Mor menekşe

2421 Words
“Kabul ediyorum “ dedim en çaresiz sesimle. Çünkü öyleydi çaresizdim. Kabul etmem gerekiyordu. Bu durum kendimi ezdireceğim anlamına gelmiyordu. “Ama şartlarım var “ dedim burnumu dik tutmaya çalışarak. Tek kaşını kaldırarak “Dinliyorum” dedi. “Birincisi bu kesinlikle gerçek bir evlilik olmayacak” dedim. Kabul eder gibi başını aşağı yukarı salladı. “İkincisi o benim bebeğim aileniz sorun yapacak olursa dna testisini yaptırır alırım bebeğimi” dedim. “Bunu sana ben de teklif etmiştim emin ol bebeğini senden ayırmak gibi bir niyetim yok” “Üçüncüsü benden asla bir beklentiniz olmasın ne fiziksel ne duygusal “ dedim. Sinirden güler gibi gülümsedi ve arkasına yaslandı. “Belen hamile bir kadınsın hem de başkasından sence şu saatten sonra öyle bir düşüncem olabilir mi ben sadece yardım etmek istiyorum istersen bir yıl sonra boşan bana ne şu an önemli olan şey bu çocuk. Sen farkında değilsin durumun ciddiyetinin galiba” “Farkındayım “ dedim. “O zaman ona göre kararlar al ve çocuk gibi davranma” dedi. “Şu an mantıklı bir karar alabilecek durumda değilim takdir edersiniz ki yaşadıklarım kolay şeyler değil” “Farkındayım içinde bulunduğun durum zor ama çıkılmaz değil” “Nasıl olacak peki bu durum” dedim elimi iki yana açıp ikimizi göstererek. Cebinden telefonu çıkardı. Birini arıyordu. “Abi merhaba , nasılsın, ben de iyiyim teşekkür ederim ben beleni ikna ettim. Sizin de izniniz olursa ailelere söylemek istiyorum , tamamdır hayırlı günler “ dedi ve telefonu kapattı. “Akşam babamlar babanı arayacak. Amcan da babanı arayıp istemeye geleceğimizi söyleyecek” “Ya babam kabul etmezse?” “Bunu yarın akşam ailelerimiz tanışırken konuşuruz belen. Bu arada en sevdiğin çiçeği bulacak kadar zaman geçirmedik. Yarın akşam kaktüs alacağım bu gidişle sana. Birbirinize çok benziyorsunuz özellikle dikenleriniz” “Komik mi?” “Komikti. Bir özelliğiniz daha benziyor. Kaktüsler suya veya herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan büyür ve yaşarlar. Sende öylesin sadece şu an ki durumun seni zora sokuyor” dedi. “Papağan gibi aynı şeyi tekrarlamazsanız sevinirim “ “Peki sustum. Yalnız senden ricam yarın akşam da bu kadar güler yüzlü ve sevecen olma” “İronileriniz de çok hoş” karizmatik bir kahkaha attı. Etrafıma baktığımda hastanedeki en az 15 hemşire bizim masaya bakıyordu. Bunlar bize değil fatihe bakıyordu. Hemde salyaları aka aka. Etrafa baktıktan sonra güldüm. O da etrafa bir bakındı neden güldüğümü anlamak için. Herkes ağzını ayırmış ona bakarken o benim yüzüme döndü. “Bu kadar kızları kendinize hayran bırakabilecek bir potansiyeliniz varken neden ömrünüzü benimle tüketeceksiniz” “Hayat benim karar benim ve ben böyle yapmak istedim “ “Anladım. Mantıklı karar verme konusunda benim kadar iyi değilsiniz demek ki.” “Haklısın değilim” dedi gülerek. Ben ise hala beş karış surat ile masada oturuyordum. “Bir şeyler içelim mi ama burda değil burada sadece kahve var ve kahve senin için zararlı “ dedi. “Nerden biliyorsunuz burda sadece kahve olduğunu “ dedim. Bana kaşını kaldırıp tekrar baktı. “Ben eve gideyim. “ dedim. “Peki nasıl istersen yarın akşam görüşürüz o zaman” dedi elini uzatıp. “Görüşürüz “ dedim elini sıkıp. “Seni eve bırakmayı teklif etsem” dedi. “Hayır ben kendim giderim” dedim. “Peki” *** “Ya kızım sana çocukla git onunla neden evlenemezsin onu söyle dedim sen nasıl gittin evlenme teklifini kabul ettin” hayretler içerisinde hem başımda bir o yana bir bu yana gidiyor hem de olanları sorguluyordu. “Mantıklı geldi” “Mantıklı mı kızım sen kendini nasıl bir ateşe attın farkında mısın “ dedi. “Farkındayım su. Her şeyin o kadar farkındayım ki. Bu durum beni üzüyor zaten eğer ki bu çocuk düzgün bir şekilde yaşayabilsin büyüsün istiyorsam buna mecburum “ “Allahım yarabbim” diyerek yanıma oturdu. Hemşire odasındaki koltukta ikimizde boş duvarı izlerken saatin tik tak sesi çıkıyordu sadece bu odada. “Peki sevmediğin bir insanla nasıl evleneceksin “ dedi. “Yanındaki ile yaşlanıp aklındaki ile ölen insanlar vardır ya aynen öyle olacak. Ömrümün sonunda kadar kalbimde sadece mustafa olacak. Kalan ömrümü de kızımıza harcayacağım. “ dedim elimi korka korka karnıma koyup hala alışamamıştım bu duruma. “Kız olacağını nerden biliyorsun” “Hissediyorum adını bile hazırladım. Mustafa ile aşkımızın en güzel ve tek kanıtı kızım olacak” “Adını ne koyacaksın” “Firüze” “Firüze” dedi beni tekrar ederek. “Kaderi bahtı güzel olur inşallah “ dedi. O sırada telefon çaldı arayan annemdi. “Efendim anne” “Kızım akşam fatihler tanışmaya gelecekmiş sen mi kabul ettin” dedi. Annem buna ihtimal vermiyordu. “Evet anne ben kabul ettim” dedim. “Emin misin” “Eminim anne ben kabul ettim. “ “Ani bir karar verip sonradan pişman olma bak” “Yok anne neden pişman olayım ki” dedim bunu derken titreyen sesimi gizlemeye çalışıyordum. “Bence de pişman olmazsın. Ben fatihin anasını babasını bütün sülalesini tanıyorum. Çocukluğunu bilirim. O çok iyi bir çocuk pişman olmayacaksın” dedi. “Babam ne dedi bu duruma” dedim . “Ne desin şaşırdı o da senin kabul etmene ama sevindi açıkçası” “Anladım anne. Akşam ben işten çıkınca hemen gelirim eve. Oyalanmam fazla merak etme” “Tamam kızım” dedi telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldım. “Belen “ dedi. “Efendim su” “Bu adam ciddi ciddi şu an senin karnındaki çocuğa babalık mı yapmak istedi. “ “Evet aynen öyle” “Abi neden yani bence çok saçma” “Bence de ama o teklif etti çok şaşırdım “ “İster misin sonunda bu gerçek bir evlilik olsun” “Delirdin mi su. Böyle bir ihtimal yok asla da olmayacak. “ “Peki sen öyle diyorsan “ “Neyse hadi kalkalım da şu işleri bitirelim “ “Hadi” *** Otobüs durağından inince yerdeki ıslaklığa baktım. Yağmur yağmıştı. Kulaklığımı taktım eve kadar yürürken müzik dinliyordum. “Gözlerimde yaş kalbimde sızı unutmadım seni, Unutamadım, unutamadım ne olur anla beni” diyordu barış Manço. Kaldırımda durup başımı kaldırdım gökyüzüne. Mustafa bir yerlerde beni duyuyordu ya da görüyordu bunu biliyorum. Kızıyor mudur acaba bana? Yanımda başka biri olacak diye ya da onun çocuğuna başka biri babalık yapacak diye. Kaldırdığım başıma bir yağmur damlası düştü tam göz pınarıma. Seyrek seyrek yağan yağmur ve etrafımdan geçen yüzlerce insan vardı. Biri de demedi mi acaba içinden bu kız delirmiş mi kaldırımın ortasında gökyüzü ile konuşuyor diye. “Affet beni” dedim. Sanki ona söylüyor gibi hissettim kendimi. Sanki bulutların içinden beni duyuyor gibi gelmişti. “Affet ne olur başka çarem yoktu” “Özür dilerim mustafa” dedim bu sefer yüzümdeki damla yağmur damlası gibi soğuk değildi sıcaktı. Yağmurda ağlayınca insan soğuk damlaların arasından akan göz yaşı o kadar sıcaktır ki insanın yüzünü yakar gibi hissedersin. Yakar hem yüzünü hem ruhunu. “Ben sonsuza kadar sadece seni seveceğim. Sana yemin ederim” dedim. Göz yaşlarım attıkça arttı. Sessiz ağlamam yerini biraz daha hıçkırıklara bıraktı. “Affet beni ne olur” Yağan bu yağmur damlaları hep bana ağlayan gök gibi hissederdim. Sanki gökyüzü bana ağlıyormuş gibi gelirdi. Gözümün yaşını elimle silip burnumu çeke çeke evin önüne geldim. Kendimi biraz kapının önünde toparladım. Sonra merdivenlerden çıkınca kapıyı çalmadan önce kapının önünde tekrar kendime bir çeki düzen verip zile bastım. Herkes benim bu evlilik ve durumdan mutlu olduğumu düşünmesi gerekiyordu. İnsanları inandıracak kadar nasıl rol yapacaktım bende bilmiyorum ama yapmak zorundayım. Annem kapıyı açıp bana uzun uzun baktı. “Anne içeri almayacak mısın “ dedim. “Geç “ dedi ağladığımı anlamış mıydı acaba. “Kim geldi” dedim. İçeriden bir sürü ses geliyordu. “Dedenler halanlar amcanlar falan herkes burda” “Sadece tanışma değil miydi bu “ dedim koridorda ilerlerken. “Ne bileyim hepsi toplanıp geldi işte sende hemen bir şeyler ye de hazırlan.” “Tamam” dedim oturma odasındaki kalabalığa başımla selam verdim. Gülümsemek için kendimi yırtıp zar zor gülümsedikten sonra odama doğru geçiyordum ki annem beni tuttu. “Belen kızım eminsin değil mi?” Dedi sessiz sessiz. “Eminim dedim ya anne” “Bak nişanlanıp ayrılırsın bizi rezil etme elaleme.” “Merak etme anne olmayacak öyle bir şey” Annem nişanlanıp ayrılınca rezil edeceğimi düşünüyordu ya karnımda babasız nikahsız bir çocuk olduğunu bilse beni heralde dedemin bahçesindeki zeytin ağaçlarından birine asardı. Belki de ben hayatımın en mantıklı kararını bu adama evet diyerek vermiştim. Mutfağa geçip ayak üstü bir şeyler yedim. Odama geçtiğim de 9 tane benden küçük kız kuzenim odada yayılmışlardı. “Kızlar ben hazırlanacağım “ dedim. “Belen abla ne giyeceksin” “Bence kırmızı giy” “Hayır ya beyaz elbisesi daha güzel bence onu giysin” “Makyaj da yapacan mı” hepsi birden tepeme üşüşmüş bir şeyler soruyordu. “Ay kızlar kafam şişti” dedim . “Hadi çıkın hazırlanınca görürsünüz” dedim hepsi tavuk kovalar gibi odadan kışkışladım. Yatağıma oturdum daha doğrusu kendimi bıraktım. Benim düşmeme bağlı hala sallanan yatakta yaylanırken karşıda dolabımın kapağındaki aynadan kendime baktım. Şu an her şey çok farklı olabilirdi. Şu an istemeye gelen mustafamın ailesi olabilirdi ve ben şu an kalbim yerinden çıkacak gibi mutlu bir şekilde hazırlanıyor olabilirdim. Baktığımda aynada gördüğüm şey istemeye gelinen mutlu bir kız değil sadece nefes alan konuşan yürüyen ve yemek yiyen bir cenazeydi. Ben yaşayan bir ölüydüm. Kocaman üzerinde toprak atılmamış kefenlenmemiş bir ölü. Tek farkım mustafadan onun cenaze namazı kılınmış benimki kılınmamıştı. Sonra onu garip bir şekilde yanımda hissettim. Yatağımın yanında gülen gözlerle bana bakıyordu. “Kızıma iyi bak. “ dedi gülerek. “Bakacağım” dedim gözümden bir damla yaş düşerken. “Affetin mi beni” dedim. “Affettim “ dedi. Sonra kapı tıklayınca hayali hemen kayboldu gözümün önünden. “Gel “ dedim kendimi toparlayıp. “Halacım karar verdin mi ne giyeceğine” “Veremedim hala ya daha” dedim hemen dolabın kapağına doğru ayağa kalkıp elbiseleri karıştırıyor gibi yaptım. “Bu nasıl” dedi halam dolabın yanına gelip bana yeşil bir elbise gösterirken. “Yok o çok cıvıl cıvıl” dedi. “Peki bu” dedi mavi elbiseyi gösterip. “O da fazla mı abartı olur” “Kızım sen gençsin şöyle renkli bir şeyler giy” dedi. Gözüm dolapta elbise aramaya devam ederken bir tane elbise gözüme çarptı. Sade siyah eteği uçuş uçuş olan dizde biten bir elbise. Kolları da dirseğin üstünde bitiyordu. Bence çok ideal. “ “Bunu giyeyim” dedim. “Ama bu çok şey” “Ney “ dedim elimdeki elbise askısına bakarken. “Cenazeye gider gibi” dedi. Halamın dediği ile bir anda kahkaha attım. Ya da sinirlerim bozuldu artık bilmiyorum. Aralıksız gülüyordum. Halam da ben güldükçe daha çok gülüyordu. “Ay hala ya ne cenazesi” dedim koluna vururken. Gülmekten artık karnım ağrımaya başlayınca durdum. Gözümden yaş geliyordu. Halam haklıydı. Bu cenazeye gider gibi bir elbiseydi ve ben birazdan kendi cenazeme gidiyordum. *** Oturma odasındaki sandalyelerde makyajsız beş karış suratla ve üzerimde simsiyah bir yas elbisesi ile oturuyorken karşıda bütün ailem dizilmiş beni izliyordu. “Niye hepiniz bana bakıyorsunuz “ dedim biraz ters bir sesle. Sonra hepsi önüne döndü. Bende ayağımı yere vurarak gelmelerini bekliyordum. “Geldiler “ dedi küçük kuzenim balkondan geldiklerinde görmek için nöbet kulübesine dikilen asker gibi bekliyordu. Sanki geldiklerinde bir bok olacaktı. “Zil çaldıktan sonra herkes hareketlenip kapıya doğru koştu. Kapıda sadece babam ben ve annem vardı diğerleri içeride bekliyordu gelenleri. Önce babası girdi. Bu adam o kadar tanıdık duruyordu ki bana gerçekten aileler birbirine yakınmış şu an ikna oldum. Sonra annesi girdi yüzünde güller açarak. Sevinçli olduğu her halinden belliydi. Şu an bu kapıdan mustafanın annesi de güler yüzle gelip oğluna kız istiyor olabilirdi ama olmadı. O kadın bundan sonra sadece bu olanları görünce oğluna kız isteyen anneleri görünce ağlayıp ömrü boyunca bu anın eksikliğini hissedecekti. İçinde kalan o ukte asla geçmeyecekti. Hep böyle zamanlarda çok kızıyordum. Kime kızdığımı da bilmiyorum. Tanrıya mı asla. Belki de hayata. O kadının elinden neden bu şans bu mutluluk alınmıştı. Neden çünkü hayırlısı böyleydi. İnsan avutması bu sadece. Hayırla falan alakalı değil. Bu yaptığım belki de isyandı. Kalbim acıyordu. Kalbim çok acıyordu. Gözlerimden yaş olarak gelecekken onları akıtmamak için kendimi zor tutuyordum. Annemle babam onun anne ve babası ile içeriye geçerken bana imalı bir bakış atmışlardı. Babamın bakışı iyi misin der gibiydi. Annem ise üzgün bakıyordu. Üzülme anne. Kader böyleymiş. Bende şu an anneydim. Ne kadar anlamasam da anneydim. Ya bu durumda benim kızım olsaydı. Kahrımdan ölürdüm. O da üzülüyordu. Onu daha fazla üzmek istemedim. Yüzüme sahte gülüşümü takıp içeriye geçecekken unuttuğum biri daha girdi kapıdan. “Fatih” Elinde mor menekşelerle geldi. Siyah bir takım elbise içine de siyah gömlek gitmişti. Kendimden emin olmasam konuşup beraber kararlaştırıp aynı renk giydik sanacağım. “Merhaba” dedi beklenti içinde. “Merhaba” dedim yine beş karış suratım ile. “Çok güzel olmuşsun” İnsanların bizi duymadığına emin olduktan sonra yanına doğru yaklaşıp fısıltı ile konuştum. “Bari yalnızken rol yapmasak” “Bu gerçekti” dedikten sonra çiçeği bana uzatıp içeriye girdi. Herkesin sırayla elini öptükten sonra dedemin yanına oturup dedemle şakalaşmaya başladı. Sonra babamla ve amcamla. Hiç bir resmiyet olmadan sanki yan komşuya oturmaya akşam çayına gidilmiş gibi davranıyorlardı. Derin bir iç çekip etrafı izledim. Ben buraya ait değilim diye bağırmak istedim ama yapamadım. Etrafta herkesin yüzüne tek tek baktım. Herkes çok mutluydu ben hariç. Hepsi gülüyordu ben hariç. Etrafta insanların yüzüne bakarken sadece bir tanesi ile göz göze geldim. Fatihle. Bana bakıyordu o da. Gülmüyordu da. O da memnun değildi belki de bu durumdan. Bana acıdığı için kabul etmişti bu durumu. İnsanların hayatını zehir etmiştim. Gözlerim dolarken kafasını iki yana doğru salladı. Dudakları ile sadece benim görebileceğim bir şekilde “ağlama” dedi. O sırada babası biraz daha dikleştirdi oturuşunu. “Ali amca sizi çok severiz bilirsiniz. Kız verdik oğlan aldık sizden. Şimdi de iznin olursa bir kız alıp bir oğlanda biz vermek isteriz. Allahım emri peygamberin kavliyle kızınız beleni oğlumuz fatihe istiyoruz “ Dedem benim onayladığımı bildiği için bana bakmadan direk adıma cevap verdi. “Düğün için tarih de konuşalım o zaman” dedi babası. “Düğün için daha erken değil mi “ dedi dedem. “Biz bu ay içinde düğünü yapalım diyoruz beklemeye gerek var mı “ dedi. “Ona babası karar versin artık ben karışmam “ dedi dedem babama dönüp. Babam ise bana baktı. Onay veriyor muyum diye. “Kızım?” Dedi. Aşağı yukarı kafamı salladım. “Ee hayırlı olsun o zaman” “Hayırlı olsun” “O zaman kasımın başında düğün var” Kasımda aşk başkadır derlerdi hep. Kalıplaşmış bir söz öbeği ya da bir cümle. Kasım denilince insanın aklına sadece aşk gelir. Aşkıyla yaşadığı kasımlar. Ben aşkımı kasıma kadar bile yaşayamamıştım. Kışın o karlı günlerde ona sarılıp sokaklarda dolanamayacaktım. Bundan sonra bana bütün kasımlar aşkı değil üzüntüyü çağrıştıracaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD