Salonun köşesindeki ince kanepenin üzerinde üç genç kız yan yana oturmuştu. Gün ışığı pencereden süzülüp yere nazikçe düşerken odada bir tek Elina’nın içini aydınlatamıyordu. Parmak uçlarını birbirine kenetlemiş, önündeki desenli halıya karanlık düşünceler içinde bakıyordu. Sessizlik, duvar saatinin tıkırtısıyla kesiliyordu. Sonunda Elina, boğazını temizleyip hafif titreyen sesiyle konuştu: “Onlar Clara’nın peşindeydi,” dedi. “İkisi de köşede durmuş, sanki malikâneyi tanıyor gibiydi. Ve Clara... Mathilda ile konuşurken onları izlediler. Gözlerimin önünde oldu bu. Kabul ediyorum, bu defa başımıza büyük bir bela aldım.” Mira, başını bir anda Elina’ya çevirdi. Yüzündeki ifadede korkuyla karışık bir ciddiyet vardı. “Clara’nın tek başına kalması iyi olmadı.” dedi, sesi sertti. “Ne zaman oldu

