5

550 Words
"Demek konuşmuyorsun." Gülerek kıza yaklaşıp "Peki." dedim. Daha sonra adamlardan birine döndüm. "Içi buz dolu bir kaç kova getirin. Sabaha kadar buradayız." "Sabah işe gideceksin. Farkındasındır umarım." Abi rolüne kendini fazlaca kaptıran Salim'e çevirdim kafamı. "Bir saatlik uykuyla başardığımız birçok işi unutmuş gibisin. Halletmem gereken bir kaç saçma dosya. O kadar." Telefona takılı olan kulaklıları kulağıma taktım ve son ses müzik açarak plastik sandalyelerden birine oturdum. Kapüşonumu kafama kapatıp arkama yaslandım ve zamanın geçmesini bekledim. Kıza hiçbir şey yapmamış olmam herkesi şaşırtmıştı.şaşırtmıştı. O sadece bir maşaydı. Konuşmaması için neyle tehdit edilmişti kim bilir? Tabi ki onu konuşturacaktım. Lakin, her zamanki yöntemlerle değil. Bacağımın üzerine attığım diğer bacağım uyuştuğunda usulca indirip ayağımı yere değdirdim ve kulaklıları çıkartıp gözlerimi açtım. Kız uyuklamak üzereydi, tam da beklediğim gibi. Buzları erimek üzere olan kovalardan birini alıp yavaşça kızın başından aşağı döktüm. Ağzındaki banttan dolayı attığı çığlık boğuk çıkmıştı. Ağzını açmak için yeltenen Salim'e, tek kaşımı kaldırıp bakışımla cevap verdim. Geri çekilip az önce kalktığı yere oturdu. Ben de aynı şekilde geri oturup kulaklıkları taktım ve telefondan oyun oynamaya başladım. Kızın gözleri tekrar kapanır gibi olunca "Uyumasına izin vermeyin." deyip, gözlerimi geri çevirdim telefona. Ben vurmayınca başkası da cesaret edemezdi vurmaya. Bu yüzden her gözü kapandığında biri dürtüp uyarıyordu ya da kovadan yavaşça su döküyorlardı kafasına. Kimseye bu kadar kibar davranmazlard normalde. Ama ben korkusu insana her şeyi yaptırabiliyordu. Telefondaki müziği tekrar son ses açarken, oyunumu oynamaya devam ettim. Birazdan kız uyumayalı tam on saat olacaktı. Akşam dörtten beri buradaydım. Ve sıkılmaya başlamıştım. Ama bir kaç saat sonra istemsiz olarak konuşmaya baslayacaktı. Gözlerim ağırmaya başlayınca telefonu bırakıp, kulaklıları da çıkartarak sandalyeye koydum ve kıza doğru yürüdüm. Çenesini tutup başını hafiften yukarı kaldırdım. "Konuşmaya hazır mısın?" "Öldürsenize artık beni." "Ona da sıra gelecek. Merak etme." diyerek sıktım çenesini. "Ama önce paraları ne yaptığını söyle." "Bende değil." "Onda değil, bunda değil. Buharlaştırıyor musunuz, yakıyor musunuz, yiyor musunuz? Ne yapıyorsunuz lan siz bu paraları?" diye bağırdım sinirle. Ikinci kez bize gelecek olan para yolda çalınmıştı, mallarla birlikte. Ve oldukça can sıkıcı olmaya başlamıştı bu iş. "Bilmiyorum. Yemin ederim. Iki kardeşim var benim. Ikisini de kaçırdılar. Ben konuşursam, onları da öldürecekler." Acınası bir durumdu. Ama şöyle bir sorunumuz vardı ki, benim acıma duygum yoktu. "Ya bana bir isim verirsin, ya da burdan sağ çıkamazsın." "İsim verirsem de sağ kalmayacağım. Ben ölürsem bile, en azından kardeşlerime acırlar belki." "Hepsi salak." deyip, eğilerek kıza baktım. "Bu işlerde acıma yok kızım. Kimse kimseye acımaz. Sen öldüğün an, kardeşlerin de geberip gider. Şimdi söyle, nerden buldular seni?" Yoldan geçen adamı çevirip de seçecek değillerdi ya. "Yemin ederim bilmiyorum. Basit bi aşçıyım ben. Ne silah kullanmışlığım var, ne de görmüşlüğüm. Zaten paraları da ben çalmadım. Benden sadece saklamam istendi. Sonra da gelip aldılar. Tüm bildiğim bu." "Kim aldı?" "Görmedim." Yalan söylüyordu. Bunu da anlamak için özel ders almıştım ve görüldüğü üzere kesinlikle işe yarıyordu. Gördüğüm her ders isime yarıyordu gerçi. Acımayı unutmak da bunlardan biriydi ve bizim için en önemlisi. Acıdığı an sen ölürdün. Sen karşındakine acırdin belki ama sana kimse acımazdı. Şey demişti patron, acınacak hale düşmek istemiyorsan, acımayacaksın. İster cani deyin ister katil ister bilmem ne, ama benim mottom da buydu işte. Bu olmak zorundaydı daha doğrusu. Başka türlüsüne ne yer vardı ne de yer verebilecek bir ben bu saatten sonra. Ayağa kalkarak "Bir dahaki gelişime kadar asla uyumayacak." deyip çıktım oradan.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD