Masadan kalktığımızda Berzanlar bir odaya çekildi. Geç vakite kadarda odadan çıkmadılar. Ben odaya çekildikten bir saat kadar sonra Berzan geldi.
Huzursuzca odanın içinde dolanıp durdu. Üstümü değiştirip yatağa girdiğimde Berzan düşünceli bir halde oturuyordu. Aslında sormak istiyordum ne olduğunu ama duyacağım cevaptan da korkuyordum. Berzan’da bana anlatacak gibi durmuyordu zaten.
Telefonu eline alıp balkona çıktı. Kısa bir konuşma yapıp içeri geldi ve dolabın hemen önündeki ceketini alıp hiçbir açıklama yapmadan gitti.
Kapıyı kapattığı anda sinirle kalktım bende. Normal bir çift değildik belki ama yine de bu saatte çıkacaksa bir açıklama yapması gerekiyordu.
Az önce Berzan’ın sinirle gezdiği gibi odanın içinde gezmeye başladım.
Epey bir zaman bekledim sinirle. Üzerime ince bir sabahlık alıp balkona çıktım yol gözler gibi. Belki bir saatte orada bekledim. Caddeye bir araba girdiğini gördüm, gözlerimi ayırmadan dikkatle izledim. Konağın önüne gelip durdu. Arabadan Berzan indi ve anahtarı kapıdaki çocuklardan birine verdi.
Rasgele başını kaldırıp baktı ve göz göze geldik. Eminim yüzümdeki öfke çok uzaktan bile ayırt edilebiliiyordu. Bu kez göz temasını bozan ben oldum. Odaya döndüm ve sabahlığı bir kenara fırlatıp yatağa girdim. Herhangi bir sözünü, imasını duymak ya da daha kötüsü umursamazlığını görmek istemediğimden yatağa girmek daha doğru geldi.
Gözlerimi kapatıp bekledim. Birkaç dakika sonra kapı açıldı ve Berzan girdi. Birkaç adım attıktan sonra durdu, sonra tekrar adım seslerini duydum. Dolap kapağının sesini duydum, üstünü değiştirdikten sonra banyoya doğru ilerledi. Tam banyo kapısını açmış girecekti ki,
“İş için gitmem gerekiyordu” dedi yorgun bir sesle. Benim cevap vermemi beklemeden banyoya girdi.
Açıklama yapmasına şaşırdım, bir parça olsun sinirim yatıştı. Öyle hızlı uykuya dalmışımki banyodan çıktığını dahi duymamıştım.
Sabah biraz geç uyandım. Berzan’da benim gibi uyuyordu hala. Pek geç uyanmaya alışık olmadığımdan panikle kalktım ve hazırlanmaya başladım. O panikle birkaç şeye çarpıp ses çıkardım, çıkardığım sesler sayesinde Berzan’da kalkmış oldu.
Ben aynanın önünde saçlarımı tararken Berzan yatakta gözlerini ovuşturuyordu. Bir anda,
“Günaydın” dedim. Aslında konuşmak istemiyordum ama plansızca çıktı ağzımdan.
“Günaydın” dedi çatallı bir sesle.
O hazırlanana kadar oyalandım biraz. Sonra beraber salona indik. Biz indiğimizde herkes kahvaltıya başlamıştı bile. Berzan geç kaldığımız için özür diledi ve yerimize oturduk. Masada tekrar Miran’ın yani İlhanların adı geçer diye bekledim ama konuşmadılar.
Onlar işe gittikten sonra Gülhanla Berfin Hevi hanıma bildiklerini anlatmaya başladılar.
“Bile bile yapmışlar anne, kaza değil diyor Cihan” dedi Gülhan.
“Ama bugüne kadar da sorun yokmuş aralarında. Ayaz’da bir yanlışlık var diyor” dedi Berfin.
“Sen konuştun mu Berzanla?” diye sordu Gülhan.
“Yok, konuşamadık” dedim. Hevi hanımın sinsice gülümsediğini gördüm.
“Gece nereye gitti Berzan?” diye sordu Hevi hanım imayla. Amacının soru sormak olmadığını anladım, nereye gittiğini merak etmiyordu aslında sadece gece gittiğinin altını çiziyordu.
“İş için gitmesi gerekmiş” dedim gülümseyerek. Bu kadına beni ezemeyeceğini bir şekilde anlatmam gerekiyordu.
Kızlardan tek öğrenebildiğim İlhanlıların Sancarlara ait mallara zarar verdiğiydi. Ayaz’ın düşündüğü gibi yanlışlık olması için dua ettim bende.
Gülhan salondan çıktı ve geri geldiğinde elinde büyükçe bir sepet vardı. Salonun orta yerine koyunca Berfin’in ve Rojda’nın offladığını duydum.
“Hayır yenge, misafir gelecek zaten bunları çıkarma şimdi” diye isyan etti Rojda.
“Yok öyle kaytarma. Bak kaç gün oldu kaçıyorsunuz zaten” diyip sepetten renk renk ipleri çıkardı. Birkaç taneden hala şişe takılı devam eden örgüler vardı.
“Gülhan daha cinsiyeti bile belli değil”
“Az kaldı haftaya öğreniyoruz” dedi Gülhan.
“Hamile misin?” diye sordum.
“Evet” dedi ve yüzüne büyük bir gülümseme yayıldı.
“Allah sağlıkla kucağına almayı nasip etsin”
“Amin” dedi uzata uzata. Örgülerden birini alıp Rojda’nın eline tutuşturdu, diğerini de Berfin’e. İsyan etselerde pes edip aldılar.
“Sana da nasip etsin tez vakitte”
“İsteyene nasip etsin” dedim. Sancarlara torun verme fikri bile korkutuyordu beni.
“Sende küçük patik başla o zamani diyip beyaz ip ve tığ verdi elime Rojda.
Bana en sıcak davranan ve aralarına almaya çalışan Rojdaydı.
“Ben anlamam ki”
“Ne demek anlamam. Normal dümdüz basit patik ya”
“Yapmadım ki daha önce hiç”
“Hiç mi yiğenin yok?”
“Var ama örgü yapmadım ben. Kumaştan dikerim birşeyler ama şiş,tığ kullanmayı bilmem”
“Ben öğretirim sana” dedi hevesle. Öyle hevesle söyledi ki kıramadım.
Hemen yanıma gelip öğretmene başladı. Pek alışık olmadığımdan yavaş yapıyordum ve tığı sürekli parmağıma batırıp durdum. Kırk dakikalık bir savaşın ardından ilerleme kaydettim ama neredeyse her beş dakikada bir Rojda elimden alıp kontrol ediyordu. Ona ragmen acemi işi olduğu çok belliydi.
Sonunda başaramamanın verdiği sinirle attım bir kenara.
“Benlik değil, yapamıyorum ben” dedim isyanla. Gülhan yanıma oturup hala yolun çok başında olduğum patiği aldı. Patiği biraz kaldırınca Rojda ve Berfin’de gördü. Hepsi birden gülmeye başladılar.
“Gerçekten yapamıyorsun” dedi Gülhan gülerek.
Önce biraz bozuldum ama sonra patiğe baktım ve onlar gibi gülmeye başladım.
“Aman Allah korusun çocuğun ayağı inşallah böyle olmaz” dedi Rojda.
Gülhan elimi tutup çekti,
“Şuna bak kızarmış eli” dedi. Sonra avucumu biraz çevirince elimin içindeki kesiği farketti.
“Aa, bu da şimdi mi oldu?” dediğinde hemen çektim elimi. Ona göstermemeye çalışarak baktım avucuma. Kesiğin üzerinde küçücük bir kabuk vardı, eski yara olduğu belliydi.
“Yok önceden oldu” dedim. Misafirlerin geldiğini haber verdiklerinde hemen örgüleri bırakıp kalktık.
Hevi hanımın kardeşleri gelmişti ama önceki gün gelen Sancarlardan farkları yoktu. Hevi hanım önceki güne göre daha sertti. Hanımağalığını gösteriyordu herkese. Bana üstten bakmalarına müsade etmedim ama Hevi hanımınında şovunu bozmadım.
Berzanlar gelmeden yarım saat önce kalktı kadınlar. Biraz olsun dinlenebilmek için odama kaçtım hemen.
Üç abiyle büyüdüğüm için erkek gibi yetişmiştim bende. Annem kadınlarla oturmam için zorlasa da Yusuf abimle kaçar Baran abimlerin peşine takılırdık. At binmeyi, silah kullanmayı öğretirlerdi bana. Şimdi bu kadar kadın arasında kalmak yorucu geliyordu ve başım ağrıyordu.
Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım biraz. Henüz on dakika olmuştu ki telefonum çaldı. Tanımadığım bir numara arıyordu. Açtım ve,
“Dila?” dediği anda Miran’ın sesini tanıdım. Yataktan doğrulup kalktım hemen.
“Miran?” dedim sessizce.
“Nasılsın Dila?”
“Ben iyiyim ama neden aradın?”
“Merak ettim Dila, nasıl olduğunu merak ettim. O evde ne yapıyorsun, sana nasıl davranıyorlar. Aklımdan çıkmıyorsun”
“Sorun yok Miran, üstesinden geliyorum. Ama senin araman uygun olmaz artık” dedim sıkıntıyla.
Kendime evliliğimi hatırlatmak ister gibi elimi kaldırdım, yüzüğüme bakmak için.
Ama parmağım boştu, yüzük yoktu. Panikle kalktım yerimden ve etrafıma bakınmaya başladım.
“Sadece iyi olduğundan emin olmak istedim Dila. Yardıma ihtiyacın olursa ya da başka herhangi birşey..”
Yüzüğü ararken Miran’ın söylediklerinin yarısını anlaymıyordum zaten. Yatağın altına, dolaba, banyoya bakmaya başladım.
“Miran eğer Berzan aradığını duyarsa..”
“Dayanamadım Dila. Evden çıkmadın hiç, abinlerle bile görüşmedin”
“Sen beni mi gözlüyorsun?” diyince bir sessizlik oldu önce.
“Miran olmaz, uzak durman gerek. Ben artık..”
“Biliyorum Dila. Ama aklımdan çıkmıyorsun. Sanki hepsi kabus gibi. Seni hala çok sev..”
“Miran olmaz. Artık olmaz”
O cevap veremeden kapı açıldı ve Berzan girdi içeri.