9. SAFİR

1319 Words
Hiçbirşey belli etmeden aynı soğuk bakışlarımı takındım. Ama içimdeki öfke dinmiyordu. Sinirle yumruklarımı sıkmaya başladım, tırnaklarım avuç içimi kesiyordu. Dişlerimi kıracak kadar sertçe sıktım. Kıskançlık değildi hissettiğim. Ama çok daha önemlisiydi beni rahatsız eden, gururum. Masaya gidene kadar düşündüm. Ne yapmam gerektiğine karar vermeye çalıştım. Belki Zelalle Berzan’da benimle Miran gibiydi. Kavuşamadıkları, yarım kalmış aşk hikayeleri vardı belki de. Şimdi Miran nasıl Berzanla uğraşıp canını sıkıyorsa Zelal’de bana aynını yapmaya çalışıyordu belki de. Bir yandan içim içimi yiyordu. Geç geldiği gece geldi aklıma, iş için demişti ama tek arabayla dönmüştü. Yanında korumalar olmadan o saatte tek başına dönmüştü. Eğer Berzan bir hata yaptıysa bunun affı yoktu gözümde. Bir eşe yapılabilecek en büyük hakaretti aldatmak. Bir yolunu bulup bu evliliği bitirirdim. Üstelik bunun acısını her ikisinde de çıkartırdım. Ama böyle bir ihanet oldu mu olmadı mı? Kime inanmam gerek. Berzan’a sorduğumda kabul etmezse ne yapacağım ya da daha kötüsü kabul ederse.. Ya Zelal ne istiyordu? Bu itirafla ne elde edecekti? Evliliğin berdelle olduğunu zaten biliyordu. Benim boşanmayı istemem için söylediyse saçma olurdu zaten. Boşanma erkeğin elindeydi, onun kararındaydı. Bunun için Berzan’ı ikna etmeliydi. Kafamda hızla tüm bunlar dönerken gidip hiçbirşey olmamış gibi Berzan’ın yanındaki yerime oturdum. Zelal’in bir yerden beni gözetlediğini tahmin ediyordum. Beş dakika önce nasılsam aynı davranmaya çalıştım. Hatta Gülhan’ın aşırı ısrarlarına dayanamayıp oynamaya bile kalktım. Tüm oyun boyunca hem Berzan’ın hem Zelal’in göz hapsinde olduğumu bilerek gülüp eğlendim. Berzan’ın Zelal’e kaçamak bakışlarını yakalamak için ne zaman dönüp baksam Berzanla göz göze geliyorduk. Sonra da ben gözlerimi kaçırıyordum. Sonunda eve dönerken yorgunluktan ve düşünmekten başım ağrıyordu. Odaya gelene kadar sakinliğimi korudum. Önden Berzan ardından ben girdim odaya. Kapıyı sertçe kapatıp, “Berzan” dedim ve Berzan bana doğru döndü. Yüzümdeki ciddi ifadeyi görünce onunda kaşları çatıldı. “Sadece bir kez soracağım ve sözüne güvenmeyi seçeceğim” İstemsizce yüzüğüme gitti elim, oynamaya başladım. Derin bir nefes aldım ve başımı kaldırıp merakla beni izleyen gözlerine baktım. “Bana ihanet ettin mi?” diyince şaşırdı. “Ne diyorsun Dila! Ne ihaneti” “Sadece soruma cevap ver!” dedim sertçe. “Hayır” dedi kendinden emin bir duruşla. Birkaç saniye gözlerinin içine baktım. Emin olmak istedim, güvenmek istedim. Neden bilmiyorum ama Berzan’a aldatmayı da yakıştıramadım. Ailesinden, soyadından nefret ettiğim halde, bunca zaman yaptıkları kötülükleri bildiğim halde yakıştıramadım. “Sana güvenmeyi,inanmayı seçiyorum ve konuyu kapatıyorum” dedim ve karşısından çekildim. İnanmaktan başka seçeneğim yoktu aslında. Belki bundan sonrası için daha dikkatle Berzan’ı izleyebilirdim ya da Zelal’i araştırabilirdim. Aklımın bir köşesinde her zaman beni rahatsız edecek bir düşünce olarak kaldı şimdilik. Yüzyüze olmadığımız o anda, “Eğer bana öyle bir saygısız yapmaya kalkarsanız sonuçlarına katlanırsınız. İkinizde” dedim. Berdel diyerek kaderime razı gelecek değildim elbette. Eğer gerçekten bir ihanet varsa ya da olursa bedelini ödetirdim. “Karşında Ayanoğlu erkeği yok Dila! Kendine gel!” “Senin karşında da Sancar kadını yok. İhanet edersen susmam bil! Bu konağı başınıza yıkarım!” dedim hırsla. Daha da sinirlenmesini beklerken dudakları yukarı doğru kıvrıldı, güldüğünü görünce şaşırıp kaldım. Bir adım atmıştım ki kolumdan tuttu beni. “Dila bu soru nereden çıktı?” dedi sakince. “Bence sende nereden çıktığını çok iyi biliyorsun” dedim. “Evliliğimiz nasıl gerçekleşmiş olursa olsun karımsın Dila! Böyle bir şeyi değil sana kendime yakıştıramam” dedi. Bakışlarının altındaki kendine güvenini görebiliyordum. Bir ağrı kesici içip yattım. O yorgunlukla hemen uyuyakaldım. Hatta sabah zorlaranak uyandım. Ben kalktığımda Berzan hazırlanıyordu. “Günaydın” dedim ve yataktan kalktım.Hızlıca hazırlandım, odadan çıkmadan önce Berzan’ın kolundan tuttum. “Berzan bugün Reyhan gelecek” diyince Berzan’ın keyfi kaçtı. “Biliyorum” dedi sıkıntıyla. “Ben görüşmek istemiyorum” dedim. Tepki vermesini bekledim ama cevap vermedi. Benim gibi onunda affetmediğinden emindim zaten. “Affedemiyorum. Ne onu ne abimi. Haberin olsun” “Tamam, odada kalırsın” diyince rahatladım. Beraber kahvaltıya indik. Masada Hevi hanımın heyecanı belli oluyordu. Asım ağa’da aynı Berzan gibi bu durumdan rahatsızdı. Kahvaltıyı hızlıca bitirip gittiler. Birkaç saat sonra kapıya bir araba yanaştı ve Reyhan geldi. Hep beraber salondan çıktık. Onlar Reyhan’ı karşılamak için merdivenlerden aşağı inerken ben odama doğru yürüdüm. Anne kız avluda kavuştular ve hasretle sarıldılar. Reyhanla kısa bir an göz göze geldiğimizde yüzündeki gülümsemesi soldu. Duraksadığını Hevi hanımda farkedince o da kızının baktığı yere, bana baktı. Hevi hanım kızına olan bakışlarımdan rahatsız olup sinirlendi. Umursamadan odama çıktım, muhtemelen akşam bu bir sorun olacaktı. Birkaç saat odada oyalandın. Kapım çalındığında başta sessiz kaldım, Reyhanla ilgiliyse eğer kalp kırardım. O yüzden sessiz kalmayı tercih ettim. Ama ısrarla çalınmaya devam edince mecburen kapımı açtım. “Kapıya inmeniz lazımmış gelin hanım” dedi çalışanlardan biri. “Neden?” “Bilmiyorum, kapıdakiler haber ver dediler başka birşey demediler” “Tamam geliyorum” dedim ve merakla çıktım odadan. Avludan geçerken salondan kahkaha sesleri geliyordu, Reyhan hala gitmemişti. Avluya indim ve kapıyı açar açmaz köşedeki Safir’i gördüm. Hevi hanımın kızını gördüğünde ki mutluluğu gibi mutlu oldum. Heyecanla gittim hemen yanına, yelesini sevip sarıldım. Yanında bizim konağın çalışanlarından biri vardı. “Safir’in ne işi var burada?” “Buraya gönderdiler. O da senin çeyizin gibiymiş” dedi Tarık gülerek. Çeyizden fazlasıydı, ailemden biri gibiydi. “Zaten sen gittiğinden beri epey huysuzlandı” “İlk kez bu kadar ayrı kaldık tabi. İyi ama ben buna burada nasıl bakayım, ahır yok burada” “Koca konakta yer bulurlar elbet” “Bulsak bile bu konak bizimki gibi değil. Bizim konağın ardı açıktı, köyler doluydu. Burası öyle değil arkada küçücük bir orman var diğer yanlarıda hep ev” “Pek gezecek yeriniz yok yani” “Burada yok malesef” “Geri götüreyim mi o zaman?” diyince tekrar baktım Safir’e. Ben yelesini sevdikçe keyifleniyordu. Onun da beni özlediğini hissediyordum. Zaten o evde benden başka kimse ilgilenmiyordu Safirle. Başka hayvanda yoktu. Kıyamadım “Tamam kalsın, ben bir yol bulurum” dedim yüzümde kocaman bir gülümsemeyle. Tarık’ı yolcu ettikten sonra Safir’in üzerine atladım hemen. Konağın arkasındaki ormanlık alana doğru sürdüm. Dörtnala ormana girdik. İkimizde birbirimizin hasretiyle epeyce gezindik. Ormanlık alanın çıkışında gölet denemeyecek kadar küçük bir su birikintisi bulduk. Safir’i biraz solukdırmak için indim. O su içerken bende elimi yüzümü yıkadım. Suya biraz girince eteğim yarısına kadar ıslandı, birazda çamur oldu ama çokta önemsemedim. Sanki tüm bu evlilik kabusu yokmuş, hiç olmamış gibi hissettim kısa bir an. Çimenlerin üzerine uzanıp herşeyi unuttum. Safir dinlendikten sonra tekrar konağa döndük. Konağa yaklaşırken havanın karardığını yeni farkettim. Safir için uygun yer bulma ümidiyle öndeki adamların yanına gittim. Belki şimdilik bir yer bulabilirlerdi. Safir’in üstünde kapıya kadar geldiğimde peş peşe iki araba geldi. Kapıları açıldı ve Sancarlar indi. Tıpkı ilk karşılaşmamızda olduğu gibiydi, tek farkı artık onların konağındaydık. Hepsi merakla dönmüş bana bakıyordu. Berzan’ın beni baştan aşağı süzdüğünü gördüm. Fırat’da gülerek bakıyordu. Asım bey ve diğerleri biraz şaşkın biraz huysuz gibiydi. Aşağı inmek için hamle yaparken Berzan geldi yanımıza. Ellerini bana uzatınca şaşırdım. “Gerek yok” dedim sessizce. “Eteğini topla!” dedi kızarak. Bacaklarımdan yukarıya sıyrılan eteğimi o zaman farkettim. Bir yandan eteğimi tuttum ve Berzandan destek alarak dikkatlice indim Safirden. Berzan’ın eli hala belimdeydi ve Safirle onun arasında kaldığımdan biraz fazla yakındık. Garip bir gerginlik hissettim o an. Berzan cesurca bakarken ilk kez gözlerimi kaçırmak istedim. Kalbimdeki kısa çarpıntı Berzan’ın bir adım çekilmesiyle normale döndü, “Babamlar yollamışlar Safir’i bana” dedim ve ters birşey dememesini umarak baktım. Birkaç saniye kararsızca baktıktan sonra yanımdaki adamlardan birine döndü. “Arkadaki boş depoya götürün şimdilik. Yarın içini de ona göre düzenlersiniz” dedi Berzan. “Teşekkür ederim” dedim gülümsedim. İçimden boynuna sarılmak geldi hatta. O da gülünce yanağındaki küçük gamzeyi farkettim.. Kaba saba koca adamın yanağında sırıtan o küçük gamzeye daldım. Kapıya tekrar başımı çevirdiğimde Fırat’ı gördüm. Herkes gitmiş Fırat kalmıştı. Öfkeyle bakıyordu bize. Anlam veremedim bakışlarına. Berzan’a dönüp baktığımda onunda Fırat aynı bakışları attığını gördüm. “Bir sorun mu var?” dedim merakla. “Yok” dedi Berzan ama bana dönüp bakmamıştı bile. “Hadi girelim” dedi ve elini belime koydu. Böyle bir temas beklemediğim için irkildim. Beni yanına çekti ve kapıya doğru döndük. Fırat bana ve Berzan’ın belimdeki eline baktıktan hışımla konağa girdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD