Yasakların ilan edilişinden bu yana iki hafta geçmişti ve Londra sanki siyah bir tülün altına bürünmüş gibiydi. Sokağın uğultusu azalmış, caddelerde yankılanan kadın kahkahaları, Pazar tezgâhlarındaki çene çalmalar yerini tek tip adımlara, kesik kesik emir seslerine ve duraksayan fısıltılara bırakmıştı. Erkekler hâlâ dışarıdaydı, evet; ama şehir, kadınsız bir çark gibi dönmeye çalışıyor, her seferinde bir yerden çatırdıyordu. Fabrikalarda makineler aynı hızla dönmüyor, erkek işçiler kumaşların dokusunda kadının sabrını, dikkatini arıyordu. Düğmeler yanlış dikiliyor, dikiş hataları birikiyor, kolilerin dağılımı gecikiyor, tüm üretim aksıyordu. Patronlar kaşlarını çatarken, bazıları bir kadının ellerine ne kadar güvenilir olduğunu ilk kez fark ediyordu — ama artık çok geçti. Evlerde ise ka

