sadece gecikmiştir,” dedi yumuşak bir sesle. “Posta arabaları bazen bataklığa saplanıyor ya da

