7. ÇARŞI

1547 Words
“Hoşgeldin” dedim panikle. “Benim kapatmam lazım” diyip telefonu kapattım hemen. Konuştuklarımı duymuş olsa böyle sessiz kalmazdı muhtemelen. Paniğime anlam veremeyerek kaşlarını çattı. Biraz toparlanıp doğruldum ve paniği üstümden attım. Sol elimi biraz geride tuttum. Berzan beni umursamayıp cevap vermeden odaya girdi ve üstünü değiştirmek için dolabın önüne geçti. Rahatça hazırlanabilsin diye yalnız bırakıp çıktım. Salona döndüğümde farkettirmeden etrafı aramaya devam ettim. Ama hiçbir yerde bulamadım yüzüğü. Yemek boyunca da elimi gizlemeye çalıştım. Kimsenin pek dikkat ettiğini sanmıyordum ama yine de fazlasıyla gerildim. Yemekten sonra hep beraber oturduk. İlhanlı ailesinin yaptıklarıyla ilgili üstü kapalı bir konuşma oldu yine. Asım ağa ve Ayaz aileler arasında bir huzursuzluk istemiyordu. Şimdilik yaptıklarını bir yanlışlık gibi değerlendip cevap vermeyeceklerdi. Cihan, “Siz ne derseniz diyin yakında benim sözüme geleceksiniz. Yeni bir düşman edindik” dedi ve düşman kelimesini özellikle bana bakarak söyledi. Onun bu basit imasına güldüm sadece. Sancar kanından olan Rojda ve Fırat dışında hiçbiriyle anlaşamayacaktım sanırım. Onlarda benimle anlaşmak istemiyordu ya zaten. Saat iyice ilerlediğinde uyumak için odalarımıza çekildik. Önde ben ardımdan Berzan girdik odaya. Kapıyı kapatır kapatmaz, “Dila yüzüğün nerede?” diyince olduğum yerde kaldım önce. Yavaşça arkamı döndüm ve göz göze geldik. “Kaybettim” dedim direk. En doğrusu yalan söylememekti. Elini cebine atıp küçük bir kutu çıkardı. Açtı ve içinden yüzüğümü çıkarıp bana uzattı. “Sabah yatakta buldum” dedi herhangi duygudan uzak soğuk bir sesle. “Teşekkür ederim” dedim ve yüzüğü alıp taktım. Daraltılmış olduğunu o zaman farkettim. Bol olan yüzük şimdi de fazlaca sıkıyor gibiydi. Ama şuan bunu söylemek için doğru zaman olmadığından sustum. Kaybolması benim hatammış mahcup oldum. “Büyük geldiğinden..” diye kendimi aklamaya çalıştım. “İki oldu Dila. İki!” dedi sertçe uyarır gibi. Hafifçe başımı sallayıp sustum. Benim pek kıymet verdiğim birşey değildi hatta Berzan’ın takip takmadığını düşünmemiştim bile. Ama belli ki onun için önemliydi. Zaten artık öyle bir sıkıyordu ki istesemde çıkarmak çok zor olacaktı. Bir hafta boyunca hergün misafir geldi. Hayırlı olsun demek için değil de Sancarlara gelen Ayanoğlunu görmek ister gibiydiler. Hevi hanımla benim aramda gidiyordu herkesin bakışları. Benim ezilmemi ya da saygısızlık yapmamı bekliyorlardı. Kendilerince dedikodu arıyorlardı işte. Tüm gün onlarla ilgilenip akşamları yorgunlukla uyuyordum. Berzanla uyumaya yavaş yavaş alışmıştım. Artık saatlerce yatakta dönmeden uyuyakalabiliyordum en azından. Cuma akşam yemeğinde Cihan, “Yusuf ve Reyhan el öpmeye gelmek istiyorlar baba” dedi. Asım ağa sinirle kaşığı masaya bıraktı. Derin bir nefes aldı, “Sonra” dedi sadece. “Bir haftayı geçti. Berzanla Dila’nın da onlara el öpmeye gitmesi gerek” dedi Hevi hanım. Asım ağa başını bile kaldırmadan, “Herşeyi usulünce yaptılar da sanki” dedi söylenir gibi. “Baba bırak gelsinler. Bir kere affettik madem ardında da durmak gerek. Kızı bir başına bilmesinler” dedi Cihan. Sinirle güldüm istemsizce. Cihan biraz bozularak bana baktı. “Ne yapacakları belli olmaz” dedi gözümün içine baka baka. “Berdelde bir kız alırsın bir kız verirsin Cihan. Sen aldığın kızı hoş ettikçe karşısındaki hoş eder. Sen aldığın kızın canını yaktıkça onlar da canını yakar. Berdelin amacı budur” dedim. Cihan’ın sinirle yumruklarını sıktığını fark ettim. “Ailem bunu bilerek kızınıza kötü davranmaz. Berdel olmasa da gelinlerine kötü davranmazdı ya neyse. Ayrıca o sevdiğinin yanında. Herkes karşısında dursa abim önlerine dikilir. Ölümü gözü alacak kadar sevdiği kadının tırnağına zeval getirmez. Yani boşuna endişe etme. Asıl benim ailem endişe etmeli” dedim meydan okuyarak. Tam ağzını açmıştı ki, “Pazartesi gündüzden Reyhan gelsin şimdilik, sonrasına bakarız” dedi Asım ağa ve konuyu kapattı. Pazar akşam gidilmesi gereken bir düğünden söz açılınca konu değişti. Cihanla ara ara gergin bakışmalarımız devam ediyordu yine de. “Olmaz mı Dila yenge?” dedi Rojda bana bakarak. Cihan’a ve söylediklerine o kadar takılmıştım ki konuştuklarını duymamıştım bile. “Sen gelirsin benimle değil mi?” dedi Rojda. “Hiç bulaşma Dila. Sabahtan akşama kadar dolandırır durur hiçbirşeyde almadan gelirsiniz” dedi Berfin. “Ya Berfin yenge kalmadı giyecek birşeyim. Daha önümüzde kaç düğün var” diyince anladım konuyu. Önce Berzan’a baktım, çok önemsemiyor gibiydi. “Olur gelirim” dedim. Pek alışveriş sevmezdim ama bu evden uzaklaşmak iyi gelecekti. Üstelik Rojdayla bu yakınlığımız Hevi hanımın pek hoşuna gitmemiş gibiydi. Bu da bana bu alışverişe daha da itti. Yatmak için odaya geçtiğimizde Berzan Cihanla konuştuklarımızla ilgili birşey der diye bekledim. Karşıma dikildi hemen, “Abime ya da ailemden herhangi birine saygısızlık etme!” “Ben saygısızlık yapmadım” “Sesinide kısmayı öğren!” “Berzan ben yanlış birşey söylemedim! Berdelin ne olduğunu anlattım abine!” “Anlatmaya gerek yok Dila! Hem sen abime neden adıyla hitap ediyorsun!” “Yaşı pek büyük değil zaten. Hem de abi kelimesini yakıştıramadım” diyince sinirle üstüme yürüdü. “Dila beni zorluyorsun! Ben sakin kalmaya çalıştıkça sen durmuyorsun! İlk haftandır dedim ses çıkarmıyorum yaptıklarına ama yeter!” “Berzan ben hep böyleyim, hep böyleydim, bundan sonra da böyle olacağım” dedim korkusuzca. Berzan aramızdaki mesafeyi iyice kapattı. Gözlerine bakabilmek için başımı kaldırmam gerekiyordu artık. Sinirli soluduğu nefesin sıcaklığını hissedebiliyordum. “Olmayacaksın Dila. O dilini tutmayı öğreneceksin. Ben öğreteceğim!” dedi. Biraz çekinerek sustum. Önümden bir hışımla çekildikten sonra bende banyoya girdim. Banyoya çıktığımda yatağın başucuda komidinin üstünde bir kredi kartı gördüm. Ben kartı farkedip elime aldığımda Berzan, “Şifresi 1703” dedi ve yatağa yattı. Sert,soğuk tavrına ragmen bu yaptığı,yüzüğü yaptırması garip geliyordu. Farkında olmadan gülümsedim. Sabah erkenden kalktım ama Rojda benden de erken kalkmıştı. Hep beraber kahvaltı yaparken Rojda’nın gözü saatteydi. Ona daha fazla eziyet etmedim ve kahvaltı biter bitmez kalktık. Odaya uğrayıp çantamı alıp çıktım. Avluda Zinar’ı tek başına top oynarken gördüm. Yanına gidip kaçan topuna vurup ona doğru attım. Başta çekinip başını eğdi, ben tekrar vurunca utanarak olsa kafasını kaldırıp baktı ve yavaşça topa vurdu. Birkaç kez birbirimize attıktan sonra nihayet Zinar’ın yüzünde bir gülümseme görebildim. Rojda’da avluya gelince topu bir kenara bıraktım ve Zinar’ın boyuna denk olmak için yere çöktüm. “Biz Rojda halanla çıkıyoruz gelmek ister misin?” dedim. Kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. “Peki sana oyuncak almamı ister misin?” dedim. Başta kararsız kaldı sonra evet dercesine aşağı yukarı salladı başını. “Ne istersin ki? Araba olur mu?” dedim ve başını aşağı yukarı salladı yine. “Tamam anlaştık” diyip yanağından öptüm. Kalktım ve Rojdaya döndüm. “Hadi gidelim” dediğimde arkasından gelen Berzan’ı gördüm. Üzerine ceketini giymişti. “Ben bırakırım sizi çarşıya” dedi hiç yüzüme bakmadan. Önümüze geçti ve bizde onu takip ettik. Kapının önünde hazır araba bekliyordu. Biz binerken ardımızdan iki arabaya daha birileri binmeye başladı. Yola çıktığımızda da takip etmeye başladılar. Çarşıya geldiğimizde Rojdayla beraber indik arabadan. Arabalardan biri Berzan’ı takip edip gitti diğerindekiler inip bizi takip etmeye başladı. “Hep böyle mi geziyorsunuz?” dedim Rojdaya “Bazen, abimler gerek gördüklerinde” dedi. İlhanlılarla alakası olmadığını umarak önemsememeye çalıştım. Tüm kontrolü Rojdaya bıraktım ki büyük bir pişmanlık oldu. Gördüğü her mağazaya girip bir sürü elbise deneyip hiçbirini beğenmiyordu. Kendi gittiğim mağazalardan birine götürmek için bizim işhanlarımızdan birine gittik. Caddesine girdiğim andan itibaren herkesle selamlaşmaya başladım. Birçoğu benim çocukluğumu bilecek kadar uzun zamandır buradaydılar. Hepsiyle fazlasıyla samimiydik. Mağazaya girdik ve sonunda birkaç parça alabildik. Rojda’nın ısrarlarıyla bende iki elbise aldım. Biri onun ısrar ettiği gibi yeşil, diğeri kırmızı. Özellikle kırmızı fazla iddialıydı bana göre ama Rojda’nın ısrarına dayanamadım. Mağaza kapısında bekleyen çocuklar hemen paketleri aldılar. Biraz daha bakınmak için caddeye çıktığımızda karşı kaldırımdan tanıdık birinin yürüdüğünü gördüm. Ben İhsan amcayı görüp gülümsedim, o da beni gördü. Ve görür görmez sinirle kaşlarını çattı. Şaşkınlıkla yüzümdeki gülümseme silindi. Ne olduğunu öğrenmek için o kaldırıma geçecektim ki bana bakarak yere tükürdü. Arkamızdakiler ne olduğunu anlayarak sinirlendiler ve İhsan amcaya doğru hareketlendiler. Kolumu önlerine tutup engel oldum, “Bırakın gitsin” “Yenge ne yaptığını görmedin mi!” “Gördüm. Ama sizde benim söylediğimi duyun bırakın gitsin” dedim. Biraz kararsız kalsalarda birşey yapmayıp sadece ters ters baktılar İhsan amcanın arkasından. Rojda anlamayarak ne olduğunu sorduğunda geçiştirip, zaten tüm ilgisi vitrindeydi. Çarşıdan eve döndüğümüzde yorgunluktan bacaklarım ağrıyordu. Girer girmez odaya girdim ve sıcak bir duş aldım. Çıkınca yatağa uzandım ve öylece uyuyakaldım. Kapının çarpma sesiyle uyandım. Gözlerimi açtım ve karşımda sinirle bana bakan Berzan’ı gördüm. “Çarşıda ne oldu Dila?” “Ne olmuş?” dedim anlamayarak. “Sana hakaret eden o adam kim!” diyince öfkesinin nedenini anladım. Yataktan kalkıp Berzan’ın karşısına geçtim. “İhsan amca.. Amacı hakaret etmek değil, pek anlamaz zaten öyle şeylerden” “Amacı umrumda değil Dila! Soyadı Sancar olan birine hakaret edemez!” “Eğer yaptığını hakaret olarak değerlendireceksen onun hakareti banaydı. Sancar soyadına değil bana” “Sen artık bir Sancarsın Dila. Bu evin içinde ne olursan ol bu odanın içinde ne istiyorsan ol ama konaktan çıktığın anda Dila Sancarsın. Sana yapılanı bana yapılmış sayarım” “O hareketi yapmak için kendince haklı sebepleri var” “Olamaz Dila. Hiçbir sebeple sana saygısızlık yapamaz. Cezası neyse çekecek” dedi sinirle. Aramızdaki mesafeyi kapatıp yaklaştım ona iyice. “Ceza mı vereceksin adama?” “Evet! Hakettiğini yapacağım” “Siz o adamın kızının ölümüne sebep oldunuz!” diyince duraksadı. “Köy yerinde ben buldum onları! Kızı hastaydı, yardım edip kızını tedaviye gönderdik ama çok geç kaldıkları için tedavi işe yaramadı. Kızı daha ortaokul yaşındaydı mezara verdiğinde” diyince çattığı kaşları yumuşadı. “O mezarın başında onun kadar bende ailene sövdüm, soyadına sövdüm. Şimdi karşısına Sancar soyadıyla çıkıyorum. O adama ceza vermene gerek yok Berzan, en büyük cezayı o zamanlar vermişsiniz zaten”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD