7

750 Words
Duştan çıkıp da giyinirken, hâlâ Tuğra'nın sesi gelince mecburen giyinip gülümseyerek salona geçtim. Ağzım böyle kalacaktı maazAllah yahu. "Hoş geldin." "İyi değildin ya pek. Hasta olacak gibiysen yarın gelme diyecektim. Onun için geldim." Bunu Zümrüt'e söyleyip de gidebilirdin Tuğracığım ya, neyse. "Dedim ya, sadece uykum var o kadar. Bu gece iyice uyuyup yarın sabah işimin başında olurum. Merak etme." Kalkarken telefonunu cebinden çıkartıp bana doğru uzattı. "Bir de telefon numaranı kaydetsen iyi olacak. Zümrüt'ü rahatsız etmemiş olurum böylece." Zümrüt "Estağfurullah canım." derken, ben de gülmemek için kendimi zor tutarak numaramı kaydettim telefonuna. Tuğra kapıdan çıktığı anda da kahkaha attım. "Salim görse gözleri yașarırdı yemin ederim." "Dalga geçmeyi bırak da git uyu. Yarın hem Tuğra, hem de Toygar bey canını okuyacak çünkü." "Bana ne be. Doğru düzgün adamlar seçeymiș nöbet tutacak." diyerek omuz silktim. "Şu saçma görevi başka birine verse ben hayatta patlattırmazdım o kızı." "Bu boktan görevleri en güvendiklerine verir bilirsin. Bu güne kadar neden sana hiç vermediğini merak eder dururdum açıkçası. Meğer en afillisini sana saklıyormuș." "Onun afilinin fi'sini sikeyim ben." Zümrüt "Neden fi? O kadar harfin içinde o zavallı iki harfin suçu ne?" deyip güldüğünde koltuktaki yastığı alıp yüzüne fırlatarak çıktım salondan. "Lensimle birlikte gözüm de çıkacak lan. Ne yapıyorsun?" "Evde çıkart şunları zaten. Gözünü değil yani. Lensleri. Alışamadım." diye bağırıp üzerimi çıkararak yatağa attım kendimi. Zümrüt onun lakabıydı. Ve o lakap gözlerinden geldiği için iş dışında ve gizli işlerde siyah lens takıyordu. Aksi takdirde parıl parıl parıldayan yeşil gözlerini her ortamda fark etmemek imkansızdı zira. Ve Simsiyah saçlarıyla uyumlu olduğu için hiç kimse fark edemiyordu bu küçük ayrıntıyı. Salim'in sesiyle uykumdan uyandığımda sabah olmuştu bile. "Ulan akşam da erkenden yattın. Kalksana." "Sesini duymazsam sevinirim bay beceriksiz." diyerek yastığı kafamın üzerine koydum. "Aynı şekilde yüzünü de görmek istemiyorum. Gözlerimi açmadan çıkar mısın?" "Yapma be Kızıl. Adam biz daha gözümüzü kırpamadan yerle bir etti her yeri." "Hepinizi teker teker bayıltırken siz ne yapıyordunuz acaba?" "Uyuyordum. Oldumu lan. Uykum gelemez mi benim? Robot muyum lan ben?" "Çemkirme üstüne. Çemkirme." diyerek yastığı ona attım. "Def ol." Salim'in gittiğinden emin olduktan sonra kalkıp, iğrenerek beyaz gömleklerden biriyle bakmıştım bir süre. Hepsi, ama hepsi, birbirinden daha iğrençti. Mecburen giyinip odadan çıkarken, Zümrüt kıs kıs gülüyor, Salim ise sinirle salatalıkları ağzına tepiyordu. Çantamı alıp da evden çıkmaya hazırlanırken "Layığını bulduğuna sevindim." dedim. Bir kaç saniye içinde dediğimi anlayınca elindeki salatalığı hızla masaya bırakıp, agzindakileri de çıkarttı Zümrüt'ün öğürmeleri arasında. Kendisi sadece kasalarla haşır neşir olduğu için benim gibi bir teste tabî tutulmamıștı e midesi de hâlâ hassas olabiliyordu haliyle. Üzerinde yürüyen hamam böcekleri olan makarna yemiştim ben be, iki salatalıktan mı bulanacaktı midem? İş yerinden içeri adım attığımda bana şöyle bir bakıp "Adliye için Hazırız bakıyorum." diyerek göz kırptı Tuğra. "Tabii ki." Adliye benim göbek adım zaten canım. Hiç çıkmam oralardan. "Yarım saate çıkarız. Patron gelsin de." "Olur." diyerek masama oturup dün göremediğim için yarım kalan dosyayı tamamlamaya başladım. Ahh patron ah, masa başında oturup dosya düzenleyeyim diye mi aldım ben o kadar hackerlarden dersleri? Neyse canım, bir ara Tuğra'nın bilgisayarına kaçak giriş yapıp alırdım hevesimi artık. Telefonuna giriş yapmaya çalışmıştık daha önce, ama ne yazık ki korumalıydı o. Ofisteki bilgisayarı da korumalı olacak değildi ya. Ekrem bey geldiğinde Tuğra ile beraber çıkarak onun arabasına bindik. "Daha önce gitmiş miydin adliyeye? Yani eski çalıştığın yerde falan." "Evet." dedim gülümseyerek. Bir kez adam bıçaklamak için girmiştim yani, sayılmaz mıydı ki o? Girmek girmektir sonuçta. Amacın ne önemi var? "Benimle daha çok gideceksin. Ekrem bey kitaplarla değil de tecrübe ile daha çok şey öğrenildigini söyler hep." Senin de baban aynı şeyi söyler hep. Ne tesadüf.. "Çok doğru söylemiş." diyerek dışarı bakmaya başladım. O sırada çalan telefonumu çantadan çıkartarak elime alınca derin bir nefes alarak açtım telefonu. "Hangi cehennemdesiniz siz?" "Babacım." dedim, gülmemek için kendimi zor tutarken. "Nasılsın?" "Tuğra'nın yanında mısın?" "Evet. Ben de iyiyim. Adliyeye gidiyoruz iş için. Daha sonra ararım seni olur mu?" "Seninle işim yok zaten. O Salim ve adamlarına söyle hangi delikteyseler derhal yanıma gelsinler." "Peki babacım. Ararım ben." Telefonu kapatıp Zümrüt'e mesaj atarak çantama geri koydum. Salim telefonunu kapatmış olmalıydı. Korkak pislik. Git adam gibi kurşunu böğrüne ye gel, ne diye kaçıp adamı daha fazla sinirlendiriyorsun değil mi ama? "Babanla aran iyi anlaşılan." "Çocukların babalarıyla arası hep iyidir. Senin değil mi?" "Babam öldü benim. Bilmiyorum o yüzden." Bir saniye. Nasıl ya? Saklamak için mi yapıyordu yoksa babasını sevmediği için mi böyle söylemişti acaba? "Başın sağ olsun." dedim arabadan inip de adliyeye girerken. Fazla soru sormak onu ișkillendirmekten başka bir işe yaramazdı şimdilik. Zamanla kendi seve seve ötecekti nasılsa. Sabırlı insandım, beklerdim ben.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD