6

547 Words
Hiç uyumadan gittiğim bir iş günü resmen berbattı. Ayakta durmaya çalışan Pisa kulesi gibiydim resmen, yarı yan yatmış. Her renk aldığım ve topuklu ayakkabılarıma uydurup giydiğim kemikli gözlüğümü düzeltip, bilgisayara odaklanmaya çalıştım. Ama resmen yazılar yok oluyordu ben baktıkça. "Iyi misin sen?" "Değil gibi mi görünüyorum?" "Halsiz gibi görünüyorsun." "Uyuyamadım pek." dedim. Sanırım hem uykusuz kalıp hem de telefonla o kadar oynamamam gerekirdi. Neyse, zaten uykumu almış olsam da, işe yeni girdiğim için yaptığım pek bir şey yoktu. "Ama uykuyu pek sevmem zaten." Bana bir süre baktıktan sonra, önündeki dosyaya geri çevirdi başını Tuğra. Ben de aynı şekilde başımı bilgisayara çevirdim. Ne zaman bitecekti bu işkence ya. Adam dövmek istiyordum ben. "Yarın benimle birlikte bir duruşmaya katılacaksın. Sevmesen de, uykunu alıp gelsen iyi edersin." "Peki patron." deyip, asker selamı verdim. Ona patron demeye şimdiden başlasam iyi ederdim zaten. Toygar beyin oğlu olarak aramıza katılıp da benden alt kadroda çalışacak değildi ya. Kesinlikle büyük patrondan sonraki yerini alacaktı anında. *Paket patlamak üzere. Mesajı görünce gözlerimi devirip yerimde rahatsızca kımıldandım. Kızın dayanıksız olduğu belliydi zaten. Ama neydi böyle bir kaç saate ölümün kıyısına gelmeler falan ya? Karşıdaki mal hiç mi ders vermiyordu işe aldıklarına? *Sadece yarım saat. Yarım saat uyusa, ben gidene kadar dayanırdı herhalde. Dayanamazsa da şansıma artık. "Önemli bir şey mi?" "Yoo." deyip dudak büzdüm. "Önemi yok. Iş saati bitip de eve gidince, ilk işim kendimi yatağa atmak oldu. Bir iki saat uyuduktan sonra kızı görmeye gidecektim. Onun yaşayıp yaşamaması değil de, benimki önemliydi ne de olsa. Telefon çalıp da yetişemeyince, tekrar arayarak açmasını bekledim. Salim telefonlarıma cevap vermemezlik yapmazdı hiç. Yatmadan önce çıkarttığım eteğin yerine buldugum bi pantolonu geçirdim. O salak gömlek hâlâ uzerimdeydi ama değiştirmeye fırsatım yoktu. Onun üzerine de ceketi giyinip aceleyle evden çıkarak motora bindim. Tuğra'nın gölgesi evin içinden çok net görünüyordu. Beni görmemesi için ekstra çaba harcamıştım bu yüzden. Motora atladığım gibi depoya gittim. Kapıda baygın olan adamları görüp sessizce bir küfür savurdum ve bacağımdaki silahı çıkartarak sessizce içeriye doğru yürüdüm. Silah sesi.. susturuculu. Sesi duyar duymaz hızla depoya girdim. Fakat ateş eden her kimse uzaktan ateş etmiş olmalıydı ki, bir kaç saniye sonra motor sesi gelmişti. Kafasını tutarak kalkan Salim'e baktım, daha sonra da kafasından tek kurşunla vurulup ölen kıza. "Bunu patrona asla ben açıklamam." diyerek sinirle tabureyi çekerek oturdum. "Bunca adam.. bir kişiyle nasıl başa çıkamazsınız?" "Tek başına bi ordu gibiydi resmen." diyerek yerde doğruldu Salim. Başını tutmaya devam ediyordu. Diğer ayılanlar da baygın olanları kontrol ediyordu bir bir. Sekiz kişilerdi toplam. Ve bir kişiyle başa çıkmamışlardı. Resmen rezillikte bir numaraydık yani. "Kim oğlum bu?" diyerek ceketi çıkarıp yere attım sinirle. Bir kaç koruma bana bakıp gülmemek için kendini zor tutunca üzerimdeki gömleği hatırladım. Kafamı kaldırmadan, elimdeki silahı havaya kaldırarak "Toygar bey silahındaki mermileri tek tek topuğunuza boşalttığında ben de aynen böyle güleceğim." deyip alayla güldüm. Ve ceketimi alarak motora binip eve gittim. Delilleri yok etmeleri gerektiğini bilecek kadar akıllılardır inşallah. "Bir şey mi oldu?" Zümrüt'e bakarak "Depoyu patlatmışlar." dedim. Ceketi ve iğrenç gömleği çıkartarak koltuğun üzerine attım. "Salim'e söyle, sakin gözüme gözükmesin." Banyoya girerek soğuk suyu açtım ve altına girdim. Eğitimlerden kalma bir alışkanlıktı soğuk suyla duş almak. Uyku açmak, kendine gelmek için birebirdi. Alışınca sıcak suyla işin olmuyordu bir zaman sonra zaten. "Aa, hoş geldin Tuğra." Zümrüt'ün sesini duyunca bir sen eksiktin zaten diye mırıldanıp, duşa devam ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD